Danıştay saldırısının bilinmeyen yüzü

Danıştay saldırısının bilinmeyen yüzü.15042
  • Giriş : 17.05.2009 / 23:35:00

Öğretmeninin sokakta başörtüsü taktığı için müdür olarak atanmasının sakıncalı olduğuna hükmetmişti...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Türkiye, 2006 ve 2007 yıllarında olağanüstü gelişmeler yaşadı. Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemin ilk sırasına yerleşiyordu. Danıştay 2. Dairesi, 8 Şubat 2006'da tartışmalı bir karara imza attı. Bir anaokulu öğretmeninin sokakta başörtüsü taktığı için müdür olarak atanmasının sakıncalı olduğuna hükmetti. Karar günlerce tartışıldı.

Bu karardan yaklaşık 4 ay sonra, 17 Mayıs 2006 tarihinde Avukat Alparslan Arslan, Danıştay'a saldırıda bulundu. Türkiye'nin gündemi bir anda değişmişti. Kamuoyu, Hakim Mustafa Yücel Özbilgin'in hayatını kaybettiği olayla ikiye bölündü.

Belli bir kesime göre, hadise tamamen rejime yönelik bir eylemdi. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, hükmünü vermişti: "Danıştay'a yapılan bu saldırı aslında laik Cumhuriyet'e yapılan bir saldırıdır." Onu CHP lideri Deniz Baykal takip etti: "Siyasete kan bulaşmıştır."

Özbilgin için düzenlenen cenaze törenlerinde 'Türkiye laiktir, laik kalacak', 'Mollalar İran'a', 'Hükümet istifa' ve 'Başbakan katil' gibi sloganlar atıldı. Saldırı amacına ulaşmıştı. Tepkiler en sert şekilde sergileniyordu. Bazı sivil toplum örgütleri ve gazeteler de gerginliğin tırmanmasında etkili oldu. 'Laikliğe kurşun' manşetleri atıldı, muhafazakâr kesimler hedef gösterildi.

Tetikçi Alparslan Arslan, Salih Kurter, Süleyman Esen ve Ayhan Parlak'ın da aralarında bulunduğu 7 kişi hakkında örgüt kurarak anayasal düzeni yıkmaya çalıştıkları iddiasıyla dava açıldı. Ergenekon terör örgütü sanıklarıyla Danıştay saldırısı arasındaki ilişkiler gün yüzüne çıkmaya başlamıştı.

Ancak gazetelere yansıyan irtibatı mahkeme görmedi. Alparslan Arslan, 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırıldı. Osman Yıldırım, Erhan Timuroğlu ve İsmail Sağır'a ise müebbet hapis verildi. Davanın gerekçeli kararında, cinayetin Danıştay'ın 'türban düzenlemesi' sebebiyle gerçekleştirildiği aktarıldı. 'Ergenekon terör örgütüyle Danıştay saldırısı arasında bir bağlantının bulunmadığı ifade edildi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılılığı, 7 Ekim 2008'de saldırıyla ilgili mahkemeye gönderilen belgeler dışında, Ergenekon soruşturmasına ait tüm belge ve beyanların getirtilerek yeniden bir karar verilmesini istedi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi de Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen kararı oybirliğiyle bozdu. Ardından Danıştay davasının Ergenekon dosyasıyla birleştirilmesinin yolu açıldı.

Medya yine ters köşe

Medya, Danıştay'a yapılan saldırıda da soğukkanlı davranamadı. Saldırıyı 'Kaşıya kaşıya' başlığı ile okuyucularına duyuran Hürriyet, manşetinde tetikçinin 'Allah'ın askeriyim, Allahü ekber' diyerek tetiğe bastığını iddia ediyordu. Milliyet'in manşeti daha ağırdı. Gazete 'Laikliğe kurşun' manşetiyle çıktı.

'Tetiği kim çektirdi' diyen Akşam ise saldırının gerekçesini 'Danıştay'ın türban kararı' olarak duyurdu. 'Bu kez de aynı el' manşetini tercih eden Cumhuriyet de, saldırının rejime yönelik olduğu konusunda hiç şüphe duymuyordu. Gazeteye göre, Danıştay üyeleri,'türbana geçit vermeyen' kararları nedeniyle hedef olarak seçilmişti.

Radikal gazetesi, 'Türban kararını veren Danıştay'a silahlı baskın' üst başlığı altında, 'Yargıya Türk -İslam sentezli saldırı' demekte hiçbir sakınca görmedi. 'Yalnız değildi' manşetini atan Vatan da saldırganın 'tekbir getirerek tetiğe bastığını' yazdı.

[SALDIRI ÖNCESİ]

Kritik eşik: Cumhurbaşkanlığı seçimi
Türkiye'de bütün cumhurbaşkanlığı seçimleri gerilimli olmuştu. Alışıldık tablo 11. cumhurbaşkanlığı seçiminde de yaşandı. Ahmet Necdet Sezer'in görev süresi 16 Mayıs 2007 tarihinde doluyordu.

Kavga, 1 yıl öncesinden başlamıştı. Bazıları için AK Partili birisinin Cumhurbaşkanı seçilmesi kabul edilemez bir durumdu. Cumhuriyet Gazetesi, 1 Mayıs 2006'da birinci sayfada yayınladığı bir haberde, 'Herkes Çankaya'ya çıkamaz' başlığını kullanıyordu. Bu ifade, eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e aitti.

Demirel, sürekli, seçime gidilmesini tavsiye ediyor, Meclis'in yenilenmesi gerektiğini anlatıyordu. Hürriyet Gazetesi de, 'Cumhurbaşkanlığı Tarihi' adlı kitaba dayandırdığı haberinde Çankaya'ya çıkacak kişinin özelliklerini şöyle sıralıyordu: 'Atatürkçü, laik ve cumhuriyetçi.'

Sezer'e çağrı: Bir şeyler yap!

'Tehlikenin farkında mısınız' reklamlarına başlayan Cumhuriyet Gazetesi, 8 Mayıs'ta imzasız bir başyazıyayınladı. Konu, gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimiydi. Gazete, Cumhurbaşkanı Sezer'in, Tayyip Erdoğan ve Bülent Arınç'ın Çankaya'ya çıkmasını engellemek için bir şeyler yapması gerektiğini anlatıyordu.

Aynı gün 'Dini kullanıyorlar' manşetini atan gazete 5, 10 ve 11 Mayıs tarihlerinde 3 kez saldırıya uğradı. 13 Mayıs tarihinde 'Dinci terör kuşkusu' manşetiyle çıktı. Gazeteye yapılan saldırıların, dinci bir örgüt tarafından gerçekleştirilmiş olma ihtimali üzerinde duruluyordu. Saldırıyı gerçekleştiren ise daha sonra ismi sıkça anılacak olan Alparslan Arslan'dı.

Hürriyet'in başyazarı Oktay Ekşi, 13 Mayıs 2006 tarihinde kaleme aldığı yazısında Cumhuriyet Gazetesi'ne yapılan saldırıları yorumladı. Tespitleri ilginçti: "... Oysa olay yani Cumhuriyet Gazetesi'nin Şişli'deki merkez binasına bir hafta içinde üç kere bomba atılması gösteriyor ki, karşımızda bir yerin -veya bir gazetenin-bombalanmasından fazla bir şey var: Bu bombaları atanlar Cumhuriyet'e 'yayınlarında bir veya birkaç yanlış yaptığı' için de -ğil, adıyla cumhuriyet rejimini çağrıştırdığı için düşmanlık besliyorlar."

Baykal'dan ilginç uyarı: Gerginlik çıkacak

CHP lideri Deniz Baykal, yaptığı açıklamalarla toplumu germeyi sürdürdü. Mayıs 2006'da, gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerini 'kırılma noktası' olarak nitelendirdi. "Son mevzi olan Çankaya'yı da almak istiyorlar. Ben 'Erdoğan ya da Arınç olamaz' demiyorum. 'Olmamalı' diyorum. Uyarı görevi yapıyorum." diyordu.

Danıştay'ın türban kararı toplumu gerdi

İşte tam bu dönemde (8 Şubat 2006) Danıştay 2. Dairesi, Aytaç Kılınç isimli öğretmenin, okula gidiş-gelişlerde başörtüsü taktığı için müdür olarak atanmasını sakıncalı buldu. Danıştay'ın kararı, kamuoyunda günlerce tartışıldı.

[OLAY GÜNÜ]

Tetikçi Alparslan Arslan, yakayı ele verdi

Toplum, demeçler ve yargının tartışmalı kararları sebebiyle kırılmaya, bölünmeye, kutuplara ayrılmaya hazırdı. Hedef belirlendi; Danıştay 2. Dairesi üyeleri. Laiklik odaklı cumhurbaşkanlığı seçim tartışmalarıyla gerilen Türkiye, 17 Mayıs 2006 sabahı kanlı bir eylemle uyandı. Avukat Alparslan Arslan, rutin toplantılarını yapan Danıştay üyelerine kurşun yağdırdı. Üye hakimlerden Mustafa Yücel Özbilgin hayatını kaybederken, Danıştay 2. Daire Başkanı Mustafa Birden, üye hakimler Ayla Gönenç, Ayfer Özdemir ve tetkik hakimi Ahmet Çobanoğlu yaralandı. Saldırgan, eylemi Danıştay'ın türban kararı sebebiyle gerçekleştirdiğini söyledi. Kaçmaya çalışan tetikçi, kapıda duran bir polis memuru tarafından yakalandı. Yapılan ilk incelemelerde Alparslan'ın 11 el ateş ettiği, çantasında da 2 adet boş şarjör bulunduğu ortaya çıktı.

Kameralar OYAK'ta tamirde

Olayın ilginç noktalarından biri de Danıştay binasının çevre güvenliğini sağlamak amacıyla yerleştirilen kameraların bozuk olmasıydı. Saldırının ardından görüntüleri incelemek isteyen polis, hiç çekim yapılmadığını gördü. Kameraların olaydan önce tamir amacıyla OYAK'a gönderildiği belirlendi. Saldırı kamuoyunu derinden sarstı, açıklamalar birbiri ardına geldi. Belli bir kesim, saldırının 'laikliğe, Cumhuriyet'e karşı yapıldığına' emindi. Rejim yine tehlikedeydi! Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı, CHP Genel Başkanı ve Danıştay başkanının açıklamaları birbirini izledi. AK Parti hükümeti ve mütedeyyin çevreler suçlanıyor, baskı altına alınıyordu.

Hükümete protesto, Bakan'a pet şişe

Saldırıda hayatını kaybeden Danıştay Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin için 18 Mayıs günü öğleden sonra İçişleri Bakanlığı ve Danıştay'da tören düzenlendi. Danıştay önünde toplanan grup, tören öncesinde ve sonrasında gösteriler yaptı, 'Türkiye laiktir, laik kalacak', 'Mollalar İran'a', 'Hükümet istifa' ve 'Başbakan katil' sloganları atılıyordu.

Protestonun dozu, dönemin Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün binaya gelişi sırasında daha da arttı. Hükümet, o ana kadar neden yapıldığı tam olarak bilinmeyen bir saldırı sebebiyle istifaya çağrılıyordu. Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ve kuvvet komutanları ise tören alanına girerken kalabalık tarafından alkışlarla karşılandı.

İstenen de tam olarak buydu. Hükümete hakaret edilecek, asker alkışlanacak ve dolayısıyla verilmek istenen mesaj adresini bulacaktı. Mustafa Yücel Özbilgin'in cenazesi, Danıştay'daki törenin ardından cenaze namazı için Kocatepe Camii'ne götürüldü. Provokasyonun dozu burada daha da arttı. Sözlü sataşmalar, hakaretler yerini fiilî müdahalelere bıraktı. Törene katılan dönemin Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve Çevre Bakanı Osman Pepe protesto edildi.

Başbakan: Saldırı birliğimize yönelik

Saldırıyı lanetleyen Başbakan Tayyip Erdoğan, eylemin, 'insan hakları ve demokrasi mücadelesi verilen bir döneme rastladığına' dikkat çekti. "Saldırı ile Daire'nin aldığı kararlar (türban) arasında bir bağlantı olabilir mi?" sorusuna şu cevabı verdi: "Bunu şu anda konuşmak yanlış olur. Birliğimizi, beraberliğimizi güçlendirecek gayretler içerisinde olmamız lazım. Saldırıyı başörtüsü konusuy-lil la ilişkili hale getirmek veya benim kanaatlerimi bununla ilişkili hale getirmek çirkin bir yaklaşımdır. Bu ^L yanlıştır. Türkiye'ye zarar verir."

[CİNAYETE TEPKİLER]

AHMET NECDET SEZER - Hedef Cumhuriyet: Dönemin Cumhurbaşkanı Sezer, olayın daha ilk dakikasında hükmünü vermişti. Ona göre saldırı rejim karşıtlarının işiydi: "Bu, aslında laik Cumhuriyet'e yapılan bir saldırıdır. Cumhuriyet tarihine bir kara leke olarak yazılacaktır. Bu saldırıya neden olanlar davranışlarını yeniden gözden geçirmelidirler. Türkiye, laik, demokratik bir Cumhuriyet'tir. Laikliği çeşitli biçimlerde yorumlayarak, içini boşaltıp devlet rejimini yıkmaya kimsenin gücü yetmeyecektir."

DENİZ BAYKAL - Siyasete kan bulaştı: Olayın hemen ardından Danıştay binasının önüne gelen CHP lideri Baykal, gerilimi tırmandırmakta sakınca görmüyordu: "Bu saldırının hedefinde Danıştay vardır, Anayasa vardır. Türkiye'nin nereye sürüklenmekte olduğunu hâlâ görmeyenlere umarım bir uyarı olur. Türkiye çok tehlikeli bir noktaya sürüklenmektedir. Türkiye'de siyasete kan bulaşmıştır. Cumhuriyet'in temel ilkelerini kemirmeye çalışmak, huzuru bozar."

SUMRU ÇÖRTOĞLU - Kurşun laikliğe sıkıldı: Dönemin Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu da, 'sıkılan kurşunun hedefinin laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti' olduğunu söylüyordu: " ...Şehit olarak aramızdan ayrılan mensubumuza ve laik, demokratik Cumhuriyet'e yapılan bu menfur saldırıyı unutmayacağımızı bir kere daha vurgulamak istiyorum." Çörtoğlu, saldırıdan iktidarı sorumlu tutmuş, "Yargısına sahip çıkmayan devlet, büyük yara almıştır." ifadesini kullanmıştı.

HİLMİ ÖZKÖK - Eylemler sürmeli: Saldırı amacına ulaşmıştı. Tepkiler en sert şekilde sergileniyordu. Tansiyon yükselirken dönemin Genelkurmay Başkanı'ndan ilginç bir açıklama geldi. Herkesin itidal çağrısı yapmasını beklediği Hilmi Özkök, protestolara destek veriyordu: "Gösterilen reaksiyon, halkın duyarlılığı hakikaten hem ümit vericidir, takdir edicidir. Ancak bu bir tek güne, bir tek olaya reaksiyon olarak kalmamalı. Devamlı olarak herkes tarafından takip edilmeli."

ERDOĞAN TEZİÇ - Rektörler de koroya katıldı: Dönemin YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç başkanlığında toplanan Rektörler Komitesi de hemen bir açıklama yayınladı. 'Saldırının, aslında Türkiye Cumhuriyeti'ne açıkça bir meydan okuma olduğu' savunuluyordu. Saldırının laikliği koruyan yargı organlarına karşı yapılmasını dikkat çekici bulan rektörler, açıklamada "Cumhuriyet'in laik niteliğini çarpıtarak yok etmeye yönelik tutumlar olağanlaştı." cümlelerini kullanmıştı.

TANSEL ÇÖLAŞAN - Allahü ekber diyerek ateş etti: Dönemin Danıştay Başkan Vekili Tansel Çölaşan, saldırganın 'Allah'ın askeriyim, Allahü ekber' diyerek ateş ettiğini söylemişti. Ancak gazeteci Emin Çölaşan'ın eşi Tansel Çölaşan'ın bu açıklaması daha sonra odada bulunan ve saldırıya maruz kalan Danıştay üyelerince yalanlandı. Yaralılardan Ayfer Özdemir hastaneden taburcu edilirken, katilin böyle bir şey demediğini, sinirli gözlerle tetiğe bastığını aktardı.

[YAZARLAR NE DEDİ?]

ERTUĞRUL ÖZKÖK - Cumhuriyet rejiminin 11 Eylül'ü: Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, saldırıyı "rejimin 11 Eylül'ü" olarak nitelendirmişti. Özkök, 'Miadı dolmuş komplo teorileri' başlıklı yazısında ise saldırganın eylemi gerçekleştirirken attığı slogana dikkat çekecek ve cinayetin türban için işlendiğini savunacaktı: "Eli silahlı adam, 'Ben bu cinayeti türban için işledim' diyor. Şimdi biz kendisine, 'Hayır kardeşim, sen bu cinayeti türban için işlemedin' mi diyeceğiz?"

OKTAY EKŞİ - Oktay Ekşi de 'rejim' dedi: Hürriyet Gazetesi'nin başyazarı Oktay Eşki'ye göre de saldırının hedefinde rejim vardı. Ekşi şunları yazdı: "Danıştay İkinci Daire üyelerinin şahsında laik anayasal rejimi hedef alan kurşunlar özellikle kadınlarımızı isyan ettirdi... Başbakan, çok önemli bir yol ayrımındadır: Ya verdiği sözlere sadık kalacak ve laik Cumhuriyet'i koruma görevini samimiyetle yerine getirecek, yahut da Türkiye'yi büyük badirelere sürükleyecektir."

İLHAN SELÇUK - Laik Cumhuriyet tehdit altında: İlhan Selçuk, 19 Mayıs'ta kaleme aldığı 'Allah'ın askeri!..' başlıklı yazısında Başbakan'a yükleniyordu: "Danıştay'a saldırının kökeninde yatan 'azmettirici' fikir RTE'den kaynaklanıyor... Laik Cumhuriyet tehdit altındadır!.. Herhangi bir başka belgeye gerek yok... Dincilik ve yolsuzluk, terörü de kullanarak hedefine doğru yürüyor..." Selçuk, 24 Mayıs'taki yazısında ise medyanın saldırıyı derin devlete fatura etmesine sitem etmişti.

İSMET BERKAN - Hedef laik demokratik düzen: Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan da hükümeti suçluyordu: "Saldırgan, silahını ateşlerken bu eyleminin nedeninin Danıştay 2. Dairesi'nin bir süre önce aldığı türbanla ilgili bir karar olduğunu da haykırdı. Tanıklarıyla sabit bir durum. Derin analizlere falan gerek yok. Saldırının amacı belli, hedefi belli... Şu an elimizdeki bilgi yeterli: Bu saldırı laik, demokratik düzene karşı yapıldı."

MUSTAFA BALBAY - Millet ayağa kalkmalı: Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, saldırıdan hükümeti sorumlu tutmuş ve milleti eylem yapmaya çağırmıştı: "Gerilimin başlıca sorumlusu, AKP'dir. Bu karanlık süreçten kurtulmak için en sağlıklı yol; toplumun ve devletin tüm duyarlı kesimlerinin ayağa kalkması, AKP zihniyetini de içine alan hareketlere dur demesidir!" Yazar bir sonraki yazısında 'saldırganın irticayı yeniden yorumladığını' söylüyordu.

GÜNGÖR MENGİ - Saldırı, Atatürk ve devrimlere: Vatan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Güngör Mengi, saldırının Atatürk'e ve onun devrimlerine yapıldığını savundu: "Saldırıya yönelen tepkinin dün Ankara'dan yansıyan görüntüleri heyecan verici oldu. Atatürk'ün emanetini sahiplenmek için hep onun saldırıya uğraması ve devrimlerini aşındırma çabalarının gemi azıya alması mı gerekiyor?"

[VE GERÇEKLER...]

Yargıtay, bağlantıyı gördü: Ergenekon ve Danıştay birleşti
Danıştay saldırısından sonra yapılan aramada tetikçi Alparslan Arslan'ın üzerinde Ulusal Haber basın kartı ve Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği ibareli kartvizit ele geçirildi.

Saldırıdan birkaç gün sonra emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, intihar girişiminde bulundu. Alparslan Arslan'la irtibatı tespit edilen Tekin, 'azmettirici' olmakla suçlanıyordu. Yakalandı, ifadesi alındı ve ardından serbest bırakıldı. Ancak aylar sonra bu kez Ergenekon Soruşturması kapsamında tutuklandı.

lparslan Arslan'ın kullandığı cep telefonunun 2000 yılından itibaren dökümü mahkeme kararıyla istendi. Arslan'ın Muzaffer Tekin'in kullandığı 0532 291 xx xx No'lu GSM hattı ile 35 kez görüştüğü belirlendi.
Ortakları arasında Muzaffer Tekin'in de yer aldığı Doğuş Faktoring şirketinin avukatının Alparslan Arslan olduğu tespit edildi. Danıştay tetikçisi, Ergenekon sanıklarından Hüseyin ve Rasim Görüm'ün de avukatlığını yapıyordu.

Muzaffer Tekin'in, Danıştay saldırısından yaklaşık 9 saat önce telefonundan 64 mesaj çektiği tespit edildi. Mesaj Susurluk hükümlüsü
İbrahim Şahin'den gelmişti. Tekin'e bu konu soruldu. Mesajda 'yine mor dağlara bulut çöküyor, o dağlarda kalanlar bilir' şeklinde ibareler olduğunu ve hoşuna gittiği için arkadaşlarına gönderdiğini savundu.
Ümraniye'de ele geçirilen ve emekli Astsubay Oktay Yıldırım'a ait olduğu iddia edilen 27 el bombasıyla Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombaların aynı seriden olduğu belirlendi. Üstelik Cumhuriyet'e bomba atanlardan biri Alparslan Arslan'dı. Bombaların bulunduğu sandıkta Oktay Yıldırım'ın parmak izleri tespit edildi.

Danıştay davası hükümlüsü Osman Yıldırım, Danıştay ve Cumhuriyet'e saldırı kararını 27 Nisan 2006 tarihinde Alparslan Arslan ve Veli Küçük'le yaptıkları bir toplantıda aldıklarını açıkladı. Yıldırım'm ifadelerine göre, bombaları Veli Küçük vermişti.

Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Derneği Başkanı Taner Ünal, Danıştay saldırısını, Muzaffer Tekin grubunun yaptığını söyledi.

Saldırının ardından Danıştay sanıklarının banka hesaplarında artış olduğu tespit edildi. Ergenekon iddianamesinde, Alparslan Arslan'ın babası İdris Arslan'ın tutuklu sanıklar İsmail Sağır, Tekin İrsi ve Erhan Timuroğlu'nun hesaplarına değişik tarihlerde ve özellikle davanın duruşma tarihlerinden önce değişik miktarlarda para yatırdığının tespit edildiği' anlatıldı.
M. Zekeriya Öztürk, Alparslan Arslan'ı, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi'nin bir toplantısında gördüğünü söyledi.

Ergenekon savcılarına ifade veren gizli tanık, Alparslan Arslan'ı tanıdığını, Veli Küçük'le bizzat görüştüklerini gördüğünü, samimi ilişkiler içerisinde bulunduklarını bildiğini anlattı.

Danıştay sanıklarından Erhan Timuroğlu, yargılanma sürecinde Alparslan Arslan'ın "Biz yakında çıkacağız, fazla kalmayacağız, hepimiz çıkacağız." dediğini belirtti.

Mahkemenin görmediği bu bağlantılar sebebiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçti. Danıştay davasında sanıklar hakkında mahkemeye gönderilen belgeler dışında, Ergenekon soruşturmasına ait tüm belge ve beyanların getirtilerek yeniden bir karar verilmesini istedi. Yerel mahkemenin kararı bozuldu.

Ve dava Ergenekon'la birleştirildi. 8 sanık, önümüzdeki günlerde Ergenekon'da yeniden yargılanacak. İddiaya göre cinayet, 'türban kararı' sebebiyle değil, 'ülkede kaos oluşturmak' için işlendi.

ZAMAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*