ÇELİK: ARTIK POPÇULARDAN FARKLI ŞEYLER YAPACAĞIM

ÇELİK: ARTIK POPÇULARDAN FARKLI ŞEYLER YAPACAĞIM.14763
  • Giriş : 07.01.2013 / 01:23:00
  • Güncelleme : 07.01.2013 / 02:18:00

En güzel şarkılarını bir araya buluşturduğu yeni albümü Milat'la huzurlarınıza çıkan Çelik, Muaz Kalaycı'yla konuştu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:

Büyüyen Beşik

Çelik deyince Hercai gelir aklınıza önce. Dilberim'i hatırlarsınız sonra… Sonra Ateşteyim, sonra Yaman Sevda, sonra da Meyhaneci… Bu Şehirde'yi, Nazına Ölüyorum'u, Kızımız Olacaktı'yı yazmıyoruz bile!

Müziğimize kattığı eserlerle yıllarca kulaklarımızın pasını sildi Çelik. Gün geldi, onun da Milat'ı oldu. Gönüllere dokunan, âşıklara liman olan şarkılarını Milat'ta toplayan Çelik, bu albümün değerlendirmesini kendisi yapmıyor. Yorumu dinleyicilerine bırakan Çelik, Muaz Kalaycı'nın demli bir bardak çay tadında yönelttiği sorulara verdiği cevaplarla bir kez daha samimiyetini ortaya koyuyor.

İşte Çelik'in Haber Aktüel'in sorularına verdiği cevaplar… (Milat albümünün haberi için buraya tıklayabilirsiniz.)

"BUNDAN SONRA POPÇULARDAN FARKLI ŞEYLER YAPACAĞIM"

 Milat ismini verdiğiniz albümdeki şarkılar dinlenmeye başladı. Albümden bahseder misiniz?

Bir dönemin bitip, yeni bir dönemin başlaması milât… Müzikal olarak da böyle görüyorum durumu. Medya bültenimin sonunda "şarkılarım konuşsun" şeklinde bir ifadem var. Nasip olursa bundan sonraki üretimim bir popçunun yaptıklarından daha farklı olacak. Albümden bilinçli olarak bahsetmiyorum çünkü alınması ve dinlenilmesini istiyorum. Dinleyenler değerlendirirse daha güzel olacak. "Şarkılarım konuşsun" bu anlama geliyor. Ben bahsetmemeliyim albümden, albüm kendini gönüllere ulaştırmalı…

Çelik

— Çelik yeni albümde neyi aradı? Son albümde yeniliğin yanında bir de eskiye özlem görüyorum. Dinleyenler de bunu kendi anlayışıyla bağrına bastı. Bu hususta sizin düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

İlk albümden beri neyi arıyorsam onu aramaya devam ediyorum ve hala da bulamadım. Ben kendimi arıyorum. Bu arayış beni diri tutuyor ve üretmemi sağlıyor. Anlam arayışı bu. Kabıma sığamıyorum artık ben. Söylemek istediğim çok şey var ama kolayca söyleyemiyorum. Ama içim dolu dolu... Kabımdan adeta dışarı doğru taşmak, yolumu bulup kendi mecrama kendi hakikatime doğru akmak istiyorum. Kendi anlamımı bilmek istiyorum: Ben kimim? Neyim? Bu dünyadaki anlamım ve yerim ne? Tüm bunların üzerine yapılan düşünceler, beni hep ateşliyor. Eskiye özlem diyemem, yaptığım "yeni üretimlerin yayını öncesi son bir kariyer hatırlatması" diyebilirim. Dinleyenlerin özellikle akustik şarkılar konusunda internet üzerinden ve albümü alarak gösterdikleri ilgi ise beni çok memnun etti.

"ŞARKILARIN DİNLEYİCİYE KARŞI BİR SORUMLULUĞU OLMAMALI"

— Sizce şarkının dinleyicilere karşı sorumluluğu nedir ve son dönem şarkıların okura karşı sorumluluklarını yerine getirdiğini düşünüyor musunuz?

Şarkıların dinleyicilere karşı bir sorumluluğu olması kaygısından artık kurtuldum, ama böyle düşündüğüm bir süreç vardı. Çünkü bu, belli bir süre sonra bir engel oluşturmaya başlıyor. Yani; "halkın istediğini verebilme" kaygısı. Sanatçının işi, halkın ne istediğini keşfetmek. Çünkü sanatçı da o halkın bağrından çıktı. Bunu sezer, kurgular ve sunar. Halk ise bu durumda sadece değerlendirmesini yapar ve doğru olan da budur. "Sorumluluk" misyonu yüklenmiş şarkının ve sanatçı misyonu denilen şeyin bir sonuca gittiğini göremedim. 1900'lü yılların başında da barış şarkıları söyleniyordu ama iki dünya savaşı yaşadı bu dünya, hem de acımasızca. Demek ki şarkıya anlam yüklemek değil, kendine anlam yüklemek, insana anlam yüklemek esas…

"EUROVISION TARTIŞMALARI ZAMAN KAYBIDIR"

— Türkiye, Eurovision'a katılmama kararı aldı. Ancak bunu bir kısım halk desteklese de bir kısmı da desteklemiyor. Eurovision'un, yarışmak adına bir zaaf olduğunu düşünüyor musunuz?

Zaman kaybı olan bir tartışma... Bu bir eğlence, sosyal bir iletişim biçimi. Bir oyun... Zaman zaman herkes bu oyunda yer almak, kendi sevdiği ve işine yarayacak hale getirmeye çalışıyor bu oyunu ve bu normaldir de. Ama teknik müzik tartışmalarının yapılmasını ben çok komik buluyorum. Çünkü bu konuda yapılan teknik eleştiriler, gevezelikten fazlası olmayan konuşmalar.

"SANATÇI, HALKA HİZMET HAKK'A HİZMET DİYEBİLMELİDİR"

— Şarkıların amacı çok popüler olmak mıdır, yoksa halkla bir olmak mıdır?

Şarkıcının amacı popüler olmaktır, yoksa niye şarkıcı olsun ki? Ama sanatçının başka, siz şarkıcıyı sordunuz. Şarkıcı popüler olmak ister. Aksi hali kendini inkâr etmek olur. Halkla bir olmak isterse marangoz olur, simitçi olur, esnaf olur, öğretmen olur, asker olur, polis olur. Sanatçısı da dahil hepsinin adı halk ama üzerlerine yüklenen anlam değişik. Görünse de, görünmese de bir nevi üstü kapalı kast. Sanatçı olacak kişi bunu göze almalı. Sanatçı ekstrem olan kişi, uçlarda gezer, arar, aradığı bir şey var, bulamadığında yön değiştirir. Hatta sanatçı marjinal olan, toplumun istediği gibi değil kendi sezgisi ile bir adım önde olan kişi… Sanatçı kendinin kim olduğunu bilerek onurlu, dik yürüyen ama kibirlenmeyen ve "halka hizmet Hakk'a hizmet" diyebilecek kadar da münevver olması gereken kişi.

"ŞOFÖRÜMÜ EVİNE BIRAKASIM GELİRDİ"

Benim arabamın şoförü benden yaşlıydı, babam gibi geliyordu bana. Arabamın kapısını açmayı bırak, utanmasam adamı evine bırakasım geliyordu. Şöhretin o yanı bende yok mesela. Eksiğim yani, rolümü iyi oynayamıyorum. Ama oynamalıydım. Bu konuda eksiğim, yanlışım! Popülerlikse konu popülerim ama daha sanatçılık oyununu doğru oynayamıyorum işte! Buradan bakarsan konuya ben kendimi başarısız buluyorum. Bu bir bakıma iyi aslında ama bir bakıma da kötü. Cumhurbaşkanı kapısını açtırır, bu konuda bir kaygı duymaz, çünkü o devleti temsil eder. Yani rolünü doğru oynamalıdır. Ben bu konuda zayıfım. Sanırım halktan biri miyim, değil miyim ile ilgili iyi bir cevap oldu.



— Bazı yazarlar ve sanatçılar halkın cahilliğinden şikâyet ediyor. Aslında temelde suçlu olan kendileri olabilir mi? Türkiye'de aydınlar ve sanatçılar gerekli çözümlemeyi yapamıyor mu?

Yazar, sanatçı, şarkıcı, türkücü, ressam hepsine "aydın" diyelim önce ki ne anlattığımız belli olsun. O zaman sizin sorunuz; "aydınlar halkın zekasından şikayet ediyor" şeklini alır. Doğru, bunu yapıyor Türk aydını. Sorun şu ki; biz kime Aydın diyoruz? Aydın, (Türkiye'de halk arasında ya da seçim meydanında özellikle siyasetçiler tarafından çok kullanılan sözle) amiyane tabirle "halka hizmet, Hakk'a hizmet" fikrini yaşamına geçirmiş kişi olmalıydı. Yani sadece vaaz veren değil, kendisi de söylediklerini yapan kişi olmalıydı aydın. Ama yukarıdaki soru ve benim başlangıçta verdiğim cevapta bırakın halka hizmeti bir de onu küçümseme var. Aydın böyle olamaz. Biz entelektüel ile aydını karıştırıyoruz. Entelektüel, literatürü tüketir, tüketicidir yani! Aslında insanları da tüketir zaten anlayışındaki kibirle. Ne demek bu: Yani bilgiyi kütüphaneden veya internetten alır, onu birine sırf egosu/nefsi için pazarlar ve bundan haz duyar. (Aslında bir bilgiyi açıklamak pahasına benim de yaptığım bu, çünkü ben de bu bilgiyi bir konferansta duydum. Ama niyetim bir doğruyu açıklayabilmek.) Aydın ise hastalığa çare arar, çözüm üretir ve bundan kişisel olarak bir çıkar beklemez. İşte bu hizmet Hakk'a hizmettir.

"AYDIN BİRİSİNİN FERRARİ'Sİ OLAMAZ"

Aydın bilgedir, Ferrari'si yoktur çünkü bilgenin Ferrari'ye ihtiyacı yoktur. Ferrari'si olan ise zaten zengindir, Ferrasi'ni satmaz, garajına koyar ve Lombargini alır. Yani "Ferrasi'ni satan bilge"yi okuyan entelektüel halka bir şey veremez. "Ferrasi'ni satan bilge" büyük mavaldır. Bu anlamda halkı, insanı küçük gören Aydın olamaz, entelektüel olabilir ve Türkiye'de bunlardan çok vardır. Halkı suçlamalarının sebebi ise egolarının onların vicdanını örtmesinden dolayı kalp gözlerinin hakikati görmemesidir. Eğer tersi olsaydı onlara karşı vicdani bir his ile el uzatırlardı. Bu konuda halk suçlu mudur konusuna gelince; eğer halk Aydın ile entelektüeli karıştırıyorsa burada sorun var demektir. "Halk suçludur" diyemem ama halk bunun sonucunda bedel ödeyeceğinin bilincinde olmalıdır.

Her iki durumda da kimin ne durumda olduğunu anlamanın en kolay yolu toplumun yaşam biçimi tercihleri ve taleplerine bakmaktır.

Çelik Erişçi

"KİMSE AŞK İÇİN KILINI KIPIRDATMIYOR"

— Aşk ve şarkı... Son dönemde neredeyse tüm sanat alanlarında, ortaya konan eserlerde aşkın her geçen gün biraz daha fanileştirildiğine şahit oluyorum. En azından ben böyle düşünüyorum. Aşk ve şarkı... Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Günümüz değersizleştirmenin doruk yaptığı bir gün. Devran bu devran… Bu devranda aşktan söz edilebilir mi?  Ülkedeki boşanma davalarına baksan durumu anlarsın ve bunun ne denli ciddi bir çözülme olduğunu ve bizi nereye götürdüğünü düşünecek olursan dehşete düşersin. Bu dünyada da böyle… Herkes aşkı arıyor. Ama kimse aşk için kılını kıpırdatmak istemiyor. Çünkü aşk feragat ve fedakârlık ister. Biz ise birisi için değil canımızı vermek, kılımızı bile kıpırdatmayız. Benim için aşk, kutsal bir söz… Çünkü kontrolümde olmayan bir şey. Bir tür kudret bence ve ben bu kudret sözünü önemsiyorum.

Sadece kahraman yürekler aşık olabilir, aşkı yaşayabilir, geri kalan faniler (yani benim gibiler) sevgiyle yetinmek zorunda. Bunu "Doyamadım Gözlerine" isimli şarkımda yazmıştım. Bakarsanız göreceksiniz. Aşk titreşimin doruk yaptığı bir nokta. Bir tür gönül titremesi, bir frekans. Sadece bu frekans ayarlarını tutturabilenlerin gezindiği bir tür âlem.

"BENİM YOLUM BARIŞ YOLU, AŞK YOLU…"

Bir radyo düşünün, orada haz dalgasından yayın var, ego dalgasından yayın var, kibir dalgasından yayın var, öfke dalgasından yayın var... Tercih senin! Hepsini dinleyebilirsin, kimisi ise aşk frekansından yayın yapar, orayı dinler. Kimisi de aşk frekansından yayın yapılacak olan eseri hazırlar. Bu kişiye dikkat! Bu kişi kendinde var olan, başkasında olmayan kabiliyeti bilir ama bu bir "verilen" kabiliyet olduğundan, yani bir nasip, Allah'ın bir lütfu olduğundan, o kabiliyeti sahiplenmez. Yani "ben büyüğüm" demez, kibirlenmez. Ama kabiliyetinin de ne denli büyük bir güç olduğunu bilir. Toplum bu kişilere dikkat etmelidir. Bu kişiler ülkelerini her anlamda yukarıya taşıyacak olan kişilerdir. Sanılanın tam aksine, tüm aydınlanma, siyaset, kraliyet ve iktidar ya da güç sahibi erk tarafından değil, aydın olandan çıkar, oradan doğar. Aydın bunu sezgisel olarak sezer, kurgular ve proje halinde paylaşır. Bu paylaşım sonrasında iktidar, devlet, asker vs ile yasalar vasıtası ile tüm dünyaya yayılır, yayınlanır. Bu kişinin net özelliği sanatı, yani güneşi ile herkesi tümden kucaklayarak ısıtmasıdır. Ayrımcı değildir yani... Barış onun yaşam biçimi, davranış biçimi, halidir. Genel olarak röportajlarda üstü saklanarak söylenen söz, kişinin kendini çaktırmadan işaret etmesidir. O sebeple açıklayayım ki; yukarıdaki kişi ben değilim, ama ben böyle olmam gerektiğini bilen biriyim.  Benimle ilgili ideoloji yaşam biçimi yol soran herkese verilecek cevabım budur. Benim yolum barış yolu, sevmek yolu, aşk yolu…

…bitti!

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*