Danıştay’dan sağcıya ayrı solcuya ayrı standart

  • Giriş : 24.02.2006 / 00:00:00

Eşi başörtülü bir öğretmenin MİT raporu gerekçe gösterilerek yurtdışına atanmamasını haklı bulan Danıştay 2. Dairesi’nin, sol görüşlü başka bir öğretmen için tam tersi yönde karar verdiği ortaya çıktı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Gerekçeli kararda istihbarî bilgilerin ‘hukukî delil olarak kullanılamayacağı’ vurgulandı. Aynı daireden çıkan çelişkili kararlar hukukçuların tepkisini çekti. Hukuk ve Yaşam Derneği Genel Başkanı Hayrettin Açıkgöz, insanların inançlarına göre değerlendirilmesinin Anayasa’nın eşitlik ilkesi ve insan haklarına aykırı olduğunu belirtti.

Danıştay 2. Dairesi’nin ilk kararı, Milli Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Eğitim-Öğretim Genel Müdürlüğü’nün 2000 yılında açtığı sınavda Türkiye ikincisi olan Abdullah Yılmaz’la ilgili. 20 yıllık din kültürü ve ahlâk bilgisi öğretmeni Yılmaz’ın ataması, ‘eşinin peruk takması ve günlük hayatında tesettüre uygun giyinmesi’ gerekçesiyle yapılmamıştı. Haksızlığa uğradığını düşünen Yılmaz, yürütmenin durdurulması istemiyle Eskişehir İdare Mahkemesi’nde dava açmış; ancak olumsuz cevap almıştı. 13 Mayıs 2005’te Yılmaz’ın temyiz başvurusunu ele alan Danıştay 2. Dairesi, yerel mahkemenin kararını oybirliğiyle onamıştı. Zaman, dün konuyu kamuoyuna duyurdu. Ancak aynı dairenin bu karardan birkaç ay önce sol görüşlü bir öğretmen için tam tersi yönde karar verdiği öğrenildi.

Alınan bilgilere göre, KESK’e bağlı Eğitim-Sen üyelerinden Yüksel Şeref, 2001 yılında Türk cumhuriyetlerindeki okullar için açılan öğretmenlik sınavında başarılı olmuş. Ancak, yasak yayın bulundurmak ve izinsiz afiş yapıştırmak gerekçesiyle hakkındaki istihbarî bilgiler olumsuz olunca yurtdışında görev alması uygun bulunmamış. Şeref, bunun üzerine dava açmış.

Ankara 7. İdare Mahkemesi, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasından olumlu sonuç alınmadığı için atamayı yapmayan MEB Değerlendirme Komisyonu’nu haklı bulmuş. Davanın temyiz incelemesini yapan Danıştay 5. Dairesi de bu kararı onamış. Öğretmenin, ‘karar düzeltme’ talebi üzerine dosya Danıştay 2. Dairesi’ne gelmiş. Yapılan incelemenin ardından, somut bilgi ve belgeye dayanmayan istihbari bilgilerin, sınavda başarılı olan bir öğretmenin yurtdışına gönderilmesine engel oluşturmayacağı vurgulanmış. 8 Aralık 2004 tarihli kararın gerekçesinde şu bilgilere yer verilmiş: “Davacının yasaklanmış yayın bulundurmak suçundan Alaşehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nca takipsizlik kararı verildiği, izinsiz afiş yapıştırmak suçundan Alaşehir Sulh Ceza Mahkemesi’nde beraat ettiği, diğer bilgilerin ise geçmiş yıllara ait soyut ve dayanaksız iddialardan ibaret, niteliği itibarıyla hukuki bir delil olarak kullanılması mümkün olmayan tamamen istihbari nitelikte bilgiler olduğu, idarelerin kamu yararı amacı ve hizmetin gereklerini gözeterek bir hizmetin görülmesi için belli niteliklere sahip kişilerin seçilmesi konusunda genel takdir yetkisine sahip oldukları açık ise de davalı idarece yöntemine uygun olarak açılan sınavda başarılı olan davacının hakkında yaptırılan “arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması” sonucunda tespit edilen hususlara dayanılarak yurtdışı göreve gönderilmemesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

Danıştay 2. Dairesi, 4 Mart 2005 tarihinde de, bir öğretmenin müdürlüğe atanmamasına ilişkin başka bir davada, somut olay ve sebebe dayanılmaksızın yalnızca istihbari nitelikteki bilgiye dayanılarak işlem yapılmasının hukuka aykırı olduğuna karar vermişti.


--------------------------------------------------------------------------------

’28 Şubat sürecinde haksızlık yaşandı’

Öğretmen Abdullah Yılmaz’ın, ‘eşinin peruk takması ve günlük hayatında tesettüre uygun giyinmesi’ nedeniyle atamasının yapılmaması bu konudaki ilk uygulama değil. Özellikle 28 Şubat sürecinde çok sayıda devlet görevlisi, haklarında hazırlanan raporlar sebebiyle mağdur edildi. Yurtdışı Eğitim ve Öğretim Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Arslan, 28 Şubat sürecinde, bu tür haksızlıkların çokça yaşandığını, bazılarının açtığı davaları kazandığını; bazılarının ise davayı kaybettiğini açıkladı. Arslan şunları aktardı: “Aslında şu an olduğu gibi o dönemde de yurtdışına gönderilecek öğretmenlerle ilgili hazırlanan genelgede görevlendirmelerin nasıl yapılacağı ve personel güvenlik soruşturmasında hangi kriterlerin esas alınacağı belliydi. Ancak Türkiye, o yıllarda olağandışı günlerden geçiyordu. Yapılacak başka şey de yoktu. Büyük haksızlıklar oldu. Bir kişi gerçek olmayan bilgi ve belgelerle damgalandı.”

Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, disiplin soruşturması ve adli sicili temiz olan bir öğretmenin bu duruma maruz kalmasının toplum mühendisliği ve daha çok 28 Şubat sürecinde hayatımıza giren fişlemenin geldiği boyutu göstermesi bakımından bir ibret vesikası olduğunu söyledi. Danıştay’ın kararını ‘kurt-kuzu’ hikayesine benzeten Gündoğdu, “Belli ki baştan itibaren bir karar verilmiş. Bu kararın önüne kimse geçemez.” dedi.

Hukukçular da tepkili

Yargının kararını Anayasa’ya dayandırması gerektiğine dikkati çeken hukukçular, aksi halde hukukun yerini siyasi ve ideolojik yaklaşımların alacağını söylüyor. Hukuk ve Yaşam Derneği Genel Başkanı Hayrettin Açıkgöz, insanların yaşam tarzları ve inançlarına göre değerlendirilmesinin Anayasa’nın ‘eşiklik ilkesi’ ile insan haklarına aykırı olduğunu belirtiyor. Açıkgöz, “Bu değerlendirmenin hukuki dayanağı olmayan MİT raporuna göre yapılması kabul edilir bir durum değil. Danıştay’ın somut unsurlara bakmadan karar vermesini son derece yanlış ve tehlikeli buluyorum.” diyor. Özgür Düşünme ve Eğitim Hakkı Derneği Şube Başkanı Hülya Şekerci de 28 Şubat üniformasının halkın üzerine zorla giydirilmeye çalışıldığını öne sürdü. Şekerci, “Yargı kaynağını Anayasa’dan almak zorunda. Son dönemlerde demokrasi konusunda bir iyileşme oldu. Ancak başörtüsü bundan nasibini alamadı. İnsanların dışarıda nasıl dolaşacağına yargı karar veremez.” dedi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious