Çelik: Efendimiz Gibi Önce Kendi Sözlerimizi Uygulamalıyız

Çelik: Efendimiz Gibi Önce Kendi Sözlerimizi Uygulamalıyız.21769
  • Giriş : 03.11.2011 / 10:07:00
  • Güncelleme : 03.11.2011 / 10:59:56

Çelik, sanatın ve sanatçının kendi gözündeki anlamını Genel Yayın Yönetmenimiz Muaz Kalaycı'ya anlattı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:

Beşik Modelleri

Türk pop müziği sayfalarına ismi büyük ve kalın puntolarla yazılmış bir sanatçıdır Çelik. O şarkı söyledi ağladık, o söyledi sevdik, o söyledi özledik, o söyledi mutlu olduk. Bizler onu dinledikçe hep farklı yönlere kırdık dümenimizi ama o hep şarkı söyledi bıkmadan usanmadan.

Bir şarkı sözüyle kalbe dokunmanın, yüreğin odalarında hızla dolaşmanın yolunu bulan Çelik'le sanatı ve sanatçıyı enine boyuna konuştuk.

Röportaj: Muaz Kalaycı, Genel Yayın Yönetmeni

Redakte: Ayşegül Kafalı

"YETKİ ALANIMIZI AŞAN KONULARDA İŞİ YARATICISINA TESLİM ETMEK GEREKİR"

— Sizce insan cennetten kovulmasaydı cennette de sanat icra eder miydi?

Bizim insan olarak yetki alanlarımızı ve irademizi kullanacağımız alanlar vardır. Bu soru, bizim yetki alanımızı aşan bir soru aslında. Bizi aşan yetki alanlarında da 'Onu Allah bilir' diyerek işi bilene ve yaratıcısına teslim etmek bence en güzel cevap olur. Çünkü O'nun tasarımları üzerinde bir söz, fikir belirtmek yorum olacaktır. Tasarımın nasıl olduğunu bilerek yaşamayanın konuşması ise gevezelik olur.

Yüce Rab bir şey yaparken, bir şeyi yaratırken yani O'nun her ne muradı varsa onun için 'Kün' derken, O'nun ne yaptığı ile ilgili nasıl fikir yürütebiliriz ve bu ne derece doğru olur?

Biz kimiz de O'nun yaratması ile ilgili bir fikirde bulunabiliriz ve bu ne derece akıllıca bir söz olur? İşte bu anlamda da soru bizim yetki alanımızın dışında kalmış olur ve doğal olarak cevap da bizim yetki alanımızın dışında kalır.



"BİZE VERİLEN KABİLİYETLERİMİZLE BERABER YERİMİZİ DE BİLMELİYİZ"

— Müziği nasıl yorumluyorsunuz? Ne kadarı ilham, ne kadarı emek?

Müziği biraz önce ifade etiğim biçimde yorumluyorum. Biz insanların farklı farklı yetenekleri var. Biz de bize verilen yeteneklere göre kendi yerimizi bilmeliyiz. Mesela ben NASA'da çalışmıyorum, NASA'daki insan da benim işimi yapamıyor. Yani kendimizdeki hali bileceğiz. Ama bu hali de kimin verdiğini bilerek, yani Yüce Rabbin lütfü olduğunu bilerek ve üzerine kibir yüklemeyerek yapacaksın, böyle işleyeceğiz müziği.

Müziği de işte böyle yorumluyorum. Bu bağlamda da müziğin içinde 'Ben büyüğüm' demiyoruz. Çünkü büyük bir tane var ve biz de o büyüğün sistemi içerisinde kendi görev alanımızda kendi işimize gücümüze bakarız. Sohbete bu yönden başladığınız için ben de bu yönden devam ediyorum. 'Ekonomi nasıl?' deseydiniz ekonomi tarafından cevap verirdim.

"ŞU AN NE OLUP BİTİYORSA O EN İYİDİR"

— Yarının dünyasında nasıl bir müzik ortamı bekliyorsunuz?

Biz her ne kadar olan bitende kendimize göre eksiklikler görsek de olan biten her zaman yaratılan sistemin içerisindeki en iyi seçenektir.

Bu sebeple bütün olan biten hep en iyidir ve hep en iyiye doğru olacaktır. Şu anda ne olup bitiyorsa o en iyidir ve bizim seçenek ve olasılıklarımızdan daha iyidir. Bundan sonra "müziğin nasıl olacağı" sorusu için de cevap böyledir. Her nasıl olursa olsun, hep iyi olacaktır. Fakat bundan kişilerin nasıl nasiplenecekleri, o ritme ve o müziğe nasıl anlam yükleyecekleri de parçalı bulutlu bir bakıştır. Eğer siz parça tarafından bakarsanız görüntü başka bir şeydir, bütün tarafından bakarsanız başka bir şeydir. Ben bütünden bakmaya gayret eder, bütüne odaklanırım. Bu sebeple de müzik ve sanat her zaman iyi olacaktır ve başından itibaren bu böyle olmuştur.



"ELİMDEN GELDİĞİ KADAR 'BİR DAHA YAPMA!' KURALINA UYMAYA ÇALIŞIYORUM"

— Geriye dönük müzik hayatınızda sanat adına pişmanlıklarınız var mı?

Evet var. Şimdiye kadar kendi kariyerimde yapmış olduğum bütün konuşmalar, bütün davranışlarla ilgili şimdiki itidalde, şimdiki dikkatte, şimdiki ölçüde, şimdiki sabırda, şimdiki tevekkülde olabilmeyi isterdim.

Ama yirmili yaşlardaki şöhrete sen mesela 'Kadından uzak dur' dersen o yaşın enerjisi için çok zor bir söz söylemiş olursun. Yani sen o insana bir nevi "riyazet yap" diyorsun ve bu da zordur o insan için. Bir alt yapısı yoksa bunu yapamaz, o gücü ve maneviyatı kendinde bulamaz. Biz de on altı, on yedi yaşlarında konservatuardaydık, yirmili yaşlarda da şöhret olduk. O tip sürecin tamamını o cehalet ve bilgisizlikle geçirdik biz. Bilgisizlik ile cehaleti ayırıyorum ben. Bu dönemde hayatın anlamına dair bir şey düşünmüyorsun. Hayatın bir akışı var ve sen de bu akışla yürüyorsun. Hayatın akışı da doğa olayları gibi paldır küldür sürer. Bu anlamda 'Pişmanlık nerede?' diyorsanız; "yaşlılar yapabilseydi, gençler düşünebilseydi" deyimi, bu bağlamda cuk oturacaktır.

Gençlerde de icraat vardır ama düşünce yoktur, yaşlılarda da düşünce vardır ama icraatı yoktur. İktidar ise hem düşünen hem yapandadır. Bu anlamda genç de, yaşlı da iktidarsızdır.

İşte bu anlamda bu yaşa gelene kadar da çok yanlış yaptık. Bu noktada iş bir anda parçaya iniyor ve bütünsel bakamıyorsun. Parçaya inince de sen bana bir şey dersin ben sana bunun karşısında bir şey derim, sen bir taraf olursun ben bir taraf olurum. O iyi sanatçı, bu kötü sanatçı derken parçalanma başlar. Parçalanmanın olduğu yerde kavga, kavganın olduğu yerde de huzursuzluk başlar. Huzursuzluğun olduğu yerde de hiçbir şey güzel değildir. "Huzur İslam'dadır" sözüne buradan bakalım.

Diğer taraftan da iç huzursuzluklarımız, yani içimizde huzur, selamet, salimiyet, selimiyet bulamayışlarımız dışarı da yansır. Bunun için de birileriyle kavga ettiğimizde aslında kendimizle kavga etmiş oluruz. Çünkü birisi bana bir şey dediğinde ben karşımdakini hoş görürsem konu kapanabilir. Fakat hoş görmezsem konu kapanmaz ve büyür. Bunun için ikimizden birisi barış içerisinde olursa, yani aslında birisi "kendisiyle barışık" olursa konu çözülür. Sen barışık değilsen, ben barışık değilsem orada savaş çıkar. Çıktı da..

Dünyada savaşların olduğu durumlarda da anlarız ki insanlar kendileriyle olan barışıklığı kaybetmişlerdir ve biraz huzura doğru yöneldiğinde de anlarız ki insanlar biraz ders almışlar. İnsanlar bu şekilde arada bir ders alırlar ama aynı hataları yine yaparlar. Bu bir kısırdöngüdür ve ben de bu kısırdöngüleri çok yaşadım. Şimdi elimden geldiği kadar 'Bir daha yapma!' kuralına uymaya çalışıyorum.

"GELENEĞİNDEN KOPAN HAYAL GÜCÜNÜ KAYBEDER. HAYAL GÜCÜNÜN OLMADIĞI YERDE DE SANAT BİTER"

— Toplum olarak kökümüz doğuda ama bugün dallarımız batıya doğru büyüyor. Sizce Türk sanatı önümüzdeki yıllarda bir beslenme problemiyle karşı karşıya kalabilir mi? Batıya yöneliş sırasında sanatçılarımızın köklerimizi ihmal ettiğini düşünüyor musunuz?

Kök de, ağaç da, dal da bir aslında ama biz aklımızda her şeyi ayırıyoruz. Beceremedik o birliği, biz beceremedik değil; ben beceremedim. Sorunuzda yüzde yüz haklı olduğunuzu düşünüyorum. Bir farkla ki o da şöyle: Müzik adına önümüzdeki yıllarda beslenme problemiyle karşı karşıya kalınmaz, ama gıda zehirlenmesi kaçınılmaz olur. Çünkü geleneğinden kopan, hayal gücünü kaybeder.

Hayal gücünün olmadığı yerde de sanat da biter, tartışma da biter. Yani hiçbir tasarımcı, hiçbir üst düzey sanatçı bunun dışına çıkamaz, kuralı budur. Siz havasız yaşayamazsınız, sanatçı da hayal gücü olmadan yaşayamaz ve sanatçı hayal gücünü de geleneğe yaslar.

Gelenek dediğimiz şey ise senin destanındır, dinindir, mitolojik gücündür ve onu senin genetiğine yerleştirmiş olan anlayış biçimidir. Mesela bir Türk de, Hıristiyan da yüzyıllardır yaptıkları şeyleri söylerler ve Müslüman gider camisini yapar, Hıristiyan gider kilisesini yapar. İşte burada aslında sanatımızı besleyen fikrin hangi fikir olduğunu görürüz.



"GELENEĞİNDEN KOPUK BİR AKIL KULLANMA SİSTEMİ OLMAZ"

— Sürekli Batıyı örnek almak nesiller arasında bir iletişim sorunu doğurmaz mı?

Doğurur, çünkü ortada büyük bir anlayış problemi var. Örneğin internetin bilgiyi evrenselleştirdiği söyleniyor. Bilgi özgürlüğü diye bilinir ama bilgi özgürlüğü değil aslında bilgi edinmede cehalet özgürlüğü olduğu dikkatli bakılırsa görülür. Çünkü internetten yanlış bilgi pompalandığında sen internetten özgürlük kazanmazsın, özgürce cehalete gidersin ki internetteki bilginin büyük bir bölümü yanlış bilgidir.

Eğer bana Batılılaşma olarak bu yanlış bilgiyi pompalarsan ve Batıda da doğru fikir yoksa sen bana sürekli yanlış bir fikri empoze etmiş olursun. Hâlbuki çağdaşlaşmayı, cahiliyetten çıkma olarak algılarsan, doğru nerdeyse oradan alırsın. Güneş nereden doğuyorsa doğu orasıdır hepimiz için, ama Yüce Allah için yön, cihet yoktur, her yan, her yön onun yüzüdür. Yani güneş için doğu neresidir, batı neresidir?

Ben konuya yön olarak bakamam. Yüce Allah Kuran-ı Kerim'de bunu açıkça yazıyor. Bu bakımdan konu çok net aslında ve işe yön olarak bakılamaz. Medeniyetin kökü doğudadır, batıyla alakası yoktur. Doğru bilgiyi nerede görürsen tanıyabilecek kadar donanımlı isen, sen yönden bağımsız, özgür olursun. Doğu da senindir, batı da senindir.

Yanlış olan geleneğinden kopuk akıl kullanma sistemidir. Reçetesiz ilaç kullanırsan ne olursa, geleneğinden kopuk akıl kullandığında da aynısı olur. Yan etkilerini hemen görürsün, böyle durumlarda doktor ya da acil bir müdahale gerekir. Bu da meseleyi direkt bitirir ve kullananların sonunu da görürüsünüz. Demek ki süreçleri gözden kaçırmamak ve gelenekten kopmamak gerekir.

"SANATIN OLMADIĞI YERDE ÖLÇÜDEN YA DA KRİTERDEN BAHSEDİLEMEZ"

— Her gün yeni bir isimle karşılaşıyoruz ama bu isimlerle bir daha karşılaşmak nasip olmuyor. Sanatta ölçüyü mü kaçırdık? Sizce bu işe bir kriter getirilmeli mi?

Bu işin kriteri olmaz. Ruh nasıl bir şey ki kim ölçecek? Sanat, ruhlardaki hareket… O zaman nasıl ölçeceğiz ve kriterimiz ne olacak? Ölçüyü bulabilmeniz için, önce ölçebilecek bir sanatımız olmalıdır. Burada önemli olan bu soruyu sorarken ve cevaplarken neyi kriter, referans aldığımızdır.

Mesela ben bir röportajında gördüm, Haluk Bilginer; "Türkiye Zeki Müren'dir" dedi. Ne demek istedi acaba? Ölçüsü ne, kriteri ne? Referansı nereye dayanıyor? Hemen öncesinde Fazıl Say; Sezen Aksu, Orhan Gencebay, Müslüm Gürses ile ilgili onların müzikal ve teknik yetersizliklerinden bahsetti. Ne demek istedi acaba? Ölçüsü ne, kriteri ne? Referansı nereye dayanıyor?

Haber konusunda uzman gazetecilerden biri olan Cüneyt Özdemir; "Türk halkı haberlerde gerçekleri izliyor ve sonrasında dizileri izleyerek hayal dünyasına dalıyor" dedi. Ne demek istedi acaba? Ölçüsü ne kriteri ne? Referansı nereye dayanıyor? Çok daha önceleri de Aziz Nesin Türk halkının zekâ kapasitesi ile ilgili sayısal tahminlerde bulunmuştu. Ne demek istemişti acaba? Ölçüsü ne, kriteri ne idi? Referansı nereye dayanıyordu?

Bu anlamda neyi ölçü, kriter aldığımıza bakmalıyız. Sanatı anlamak için büyük fotoğrafa bakmamız gerekir. Yani Yaratıcıya bakmalıyız. Annenin kanlı vücudundan süt getiren sistemin ne olduğuna baktığında, bir şey görürsün. Burası hayal gücünün bütün sınırlarının zorlandığı bir noktadır.

Buradan baktığın andan itibaren sanatı da Onun örnekleriyle süslemen lazım. Yani olağan üstü olmalı, görkemli olmalı, ihtişamlı olmalı. Sanatın olmadığı yerde ölçü ya da kriterden bahsedemeyeceğimiz için, neyi konuştuğumuz, hangi ortamda, kimlerle konuştuğumuz yani muhataplarımız çok önemlidir.  Sanatçının muhatabı kimdir? Referansı nedir? Muhatap kimdir? Ve referansı kimdir?



"BEN İDEOLOJİK ŞARKILAR YAPTIM, AMA HEDEFE GİTTİĞİNİ GÖRMEDİM"

— Şarkının sosyal ve ahlâki bir görevi olduğunu düşünüyor musunuz? Şarkı bir ideolojinin taşıyıcısı olmalı mı?

Böyle düşünenler olabilir, yani şarkının ideolojik bir taşıyıcı olduğu düşünülebilir, ben de düşündüm. Ama taşımaz, ben taşımadığını görmüş biri olarak söylüyorum bunu, yani uydurmuyorum.

Burada bir sır var ama! Onu gözden kaçırmamak lazım! Bu şekilde iş göremezsiniz. Çünkü ben kendi inandığım doğrularla ilgili yaptım bunu. Birini küçük görerek fikir vermek istemedim. Gönlümdeki doğru fikir ne ise, onu sundum… Ama bunu yaparken karşıdaki muhatabının baktığı köşeyi kaçırabilirsin. Yani sen çok güzel düşünüyor olabilirsin, ama meseleye karşındaki muhatabın da bir bakış açısı olduğunu unutmamalısın. Kendin bir taraf seçersen, karşı taraf da oluşuyor. Kendini bu şekilde ayırdığında da söylediğin söz hiçbir anlam ifade etmiyor. İyi niyetten maraz doğabiliyor.

Bu anlamda sanat ile ideoloji yapanlara bir şey diyemem, ben yaptım ama kendi kısa sürecimde hedefe gittiğini görmedim. Bu durumda ise yapılması gereken şey; insanların kanaatlerinin ve tercihlerinin kendi gönüllerine bırakılması olduğunu gördüm. Bunlara çok dikkat etmek lazım.

"SEÇİMLERİMİZDE, İRADELERİMİZİN YÖNÜ VE BUNLARIN SONUCU BİZİM ÖDEDİĞİMİZ BEDELLERDİR"

— Türkiye'de müziğin daha geniş anlamda sanatın paraya ve şöhrete kurban edildiğini düşünüyor musunuz? Bu sorumuza evet diyorsanız bunun bedelini kim, nasıl ödeyecek?

Her yerde bu böyledir. Bir tercih söz konusudur ve bunun bedelini herkes beraber öder.

Eğer bir bedel varsa, toplumlar da dâhil olmak üzere herkes kendi iradesiyle karar verir ve bedeline katlanır. Kararlarımızı biz veririz, demokratik olarak oy kullanırız, kendi hayatımızda özgür olarak bir kız arkadaş seçebiliriz kendimize ve onunla evlenebiliriz. Bunlar doğrudur, iyidir ya da kötüdür hiç fark etmez, bunların bedelleri vardır ve biz de bunlarla ilgili bedelleri öderiz. Bu bütün dünyada böyledir. Bütün insanların seçimlerinin, iradeleri ile yön bulması ve bunların da sonucu vardır. Yani bu bedeller iradi seçimlerimizin sonucudur.

Mesela çok parfüm kullanmak istersin ve kullanırsın. İcraatın vardır, seçme özgürlüğün de vardır, güzel de kokacaksın. Bu harika bir durum. Ama ozon tabakası delinirse iklim değişikliği denen şeyi yaşarsın. O zaman kazak satan esnaf, artık soğuk olmadığından bundan etkilenir. Yüksek irade doğal bir düzen vermiştir bize ve buna pek akıl erdiremeyiz, ama akıl erdirmeliyiz bence.

Konu çok nettir aslında. Yani yaratılmış olanla ilgili genel doğallığın, natürelliğin dışında başka bir şey yapmaya başladığın andan itibaren sorun yaşarsın. Bu bedeli doğa da, insan da sana ödetir. Siz birinden borç alır geri vermezseniz, o kişi icraya gider, icra memurları da gelir sizin malınızı mülkünüzü, paranızı alırlar ve siz de aç, açıkta kalır, sefil olur bedelini ödersiniz. İşte bedel böyle bir şeydir ve her şeyin bir bedeli vardır.

"HZ PEYGAMBER EFENDİMİZ GİBİ, ÖNCE KENDİ SÖZLERİMİZİ UYGULAMALIYIZ"

Bütün bunlar genel olarak bizim seçim ve iradelerimizle ilgilidir. Mesele tamamen kendimizle ilgili yani. Ben Çelik olarak önce kendimi düzeltmeliyim sonra seni düzeltmeye kalkmalıyım. İşte sanatta ideoloji derken eksiklik anlamında bu noktayı kastetmiştim. Ben ham iken 'oldum' dedim, pişmeyi bile akıl edemedim! Ham olmak böyle bir şey, haddini bilemeyebiliyorsun?

Bu konuda hicap duyuyorum ama yine tövbe kapısından başka sığınacağım bir yerim yok.

Biraz evvel sorduğunuz "hata yaptığım" yer işte burası. "Düzelt" diyorum; bir tip yüksek ego ya da tasavvufi dil ile çok aşağılarda bir nefis alanından, ama dönüp kendime bir baktım ki benim kendimi düzeltmem için bir ömür var ama ben ömrün büyük bir kısmını geride bıraktım ve şimdi bir senedim yok bir gün daha yaşayacağıma dair?

Bu yakıcılık insanı bitirir! Sen kendini düzeltmeden başkasına yönlendirme yapmaya kalkarsan işte o ideoloji olmuyor. Asıl problem de burada. Ben buradan şunu anladım; kendi fiillerini kendisi uygulamayan yani kendi sözlerini kendisi uygulamayan kişi dışarıya bir şey söylerse olmuyor, o söz çalışmıyor.

Ben başkalarını karıştırmadan kendime bakmalıyım, önce kendi dediğimle uyuşacağım, özümle sözüm bir olacak. İşte o zaman eğer bir hak ediş varsa söylenir ve ona uyulur.

"VERİLEN CEVAPLAR NE OLURSA OLSUN ÖNEMLİ OLAN KURULAN İLETİŞİMDİR"

— Facebook gibi sanal mecralarda da sizi görmek mümkün. Onların yazdıklarına cevap veriyor musunuz?

Gerektiğinde cevap vermeliyiz. Bu çok önemli değil, önemli olan benim orda iletişim kurmamdır. Yani orda bana ters cevap verilmiş olmasına bakmam, ben de ters bir cevap verebilirim. Ben de insanım ama esas olan muhatap almak ve muhatap alınmaktır.

Ben birini muhatap alıyorsam, o da benim doğru bir insan olmadığımı söylüyorsa, cevap vererek iletişimi kurar serbest atış alanı bırakmam. Bu sebeple iletişimi doğru buluyorum. Herkesin özgürlüğü bir başkasının sınırında biter. Herkes her şeyi yapabilir ama bir başkasına dikte ettirmeye çalıştığında problem çıkar. Hiç kimse gönlünün istemediği bir şeyi zorla yapamaz, yaparsa da problem olur ki iş, doğasında gerçekleşiyor gibi görünse de gerçekleşmez aslında.

…bitti!

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious