Demirel, Başbakan'ı adres gösterdi

  • Giriş : 31.12.2006 / 00:00:00

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Çankaya'ya gidecek 11. Cumhurbaşkanı'nın adını verdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Demirel’e sorular ve yanıtlar şöyle:

Siyasetten daha çok biraz hayat konuşmak istiyoruz. İnsanlara hayat bilgisi dersleri... Mesela sizin hatırladığınız bayramlardan, bayramlaşma ádetlerinizden başlayalım isterseniz...

Benim büyüdüğüm muhit çok geleneklerine sahip bir muhitti, bir Anadolu köyü diyeyim. 1940 Türkiye’si için yüzlerce küçük Türkiye diyorum. 1500 kişilik bir köydü. Babam evi kendisi yapmıştı. Samanlığı var. Evin girişinde, alt katında, hane altı derler, Anadolu tabiri, her türlü kuru yiyeceklerin konulduğu bir yer var, depo gibi... Üzümü meşhur.

Köy dışına ilk defa kaç yaşında çıktınız?

Köy dışına ilk defa 12 yaşında çıktım. Ortaokula gittim, Isparta’ya gittim. O zaman yurt vesaire yoktu, bir eve gittim, o evde başımıza, dayımın oğlu da vardı, nenemiz geldi. Bir ev tuttuk orda, nenemiz pişirir, taşırır, köyden erzak gelirdi. İki seneyi orada okudum, sonra üçüncü seneden itibaren parasız yatılı okudum.

ÇANKAYA FIRSATIKAÇMAZ

Tayyip Bey Cumhurbaşkanlığı’na çıkacak mı?

Çıkacak tabii.

Nereden biliyorsunuz?

Türkiye’nin, 83 yılda 11. Cumhurbaşkanı olacak. Demek ki ortalama 8 senede bir defa Cumhurbaşkanlığı fırsatı çıkıyor. Kendinizi Cumhurbaşkanı seçtirecek kadar arkanızda güç varsa, fırsat çıkmış demektir. Bu fırsatı niye kaçırsın? Bütçe konuşmasında "İşte Anayasa" dedi, "İşte" dedi. "101. maddesi, 102. maddesi" dedi, "Okuyun" dedi. "Okuyun" dediği Meclis. 550 üyesi var, onlar nasılsa okumuşlardır. Niye "Okuyun" diyor? "Burada tarif edilen adam benim" demek istiyor.

DARBEOLMAZ

Oldu diyelim ne olur? Mesela darbe mi olur?

Sanmıyorum. Yalnız önümüzdeki aylar zarfında sancı olur, tartışma olur. Neden olur? Cumhurbaşkanlığı herkesi kucaklayan bir yer. Böyle bir tartışma olur. Bu tartışmanın legalitesi, yani hukuki bakımdan gücü Anayasa’daki temsilde adalet talebidir. Sadece mantık meselesi değil, hukuken, şekli hukuk bakımından denecek bir şey olmaz.

"Sadece şekli hukuk yeter mi?"

Yalnız mahkeme olsa, mahkemede kanunlar yeter, siyasette kanunlar yetmez. Siyasette bir de kanunlara ilaveten insanların içine sığıp sığmama vardır. Zaten siyasetin bir ilim değil de bir sanat oluşunun sebebi de budur. Kişinin kendi takdir hakkına ve idrak yüksekliğine bağlı olarak gelişir bu. Birinci mesele budur. İkinci tartışılacak mesele, laiklik meselesidir. Bir süre sonra AKP seçimde gelirse, o zaman Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı bu partiden olacaktır, o zaman kadrolaşma tartışmaları başlayacaktır.

18 yaşındaydım ilk içkim şaraptı

İlk içkiyi kaç yaşında içtiniz?

İlk içkiyi aşağı yukarı 18 yaşında içtim, Isparta’da. O zamanlar üniversiteye gireceğiz, genç arkadaşlar bir yerde toplandık, ilk defa orada içtim.

İçtiğiniz ilk içki neydi?

Şaraptı, yerli şarap. Isparta’da şarap olur. Ama bizim oturduğumuz köyün etrafındaki köylerde filan içki ádeti yoktur.

Asıldı, ağladım

Kaç yaşından itibaren siyasetle ilgilenmeye başladınız?

Bizim gençlik yıllarımız, öğrencilik yıllarımız, lisenin son yılları filan dünyada savaş vardı. İster istemez bütün haberler savaş haberleri olurdu, savaş haberleri dinlerdik, ne oluyor ne bitiyor diye. Bir kısım insanlar bir tarafı, bir kısım insanlar diğer tarafı tutardı.

Adnan Bey idam edildiği gece ne hissetiniz?

İdam edildiği gece çok kötü şey hissettim. Yani sana söyleyeyim ağladım. Çok nadiren ağlamışımdır bütün ömrümde. Şimdi bak kaç sene geçmiş aradan, 46 sene, hálá aklıma geldikçe gözlerim yaşarır. Böyle şey olur mu ya? Olur mu böyle şey? Ve yalnızca Adnan Bey değildi Türkiye’de idam edilen. Hangi başvekil gelecek de, cesaretle iş yapacaktı?

İdamı intikam değil

Peki bu kadar üzüldünüz, Deniz Gezmiş olayında idam kararı nasıl çıktı o Meclis’ten?

O bizim elimizde değildi, bizim işimiz değil o. O günkü hadise anarşinin başlangıcıydı. Anarşinin başlangıcında Meclis eğer o görevi yerine getirmese, askerler zaten yapacaklarını yapacaklar. Biz rejimle Meclis’i kurtarmaya çalışıyoruz. Bugün tamamen başka. Geldik yine icabı zaman...

Adnan Menderes’in intikamı Deniz Gezmiş’le mi alınacaktı?

Uyduruk bir şey o. Tamamen ayrı bir şey. O günkü şartlar, o günkü icapları gerektirmiştir. Bugün olsa başka şekilde olurdu. Bugün çünkü o meseleler başka istikamete kaymıştır. Biz hálá yani devletin yıkılıvereceğinden, ülkenin karışabileceğinden korku içindeydik.

Yollar yürümekle aşınmaz

Siz Türk siyasetinde hálá kuralları belirleyen, Bismarck gibi sözler bırakan insan diye biliniyorsunuz. "Yollar yürümekle aşınmaz" gibi... Nasıl çıktı bu laflar?

1968 senesiydi. Meşhur 68 olayı filan. Almanya’da Berlin’de Dany (68’in "Kızıl Dany" lakaplı öğrenci lideri Daniel Cohn Bendit) ile başlamış hadiseler. Biz de iyi bir hükümet yapıyoruz, çok iyi bir hükümet yapıyoruz. Sakin, Meclis’te çoğunluğumuz var, her istediğimiz şeyi yapıyoruz. Halkımız sokaktan hep korkar. Türkiye devlet olarak, Osmanlı idaresi dair, sokağa mağlup etmedi. Parti kongresi yapıyoruz, Sefer Yıldız çıkıyor diyor ki, çok tabandan bir partici ama sözünü sakınmayan bir partici. Yüzüme baka baka diyor, "Sayın başbakanım, ne oluyor sokaklarda? Niye bir şey yapmıyorsunuz?" diyor. "Bunları yakalayıp kuşlar gibi sokaklarda, kafalarını koparıp koparıp niye atmıyorsunuz" diyor. Şimdi alkış kıyamet. "Sefer kardeşim, sen haklısın, senin dediğini yapacağız" diyemem ben. Çıktım, dedim "Kardeşimiz Sefer bunları söyledi. Gösteri, yürüyüş hakkı, hakların en azizidir. Medeniyetin kabul ettiği bir haktır ve kim haksızlığa düştüğü kanaatindeyse, işte sokak. Yani kırmadan dökmeden, silahlı, kanlı kavgalara sürüklemeden demonstrasyonunu yapsın". Fransa’da dört milyon insan yürüdü de ne oldu Şanzelize’de. Benim ülkem de öyle olsun istiyorum. "Hey Sefer dedim, sokaklar yürümekle aşınmaz". Bunun çıkışı böyle.

Dün dündür, bugün bugündür

Ya "Dün dündür, bugün bugündür" sözü...

- Cumhurbaşkanı seçimi, 73’te, Faruk Gürler şangur şungur geldi. Kılıçlar... Biz düşünüyoruz, nasıl aşacağız bu durumu. Semih Sancar Genelkurmay Başkanı’ydı, bir yiğit adamdı. Benim de tanıdığım bir adamdı, boyu bosu kadar güzel bir adamdı. Semih Sancar benimle görüşmek istemiş. Tabii dedim memnuniyetle. Ondan sonra nereye gidelim görüşelim, bizim Mustafa Özkan’ın evine. Onun ahbabıydı o. Orada bir viski içeriz. Ben gelirim, görürüm oraya dedim. Gittik görüştük. Semih Paşa dedi ki, "Biz Ordu olarak parlamentonun iradesine karışmayız, yani parlamento ne istiyorsa onu yapsın". "Zaten biz de öyle yapacağız, merak etme sen Paşa" dedim. Ve ertesi günü asansörden iniyorum, tam kapıdan çıkıyorum bu haber sızmış. Gazeteciler her tarafımı aldı, "Semih Sancar’la konuştunuz mu?" Ben konuştum demedim, konuşmadım da demedim. Dün dündür, bugün bugündür dedim. Gidin işinize dedim.

Yaptığı, yapılamaz

Sizi en çok etkileyen kişilik kimdir?

En çok kimdir, söylemek zor. Kimlerden etkilenmişim dersen söylerim. Bu ülkenin yakın tarihini bilenler, "Eğer ben en çok Atatürk’ten etkilendim" derse bu çok doğrudur. Bu laf olsun diye söylenmiş bir şey değildir. Atatürk’ün yaptığını, benim şu günkü yaşımda ve 50 sene devlet tecrübesinden sonra tekrar tekrar düşündüğüm zaman böyle bir şey yapılamaz gibi geliyor. O’nun etkisinde kalmamak mümkün değil.

Kabiliyetiyle paşaydı

34 yaşında bir albayın Osmanlı ordularına başkumandan olması enteresan bir olaydır. Yalnız torpil değil, kabiliyet. Mutlaka çok kabiliyetli bir adam. İkincisi, Osmanlı ordularını 4 sene savaşa dayanacak şekilde yönetmek çok önemli bir olaydır. Fakat geldiği yer malumdur. Siyasette her şey neticesiyle ölçülür. "There is no substitute for victory." Başarının yerine konacak hiçbir şey yoktur. McArthur söylemiş West Point’te. "No excuse", başarı için mazeret tanımayız.

Babamın komutanıydı

Babam Çapakçur’da (Bingöl) Ruslarla savaşıyor. Kumandan şehit oluyor. Kumandayı o zaman yarbay olan İsmet Paşa’ya veriyorlar. Babama diyor ki: "Yahya Çavuş Ordu çekiliyor. Elde ne varsa kurtaralım. Vazifeni yapmazsan seni kurşuna dizerim." Babam 1950’de İsmet Paşa’yla helalleşiyor, diyor ki: "Sen bana bunu böyle demiştin. Yaşlandık. Sen cumhurbaşkanlığını yaptıktan sonraya sakladım ben helalleşmeyi." Sonra geliyor, İsmet Paşa’yla siyasi rakip oluyorsunuz...

’İyi dinleyin’ derdim

Siyasetimizde çok parlak adamlar vardır. Osman Bölükbaşı. Eşi emsali olmayan başka bir tip, bir siyasetçidir. Bana göre Mehmet Ali Aybar çok enteresan bir adamdır, ne zaman kürsüye çıksa ben kendi arkadaşlarıma, "Bu adamı iyi dinleyin" derdim. Fikrini beğenmeyebilirsiniz veya çıkardığı neticeyi de beğenmeyebilirsiniz, fakat dikkat etmek lazım ne söylüyor adam; birinci cümle, ikinci cümle tutarlı. Beşinci cümle tutarlı...

Lokmamı paylaşmıştım

Rahmetli, benim müsteşarımdı tabii uzun seneler. 87’den 93’e kadar Meclis’te beraber bulunduk tabii. Nihayet, cenazesini kaldırmak da başbakan olarak bana düştü, biz çok iyi arkadaştık. Meclis kürsüsünden de söyledim öldüğü zaman, biz bir lokmayı bölüşen arkadaşlardık. İçtiğimiz su ayrı gitmemiştir bir süre. 77’de de ben onu Kayseri’den milletvekili adayı gösterecektim, bir gün evvelden İzmir’den senatör adayı oldu. Bir güzel insandı, çok güzel insandı.

Clinton hatırası

Demirel’in evinin fotoğraflarla bezeli köşesinde en önde Clinton Ailesi’yle birlikte çektirdikleri fotoğraf yer alıyor. Demirel, özel yaptırdığı bu fotoğrafların benzerlerini İslamköy’de kendisi için yaptırdığı külliyeye de gönderdiğini söyledi.

Çok üzülüyor

Demirel’in çalışma masasının hemen yanındaki telefon sehpasının üzerinde eşi Nazmiye Hanım’ın fotoğrafının bulunduğu bir çerçeve yer alıyor. Nazmiye Hanım’ın rahatsızlığının giderek artması Demirel’i üzüyor.

’Baba’yla bayramlık

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Güniz Sokak’taki evinde yapılan söyleşi sonrasında Ertuğrul Özkök ve Enis Berberoğlu’na bayram çikolatası ikram etti. "Adettir çikolata alınmadan gidilmez" diye de ekledi.

3’ünde çan, 18’inde ezan

Ailenizin kaç kuşak ötesine kadar gidebiliyorsunuz?

Beş kuşak, 300 sene.

Mübadeleden önce köyde Rum var mıydı?

Köyde yoktu, Isparta’da vardı. Isparta’nın 21 mahallesinin üç mahallesi Rum mahallesi. Çok az da Ermeni var. Ermeniler daha çok zanaatkár, Rumlar tüccar, bizimkiler de çiftçi. 3 mahallede çan çalınıyor, 18 mahallede ezan okunuyor ve bunlar yan yana yaşıyor. Bu çok önemli bir hadise ve aralarında hiçbir hadise yok.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious