CHP lideri Baykal: "Ergenekon siyasi hesaplaşmadır"

CHP lideri Baykal:
  • Giriş : 03.07.2008 / 13:20:00

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Parti Meclisi (PM) toplantısı öncesinde açıklama yaptı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Ergenekon'' soruşturması sürecinin ''bir yargı süreci değil, bir siyasi hesaplaşma süreci olduğu izleniminin giderek kök saldığını'' savunarak, ''Siyasetin ve hukukun bir cadı kazanının içine çekilmekte olduğunu görüyoruz'' dedi.

Baykal, Parti Meclisi (PM) toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, ''toplumun temellerinin, hukuk sisteminin özünün, kökünün çok ciddi bir ayrışmaya, çatışmaya doğru çekildiğini'' savundu.

''Bunun çok ağır bir tablo olduğunu'' ifade eden Baykal, ''Türkiye'de siyasi rejimin çökmekte olduğuna ilişkin dışarıdaki basında değerlendirmeler yapılmaya başlandığını'' söyledi.

"SİYASET VE HUKUK CADI KAZANININ İÇİNE ÇEKİLİYOR"

''Türkiye'nin 5-6 yıllık AK Parti iktidarının ardından böyle bir manzarayla karşı karşıya kaldığını'' öne süren Baykal, şöyle konuştu:

''Siyasetin ve hukukun bir cadı kazanının içine çekilmekte olduğunu görüyoruz. Bu vahim tabloyu çok iyi değerlendirmemiz lazım. Yaşanmakta olan gerginliği birden bire çok yukarı düzeye çeken temel olay, hiç şüphe yok ki son günlerde bir soruşturma vesilesiyle toplumun çeşitli kesimlerine yönelik, yaygın, kapsamlı, toplu gözaltına alma olaylarının ortaya çıkmış olmasıdır. Bu tablo eğer gerçekten bir hukuki soruşturmanın, bir yargı incelemesinin, adli sürecin gereği olarak, adli yetkililerin kendi takdirleriyle, 'olayın akışının icabıdır' diye bu noktaya gelinmiş olsaydı, hiç şüphe yok herkesin bunu saygıyla karşılaması söz konusu olurdu. Ama toplumumuzda büyük kuşku var. Bu kuşku, yaşanmakta olan sürecin bir yargı süreci, bir adalet süreci olmanın ötesinde bir siyasi hesaplaşma süreci haline dönüştürülmekte olduğuyla ilgili kaygıdan kaynaklanmaktadır."

Siyasetin kendi zemini üzerinde bazen gerginleştiğini, bazen çatışma yaşadığını, bunları doğal karşılamanın mümkün olduğunu ifade eden Baykal, sözlerine şöyle devam etti:

''Ama adalet zemininin siyasi çatışmanın, siyasi çekişmenin, siyasi hesaplaşmanın, siyasi misillemenin, siyasi intikamın arenası haline dönüştürülmesi, sadece siyaseti değil, adaleti, hukuku ve devleti de çok ciddi şekilde sarsar. Bugün maalesef bu kaygı giderek toplumumuzda yaygınlaşmaktadır.

Böyle bir izlenimin ortaya çıkmasının altında, Başbakan'ın toplumumuzda yaşanmış olan çeşitli olaylar konusunda takındığı tavır en belirleyici unsur olmuştur. Danıştay cinayeti, Türkiye'de siyaset ve hukukun ilişkisi bakımından çok önemli bir olay olarak ortaya çıkmıştır. Danıştay cinayetinden sonra hiçbir incelemeyi, soruşturmayı belgelendirmeyi gerekli saymadan, Sayın Başbakan'ın ve bakanların 'bu olayın bir derin bir komplo olduğu, bu komplonun içerisinde hatta anamuhalefet partisinin genel başkanının bulunduğu' iddiası ortaya atılmıştır. Cinayetten hemen sonra bu söylenmiştir. Bunu sorumsuz bir siyasi değerlendirme olarak anlamak mümkün değildir."

DANIŞTAY CİNAYETİ KOMPLO DEĞİL

CHP Genel Başkanı Baykal, Danıştay cinayetinin herhangi bir komployla ilişkisinin olmadığının, müstakil hareket eden bir kişinin işlediği bir cinayet olduğunun ağır ceza mahkemesi tarafından karara bağlandığını belirterek, bu kararın ciddi bir rahatsızlık yarattığını savundu.

Baykal, şunları kaydetti:

''Yani mutlaka bunun bir komplo olduğunun mu ortaya çıkması lazım? Yani, 'bir vatandaş Türkiye'de tek başına böyle bir cinayet işleyemez' diye mi düşünüyor iktidar? Buralardan başladı... Bir süre sonra Ümraniye'de ortaya çıkan tablo, var olduğunu düşündükleri komplonun bir çıkış noktası olarak kullanabilecekleri ve giderek yaygınlaştırarak çeşitli bağlantılarıyla Türkiye'de bir büyük hesaplaşmanın dayanak noktası haline dönüştürebilecekleri bir konu olduğu anlayışı onlara egemen oldu. Siyasileri ne ilgilendirir, Ümraniye'de bir çete yakalanmış. Gereğini yapacak yargı, bırakın yapsınlar. Hayır, siyasiler bu konuda çok yakın bir ilgi içinde birbiri ardına çok önemli değerlendirmeler yapmaya başladılar.

Bu çerçevede, iktidar çevreleri Ümraniye'deki çeteleşmeyle ilgili olarak derin bir komployu kanıtlamak amacıyla sistematik bir yayın yapmaya başladılar. Sanki onlar biliyorlar, savcı bilmiyor, emniyet güçleri bilmiyor ama oradaki olayın Türkiye'deki başka birtakım çeteleşmelerle bağlantılı olduğu, bu bağlantıların üzerinde de bir merkezi üst çetenin bulunduğu anlayışına dayalı olarak sistematik bir yayın kampanyası, AKP'ye yandaş medya tarafından sistematik olarak sürdürüldü.

Bu çerçevede, o zaman Dışişleri Bakanı olan Sayın Gül, 'çeşitli çete oluşumlarının bulunduğunu ve bunların arasında güçlü bir irtibatın var olduğunu' açıkça ifade etti. Özel olarak da 9 Temmuz 2007'de Dışişleri Bakanı olarak bir yemekte gazetecilere 'Ümraniye soruşturmasına dikkat edin, o iş çok büyüyecek' dedi.''

Baykal, 2008 Ocak ayından itibaren soruşturmanın yeni bir hız kazandığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''23 Ocak 2008'de Başbakan Erdoğan, 'çeteler ve örgütlü suçlara karşı kararlı bir süreci başlattıklarını, İstanbul'da yapılan operasyonun yürütme ve yargının güzel bir işbirliği içinde yürütüldüğünü' söyledi ve operasyonda görev alan güvenlik güçlerini başarılarından dolayı tebrik etti.

29 Ocak 2008'de Başbakan partisinin grup toplantısında Ergenekon operasyonunu yorumlarken, 'gizli ajandaları olanlar birer birer ortaya çıkarılmıştır, ülkemize asla yakışmayacak provokasyonları birer birer çözüyoruz, hukuk devletinde karanlık odalar, komitalar yoktur' dedi ve 17 Şubat 2008'de daha önce söylemiş olduğu gibi, 'Başı var, Ümraniye olayında bize yardımcı olursanız ortaya çıkaracağız' diyor. Yani 17 Şubat'ta ne olduğunu biliyor da ortaya çıkaramamış? Daha baş görülmemiş. O başın, 17 Şubat'ta, kim olduğunu bilmiyor. Bir baş lazım o senaryoyu işletebilmek için, 'eğer yardımcı olursanız o başı çıkaracağız' diyor. O başı biliyor 'ama hala bürokrasinin içinde ayak direyenler var. Bunlar da cımbızla ayıklanacaktır ve bu işi sonucuna götüreceğiz. Biz kararlıyız.' Ocak 2008'de bunu söylüyor. 'Bunlar, iktidara gelmeden önce bizim yaptığımız tespitlerdi. Bunları ortaya çıkarma gayreti içerisindeyiz' diyor. O gayretin yeni aşamasına geldik.

Savcının olayın şartları içinde tespit ettiği hukuki bağlantılar, irtibatlar sonucu değil, Başbakan'ın daha iktidara gelmeden önce tespit ettiği istikamette yeni bir aşamaya gelindiği anlaşılıyor. Bütün bunlar, olayın nasıl siyasal bir motivasyonla, bir temel siyasi yönlendirmeyle, teşhisle ele alınmaya başlanmış olduğunu bize gösteriyor. Bu olay böyle saf, pür bir adli süreç içinden geçmedi. Gazetelerde, 'falan gün şu tutuklanacak, şimdi sıra buna geldi' haberleri artık günlük olaylar haline geldi. Belli bir medya grubu, bu konuda öyle anlaşılıyor ki adli mercilerle yakın işbirliği içinde çalıştı. Böyle hukuki bir süreç işletilebilir mi, hukuku mu arıyorsunuz, siyasi bir yönlendirme mi yapmaya çalışıyorsunuz? Bu ayrımlara hiç dikkat edilmemiştir. Olay, kamuoyunu yönlendirme, siyasi bir hedefe doğru bir teşhis yapılmasını sağlama amacıyla sistematik olarak medya tarafından kullanılmıştır. Medyayla yakın işbirliği içinde bu işi götürmüşlerdir.

ERDOĞAN'A YÜKLENDİ

Salı günü Başbakan, 'olayın sonuna geldik' diyor. Sana ne? Seni ne ilgilendirir? Sen, savcılık adına açıklama yapmakla yükümlü basın sözcüsü müsün? İddianame hala yok, bize 2 bin 500 sayfa iddianame olduğu söyleniyor. Kaç sayfa olduğu belli ama iddianame ortada yok. Bir süre önce, Avrupa Parlamentosu'ndan (AP) bir karar tasarısı çıkartıldı, tasarıda, 'Ergenekon davası mutlaka en kısa zamanda kapsamlı bir şekilde incelenmeli, sonuçlandırılmalı ve hedeflere ulaşılmalıdır' diyor. Ortada iddianame yok, daha hukuk süreci gerçek manada başlamamış.

AP gibi ciddi bir organın Türkiye'deki bir siyasi tartışma konusunu, 'derhal sonuçlanmalıdır' noktasına kendisini nasıl getirdiğini anlamak mümkün değil. Dava daha açılmış değil, iddianame ortada yok, kapsamı belli değil, böyle hükümler verebiliyor.''

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious