Çiçek'ten yargıya gizliliğe riayet uyarısı

Çiçek'ten yargıya gizliliğe riayet uyarısı.11015
  • Giriş : 23.01.2009 / 17:43:00

Başbakan Yardımcısı Çiçek, soruşturmayı ve operasyonları yürüten makamlara ''Soruşturmanın gizliliğine riayet edilmiyor" eleştirisinde bulundu, yargıya gereğini yap mesajı gönderdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, ''Soruşturmanın gizliliğine riayet edilmiyor. Bunun gereğini yapmak da yine yargı makamlarının işidir'' dedi.

Çiçek, CNN Türk'te yayımlanan ve Taha Akyol'un sunduğu ''Eğrisi Doğrusu'' programına konuk oldu. ''Ergenekon'' soruşturmasının içeriğine ilişkin yapılan yayınları değerlendiren Çiçek, hukuka uymak noktasında kimsenin bir ayrıcalığı olmadığını söyledi. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ''soruşturmanın gizliliği'' ile ilgili 157. maddesini hatırlatan Çiçek, savcının olaya el koyduğu andan itibaren dava açılıncaya kadar olan kısmın herkese gizli olduğunu ve bu dönemde yayın yapılamayacağını ve bilgi de verilemeyeceğini vurguladı.

Çiçek, şöyle devam etti:

''Soruşturmanın gizliliğine riayet edilmiyor. Bunun gereğini yapmak da yine yargı makamlarının işidir. Bizim ceza kanunumuzda şikayete bağlı suçların dışındaki suçların soruşturması doğrudan doğruya yargı makamlarındadır. Eskiden Adalet Bakanları, bu tip davalarda savcılar soruşturma başlatmıyorsa 'bu konuda soruşturma başlat' diyorlardı. AB'ye uyum çerçevesinde bunlar kalktı ortadan. Şikayete bağlı bir kaç küçük suç dışında bu toplumda herhangi bir suç işleniyorsa bir hüküm ihlal ediliyorsa bunun soruşturması yargı makamlarına aittir ve bu işin hukuki, tarihi ve toplumsal sorumluluğu soruşturma makamlarının omuzundadır. Hiç kimse sağa sola kaytarma yapamaz. Bunu çok net açık olarak söyleyeyim. Siz insanları niye savcılığa davet ediyorsunuz, kanunlara uymadı diye. Kanunlara diğerleri de uymuyorsa onlarla ilgili işlemlerin yapılması gerekiyor. Türkiye'nin bu konuda kötü bir imtihan verdiği muhakkak. Herkes konuşuyor.''

-''TEHDİTLERİ YAPANLAR, ŞİMDİ HUKUKSUZLUKTAN BAHSEDİYOR''-

Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında yer alan hükümlerin evrensel olduğunu ve soruşturmanın gizliliğine ilişkin hükümlerin Fransız ve Alman hukukunda da olduğunu anlatan Çiçek, Türkiye'de geçmişte yargının ''şöyle karar vermezseniz, memlekette kaos çıkar'' diyerek tehdit edildiğini dile getirdi.

Yargıdan yerindelik denetimi yapılması istendiğini ancak yargının denetiminin hukuki olduğunu vurgulayan Çiçek, ''Bu ülkede (böyle karar vermezseniz...) diye yargılama yaparken tehditler yapıldı, kimsenin sesi soluğu çıkmadı. Aynı tehditleri yapanlar, şimdi bir başka yerdeki hukuksuzluktan bahsediyor. Tabiatıyla birilerinin yaptığı hukuksuzluk, bir başkasının hukuksuz işlemlerine, eylemlerine, sözlerine de gerekçe teşkil etmez. Bu konuda çok yönlü yapılan eksiklikler, hatalar var'' diye konuştu.

Yargılama sırasında usulden ya da esastan hata yapılabileceğini ancak ilgili usul yasalarında bu tip hataları telafi etmenin yolu olduğuna dikkati çeken Çiçek, şunları kaydetti:

''Kaldı ki şu an Türkiye'de olup bitene bakıldığında, bir kişi daha savcı tarafından davet edildiğinde, gözaltına alındığında, birinci gün birinci saatinden itibaren mahkum ilan ediliyor, hüküm giydiriliyor. Daha insanlar gözaltına alınır alınmaz, bir saat içerisinde mahkumiyet kararları veya beraat kararları veriliyor. Ben hangi ideolojiye mensupsam, siyaseten hangi pozisyonda bulunuyorsam, nerede bulunuyorsam, gözaltına alınan eğer benim safımdaysa, o mutlaka beraat ediyor, birinci saatte. Ya da tersi bir görüşteyse daha birinci saatte mahkum ediliyor. O zaman hakime, savcıya, yargılamaya ne gerek var. Bu işlerden kurtulmanın yolu, herkesin hukuk çerçevesinde düşünmeye, yazmaya, konuşmaya, söylemde bulunmaya riayet etmesi gerekir. Aksi halde bunun bir anlamı yok.''

-''HERKES GÖREVİNİ LAYIKIYLA YAPMALI''-

Taha Akyol'un ''Meselenin bir de basın özgürlüğü tarafı var. Karar verecek olan yargıdır'' sözleri üzerine, Çiçek, soruşturmanın gizliliğini sağlayacak olanın yargı makamları olduğunun altını çizdi.

Herkesin diline sahip çıkması gerektiğini anlatan Çiçek, ''Yargının kendi sorumluluğunu hükümete, hükümetin sorumluluğunu bir başka yere aktaracaksak bu işin içinden çıkılması zor olur. Herkes görevini layıkıyla yapmalı, yaparken de hukuku uygulayanlar dahil herkes hukuka uymak mecburiyetindedir. Bunun istisnası yoktur'' dedi.

-KÖŞK'TEKİ YEMEK-

Çiçek, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Çankaya Köşkü'nde yasama, yürütme ve yargı organlarının başkanlarına verdiği yeni yıl yemeğinde ''yargı bağımsızlığıyla ilgili bir şikayetin dile getirilip getirilmediği'' sorusunu yanıtlarken, yemeğin ne maksatla yapıldığı bilinmeden, ''3 erk mensubu temsilcileri falanca olayı konuşacak'' denildiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Gül'ün zaman zaman toplumun değişik kesimleriyle yemekli toplantı yaptığını hatırlatan Çiçek, şunları kaydetti:

''Söylenen şey şudur; 'Bu ülkenin bir çok sorunu, derdi, sıkıntısı var, bunları çözecek olan da devletin bu erkleridir. Yargıya ait olanı yargı, yürütmeye ait olanı yürütme, yasamaya ait olanı yasama çözer. Bunların bir araya gelmesinden daha tabi bir şey yoktur. Bu geleneği sürdürmek istiyorum. Bir araya gelip ülke meselelerini konuşabilir, görüşebiliriz'. Bu konuda söz alan başkanlar da bu toplantının yararlı olduğunu ifade etmişlerdir. Özel olarak, odaklandığı konu itibarıyla somut olaylarla ilgili bu konu hiç bir zaman gündeme gelmedi. Yemeğin süresine de baktığınızda özel konular değil, Cumhurbaşkanlığınca yapılan açıklamadaki başlık çerçevesinde bir görüşme oldu. Bu toplantı hiç bir makamın diğerinden özel bir beklentisi içerisinde yapılmadı. Hükümet yargıdan birşey bekliyor, yargı hükümetten bir şey bekliyor ya da yasamadan bir şey bekliyor... Bir beklenti içerisinde bir toplantı değil. O zaman gündem çok farklı olur.

Bu sorular neden gündeme geliyor. Türkiye'de erkleri birbirinin rakibi kabul ediyor bu toplum. Adeta yürütme ile yargı kavga etmezse kıyamet yakındır. Erklerin birbiri ile medeni, insani ve hukuk çerçevesindeki ilişkileri bu toplumda yadırganıyor maalesef.

Orada, o özel konu konuşulmadı. Konuşulsaydı zaten toplantı hukuka aykırı olurdu. Özele indirgenip, 'bak işte burada da gündeme geldi' denilebilecek tarzda bir yoruma müsait bir toplantı değil. Orada bu maksatla bir söz sarf edilmiş olsa bu konu gündeme gelmiş olsa Anayasa'ya da aykırıdır, yasalara da aykırıdır.''

-''ZATEN YARGIDA KADRO EKSİKLİĞİ ORTADA''-

Çiçek, ''Ergenekon soruşturmasını yürütecek savcılara ilave savcı olacak mı? Cumhurbaşkanlığı'ndaki yemekte bu gündeme geldi mi?'' sorusunu üzerine genel kuralların dışında bu davayla ilgili uzaktan yakından hiçbir şeyin konuşulmadığını ifade etti. Bu konunun yemekte konuşulmasının yargının yaptığı işlere müdahale anlamına geleceğini belirten Çiçek, ''Bu talebin muhatabı yok ki? Kim arttıracak? Cumhurbaşkanı mı, Başbakan mı arttıracak? Hakimler Savcılar Kurulu kendileri takdir eder, bu talebin muhatabı yok. Muhatabı olmayan bir konunun konuşulması hukuken de doğru değil'' dedi.

''Ergenekon'' soruşturmasının sivil dönemdeki en büyük soruşturmalardan biri olduğunu dile getiren Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Soruşturmanın içine girdikçe de kapsamı genişliyor. Bir savcı yetmediğinde bir iki tane daha ekleniyor. Ben dosyayı bilmiyorum. Eski Adalet Bakanı sıfatıyla zaman zaman karşılaştığımız durumlar sebebiyle söylüyorum. Zaten yargıda kadro eksikliği ortada. Böyle kapsamlı dosyalar açısından savcıların sayısı yetmeyebilir. Soruşturma genişlediğinden yeni tayinler talep etmiş olabilirler. Bu ihtiyaçtan kaynaklanan bir şeyse durum farklıdır.

Ancak 'şu an soruşturma yürütenler objektif davranmıyor, hukuki davranmıyor, bunları kuşatmak adına, adeta soruşturma yapacak değil, bu savcıları kontrol edecek savcılar eklenecek' diye bir değerlendirmeye götürecek şey, hukuki de olmaz, doğru da olmaz. Eğer bir atama yapılacaksa maksadı bu da olmaz.''

Hakim ve savcı sayısını arttırmada kriterin dosya sayısı olduğunu bildiren Çiçek, bu davanın bir bölümüne bakan mahkemenin bile diğer işlerini bırakarak sadece bu davayla ilgilendiğini söyledi. Bu durumun soruşturulacak, okunacak ve incelenecek çok sayıda evrak olduğunu gösterdiğini ifade eden Çiçek, bu nedenle ilave savcı görevlendirilebileceğini kaydetti. Ancak, ''soruşturmayı yürütecek savcılara güvensizlik var bunları izole edecek başka savcılar görevlendirilecek'' şeklindeki bir yaklaşımın ''yargıya haksızlık'' olacağını söyledi.

Soruşturmanın, bir polis soruşturması haline geldiği yönündeki eleştirilerin hatırlatılması üzerine Çiçek, ''bazı kişilerin hukukun kurallarını bilmeden kendi mantığına göre konuştuğunu'' ifade etti. Ceza Muhakemesi Yasası'na göre Türkiye'de müstakil bir adli kolluğun bulunmadığına işaret eden Çiçek, suç işlendiği andan itibaren görev alan jandarma ve polisin adli kolluk görevini gördüğünü anlattı. Çiçek, ''Bu işlerden sorumlu olan savcıdır. Onlar savcıya yardımcı olmak üzere bu işin içinde bulunurlar. Savcı bir kısım evrakları aldı, getirdi. Savcının nezaretindeki güvenlik birimleri ona yardımcı oluyorsa bunda hukuka aykırı bir durum yok'' diye konuştu.

''(TERÖRLE MÜCADELE) MÜSTEŞARLIK, İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA BAĞLI OLACAK. UYGULAMAYI YAPAN KURUMUN PLANLAMAYI YAPMASI GEREKTİĞİNE KARAR VERİLDİ''

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, terörle mücadele konusunda kurulacak müsteşarlığın içişleri bakanlığına bağlı olacağını belirterek, ''Uygulamayı yapan kurumun planlamayı yapması gerektiğine karar verildi'' dedi.

Çiçek, CNN Türk'te yayımlanan ve Taha Akyol'un sunduğu ''Eğrisi Doğrusu'' programına konuk oldu. ''Terörle mücadelede yeni bir müsteşarlık kurulması düşünülüyordu. Bu çalışma ne aşamada? sorusunu Çiçek, ''Aşağı yukarı taslak bitti'' diye yanıtladı.

Bakan Çiçek, terörle mücadelede, planlama yapacak, strateji belirleyecek, değişen şartlara göre tedbirleri güncelleyecek, dünyada terörle ilgili olup biten gelişmeleri, politikaları yayınları, analizleri değerlendirecek bir birime ihtiyaç olduğunu belirtti.

''İstihbarat bilgilerini de bu müsteşarlık mı değerlendirecek'' sorusu üzerine Çiçek, şöyle konuştu:

''Bu konuyla ilgili şu an yaptığımız hususlar var. Bunu benim başkanlığımda bir koordinasyon dahilinde yapıyoruz. Bu tedbirlerin bir kısmı kamuoyuna açıklanmıyor. Açıklanması da doğru değil. Türkiye'de yasalar çerçevesinde istihbarat görevi yapan ve bu işin koordinasyonundan sorumlu olan MİT istihbaratıdır. Jandarma, Genelkurmay istihbaratı diğer başka birimlerden alınan istihbaratlar belli bir düzen içinde değerlendiriliyor. Bu birimlerle son dönemlerde biz 4-5 defa toplantı yaptık. 'Acaba istihbarat akışında bilgilendirmede genel olarak bir aksaklık var mı? Varsa nasıl giderilir?' Bunlarla ilgili benim başkanlığımda 4 toplantı yaptık.''

Çiçek, bir başka soru üzerine de müsteşarlık kurulmasına ilişkin yasa tasarısının meclise geldikten sonra kısa sürede yasalaşmasını beklediğini söyledi. Önce müsteşarlığın başbakanlığa bağlı bir birim olmasının düşünüldüğünü anlatan Bakan Çiçek, ancak yapılan araştırma ve incelemeler sonucu ''uygulamayı yapan kurumun planlamayı yapması gerektiğine'' karar verildiğini, müsteşarlığın İçişleri Bakanlığına bağlı olacağını bildirdi.

Planlama görevinin, müsteşarlığın kadrolu elemanlarıyla yapılabileceği gibi hizmet satın alma yoluna da gidilebileceğini dile getiren Çiçek, ''Belki o daha doğru. Terör bölgeleri, teröre katılan kişiler, onların analizleri, sosyo ekonomik durumları gibi araştırmaları kendi elemanlarıyla yapacağı gibi üniversitelerle de yapabilir'' dedi.

-EVE DÖNÜŞLE İLGİLİ YENİ DÜZENLEME YOK-

''Dağdakilerin eve dönüşünü sağlamak için mevcut yasal düzenlemelere ilaveten bir proje olup olmadığının'' sorulması üzerine Çiçek, bu konuda geriye dönük 8 yasa çıkarıldığını, ancak bunların her seferinde toplumda bazı sıkıntılar yarattığını belirtti. Çiçek, sadece siyasetçi olarak değil, Aydın kimliğiyle de ''bu iş nasıl çözülebilir'' diye çalıştığını ifade ederek, şunları kaydetti:

''221. madde sadece terör suçları bakımından değil, çıkar amaçlı mafya tipi örgütlenmeler bakımından da o örgütlerin zayıflatılması, çökertilmesi bakımından imkan veriyor. Neden 221 yetmiyor da yeni bir şeye ihtiyaç var? Terör örgütü olarak PKK'dan bahsediliyorsa, şunu görmek lazım: Benim kanaatime ve tespitlerimize göre bu örgütün 3'te birden fazlası Türk vatandaşı değil. Dolayısıyla başka bir ülkenin vatandaşı için siz hangi yasal düzenlemeyi yapacaksınız?''

Örgütün faal olarak dağda bulunan üyelerinin yüzde 90'dan fazlasının henüz bir eyleme karışmadığını anlatan Çiçek, bunların sadece örgüt üyesi olmak suçunu işlediğini, bunun da bir avantaj teşkil ettiğini söyledi. 221. maddenin bu sorunları da çözdüğünü vurgulayan Çiçek, ''Örgüt üyesi olup suç işleyenler varsa onlara da önemli ölçüde indirimler var. Geçmişteki uygulamalar da böyle. Geçmişteki yasalar niye netice vermedi? Örgütün beyin takımı, 'giden haindir' deyip kendisini ya da ailesini infaz ediyor. Dağdaki adam 221'den nasıl haberdar olacak. Dağlarda bir kısmının okur yazarlığı bile yok'' diye konuştu.

Dünyadaki hiçbir terör örgütünün müstakil hareket kabiliyetine sahip olmadığına dikkati çeken Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''PKK'nın, Türkiye'deki yabancı servislerin taşeronudur. Dünyada bu örgüt kadar dış desteğe sahip başka bir terör örgütü yok. Türkiye bunlarla uğraştığı için bu sıkıntılar oluyor. Terörle mücadelede samimi kararlı uluslararası bir işbirliği yok. Tam tersi terör örgütü, uluslararası politikanın veya bir ülkenin diğer bir ülkeye karşı politikasının bir enstrümanı olarak kullanılıyor. Onun için PKK, dünyada en çok kullanılan örgüttür. Dolayısıyla uluslararası desteğe sahiptir.''

Bakan Çiçek, Eve Dönüş Yasası için yeni bir yasal düzenleme düşünülmediğini bildirerek, ''Yasa var zaten. Böyle bir düşüncemiz de çalışmamız da kesinlikle yok. Yüreği yanık bir sürü insan var. Onların yanlış anlamalarına meydan vermeyelim'' dedi.

-AMERİKADA'Kİ YAHUDİ LOBİSİNİN MEKTUBU-

Amerika'daki Yahudi Lobisi'nin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yazdığı mektubun hatırlatılması ve değerlendirmesinin sorulması üzerine de Çiçek, Orta Doğu meselesinin oldukça karmaşık olduğunu söyledi.

Orta Doğu'da bütün dünyayı ayağa kaldıran çatışmalar, çekişmeler olduğunu, orada yaşanan her türlü huzursuzluğun komşu ülkeleri de rahatsız ettiğini dile getiren Çiçek, şöyle konuştu:

''Orada bir insanlık dramı var. Türkiye iki tarafla da ilişkisi olan az sayıdaki ülkelerden. Yapacağı bir katkı varsa, belli bir süreden beri daha aktif olarak yapmaya çalışıyor. Sadece o konuda değil, İsrail ve Suriye ihtilafı konusunda da belli bir çabayı sürdüren bir ülke. Böyle bir insanlık dramı yaşandığında, daha ilk günden, hem işin içerisine aktif olarak sorunun çözümüne katkı sağlayan, hem bölgenin en yakınındaki ülke olması, hem tarihsel süreç itibariyle iki noktadan hareketle bu işe müdahil oluyor. Bir tanesi acilen ateşkesin sağlanması, ikincisi insani yardımlar. İnsani yardım uzun süreden beri yeterli ölçüde yapılamadı. Türkiye, bu anlamda müdahil olmak istedi. Bu çerçevenin dışına çıkan bir değerlendirme Türkiye için doğru değil.''

İsrail hükümetinin uygulamalarına karşı çıktıklarını, Yahudi halkına, İsrail'de yaşayanlara karşı olmadıklarını vurgulayan Çiçek, ''Ne inancımız, ne geçmiş hayatımız, ne de insanlık anlayışımız buna müsaade eder'' dedi. Bakan Çiçek, Yahudi düşmanlığı üzerine bir politikanın, devlet geleneğinde, millet anlayışında, İslam inancında ve Türk kültüründe olmadığını kaydetti.

Başbakan Erdoğan'ın bir sinagogu ziyaret eden ilk başbakan olduğunu hatırlatan Çiçek, dünyada, politikaları çarpıtan, durumu istismar eden lobiler ve kuruluşlar olabileceğini dile getirdi.

-AB ÜYELİĞİ-

Egemen Bağış'ın baş müzakerecilik görevine getirilmesi ile ilgili bir soruyu yanıtlarken Cemil Çiçek, hükümetin Avrupa Birliği politikasında ve kararlılığında bir değişiklik olmadığını söyledi.

Çiçek, ''Tümüyle bizden kaynaklanmayan sebeplerden dolayı, 'Türkiye bu işi biraz ikinci plana itti', 'Gündemde tutmuyor' gibi değerlendirme vardı. Bu çok doğru değildi'' dedi.

Türkiye'de ve dünyada gündemin sık değiştiğini dile getiren Çiçek, ''Bizim kararlılığımızda değişen bir şey yok. Ama Sayın Bağış'ın devlet bakanı ve baş müzakereci olarak atanmış olması konuya vurgu yaptığımızı net göstermek bakımından somut bir örnek oldu.''

Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğindeki yavaşlama görüntüsünün çok önemli bir kısmının Avrupa Birliği tarafından kaynaklandığını belirten Çiçek, AB'ne destek vermiş olan sivil toplum kuruluşlarında da bu konuda bilgi eksikliğinin bulunduğunu söyledi. Çiçek şöyle devam etti:

''33 başlığı müzakere ediyoruz. Bunun 8'ine Kıbrıs'tan dolayı blokaj var, 5 tanesine de Fransa koydu, etti 13. 10 tanesinde de zaten gereğini yaptık, etti 23. 10 başlıkta Avrupa Birliği halen tarama sonuçlarını göndermedi. O raporlar gelecek ki kendinizi ona göre hazırlayacaksınız. Mevzuatta değişikliği mi yapacaksınız? Kurumsal bir yapılanmaya mı gidilecek? İkincil düzenlemeler mi yapılacak?

Herkesin göz ardı ettiği bir husus var. Müzakere alınıncaya kadar Avrupa Birliği ülkelerinde Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine sıcak bakan iktidarlar vardı. Almanya'da, Fransa'da ve diğer yerlerde, onların etkisiyle başka yerlerde de. Halbuki müzakere tarihi aldıktan sonra Türkiye'nin AB üyeliğine o ülkeler sıcak bakmıyor. İkincisi, başka bir statü teklif ediyor, imtiyazlı ortaklık vesaire.

Dolayısıyla bu olumsuz bakış otomatiğe bağlandı, iki, iki, iki. Yani açılacak bir üçüncü başlık, dördüncü başlık yok da mı iki? Hayır var. Buna rağmen iki, iki ise bizden beklenen işleri yerine getirmediğimizden dolayı değil. Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin üyeliği noktasındaki anlayışında bir şey var.

Yani bize diyorlar ki 'gelin standarda uygun bir sahada Futbol yapacaksın'. Sonra biz halı sahada, dar bir alanda bu müzakereleri sürdürmeye çalışıyoruz. Tabiatıyla bunun zorluğu var. Bu mücadele sürecek, yeni arkadaşımız da bunun çabasını gayretini sürdürecek.''

Çiçek, 2004'teki Avrupa Birliği'nin artık bulunmadığının bilinmesi gerektiğini belirterek, ''Görevimizi yapmadığımızdan değil. Türkiye'nin üyeliğini kendi milli yararları açısından başka bir formülle dengelemeye çalışan ülkeler var. Eskiden daha çok Sosyal Demokratlar bu işe destek veriyordu. Şimdi Hristiyan Demokratlar orada. Avrupa Birliği'nin de bu noktada engelleyici tutumları var'' diye konuştu.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*