CHP-MHP koalisyonu mümkün mü?

CHP-MHP koalisyonu mümkün mü?.8850
  • Giriş : 15.07.2007 / 08:15:00
  • Güncelleme : 15.07.2007 / 02:14:48

Ülkede uzun bir süredir CHP-MHP koalisyonundan bahsediliyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Rivayet ortalıkta ravileri tarafından dolaştırılıyor, karar verecek asıl irade sahiplerinin ise herhangi bir açıklaması yok. Eğer bu iki parti bir koalisyona hazırlanıyorlarsa, en azından bu yönde bir kararın ve iradenin doğrudan genel başkanlar tarafından olmasa dahi parti sözcüleri tarafından dile getirilmesi lazım değil mi?

İki kişinin bir araya gelmesinden bahsetmiyoruz, iki partinin, iki kesimin, iki farklı toplumsal kitlenin ortaklığından söz ediyoruz. Bunun parti tabanlarına yönelik bir psikolojik hazırlığı gerekmez mi?

Son yirmi yıldır Türkiye'de seçmen kitleleri ılımlı hale geldi, farklı fikirlere ve siyasetlere karşı hoşgörüsü arttı. Dün koalisyon yapmayı bırakın bir araya gelip iki kelime konuşmayacak olanlar bugün engin bir müsamaha ile davranıyorlar. Ayrıca parti tabanlarındaki kararlı seçmen sayısı da azaldı. Bugün filan partiye oy veren kişi yarın bambaşka birisine yönelebiliyor, siyasi kanaatlerini bir iman biçimi olarak değerlendirmiyor.

Keza ülkenin şartları değişiyor, buna paralel partiler ve onların görüşleri değişiyor. 1999 yılında DSP, MHP, ANAP arasında bir koalisyonun yapılabilmesi bu anlamda önemli bir örnek. Burada DSP'nin CHP'ye göre "merkez sağ" dediğimiz o coğrafyadaki karşılığının daha farklı olmasının büyük rolü var. Rahmetli Ecevit milli gururumuzu okşayan, daha da önemlisi dik duruşun canlı bir örneği olan Kıbrıs harekâtının "fatihi"ydi, muhafazakâr kodlarla çelişkisi CHP kadar derin değildi, seçkinlerle ittifak yapmak yerine halkı esas almak yönünde ciddi bir eğilime de sahipti. Ecevit de laikti, ancak onun anladığı laikliğin CHP tarafından temsil edilen ve özellikle son dönemde ülkedeki siyasi yarılmanın temel eksenlerinden birisi haline getirilmek istenilen laiklikten hayli farklı olduğunu millet hissediyordu. Merve Kavakçı olayını paranteze alırsak, bu manada milleti rahatsız eden bir tavır yoktu DSP'de. Ayrıca milliyetçiliğin o geniş coğrafyasından pay almış bir partiydi, bu alandaki ortaklık da yine koalisyonu kolaylaştıran bir unsurdu. Galiba bir de şu vardı; seçmenler farklı siyasetleri tercih etseler de Ecevit'in "dürüstlük, yerlilik, demokratlık" özelliklerini olumlu buluyor, onu biraz da partiler üstü bir figür gibi görüyorlardı. 1999 yılından bahsettiğimiz unutulmasın. Bu söylediklerimiz 2001'deki o meşum krizin, yıkımın sert dalgalarının her şeyi alt üst ettiği dönemin öncesine ait. 1999 seçimlerinde CHP yine bildiğimiz CHP'ydi, mesajını laiklik bohçasına sarmış, malum repliğinin tekrarı üzerinden seçmenle bağlar kurmak isteyen bir partiydi.

2007 seçimlerinin iklimine baktığımızda, gerek CHP'nin gerekse MHP'nin üzerinde anlaşabilecekleri en önemli iki unsur şunlar gözüküyor: Bir, AKP ile aralarındaki mesafeyi derinleştiren, kendilerini karşıya oturtan bir strateji. İki, kendi tarihsellikleri, müktesebatları, duyarlılıkları tarafından şekillendirilmiş, öncelikleri, iddiaları, projeksiyonları farklı olan fakat kavram olarak aynı gözüken milliyetçilik. Ayrılıklara gelince, bunların çok fazla telaffuz edilmediği, edilmesinin mümkün olmadığı bir iklimden geçtiğimiz unutulmasın. AKP'nin tüm kudreti ve haşmetiyle siyasetin belirleyeni olduğu bir ortamda muhalefetin kendi arasında tartışması, farklılıklarını belirgin hale getirmeye çalışması beklenemez. Çünkü böyle bir stratejinin onlara siyasi herhangi bir getirisi olmaz. CHP ile MHP'yi çatışıyor gibi göstermeyen, aralarındaki politik ve ideolojik yakınlık değil, güncel siyasetin stratejik öncelikleridir.

Ortaklık ve ayrılık alanları

Bugün bir muhalefet partisinin siyasetin imkânları esasında kendisini AKP'ye göre konumlandırması şaşırtıcı değildir. Ancak AKP'ye karşı olmak hiçbir şekilde bir iktidar pratiğini birlikte omuzlamanın gerekçesini, yakınlığını, ortaklığını oluşturmaz. CHP'nin AKP karşıtlığındaki temel sebep laiklik gibi gözükürken, MHP için Türkiye'yi küresel süreçlere entegre etme siyaseti olarak öne çıkıyor. Bu husus CHP tarafından da vurgulanan bir eleştiri konusu fakat alternatifine ilişkin tasavvurların ne ölçüde ortak olduğu yine belirsiz. MHP demokrasiyle desteklenmiş bir milli devlet fikrini işlerken, CHP elitlerin vesayetindeki bir milli devlete yakın duruyor. Bu da çok olağan. Türkiye'deki milliyetçiliğin tarihine bakarsak, seçkinci anlayıştan demokratlığa doğru ciddi bir geçişin yaşandığını, özellikle yetmişli yıllardaki tecrübenin ve 80 ihtilalinin "milliyetçi teoriye" bu manada çok fazla katkı yaptığını söyleyebiliriz. "Kutsal devlet"in yerine "kutsal millet" geçeli bir hayli oluyor. CHP ise devleti kendi mülkü olarak gören anlayıştan çok uzaklaşmadı. Esasen laiklik konusunda MHP ile CHP arasındaki derin ayrılık tam da burada yaşanıyor. CHP zorlayıcıyken MHP halkın sosyal değerleriyle daha barışık bir parti. MHP için devletin temel niteliklerinden birisi olan laiklik, devlet hayatı için zorunlu alanın dışına taşırılmaması gereken bir ilke. CHP ise laikliği gündelik hayatın hemen her alanına nüfuz etmesi gereken bir değer olarak görüyor, bunu aynı zamanda siyasi mücadelesinin stratejik bir silahı olarak kullanıyor. Geniş kitlelerin laiklik eksenli yarılmadan derin bir şekilde etkilendikleri bir dönemde CHP ile MHP arasındaki laiklik anlayışındaki uzlaşmazlıkların aşılması kolay değil. Laiklik konusu adeta elbirliğiyle kültürün ve siyasetin "sert nokta"larından birisi haline getirildiği için, akılcı çözümlemelerin nüfuz edemeyeceği bir arka plan oluşmuş durumda. Artık türban, laiklik, muhafazakârlık gibi konular tüm bu tartışmaların basıncı altında "elmaslaşmış", midyenin çekirdeğindeki inci gibi seçmen var oluşunun çekirdeğine yerleşmiştir. Bu konular tartışılmaya başlandığında oluşan şartlı reflekslerin çoğunluğu bu söylediklerimizin şahididir. Bir iktidar ortaklığında bu var oluşsal kavrayışların uyandırılmadan akılcı haline getirilmesi pek imkân dâhilinde olmadığı için işler zorlaşmaktadır. Laiklikle ilgili gerilimlerin "milliyetçilik"teki ortaklıklar üzerinden kabul edilebilir seviyelere çekilmesi de çok mümkün değildir.

Koalisyon lafları niçin dolaşır?

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, AKP'nin siyaseti esasında "milliyetçi"lik olarak öne çıkan eleştiriler, bir iktidar programına birlikte yazılabilecek bir metne dayanak teşkil edecek özellikte değildir. Bu bağlamda "bölücülük ve terörle mücadele" başlığında anlaşma sağlanabilir mi? Her iki parti de kararlı mücadeleden bahsediyor, teröristle halkı ayırt etmekten söz ediyor ancak bunlar yeni sözler değil. AKP'nin söz dağarında da benzer sözler mevcut. Bunun ötesindeki sert tavırları, göndermeleri seçim ikliminin cilvesine bağlamak gerekir. Onlardan terörle mücadele konusunda bir program çıkmaz, olsa olsa mahiyeti belirsiz bir niyet çıkar.

CHP ile MHP arasında temel uzlaşmazlıklar varken, bu koalisyon lafları niçin ortalıkta dolaşır, parti yetkilileri niçin bu iddiaları kesin bir dille yalanlamazlar? Birincisi, her iki parti de taraftarlarına bir hedef olarak iktidarı göstermek istiyor, fakat aynı zamanda ağır bir AKP eleştirisini dile getiriyor. Bu şartlarda iktidar olmanın zorunlu yönü CHP-MHP koalisyonunu işaret ettiği için sessiz duruluyor. İkincisi, iki partinin arasındaki uzlaşmazlıklar AKP'yle mücadele şalının örtüsü altında belirsizleşiyor. Oysa iktidar için bir araya gelme durumunda, AKP şalı da çekilmiş olacağı için aradaki sorunlar da gün yüzüne çıkacaktır. Nihayet MHP'nin DSP ile koalisyondan bile dilinin yandığı biliniyor, CHP'nin büyük ortak olduğu benzer bir tecrübeyi MHP'nin kaldırması beklenemez.

Seçimlerden koalisyon çıkarsa, CHP-MHP anlaşması AKP-CHP ihtimalinden daha zayıftır. Bunun yanı sıra AKP-MHP koalisyonu "ortaklıkları" itibarıyla daha mümkündür. Önceki yıllarda seçim öncesi ile seçim sonrası arasındaki iklim farkını hatırlayanlar, sözlerin değil temel kodların belirleyici olduğunu da teyit edeceklerdir. seçim öncesinde karşılıklı eleştiriler konusunda iş başı yapmış olan yaratıcı zekâların seçim sonrasında bu defa ortaklıklar, benzerlikler, "milletin verdiği mesajdan çıkarılan dersler" konusunda yine parmak ısırtacak tezler geliştireceklerinden kimsenin şüphesi olmamalıdır.

M. NACİ BOSTANCI

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious