'Dedem de kalpten ölmüştü' sözü artık tarih oluyor

'Dedem de kalpten ölmüştü' sözü artık tarih oluyor.8882
  • Giriş : 13.11.2007 / 10:42:00

Dr. Serdar Savaş, gen tedavisinde 10 yıl içinde büyük patlama yaşanacağını söylüyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Biyoteknoloji ve moleküler biyoloji sayesinde, kişilerin kompleks ve kronik hastalıklara genetik yatkınlığı ile uzak durması gereken risk faktörleri belirlenebiliyor. Dr. Serdar Savaş, gen tedavisinde 10 yıl içinde büyük patlama yaşanacağını söylüyor.

Biyoteknoloji ve moleküler biyoloji baş döndürücü bir hızla gelişiyor. En son genetik alanındaki çalışmalarıyla dünyaca tanınan ABD’li bilim adamı Dr. Craig Venter, tamamen kimyasal maddelerle 381 geni bulunan ‘yapay kromozom’ ürettiğini duyurdu. Amaç, bu kromozomları çekirdeğine yerleştirerek istenilen özelliklere sahip bakteriler, yani canlılar elde etmek. Bu başarılırsa, insanlık, zorlandığı ve tıkandığı birçok problemi kolaylıkla aşabilecek. Mesela, toksik ve nükleer atıklar masrafsız ve zahmetsiz ortadan kaldırılabilecek. Havadaki karbondioksit oksijene dönüştürülerek hava kirliliği önlenebilecek. Oluşturulacak mikroorganizmalarla insanlar sağlığa kavuşturulabilecek. Çalışmaların, arzulanan yetenekte hayvan türlerine kadar gidebileceği ileri sürülüyor. Ancak olayın etik ve tehlike boyutları da var. Dr. Venter’in tekniğiyle pekâlâ biyolojik silah imalatı da mümkün. Ya da güdümlü bakteri ve hayvanların kontrolden çıkarak önlenemeyecek felakete yol açmaları da.

ŞÜPHE VE KORKULAR

Aynı şüphe ve korkular, 1997’de Ian Wilmut’un kopyaladığı (klonladığı) koyun Dolly’nin doğup büyümesi sonrasında da yaşanmıştı. Dünyanın birçok merkezinde kopyalama üzerine araştırmalar yürütülüyor. Hatta insan kopyalanmasıyla, sağlıklı bebeklerin dünyaya geldiği de iddia ediliyor. Yedek organ temini adına ümit veren bu araştırmaların kötüye kullanılması da mümkün. Klonlama ve yapay canlı konuları tartışıladursun, aslında her geçen yıl, genetik biliminde insan sağlığını çok yakından ilgilendiren muazzam ilerlemeler gerçekleşiyor. 26 Haziran 2000 günü dönemin ABD Başkanı Bill Clinton ile İngiltere Başbakanı Tony Blair, insanın genetik haritasını ya da şifrelerini keşif hedefiyle yola çıkılan ‘Genom Projesi’nin ilk ayağının tamamlandığını açıklarken, bilim tarihinin en önemli dönüm noktasına işaret ediliyordu. Projedeki eksiklikler 2003’te bitirildi. Halen bazı ayrıntılarda anlaşmazlık söz konusu; ama amansız hastalıkların tedavisinde çığır açılmış durumda. Bu şifrelerin ışığıyla Alzheimer ve kanser başta olmak üzere, çok sayıda amansız hastalığı yenmek için büyük çaba sarf ediyor bilim adamları.

Her hücrenin başlı başına bir evren olduğunu söyleyen İleri Tıp Teknolojileri (İTT) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Serdar Savaş, haritası önümüze konan gen dünyasının milyonda birini dolaşabildiğimizi ifade ediyor. Ama bu milyonda birlik tecrübe dahi, bilimde önceleri tahayyülü zor adımlara ışık tuttu. 1998’de Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) Avrupa Program Direktörü iken bir toplantıda 21’inci yüzyılda gelişecek teknoloji kulvarları tartışılırken enerji, uzay ve genetik kavramlarına dikkat çekilir. Kendine "Neden genetik?" diye soran Savaş, araştırdığında Genom Projesi ile tanışır. "Acaba bu projede varılan mesafe insan sağlığında nasıl kullanılabilir?" sorusuna kafa yorar. 21’inci yüzyılda, sağlığı kronik ve kompleks hastalıklar (Alzheimer, kanser, kalp-damar, beyin-sinir, şeker, kemik erimesi vs) tehdit edecektir. Bu hastalıklarla, Genom Projesi arasında nasıl ilişki kurulabileceğini araştırır. Mayıs 2000’de Türkiye döner ve bir yıl sonra ITT’yi kurar. 2004’te Hacettepe Üniversitesi bünyesindeki teknokente başvurur. 2005’te Biyoteknoloji ve Moleküler Genetik Araştırma ve Uygulama Laboratuarı (GENAR) hayata geçirilir.

GENAR’da günde 10 bin genetik özellik tespit edilebiliyor. ITT’nin teknokentteki ünitelerine 2006’da Toplum Sağlığı Genomiği ve Kişiye Özel Tıp Merkezi TOGEN, 2007’de ise Toplu ve Bireysel Beslenme Araştırma Merkezi TOBES dâhil oldu.

GENETİK YATKINLIK VE HASTALIK RİSKİ

-Bu kurumlar ne yapıyor?

İnsanların hastalıklara genetik yatkınlıklarını çevre şartlarıyla beraber ele alıp risklerini hesap ediyor. Şu anda sahip olduğun riskler şunlardır, ama şunları değiştirerek bu risklere karşı tedbir alabilirsin diyorlar insanlara.

-Riskin sınırları nasıl belirleniyor?

Hastalık eşiği diye bir kavram var. Bu eşik geçilirse hasta olunuyor. Eşik üç yolla geçiliyor. Birincisi, tamamen genetik sebepler. Çocuk annesinden zaten hasta olarak doğuyor. Down sendromu gibi. İkincisi, çevresel etkiler hasta ediyor. Virüs ya da bakteri giriyor vücuda. Kaza geçiriliyor. Zehirleniyoruz vs. Üçüncüsü, kişinin bazı hastalıklara genetik yatkınlığı var. Kişi genetik özelliğine aykırı yaşam sürdüğünde, çevresel etkiler kronik ve kompleks hastalıkları ortaya çıkarıyor. Genetik yapıyı GENAR’da, yaşam tarzını TOBES’te inceleyip iki bulguyu TOGEN’de sentezliyoruz ve ‘gentest’ raporunu hazırlıyoruz.

-Genetik yatkınlık zamanla değişebilir mi?

Genetik yatkınlık ana rahmine düştüğümüzde de öldüğümüzde de aynıdır. Çevresel etkiler kişiyi hastalık eşiğine ulaştırıyor. Bunun bir önceki aşamasında ise ikinci bir eşik daha var aslında. İlk bulguların eşiği. Kişi kalp krizi geçirmemiş ama kolesterolü yükselmeye başlamış, felç olmamış ama oraya gidiyor. Bunlar kan kimyasına bakılarak, check-up’ta görülüyor. Bazen ilk bulgu eşiği ile hastalık eşiği arası kimi bireylerde çok kısa olabiliyor. İlk bulguyla eş zamanlı hastalık ortaya çıkabiliyor. Genetik yapıyı değiştiremeyiz.

GEN MUTASYONLUYSA…

-Genetik yatkınlık ile doğuştan mutasyona uğramış gene sahip olmak ayrı şeyler değil mi? Aileden getirilen mutasyona uğramış gene müdahale imkânı var mı?

Ailesel kalın bağırsak ve meme kanserleri var. Bunlar mutasyondur. Gende hastalığa yol açan bir değişiklik meydana gelmiştir. Bu değişiklik kendi başına hastalığa yol açıyor. Ailelerinde bu tip hastalık olanlarda genetik analizler yapılır, genleri taşıyıp taşımadıkları ortaya konulur. Diyelim ki kadında meme kanseri geni var. ABD’de bu yüzden çok sayıda kadın memesini aldırıyor. Çünkü bu kanserin hayat boyu çıkma ihtimali yüzde 85. Yaşam tarzıyla bağlantılı değil. Öte yandan kronik kompleks hastalıklar grubuna giren meme kanserleri var. Kişide mutasyonlu gen yok, genetik yatkınlık söz konusu. O yatkınlık artı yaşam tarzı bir araya geldiğinde hastalık ortaya çıkıyor. Bunda tedbir almak mümkün. ITT merkezlerinde 13 farklı analiz yapılıyor. Test için ya kan ya da ağızdan tükürük materyali alınıyor. Sonuçta kişiye 120 sayfalık bir doküman teslim ediyoruz. O kişinin bir çeşit kullanma kılavuzu. Kişiye kendisini öğretiyoruz.

-Her hastaya hazırlıyor musunuz bunu?

Elbette. Birisi ben şunu merak ediyorum derse ona özel de bir çalışma yapabiliriz.

-Bu testler gerçekleşmeden önceki biyokimya testleri, hastalık risklerini belirlemede çok eksik mi kalıyor?

Daha doğru olması açısından kişinin genlerinin de bilinmesi lazım.

-Kimyasal ve genetik testin çelişmesi mümkün mü?

Hayır. Çünkü kimyasal sonucu doğuran da o kişinin genetik yapısıdır. Hatta büyük bir uyum içinde çıkar. Ama mesele, kimyasal sonuç normal bulunduğunda, diyelim ki kanında kolesterol normal bulundu, bak arkadaş şu anda normal, demek ki çevresel faktörler yeterince olumsuz etkilememiş ama genlerinde yatkınlık var, dikkat et yükselecek, denebiliyor.

-Kimyasal test sonucu, hastalığa yatkın ve yatkın olmayan kişiler açsından ayrı öneme mi sahip?

Yok, biyokimyasal değerler hastalık eşiğini tarif ettiği için, sabittir, herkes için aynıdır. Ama hastalık eşiğine yaklaşmanın neresinde olduğumuz çok önemli.

EZBERE VİTAMİN ALINMAMALI

-Gentest raporunun özünde hangi mesajlar var?

Kişinin risklerini önüne koyuyoruz. Mesela 30 yılda şeker hastalığına yakalanma ihtimali gibi. Sonra kişiye bunlara karşı tedbir alması için optimum (en uygun) yaşam tarzını sunuyoruz. Egzersizden beslenmeye, mineralden vitamine kadar. Ezbere vitamin, mineral almak çok yanlış.

-13 farklı test neye göre kategori haline getirildi?

Yaş ve cinsiyete göre…

-Kişinin ailesinde mutasyona uğramış gen var. Meme kanseri olacak büyük bir ihtimalle. O kişi için yapılacak bir şey yok mu?

O kişi daha sık kontrolden geçmeli. Daha ileri tetkikler uygulanmalı kendisine. Ailede kaç kişide çıktı? Geni üzerinde kaç mutasyon var? Tek bir mutasyon da yapmıyor bunu. Birçok mutasyon olabilir. Geni baştan sona kadar tarıyoruz. Birden fazla bölgede varsa, ailede çok sayıda kişide varsa (kız kardeş, anne, teyze) ve hepsinde 50 yaşın altında ortaya çıkmış ise burada çok ciddi bir durum var demektir. Cerrah ve onkologla (kanser uzmanı) beraber, memelerin hatta yumurtalıkların alınması düşünülebilir. Her vakıa bazında ele alınması gererken bir konu. Ama bu genlerde mutasyon varsa hastalık riski çok yüksek demektir.

GENLERİN MİLYONDA BİRİNİ TANIYORUZ

-Genlerimizin şu anda ne kadarını irdeleyebiliyoruz?

Yaradılışın genetik kurallarının milyonda birini biliyoruz şu an. İnsan daima bilinmeyeni öğrenmekle mükellef. Bu araştırma ve öğrenme işleminde küçük mesafede dahi vizyonumuz bu kadar genişliyorsa, acaba biraz daha ileri gittiğimizde neler öğreneceğiz?

-Yüzde yüzü ya da yarısı öğrenildiğinde ne olabilir?

Ben şu anda Avrupa Toplum Sağlığı Genom Bilim Yönetim Kurulu üyesiyim. 7-8 farklı çalışma grubu var. Bu gruplardan biri sorunuz üzerine çalışıyor. Birtakım şeyler teknik olarak yapılabilir olacak; ama bunların etik ve dinî açıdan yapılıp yapılmaması gerektiği tartışılacak. Nasıl olacak? Mesela genetik mühendislikle çocuk ana rahmine düşmeden evvel, genlerinde değişiklikler teknik olarak yapılabilecek.

-Cinsiyet mi değiştirilecek?

Her şey değiştirilebilir. Bugün nasıl genetik değişiklikle küflenmeyen mısır yapılabiliyor. Fabrikadan çıkmış gibi aynı büyüklükte X zararlısından etki görmeyen portakal büyüklüğünde domates yapılıyor.

İNSANIN GENETİĞİYLE OYNANABİLİR Mİ?

-İnsan genetiğiyle de oynanacak yani?

İnsan genetiğiyle oynanması konusunda şu anda çok ciddi engeller var. Etik, ahlâkî ve dinî engeller. Bunlar bilimden ziyade, sosyal bilimcilerin, ilahiyatçıların mevzuları. Onun için benim fikir yürütebileceğim konular değil. Halihazırda hiçbir hükümet insan genetiğiyle oynamaya izin vermiyor.

-Ölümsüzleşme hayali kuranlar için ne anlam ifade ediyor bu gelişmeler?

İnsanlar kanserin tedavisini keşfederlerse, önemli ölçüde hayatı çok uzatmanın yöntemini bulurlar. Yaşlanmanın sebebi hücrelerin yaşlanması. Hücre mitoz bölünür. Bölünürken sentromer denen iplikçikler hücreyi çeker. Her bölünmeden sonra iplikçik kısalır. Belirli bölünme sayısından sonra artık hücreyi bölecek takati kalmaz. O hücre yaşlanır ve ölür. Kanserli hücrede sentromer hiç kısalmaz. Sürekli ve kontrolsüz şekilde çoğalır. Vücudun bütün enerjisini bitirir. Ölüme götürür. Sentromer kısalması bilimin açıklayamadığı bir konu. Bu kontrol altına alındığında ömür uzayacak. Kanserin çaresinin bulunması ömrün uzatılabilmesi anlamına geliyor yani. Bir de apoptozis diye bir şey var. Bir hücrenin kendi kendini öldürmesi. Bu da genetik bir hadise. Bazı genler kapanıyorlar. Protein üretmeyi durduruyorlar. İnsan vücudunda 100 trilyon hücre var. Kırmızı kan hücreleri hariç her hücrede çekirdek, çekirdeğin içinde kromozomlar; kromozomlarda da DNA iplikçiği bulunuyor. Her hücrede 2 ila 3 metre civarında DNA iplikçiği var. Hepsi birbirinin aynı. Göz, bağırsak, deri, kalp hücresinde de aynı. Ama her hücrenin fonksiyonu farklı. DNA’nın o hücrenin fonksiyonlarıyla ilgili kısmı aktiftir. Diğer kısmı susturulmuştur.

Hücrenin de bir fıtratı vardır. Hücre kendi fıtratı üzerine tepki verir ve aktif hale gelir. Burada yanlışlık olursa, bozukluk olursa hastalıklar ortaya çıkar. Bir insandaki 100 trilyon hücredeki DNA iplikçilerin toplamının uzunluğu 300 milyar kilometredir. Dünya ile Ay’ın arası 300 bin kilometre. 300 milyar kilometreyi hesap ederseniz buradan Ay’a 500 yüz bin defa gider gelirsiniz. Mikro (nano) evren de makro evren gibi muazzam. Hücre ise başlı başına bir evren. O evrenin içinde milyarlarca hadise…

SAF IRK YOK

-Bir milleti yok edecek genetik silah üretilebilir mi bugün?

Hayır. Artık saf bir ırk yok. Genetik yapıya göre biyolojik silah yapılabilir. ‘Ama öyle silah yap ki sadece şu ırkı öldürsün’, bu imkân dışı.

-Tüp bebek merkezlerinde embriyolar, bazı hastalıklarla ilgili genlerden temizlenebiliyor. Çin’de bazı kanser türlerinde gen tedavisi uygulandığı söyleniyor. Gen teknolojisinin tedavi boyutundaki rolüne dair şu anda hangi hastalıklarda çalışmalar devam ediyor?

Önümüzdeki 10 yılda gen tedavilerinde bir patlama olacak. Özellikle hastalıklı hücrenin genetik yapısını değiştirecek biyolojik, biyoteknolojik ilaçlar geliştirilecek. Mesela kanser aşısı. Kanserli hücrenin genetik yapısında bir değişiklik var. Sentromer kısalmadığı için kontrolsüz çoğalıyor ve ölmüyor. Değişiklik kanserli hücrenin içindeki genetik materyalde, kromozom üzerinde, DNA’dadır. Bu nasıl oluşmuştur? Sigara içmiştir, toksit madde alıyordur, içki içiyordur, çok ızgara yiyordur. Ayrıca vücudu da toksikleri uzaklaştırma konusunda yavaş çalışıyordur.

GAYBA İNANMAK

-DNA dediğimiz genetik yapı değil mi?

Evet. Hücrenin çekirdeğinde normalde karışık şekilde duran bulutsu görünümde duran kromozomlar vardır. Kromozomlar hücre bölüneceği zaman paketlenirler ve birer çift olarak x harfine benzer bir şekilde yerleşirler. Üç metrelik DNA iplikçiğinin üzerinde 3 milyar çift harf vardır. Buna insan genomu diyoruz zaten. Bütün genetik materyal bunun üzerinde. İplikçikteki her şey gen değildir. Daha küçük bölümler gendir. Protein kodlaması yapmayan büyük bölümlere eskiden ‘cant DNA ya da çöp DNA’ denirdi. Ama yaradılışta hiçbir şey anlamsız değildir. Şimdi anlaşıldı ki, bunların gen üzerinde kontrolleri var. Kontrol edici bölgeler.

Burada bilimle dinin üst üste geldiği çok önemli noktalardan bir tanesi Bakara Suresi’ndeki gayba inançtır. Yani sen bilmiyorsun ama bilmediğin bir şeyin var olabileceğine inanman lazım. Artık öğrenilmeye başlanıldı ki bu cant DNA’nın da fonksiyonları var. Virüs, yağdan bir kılıf içinde sadece DNA’sı bulunan bir varlıktır. Sağlıklı genler virüsün içine konuluyor. Sonra virüs, kanserli hücrelerin içine girecek şekilde yönlendiriliyor. Yani kanserli hücrenin DNA’sının yerine sağlıklı DNA yerleştirilmeye çalışılıyor. Amaç, kanser hücresini kontrol etmek. Çoğalmasını durdurmak. Virüsler de zaten bizi bu yolla hasta etmekteler. Genetik materyalini hücreye taşırlar. Aslında virüsler bize kâinattan haber getiren habercilerdir.

-Nasıl?

Evrende olan bitenlerden virüs etkilenir, insana haber olarak getirir.

-Tedavi noktasındaki patlamalar neye bağlı?

Özellikle rekombinan DNA teknolojisinin hastalık tedavisinde kullanılması kanserde önemli bir çığır açacak.

-Şeker hastalığı da bu şekilde mi yenilecek?

Şeker hastalığında pankreas insülin üretemiyor. İnsülin üreten hücrelerde üretim duruyor. İlerde genetik tedavi yapılabilecek.

-Bütün çaresiz hastalıkların tedavisinde de genetik tedaviler ümit kapısı mı?

Kesinlikle.





HZ. HAVVA’NIN HANGİ KIZINDAN GELDİĞİNİ MERAK EDENLER VAR

Sağlık ve tıp alanında yeni bir cihaz ya da test geliştirildiğinde hemen Türkiye’ye geliyor. Gen teknolojisi de hızla gelişiyor. Bu noktada da piyasada, sadece para kazanma amacıyla çalışan merkezler olabilir mi? Bu işin ticari sömürüsü yapılıyor mu?

Çok önemli bir soru. Sağlık teknolojilerinin değerlendirilmesi diye bir kavram var. Bir ülkede hangi teknolojiler kullanılmalıdır, hangi teknolojilere izin verilmelidir? Türkiye’de ulusal sağlık teknolojisi merkezinin kurulması lazım. Ta ki Türkiye teknolojileri değerlendirebilsin. Her yeni çıkan şeyin üstüne atlayıp sonra hiçbir işe yaramayan makinelere para verilmesin.

-Genetikteki durum nasıl?

Genetik alanında böyle bir kontrolsüzlük yok şu anda. Doğrudan hekimlerin kontrolünde. İstismar edilmesi şu anda söz konusu değil.

-ABD’de bazı suiistimallerden söz ediliyor ama…

Serbest piyasaya uygun ‘hometest’ dedikleri bir olay var. İstismar mı değil mi karar vermek lazım. Kişi "Havva’nın hangi kızının torunu olduğunu" merak ediyor. Dünyada 7 farklı kadın tipi var. Hücredeki mitokondrinin içinde bulunan DNA’dan test ediliyor bu durum. Bunu öğrenmek için yüzlerce dolar veriyorsa, diyecek bir şey yok. Bu genetiğin magazinsel kullanımı. ABD’de devletin regüle etmediği, genetik tanı olmayıp kafasına göre DNA testi yapan yerler var. FDA denetlemiyor. Çünkü adamlar sağlıkla ilgili iş yapmıyorlar. Havva’nın hangi kızından geldiğini araştırıyorlar mesela.

-Türkiye’de böyle merkezler var mı?

Bildiğim kadarıyla yok.



ORUÇ, EN İYİ ANTİ-AGİNG

İnsan vücudunda bilimsel olarak kanıtlandı. 12 saat süren açlıklarda insan vücudu DNA’sını tamire başlıyor. Hücre içinde mitokondri var. Enerji üreten bir merkezdir. Dışarıdan aldığı şeker ve oksijeni yakar. Sonuçta karbondioksit, su ve serbest radikaller açığa çıkar. Bunlar birer atıktır. Serbest radikal bir oksijen atomu. Birinci yörüngesinde 2, ikinci yörüngesinde 8 elektron olması lazımken bir eksiktir. Tamamlamak için sağa sola saldırır. Tamamladığı dokuya hasar verir. Çekirdeğin içine girerse DNA’ya da hasar yapar. DNA’daki hasar kimi zaman yıpranmaya, yaşlanmaya kimi zaman kanser dâhil birçok hastalığa yol açar. Aynı zamanda vücutta biriken toksik maddeler de hasar oluşturur. Hasar derken DNA iplikçiği kopabilir, kırılabilir, bazı harfler yer değiştirebilir. 12 saatlik açlıklar DNA’daki hasarı tamir eder. Ama açlık 16 saatin üstüne çıkarsa ters etki gösterir. Onun için mutla ka sahurda da besin alınmalıdır. Su içmek açlığı ortadan kaldırmaz. Serbest radikallerin çoğu vücuda zarar veriyor. Ama vücut serbest radikalin azını mikroplara karşı savaşta kullanıyor. Vücut radikallerin zararını ürettiği enzimlerle ortadan kaldırıyor. Fakat bu enzim bazı insanlarda iyi çalışmıyor. 12 saatlik bir açlık, arkasından abartılmayan bir yemek, DNA’nın tamirine imkan veriyor. Az ve sık besin alındığında da tamir gerçekleşiyor. Mitokondrinin serbest radikal üretmesi de azalıyor. İhtiyacını görecek kadar üretiyor. Yiyeceklere saldırmadan ölçülü iftar ve sahur ile oruç, ömrü uzatan, yaşlanmayı geciktiren iyi bir anti-aging, hastalıkları önleyen çok iyi bir uygulama. Sağlıklı yaşlanmanın ispatlanmış tek yöntemi kalori kısıtlamasıdır. DNA başka protein almadığı için protein parçalamaya enerji harcamıyor. Enerjisini kendini tamirde kullanıyor. Fabrikayı yıllık bakıma alırlar ya. 16 saat aç kalığında ise tamire takati kalmıyor.


AKSİYON

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious