Danıştay'dan bir başörtüsü kararı daha

  • Giriş : 23.02.2006 / 00:00:00

Danıştay, 2000 yılında eşi başörtülü öğretmenin atamasını yapmayan Milli Eğitim Bakanlığı'nı haklı buldu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Danıştay 2. Dairesi; Türk topluluklarındaki okullarda görevlendirilmek üzere açılan sınavda ikinci olan 20 yıllık Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Abdullah Yılmaz'ın atamasını, eşinin peruk takması ve günlük hayatında tesettüre uygun giyinmesi nedeniyle yapmayan Bakanlık Değerlendirme Komisyonu'nu haklı buldu.
Danıştay'ın, okula gelip giderken dışarıda başörtüsü takmasını 'kötü örnek' olarak gördüğü anaokulu öğretmen Aytaç Kılınç hakkındaki karardan daha ağırını Eskişehir'de bir öğretmen hakkında verdiği ortaya çıktı. Danıştay 2. Dairesi; Türk topluluklarındaki okullarda görevlendirilmek üzere açılan sınavda ikinci olan 20 yıllık Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Abdullah Yılmaz'ın atamasını, eşinin peruk takması ve günlük hayatında tesettüre uygun giyinmesi nedeniyle yapmayan Bakanlık Değerlendirme Komisyonu'nu haklı buldu. Danıştay'ın bu kararını dolaylı olarak, hukuki hiçbir bağlayıcılığı olmayan MİT raporuna dayandırması dikkat çekti. Öğretmen Yılmaz, iç hukuk yolları tükendiği için davayı AİHM'ye taşımaya hazırlanıyor.

Danıştay 2. Dairesi'nin öğretmen Abdullah Yılmaz ile ilgili karar verdiği davanın başlangıcı, 2000 yılında Yılmaz'ın Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) ile Diyanet Vakfı tarafından Türk topluluklarında ihtiyaç duyulan öğretmen açığını gidermek için açılan sınavda başarılı olduğu halde atamasının yapılmaması ile başladı. Eskişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde öğretmen olan Abdullah Yılmaz, DSP-MHP- ANAP koalisyon hükümetince 2000 yılında yurtdışında görevlendirilecek öğretmenler için açılan sınava girerek Türkiye ikincisi oldu ve mülakatı da başarıyla geçti.

Eskişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi Müdür Başyardımcısıyken Milli Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Eğitim-Öğretim Genel Müdürlüğü'nün 04.02.2000 tarih ve 2000/11 sayılı genelgesiyle 2000-2001 eğitim ve öğretim döneminde Türk topluluklarındaki Milli Eğitim'e bağlı resmi okullarda görevlendirilmek için açılan sınava başvurdu. Başvurusu kabul edilen Yılmaz, 29.4.2000'de yapılan Mesleki Yeterlilik Sınavı'nda Türkiye ikincisi olurken, 13 Haziran 2000 tarihindeki mülakatı da başarıyla geçti. Yılmaz öğretmen, daha sonra 3-21 Temmuz tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Türkçe Öğretim Merkezi'nde (TÖMER) gerçekleştirilen ve yaklaşık 3 hafta süren 'Türk Cumhuriyetleri Tanıtım ve Uyum Semineri'ne katıldı.

Yurtdışına gitmesinin önünde bir engel kalmadığını düşünen ve Bakanlık'tan gelecek görevlendirme emrini beklerken hazırlıklarını da sürdüren Yıldız, 'görevlendirilmeniz uygun görülmemiştir' tebligatı ile şoke oldu. Bir yanlışlık olduğunu düşünen ve bunun için hemen harekete geçen Yılmaz, yurtdışında görevlendirilecek öğretmen adaylarının şartlarını düzenleyen 04.02.2000 tarih ve 938-2000/11 sayılı genelgenin 5. maddesini yeniden okudu: "Görevlendirmeye yetkili Bakanlık Değerlendirme Komisyonunca görevlendirmede puan sıralaması listesindeki sıralama esas alınacaktır" deniliyordu. Ancak genelgeye rağmen Yıldız, kendisinin yerine başka bir şahsın görevlendirildiğini anladı. Böylece 20 yıllık öğretmen olan, sicil notu 90 puanın üzerinde bulunan, 3 kez kademe ve terfi ile ödüllendirilen Yılmaz'ın yurtdışı hayalleri suya düştü.

Haksızlığa uğradığını düşünen Yılmaz öğretmen, hemen yürütmenin durdurulması istemiyle Eskişehir İdare Mahkemesi'nde Milli Eğitim Bakanlığı hakkında dava açtı. Yaklaşık 1 yıl süren dava sonucunda mahkeme, hiçbir somut gerekçe göstermeden Yılmaz'ın atamasını onaylamayan Bakanlık Değerlendirme Komisyonu kararını yerinde buldu. 13. 09.2001 tarihinde açıklanan kararın gerekçesinde, "Davacının, 2000-2001 eğitim-öğretim yılında yurtdışında görevlendirilecek öğretmen ihtiyacını karşılamak amacıyla açılan sınavlara katılarak mesleki yeterlik ve mülakat sınavlarında başarılı olduğu, uyum seminerlerini tamamladığı ancak yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde kurulan Bakanlık Değerlendirme Komisyonunca davacının yurtdışında görevlendirilmemesi yönünde karar alındığı ve bu kararın Yurtdışı Eğitim-Öğretim Genel Müdürlüğünce de uygun görüldüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda, gerek dosya içeriğindeki bilgi ve belgelerden gerekse yurtdışı görevin kendine has önem ve özelliğinden dolayı, dava konusu işlemin, kamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilmek suretiyle idareye tanınmış olan takdir yetkisi sınırları dahilinde tesis edilmiş olduğu anlaşılmakta olup, hukuka aykırılık görülmemektedir." denildi.

Bunun üzerine Yılmaz, avukatı aracılığıyla davayı temyiz etmek üzere konuyu Danıştay'a götürdü. Davayı görüşen Danıştay 2. Dairesi, 13.5.2005 tarihinde temyiz istemini reddederek yerel mahkemenin kararını oybirliği ile onadı.

Yılmaz ile ilgili verilen kararla ilgili hiçbir somut belge bulunmazken, dosyada sadece MİT raporunun bulunması dikkat çekiyor. Hukuken hiçbir bağlayıcılığı olmayan bu raporda, Abdullah Yılmaz'ın aynı okulda görevli öğretmen eşi Ayşe Yılmaz'ın okula perukla gelip gittiği ve günlük hayatında tesettüre uygun bir şeklide giyindiği ibaresi yer alıyor. Oysa yurtdışında görevlendirilecek adaylarda aranacak şartları düzenleyen 04.02.2000 tarih ve 938-2000/11 sayılı genelgenin 5. maddesinin 8. paragrafına göre, güvenlik soruşturmasını ve arşiv araştırmasını Emniyet Genel Müdürlüğü ya da mahalli mülki idareler yapar' hükmü bulunuyor. Ancak dava dosyasında bu makamların hazırladığı bir rapor veya belge bulunmuyor.

20 yıllık meslek hayatında devletine karşı işlenmiş en küçük bir kusurunun bulunmadığının altını çizen öğretmen Abdullah Yılmaz, söz konusu kararla sadece yurt dışına gitme şansını değil aynı zamanda çevresindeki itibarını da kaybettiğini söyledi. Adli sicil kayıtlarında kendisiyle ilgili herhangi bir olumsuzluğun bulunmadığını ve bunu her an ispatlamaya hazır olduğunu anlatan Yılmaz, "Zaten başvuru sırasında adli sicil kaydımı gösterdim. Bir yıla yakın süren hazırlık döneminde hiçbir olumsuz bir durumla karşılaşmadım. Sınavları başarı ile geçtim ve açılan bütün hazırlık kurslarına iştirak ettim. Buna rağmen kimin hazırladığı belli olmayan ve söylentiden ibaret olan belgelerle bu hakkımız engellendi. 20 yıllık meslek hayatımda 3 kez kademe ve terfi aldım. Sicil notum ise 90'nın üzerinde. Meslek hayatım bunun en iyi şahididir." dedi.

Yılmaz'ın avukatı Vahap Ata da kararın hiçbir somut unsura dayandırılmadan alındığına dikkat çekti. "İdare, takdir yetkisi bulunsa bile bunu yasal olarak göstermek zorundadır." diyen avukat Ata, "Ancak; bu durumda bir karar hukuka uygun mu yoksa hukuk dışı mı olduğu anlaşılabilir. Oysa dava aşamasında idare bu işlemin gerekçesini ortaya koymamıştır. Dosyaya sunulan belgeler de hukuken esas alınacak belgeler değildir. Ne yazık ki bu karar, ileride hukuk kürsülerinde öğrencilere ders olarak gösterilmesi gereken ülkemizdeki keyfi uygulamalar ve fişlemelere çok iyi bir örnek teşkil ediyor." değerlendirmesinde bulundu.

Konunun peşini bırakmayacaklarını kaydeden Ata, haklarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde aramaya devam edeceklerini söyledi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious