Demirel Özal'da yanıldı, Çiller ise hatam

Demirel Özal'da yanıldı, Çiller ise hatam.8219
  • Giriş : 04.01.2009 / 20:35:00

Özal’dan Demirel’e, Erdoğan’dan Gül’e, Sezer’e tüm siyasi tüm siyasiler için konuşan Cindoruk'tan samimi itiraflar:

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Tüm siyasi figürleri konuştuğumuz Hüsamettin Cindoruk'tan samimi bir 'itiraf': Demirel, Özal'ı kendine çok yakın, bağlı görüyordu. Tarihi yanılgısı onu müsteşar yapmasıdır. Çiller yanılgısı bana aittir. Aday olmaktan çekildiğim içindir

Türkiye'de Cumhuriyetçi ve anti-Cumhuriyetçiler gibi bir cephe oluştu... - Eskiden farklılaşma sol ve sağ üzerindeydi, şimdi Cumhuriyete ve Cumhuriyetin bazı değerlerine karşıtlık ikilemi üzerine kurulu. Türkiye'nin son yıllardaki ikilemi ideolojik olmaktan çıktı, teolojiye dayalı tariflerin etrafında dönmeye başladı. Anadolu'da Cumhuriyetçi gelenek ve değerlere baskı var. AKP'nin siyaset yapma hakkına hep saygı duymuşumdur. Bir muhafazakâr partinin olması Türkiye'de siyaseti zenginleştirir. Bütün sıkıntı AKP'nin iktidara geldikten sonra temeli Osmanlı'dan gelen dinci hareketi zorla yerleştirmek istemesidir.

l AKP Milli Görüş'ten kopmadı mı?

- Bunu söylemeleri mümkün değil. Reddetmeleri konjönktür icabıdır. Milli Görüş'ün temeli yurtdışındadır. AKP dinci bir partidir.

50'DEN SONRA HALK ÇIKTI

l Sizin ya da mesai arkadaşlarınızın bugüne gelinmesinde kusuru yok mu?

- Cumhuriyetçilerin sıkıntısı 1950 seçimlerinden sonra başlamıştır. 50 seçimlerinden sonra halkın talepleri çıktı. Halkın yaşam biçimi Türkiye'de kim ne derse desin bir Müslüman yaşam biçimi.

l Bunu cumhuriyet adına bir kayıp mı sayarsınız, bir kazanç mı?

- Cumhuriyet durağan bir rejim değil, dinamizmi var. Anadolu'daki halklar bir müddet sonra hak ve özgürlüklerini elde edince taleplerde bulunmaya başladılar. Bunun en basit misali ezan meselesidir.

LAİKLİKLE İSLAM ÇATIŞIR

l Azınlıklar gönderilmeseydi daha demokrat, laik olur muyduk?

- Türkiye'de yeterince Süryani, Ermeni, Musevi vatandaşımız var ama onların direnci yetmez. Çoğunluğu Müslüman olan insanların laikliği benimsemesi gerekir. Laiklikle Müslümanlığın çatıştığı da doğru!

l Orayı bir açın isterseniz...

- Erdoğan'ın sıklıkla söylediği 'Devletler laik olabilir ama bireyler laik olamaz' esprisinde bu var. Eğer laikliği, bireyi temsil eden bir olgu olarak görüyorsanız Erdoğan haklı.

l Erdoğan laikliğe inanıyor mu sizce?

- Hayır. Zaten söylüyor bunu.

l Demokrasiye inanıyor mu?

- Bir demokrasi çizgisi çizmiş, ona inanıyor. Ama o çizgi içerisinde telaffuz ettiği önemli bir ibare var; ılımlı İslam. Bu aslında koyu bir dincinin laiklik ve cumhuriyetle birleşmesi için bir formül.

l Erdoğan koyu dinci mi?

Elbette! İmam hatip mezunu. Batı'da ruhban bir başbakan yok ama Türkiye'de imam bir başbakan var. Ayıplamak da zor! Din disipliniyle yetişmiş bir kişinin siyasette bu kadar açılım yapması bile takdire değer.

l AB ölçütlerine saygı gösterebilir mi?

- Gösteremez. AB de ona saygı göstermiyor. Sayın Erdoğan, Sayın Gül ve Sayın Babacan'ın eşleri türbanlı. Avrupa'nın hukuk ölçüsüne göre türban bir propaganda vasıtası. Papalık'tan, Haçlı Seferleri'nden canı yanmış Avrupa, Türkiye'nin içine girerek, İslam propagandası yapmasına hem de üst düzey görevlilerinin eşleriyle yapmasına razı gelmez.

l Gül de mi aynıdır?

- Tabii. Sayın Erdoğan'la beraber siyaset yapmadım ama Gül'le yaptım. 1991-1995 arası ben Meclis Başkanlığı yaparken Gül Parlamento'daydı. Laiklik karşıtı çok önemli konuşmalar yapmıştır.

l Gül sizin cumhurbaşkanınız olabildi mi?

- Hayır. Benim tarifime uymuyor. Ben 10 cumhurbaşkanıyla da yaşadım. Üçüyle çok yakındım. Biri Bayar, biri Özal, biri Demirel.

l Sizin içinde bulunduğunuz siyasi hareketin tarikat, cemaat ilişkileri nasıldı?

- Biz bu işin içine girmedik. Demirel de girmedi. Bizde tarikat ilişkisi yoktur.

l ANAP dönemi için ne diyorsunuz?

- Özal devleti bilen bir adam. Devletin bölünebileceğini bilmek için; halkı bölmenin yeterli olacağını bilir. Özal bunu bildiği için siyasetin içine tarikatçılığı, dinciliği getirmedi, belli ölçülerde tuttu. Bir de tabii onun avantajı eşiydi, çocuklarıydı. Onların laik hayat tarzları onu daha muktedir tuttu. Ilımlı İslam gibi sözler söylemedi. Uygulamadı.

l Demirel'le ilişkileri nasıldı?

- Demirel, Özal'ı kendine çok yakın buluyordu. Ona çok bağlı görüyordu. Demirel'in tarihi yanılgısı Özal'ı müsteşar yapmasıdır. Kendi rakibini, talebelerinden birisini buraya getirerek ihtilale bir hediyede bulundu.

ÇİLLER SİYASETÇİ DEĞİL

l İhtilalden sonraki yanılgısı neydi peki? Tansu Çiller mi?

- O yanılgı bana aittir. Aday olmaktan çekildiğim için.

l Biraz açar mısınız?

- Geldi geçti. Bence çok da etkili olmadı. Anlatılır bir tarafı yok.

l Tansu Hanım önemsiz bir siyasetçidir mi diyorsunuz?

- Hayır. Siyasetçi değil zaten.

l Önemsiz bir başbakan mıydı?

- Önemsiz de değil etkili de değil.

Sezer iyi hukukçu ama Cumhurbaşkanı olamadı

l Merkez sağın İslamlaşması nasıl oldu?

- Yassıada'daki tutukluların yüzde 60'ı İstiklal madalyalıydı. Mesela Fikret Bey, Atatürk'ün kalem müdürü. Demokrat Parti üzerinde yapılmış hatalar vardır, laiklik konusunda.

LAİKLİK SİPERİNİ CHP KALDIRDI

l Orada mı başladığını düşünüyorsunuz laiklikteki kırılmanın?

- Hayır. 1946'dan sonra CHP döneminde Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer döneminde imam hatip liselerini açmıştır. Köy enstitülerini kapatmıştır. O dönemden başlayan bir gerilim var. Laiklik siperlerini evvela CHP ortadan kaldırdı.

l Sayın Demirel'in bu konuda kusuru yok mu?

- Sayın Demirel inançlı bir insandı. Düşünün Türkiye'de cumaya giden ilk başbakandı. Ama ölçüleri iyi kurmuştu. İmam hatip liseleri konusunda yanılgıya düştüğünü tespit etmek gerekiyor. O bunu söylemez. Söylemesi de beklenemez. İmam hatip lisesi bir ruhban okulu! Türkiye'de ruhban okulları yoktu eskiden, medreseler vardı. Cumhuriyet bunu ortadan kaldırmak için iyi niyetle açtı bu okulları. Kaliteli imam yetiştirmek, amaç buydu. Benim yanılgı dediğim, Adalet Partisi'nde imam hatip liselerinin meslek lisesi gibi açılmasıdır.
l Demirel'in cumhurbaşkanlığı dönemi için ne düşünüyorsunuz?

- Olgunluk çağı vardır siyasetçinin. Gerçekten örnek olacak bir cumhurbaşkanlığı yapmıştır. Cumhurbaşkanlığını kurumlaştırmıştır. Sezer bir Cumhurbaşkanı değildi, olamadı da. Buna mukabil bu kurumu zedelemedi. İlerletmedi ama geriye de düşürmedi. Sezer çok iyi bir hukukçu ama cumhurbaşkanlığı için biraz da siyasal birikim gerekiyor.

l Birinci cumhuriyet Sezer'le bitti, ikinci cumhuriyet Gül'le başladı denebilir mi?

- Çok ironi olur. Cumhuriyet dayanıklı çıktı bence.

l Nelere direniyor sizce?

- Benim burada değişik bir tespitim var: Cumhuriyet direnirken siyaseti kullanmıyor, yargıyı kullanıyor. Siyaset cumhuriyeti korumakta yetersiz kaldı, yargı korumaya başladı.

Darbe olmaz diyemem

l Kürt sorununun geldiği nokta nasıl sizce?

- Hükümet, Kürt meselesini bile dinsel bir yolla aşmaya çalışıyor. Kaybetmeyi göze alacağınız kurallar getireceksiniz demokrasiye. Kaybetmekten korkmuyorsanız başarılı olursunuz. Türkiye'yi bütünleştirirsiniz. Cemevi açmakla, Muharrem ayını TV'de göstermekle Alevi yakınlaşması olmaz. Bir başbakanın bu konuyu böylesine basit bir yolla çözebileceğine inanmasını da çok garipsiyorum. Aynı şekilde Kürt meselesinde Osmanlı'dan bu yana gelen bir ayrımcılık var. Bu ayrımcılıkları Kürtçe eğitimle, kanallarla çözemezsiniz.

l Aleviler laikliğin teminatı olarak da görülüyor. Buna ne diyeceksiniz?

- Siyasete bulaşmazlarsa doğru. Alevilik devlet baskısı altında yıpranmıştır. Devlet ve devleti idare edenler din alanına girmemelidir. Biz din adamı değiliz. Dini düzeltmek mümkün değildir.

l Buna teşebbüs eden mi var?

- AKP. Toplum mühendisi değil, toplum anarşisti diyorum ben bunlara. Açıyorsunuz gazeteleri her gün bir bakan, belediye başkanı, AKP'li bir arkadaşımız dini bir konuda hüküm kesiyor.

l Türkiye ekonomik krizi ve siyasal gerilimi taşıyabilir mi?

- 29 Mart seçimleri referandum niteliğindedir. seçim sonuçlarını AKP lehine yorumlarsa sadece ekonomik bunalım değil, çok büyük bir bunalım daha çıkar ortaya. Ben meydanlardan korkarım.

l Türkiye'de ara rejim korkusu her zaman var mı?

- Hiçbir zaman Türkiye'de darbe olmaz demedim. Yine demem çünkü sivil iktidarlar darbeye karşı birleşemiyorlar.

Yoldayken...

Bİr söyleşimizde “Ben sağın en solundayım” demişti Cindoruk. Karlı 31 Aralık günü, rengarenk İstiklal Caddesi'nde ilerlerken bunu düşündüm. İdeolojik partilerin genellikle marjinal kaldığı demokrasi tarihimizde bir ilk olmuş ve düzen en büyük muhalifini iktidar yapmıştı. Ve elbet cumhuriyetin yarattığı tüm bireyler kaygılı ve yüksek perdeden konuşuyorlardı...

Zinde, güleryüzlü bir adam Hüsamettin Cindoruk. Söylemi keskin ama şakacılığıyla aklımızda kalacak. Geniş bir çalışma bürosunda söyleştik. Gördüğüm kitaplar siyaset, anı, hukuk üstüneydi. Klasik tarzda dekore edilmiş, düzenli, sıcak bir ortam yaratmıştı deneyimli siyaset adamı...

Çelebi bakışları güven veriyor doğrusu. Sanki ikinci adam olmak özel tercihiymiş gibi. Elde olmadan sordum kendime: Bugün akil kişi ararken, niçin Cindoruk gibilerinden yararlanmaz düzen?

Askeri müdahalelerden söz açtığımızda sahici bir kaygı duyduğunu gördüm Cindoruk'un. Bunu anlamlı buluyorum. Devleti bilen, tanıyan birinden bunu duymak dikkate değer... Açılım açılım dediklerimiz, acaba izinli olanlar mı?

Erdoğan 'ikinci Anayasa Mahkemesi' sözünde haklı

l Seçimlere itimadınız var mı?

- Hayır, yok.

l YSK'ya mı güveniniz kalmadı?

- Bu iktidar bazı belediyelerin kapanması ile ilgili yasa çıkardı, yasa Anayasa Mahkemesi denetiminden geçti. Bu kesin bir karar haline gelmiştir. Çünkü yasayı denetleyecek mahkeme buna evet demiştir. Sayın Erdoğan'ın söylediğinde haklılık var. İkinci bir Anayasa Mahkemesi gibi Danıştay'ın devreye girmesini ben bir hukukçu olarak yanlış buluyorum. Yüksek seçim Kurulu'nun kararını da yanlış buluyorum. Ama unutmayın, Erdoğan'ı başbakan yapan da aynı YSK!

ÖZAL'IN ÖZDEN'E KAZIĞI

l Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç'la Başkanvekili Osman Paksüt gerginliği için ne diyeceksiniz?

- Haşim Kılıç bence muhasebe uzmanıdır. Turgut Özal onu getirdi. 15 Mayıs 1993'te Özal'la beraber Anayasa Mahkemesi'ne bir cüppe giyme törenine katıldım. Ben Meclis Başkanıyım, o Cumhurbaşkanı. Başkan Yekta Güngör Özden. Daha önce Özal'ın tayin ettiği bir profesöre, gerici diye, birtakım kulplar bularak cüppe giydirmedi. Ondan sonra Özal bu zatı tayin etti. Adı Sacit Adalı. Yekta Güngör Özden, Adalı'ya cüppeyi giydirdi. Özal kulağıma dedi ki: “Senin arkadaşına ufak bir kazık attım; bu ötekinden daha tutucu.” Nereden buldunuz dedim. “Bakü Üniversitesi'nden,” dedi.

l Bu kime atılmış bir kazıktı?

- Bu yargıçların kimliklerini tartışmaya açan bir tayindi. Nitekim o günden sonra Adalı ve Kılıç eküri haline geldiler.

AKŞAM

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*