CHP lider adayı Umut Oran'dan 10 milyon oy garantisi

CHP lider adayı Umut Oran'dan 10 milyon oy garantisi.9159
  • Giriş : 14.04.2008 / 12:02:00
  • Güncelleme : 14.04.2008 / 12:15:02

CHP'de Genel Başkanlık için Baykal'ın karşısına dikilen en genç aday Oran'dan çarpıcı açıklamalar...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Mine Şenocaklı'nın röportajı

Hiçbir şey yapmadan 2007 seçimlerinde 7.3 milyon oy alan bir sosyal demokrat partinin genlerine güveniyor önce... Sonra kendi girişimci ruhuna... Eğer ki CHP Kurultayı’nda yüzde 20’lik delege barajını geçip genel başkan olursa çok çalışacak... Hedefi ilk genel seçimlerde CHP’ye 10 milyon oy kazandırmak... Umut Oran, AKP’yi muhalefet koltuğuna oturtabileceğine gerçekten inanıyor. Peki ya Baykal faktörü? Oran’a göre Baykal’a en çok yakışacak, bir o kadar onurlu bir koltuk var: CHP onursal başkanlığı!

O genç yaşta girişimciliğiyle kendini ispatlamış bir işadamı. Şimdi bu girişimci ruhu CHP’ye taşımak için kolları sıvadı. Genlerinde sosyal demokratlık var. Buna bir de CHP için taze kan olacak girişimci ruhu ekleyin. Üstüne de rekabet deneyimini... Umut Oran, bu kez AKP’ye karşı kullanmak istiyor bu deneyimini... Zira bu iktidarın Türkiye’yi uçuruma sürüklediğine inanıyor. ”Şu anda Türkiye’de hem sosyal, hem siyasi, hem ekonomik, hem de güvenlik krizi var. AKP, Türkiye’yi yönetemiyor. Türkiye hızla uçuruma doğru ilerliyor. Ama AKP ülkeyi yönetemediği gibi muhalefet de çözüm üretemiyor. Siyaset artık Türkiye’nin gelişmesinin önünde bir tıkaç gibi. Bunun adı tıpta ‘ritm bozukluğu.’ Yani nabzınız bir 50, bir 110 atarsa, her an damarlarınızdan bir parça kopup sizi komaya sokabilir. Biz de şimdi böyle her an komaya girecekmiş gibi yaşıyoruz. Bu kaostan bir an önce çıkmamız gerekiyor.”

Baykal, 6 yılda bir kez Diyarbakır’a gitti...

Başbakan Erdoğan, her ne kadar ’Ekonomi tıkırında’ dese de Oran, hiç de öyle düşünmüyor. ’Bu ülkede 12 milyon insan günde 1 dolarla yaşamaya çalışıyorsa, 500-600 bin insan aç yatıyorsa, 5 milyon insan da işsizse bu tümüyle yalan’ diyor. Bir başka düşüncesi daha var ki Oran’ın, pek çok CHP’li bunu hayal gibi görüyor: “CHP son genel seçimlerde çalışmadan 7.3 milyon oy aldı. Biraz çalışsa ilk genel seçimlerde 10 milyon oya ulaşır. Bu da yüzde 40’la iktidar olmak demektir” diyor... O çalışmaya zaten alışık. Peki ama CHP’de çalışmak, genel başkan olmaya yeter mi? Çok objektif Oran, “Hiç de kolay değil” diye başlıyor söze ve devam ediyor: “Yüzde 20’lik bir delege barajı var. Düşünsenize, yüzde 10 seçim barajını eleştiren bir sosyal demokrat partinin başkan adaylığı barajı yüzde 20! Yani, 1.213 delegenin yüzde 20’sinin bana ‘evet’ demesi lazım. Zaten bu barajı aşarsanız genel başkan olma yolu da açılır.” Ama o zorluklara da alışık... Tıpkı sektöre adım attığında, ’Sıfır çek karnesiyle’, yani zerre sermayeyle ilk ihracatını yapması gibi... Bu kez hiçbir şey yapmadan 7.3 milyon oy alan bir CHP’nin patronluğuna soyunuyor. Halk, çek almadan oy vermeye hazır. Eğer ki sosyal demokrat bir partiye yakışır bir atılım yapılırsa, açıktan oy vermeye de... Umut Oran, çok şanslı anlayacağınız. Yeter ki girişimci ruhuna delegeler de inansın...

Gerçekten CHP 10 milyon oy alabilir mi?
Siz, doğru sosyal demokrat açılım ve ekonomik kalkınma politikası ortaya koyarsanız neden olmasın? Bu parti tek başına iktidar olur. Şu anda CHP’nin nasıl bir parti olması lazım? Çok güçlü, projeleri olan, iktidar olmayı isteyen, işi-aşı düşünen, bireysel hak ve özgürlüklere saygılı, daha adil bir demokrasi anlayışı içinde bir siyasi parti olması lazım. Eğer CHP böyle bir açılım yaparsa Türkiye’nin de önü açılır. Siz hiçbir şey yapmadan, iktidar olmayı hedeflemeden, Türkiye’deki halkın öncelikleri ve gündemini dikkate almadan, çalışmadan 7,3 milyon oy aldıysanız eğer, çalışırsanız, Türkiye’nin önünü açacak çözümler üretirseniz, projeler ortaya koyarsanız oyunuz en az 10 milyon olur. Ama siz bütün bunları yok sayıp, sisteminizi 1.213 delegeye göre kurmuşsunuz. Bunların organizasyonu, bunların belirlenmesi, bunların atanması... Delegelerin hepsini merkez atıyor, üyeler seçmiyor. Mevcut yönetimin bütün hedefi de, bu kurultayın iktidarı oluyor. Ben de şunu söylüyorum, Kurultay’da yeni bir aday için yüzde 20’yi geçmek çok zor. Çünkü oyunu kuran, oyunun kurallarını belirleyen ve oyunu yöneten bugünkü yönetim. Ama iddia ediyorum, genel başkanlık seçimleri, CHP’ye oy vermiş olan 7.3 milyon seçmenin huzurunda yapılsa, mevcut yönetim kendi koyduğu yüzde 20 barajını asla geçemez.

Yüzde 20’lik barajı benim geçmem de zor diyorsunuz. Ama yine de adaysınız...
Benim çıkışım bir anlamda bir isyandır. Birilerinin ezberi bozması lazımdı, kral çıplak demesi lazımdı, bu oyunu bozması lazımdı. Hem Türkiye için, hem CHP için... Burada ben delegenin sağduyusuna ve değişim isteğine güveniyorum. Ve onların önsezisine, öngörüsüne bırakıyorum kendimi!

“Delegelerin arasından da isyan edenler vardır“ diyorsunuz, o zaman?
Var, zaten davet eden de onlar. Sonuçta ben kendi kendime akşam yattığımda, yarın sabah CHP’ye genel başkan olayım diye düşünmedim.

Ya Baykal’ın haberi varsa o delegelerin kimler olduğundan? Önlem almaz mı?
Varsa, zaten onlar ileriki dönem olmayacaklar, çizilecekler. Öyle bir sistem bugünkü.

2009’un Mart’ında yerel seçimler var. Dolayısıyla bu delegelerle pazarlık yapılıyor olamaz mı?
Tabii ama delege ömür boyu muhalefet olmak istemiyor, iktidar olmak istiyor. Türkiye’nin kötüye gittiğini görüyor, çalışmadan, yorulmadan bir şeye ulaşılamadığını da anladı... Artık bu partinin bir değişime, yeni bir akla, yeni bir ruha, yeni bir umuda ihtiyacı var. CHP’nin çok önemli temel değerleri var; sol gibi, eşitlik gibi, özgürlük gibi, 6 ok gibi, bu ülkeyi yoktan var eden ve bu partiyi kuran aziz Atatürk ve silah arkadaşlarının olağanüstü özellikleri gibi... Bir şekilde bu partinin; iç barışı sağlayarak, bütünleşerek, kucaklaşarak iktidar olmayı hedeflemesi ve Türkiye’yi kurtarması lazım.

Baykal gerçekten iktidar olmak istemiyor mu? Erdoğan bunu her vesilede dile getiriyor...
Genel başkan için böyle bir şey söylersek haksızlık etmiş oluruz ama eyleme baktığımız zaman iktidar olmanın gereğini de yerine getirmiyor. Son yerel seçimlerde, 3 bin 800 beldeden, yaklaşık 1.400’ünde başkan adayı çıkartamamış bir parti CHP. Anadolu’da 40 ilde yok. 6 yılda bir kere Diyarbakır’a gitmiş yönetim.

Ama Doğu ve Güneydoğu’da CHP’ye çok büyük bir tepki var biliyorsunuz...
O sorun giderilebilir. Siz yeter ki gündeminize alın. O tepkiyi kırabilirsiniz. Tepkinin nedeni bölge insanının sahipsiz bırakılması. Bir tarafta dini temelli AKP var, diğer tarafta etnik kimliği kullanan DTP var, öbür tarafta da terör var. CHP sahip çıkacak; Türkiye’yi hem dini temelli siyaset anlayışından, hem etnik kökenli siyaset anlayışından kurtaracak olan tek parti o çünkü... Bölgede, hem kimlik sorunları, hem de ekonomik sorunlar birlikte ele alınmalı. Eğer sorunlara samimi ve sahici yaklaşılırsa, sosyal ve kalkınma eksenli projeler hayata geçirilirse bir çözüme ulaşılabilir...

Yüzde 20 barajını aşan Kurultay’dan galip ayrılır

Peki diyelim ki yüzde 20 barajını aştınız...
Belirttiğim gibi şu anki mevcut yapısıyla bu yüzde 20’lik barajı yeni bir adayın geçme ihtimali zor. Ama eğer bir aday yüzde 20 barajını geçerse Kurultay’dan galip ayrılır.

Nasıl?
Çünkü sonraki oylar kapalı veriliyor... Delegeleri merkez atıyor ama bir yandan da delegesine güvenmiyor. İl ve ilçe başkanlarına güvenmiyor. Parti Meclisi’ni ve Merkez Yürütme Kurulu’nu oluştururken delegelerin değerlendirmelerini dikkate almıyor, onları yok sayıyor. Oysa yönetimin delegeye güvenmesi lazım. Genel Başkan’ın parti üyesini ve delegesini her şeyin üstünde tutması lazım.

Liderlerin geleceğini delegeler değil, performans kriterleri belirlemeli

Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin hep sosyal sorumlulukla hareket eden başkanları oldu. Nur Ger, Mahmut Abra, Hasan Arat, Turan Sarıgülle, İsmet Özcan... Ve hep de belli bir çizgi takip edildi... Güç birliği yapıldı...
İşte siyasette olmayan, en önemli şey bu... Geçmişinizden kopmayacaksınız. O tecrübelerden, edinimlerden mutlaka faydalanacaksınız.

Mesela?
TGSD 33 yıllık bir dernek ve bugün bir tek Nuri Akın yok aramızda. Biz hâlâ eski başkanlar her 3 ayda bir toplanıyoruz. Mutlaka her hafta birbirimizi arıyoruz. Bugünkü Başkan Ahmet Nakkaş’a birtakım fısıltılarda bulunuyoruz: “Şuna dikkat et. Bunu öncelikle ele al” diye... Bu siyasette olmayan bir şey. Bir başkanın en önemli görevi, kendisinden sonra gelecek olanı yetiştirmek, seçilmesine katkıda bulunmak olmalı. Bu, o kurumun başarısı ve ilerlemesi için çok önemli. Bizde o gelenek var. Siyasette olmayan bir gelenek daha var aslında. 2 yılda bir başkanlık değişir mutlaka.

Mutlaka?
Mutlaka. Ama bu bir tek benim dönemimde bozuldu aslında... Görev sürem bittikten sonra 2 yıl daha başkan olmamı istediler. Tüzüğümüz buna müsaade etmiyordu, tüzük değişikliği yapılması gerekiyordu. Ben gerek olmadığını söyledim, ama ısrar ettiler. Çünkü 2004 yılı sonuydu ve 2005’in Ocak ayı bizim için çok önemliydi. Çünkü kotalar kaldırılıyordu. Ben de o zaman uluslararası başkanlık görevlerimden dolayı Dünya Ticaret Örgütü ile müzakereleri yürütüyordum. TGSD yönetimi ve eski başkanlar bu zor süreçte benim göreve devam etmem gerektiğini ifade ettiler.

Kopukluk olmasın diye?
Evet. Ama tabii ki keyifli bir şey başkanlık, bırakmak istemiyorsunuz doğal olarak ve bir gerekçe de bulunuyor sonuçta. O zaman Genel Kurul’da teşekkür konuşmasında dedim ki, “Tamam Türkiye için zor bir yıl, ama ben bu yeni dönemin 1 yılını kullanacağım, sonra görevi yeni başkana devredeceğim. Ona, eski başkan sıfatıyla tam zamanlı yardım edeceğim.” Çünkü aksi demokrasiye ters. Zaten şu anda da yine başkanlık süresi 2 yılla sınırlı.

İlla parti başkanı olmak gerekmiyor değil mi, koltuğu sevmek için...
Evet... Aslında siyasette de performansa bağlı olması lazım liderliğin. Yani iki dönemden sonra performansa bakılması lazım. Bakın ne yaptı Tony Blair, üçüncü döneminin yarısında yerini Gordon Brown’a bıraktı.

Üstelik de 3 kez peş peşe seçim zaferi yaşayan ilk İşçi Partisi lideri olarak tarihe geçmesine rağmen...
Evet... Ama niye bıraktı? 1.5 sene sonra yapılacak seçimlere Tony Blair ile gidilirse partinin oy kaybedeceği görülüyordu. Bence olması gereken şey bu; çünkü üretim gücünüz bir yere kadar, üstelik daha sonra o ilk heyecanınızı da kaybediyorsunuz ister istemez. Çok fazla başkanlıkta kaldığınız zaman yıpranmaya başlıyorsunuz. Ekonomide ”İşletme körü“ derler ya, siyasette de bu böyle oluyor aslında.

Sosyal demokrasiyle iş gücünü birleştireceğim

Hangi lidere kendinizi daha yakın hissediyorsunuz? Ecevit, İnönü, Baykal?
Üçü de değerli insanlar; ama ben başka bir ekolüm, başka bir kültürüm. Üstelik iş dünyasından geliyorum, sadece ideolojiden değil... İdeoloji ile işgücünü, emek gücünü birleştiriyorum. Yani benim söylemim başka, ezberim de başka. Ben seçilirsem kuralları baştan koyacağım, parti içi demokrasiyi getireceğim. Başkan’ın seçimi performansa bağlı olacak. İki dönem başkanlıktan sonra performansa bakılacak. Üç bağımsız kurul sizi ölçecek, anketini yapacak. Eğer ikinci dönemden sonra performansınızda düşüş varsa, öyle seçimi filan beklemeye gerek yok, bu partinin geleceği için koltuğu bırakacaksınız. Sizin ondan sonraki göreviniz başkan adaylarını yetiştirmek olacak. Çünkü baştaki adam yanlışsa o parti biter.

Türkiye’de siyaset 1990 model!

SİYASETİ değiştireceğiz. Bizim özel teşebbüsümüz de, kamu ekonomimiz de, teknolojimiz de global çağa uygun, ama siyasetimiz en fazla 1990 model. Bu yüzden işe önce Siyasi Partiler Kanunu ve seçim sistemini değiştirerek, dokunulmazlıkları kaldırarak başlamak gerekiyor. Bu anayasa değişikliğinden bile öncelikli. Çünkü aksi takdirde karar vericileri kontrol edemiyorsunuz, onları değiştiremiyor, hizmet ve proje üretmeye zorlayamıyorsunuz... Parti içi demokrasi olmadığı sürece Türkiye’yi siyasi krizlerden kurtarmak mümkün değil. Bence şu anda Türkiye’yi krize sokan bütün siyasi aktörlerin ve onları besleyen tüm sistemin değişmesi gerekiyor. Bu CHP için de geçerli!

Sıfır çek karnesiyle başarı öyküsü yazdı

GERÇEKTEN bir başarı öyküsü arıyorsanız, işte size Umut Oran’ın bu noktaya gelişinin hikâyesi: 1963’te anne ve babasının tıp ihtisası sırasında Almanya’da doğdu. Saint-Benoit Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. 1973-88 yılları arasında İstanbul’un pek çok amatör takımında ve Galatasaray Genç Takımı’nda kaleci olarak Futbol oynadı. İş hayatına Bozkurt Mensucat’ta asgari ücretle satış elamanı olarak başladı... Beş yıl sonra, sıfırdan kendi şirketini kurdu. 2002’de Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı seçildi. Aynı yıl Dünya Hazır Giyim Federasyonu, 2006’da da TOBB Türkiye Konfeksiyon ve Hazır Giyim Sanayi Meclis Başkanlığı görevlerine getirildi. Aynı zamanda Bolu Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı... ’Anadolu’da Yatırımı ve İstihdamı Teşvik Projesi’, ’UFUK 2010 Projesi’gibi çalışmalara imzasını attı. Türk özel sektörünü, Dünya Ticaret Örgütü, Avrupa Komisyonu ve ABD Dış Ticaret Bakanlığı’nın da yer aldığı çeşitli platformlarda temsil etti...

Anadolu, hazır giyimi onunla tanıdı...

Sıfır sermayeyle atıldığı tekstil sektöründe gerçekten bir mucize yarattı Umut Oran. Sadece kendi firmasını 20 milyon euro’luk ihracata taşımakla kalmadı, hazır giyim sektörünün en önemli yapısal sorunlarından birine de çözüm getirdi. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin başkanıyken tüm Anadolu’da örgütlendi. Amacı, hazır giyim sektörünü Anadolu’ya yaymaktı. Sonuç, tam bir başarı öyküsü oldu. O güne kadar dört ilde yoğunlaşan hazır giyim sektörünü, pek çok ile yaydı. Nasıl mı? İstanbul, İzmir, Denizli ve Bursa’da yüzde 91 gibi müthiş bir ağırlığı olan sektörden, Anadolu’ya yüzde 23’lük bir pay taşıdı. Öncülüğü de kendi yaptı. 1996’da 600 kişiye iş yaratan fabrikasını Bolu’da kurdu... Sloganı ‘Anadolu’da yerinde iş, aş, sosyal barış’tı! Kısacası Umut Oran, Türkiye’nin lokomotif sektörünün Anadolu’ya yayılmasının mimarı oldu. Belki işe başlarken parası yoktu, ama en az o kadar önemli başka bir sermayesi vardı; insan ilişkileri... Bu sayede üç aylık vadeli mal alabildi. Kendi deyişiyle ’sıfır çek karnesi’ ve sadece üç kişiyle kurdu Domino Tekstil’i...

VATAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious