Deniz Arcak: Öğrendim ki tasavvuf aşk sanatıymış

Deniz Arcak: Öğrendim ki tasavvuf aşk sanatıymış.10978
  • Giriş : 23.03.2008 / 16:24:00
  • Güncelleme : 27.03.2010 / 13:44:49

“Öğrendim ki tasavvuf aşk sanatıymış!” diyen sanatçı Deniz Arcak'ın Mesnevi ile bütün hayatı değişmiş. Arcak, "Mutlu olmak Allah ile kurduğumuz ilişkiye bağlı" diyor ve ekliyor:

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Deniz Arcak, Şefik Can ile tanışmasından sonra yaşadığı değişimi anlatıyor. Yakında yeni albümüyle hayranlarının karşısına çıkacak olan Arcak, İslam'ın ruhunun tasavvuf olduğunu, tasavvufun insana teslim olma sanatını öğrettiğini söylüyor ve “Öğrendim ki tasavvuf aşk sanatıymış.” diyor.

Bazen olayların sonucunu görmeden sebepsiz yere üzülürüz. Bazen de çok güzel başlayan bir olay bize mutluluk yerine mutsuzluk getirir. İşte Deniz Arcak doğduğu andan itibaren hiperaktif yapısıyla ailesini endişelendirse de sonunda hayatın gerçeklerini bilen, aşkı, gerçek aşkı bulan birisi. “Öğrendim ki tasavvuf aşk sanatıymış!” diyen sanatçının, Şefik Can hocanın Mesnevi'sini okuduğu anda bütün hayatı değişmiş. Ona göre Şefik Can ile karşılaşması yamuk yumuk bir yoldan dümdüz bir otobana çıkmak gibi bir şey. Fotoğraf merakı, şan dersleri, tiyatro tutkusu, içindeki bitmek tükenmek bilmeyen enerjisinin sonucu. 1993 yılında çıkan ilk albümü “Nerde”den sonra artık nerede durması gerektiğine kararı verir. Müziği sevmektedir ve içindeki bitmek tükenmek bilmez enerjiyi böyle tüketebilecektir. Aslında onun enerjisi bitecek gibi değildir. Yine bir kanalda yaptığı “Kapsama Alanı” isimli TV programında çok başarılı olur. Ama o şimdilerde kendi besteleri ve rubailerden oluşan kasetinin hazırlıklarıyla meşgul.

Güzel sanatlarda fotoğraf dersleri, daha sonra şan dersleri aldınız ve müziğe başladınız. Sizi pop müziği ile tanımıştık. Şimdi ise Nat-ı Şerif okuyorsunuz. Bu süreç nasıl başladı?

8 yıl, hatta 9 yıl oldu demek lazım. Saygıdeğer Şefik Can Hocamız ile başladı bu süreç.

Şefik Can Hocamız ile tanışmanızı bize anlatabilir misiniz?

Hiç layık olmayarak büyük bir memnuniyetle. İşte herkesin hayatında bir arbede olur ya “Biz dertlilerin kapısıyız.” der ya Hz. Mevlânâ. Kendi çapımda, kendi kabımca, derde düştüğüm bir süreçte hakikat kapıları bana da açıldı. Çok sevdiğim bir çocukluk arkadaşım vardı. Bu arkadaşımın dayısının dişçi muayenehanesine bir hırsız giriyor. Ve Tahirü'l Mevlevi'nin Mesnevi'sini çalıyor. Dayı da buna çok üzülüyor. Onun için çok kıymetli bir parça. Sonra hırsız bulunuyor ve eseri sattığı sahafı tarif ediyor. Dayı sahaflara gidiyor ve kitabını buluyor. Sahafa “Bu Mesnevi bana ait, bana iade edin.” diyor. Sahaf da ona “Ben bu kitaba bayıldım, biraz bende kalsın ne olur okuyayım. Size yeni bir mesnevi açıklaması çıktı onu vereyim.” diyor. Sebepler sebeplere sebep olacak ya işte! Bizim dayı, Şefik Can hocamızın mesnevisini alıp eve geliyor. Sonra benim arkadaşım başlıyor bu Mesnevi'nin tercümelerini okumaya ve bana diyor ki: “Deniz süper bir kitap buldum, inanılmaz bir Mesnevi!”

Daha önceden Mesnevi'ye karşı bir ilginiz var mıydı?

Daha önce başka tercümeler okumuştum, tabii turist kalarak, kendimi Japon gibi hissederek, yabancı kalıp iç dünyama bir türlü giremediği için böyle bir şey duyunca çok sevindim. Koşarak eteklerimiz ayaklarımıza dolanaraktan hemen kendimizi sahaflara atıyoruz, Mesnevileri alıyoruz, sonra arkadaşımdan ayrılıp vapura biniyorum. Mesnevi'nin naylonunu yırttığımı hatırlıyorum ve gerisini hatırlamıyorum.

Yani hırsızın vesile olduğu bir olay hayra dönüştü. Bakara Sûresi'nde geçen “Şer zannettikleriniz hayırdır.” dediği gibi. Daha sonra Şefik Can Hoca ile tanışmanız nasıl oldu?

Ben vapurla karşıya geçerken bir arkadaşım “Bak Şefik Can Hocamız bu evde oturuyor.” diye bana oturduğu evi gösterdi. Bütün işimi gücümü bırakıp o evi buluyorum, o kapıya yapışıyorum. İşte yapışış o yapışış, bir daha oradan ayrılmıyorum.

Şefik Can ile tanıştıktan sonra hayatımızda ne gibi değişiklikler oldu?

Adam olmak için bir çabamız oldu. Mesnevi'nin bende yaptığı en büyük şey bu oldu. Genciz tabii asilik vardı, “Ben böyleyim kardeşim, yerse!” lisanı vardır ya. Mesnevi'yi okudukça 'ben böyleyim' dediğim şeylerin ne kadar feci şeyler olduğu ile yüzleşip “Ben niye böyleyim?” demeye başladım. Ve sonunda iş çözüldü, artık ben böyle olmak istemiyorum dedim. Yani sizi sizden soyan, daha doğrusu kendinize yaptığınız o saçma sapan kabuğu soymaya başlıyorsunuz. Ne kadar fena, insan kendini peygamber zannediyor! Zaman zaman diyorum ki yerin yedi kat dibine geçsem, yetmiyor daha da dibi yok mu, diyorum. Ama insanoğlu hep kötü ve iyi arasında gelir gider. Ta ki bir gün gerçeği anlayıncaya kadar bu böyledir. Evet Şefik Can Dedemiz öyle derdi: “Damarlarımızda hep ikilik dolaşır. Şeytan ve melek. Bir şeyi seçmemiz gerekiyor.” Hayatın bir sırat köprüsü olduğunu düşünüyorum ben. Hayatın kendisini yaşarken halihazırda sırat köprüsünün üstünde yürüyoruz. Çok zor. O'nun merhameti her şeyden büyük, rahmeti bol. Ben dediğim bu kişinin ne kadar berbat olduğunu fark edip, onu ıslah etmek üzere yola çıktım. Ama umudum var. Şefik Can Dedem “Umutsuzluğa kapılmayın, koşun, cesur olun.” derdi.

Sizde ona hayranlık duyuran özellikleri nelerdi, biraz bahseder misiniz?

Efendimiz diyor ya; “Zamana uyunuz, çağa uyunuz.” diye. Çağdaşlık çok önemli bir şeydir. Tabii dedemin ilme olan o büyük aşkı ve her şeyi hafızasında inanılmaz bir şekilde tutması çok hayranlık uyandırır. Sorulan sorulara öyle bir cevaplar verirdi ki herkes hayretler içinde kalakalırdı. Onun yanında olan, en büyük üniversiteye devam ediyor gibi ders alırdı. 94 yaşındaydı Şefik Can Dede ve öğretme aşkı ile doluydu. Haftada iki gün bize çok ciddi bir şekilde dîvan edebiyatı şiirlerini öğretirdi. Öyle bir örnekti ki, öyle bir göründüğü gibiydi ki “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğü gibi ol!” derdi. Öyle bir aynaydı ki bakmaya doyulmayacak. Yamru yumru dikenli bir patikada yürürken, yol bile olmayan bir yerden otobana çıktım Şefik Can Dedemi tanıyınca. Öyle hissediyorum kendimi.

Sizce mutluluk nedir, tanımlayabilir misiniz?

Bir yerden bir yere giderken oflayarak hayatı böyle geçiriyoruz. Hâlbuki aldığımız her nefes ne kadar önemli, ne kadar değerli. Biz ne yapmışız, arkamızda ne bırakmışız... Yaşadığımız her saniye ne kadar da değerli. Herhalde “mutluluk”, haline şükredeceğin anı içtenlikle tespit edip, şükredebildiğin o andır. Oyum yok, buyum yok, sıkılıyorum demek yerine sahip olduklarının farkına varmak. Yaşadığımız şu sağlıklı hayata, aldığımız her nefese canı gönülden şükretmek galiba en büyük mutluluk. Sizce mutluluk nedir?

Mutluluk dediğimiz zaman her şeyden önce insanın Allah ile olan ilişkisi sağlam olmalı. Allah ile rabıta halinde olmayan bir kimsenin gerçek bir mutluluktan bahsetmesi mümkün değildir. Hiç mutsuz olmazsak mutluluğu nasıl anlayacağız?

Gerçek mutluluk belirli bir süreç sonunda elde edilen bir değerdir. Bütün insanların aradığı şey mutluluk değil mi? Ama biz zevk ile mutluluğu karıştırıyoruz. Bizi sevindiren bir olay olur, çok mutlu olduğumuzu zannederiz. Arkasından üzücü bir olay olunca dünyamız kararır. Hâlbuki gerçek mutlulukta hiçbir olay sizi üzemez. Yunus'un dediği gibi “Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim, Aşkın ile avunurum” diyor ya. Yani Allah ile olan ilişkilerimize bağlı mutluluk.

Rubailerden seçerek beste yapıyorsunuz, biraz bunlardan bahseder misiniz?

Kendim söz yazmaya çalışıyorum. Yine Şefik Can Dedemizin 'Rubailerden Tercüme' kitabından seçtiklerim var. O rubailer şahaneler, her bir rubaiyi okuyup günlerce üzüm şarap halini yaşa dur yani. Üzüm gibi şaraplaştırılmış şekilde geliyor o sarhoşluk size, böyle sürüp gidiyor.

Kasetinizde kendi yazdığınız sözler var mı?

Tabii çoğunu kendim yazmaya çalıştım, ifade etmeye çalıştım, rubailerden de derleme yaptık bir tane. Enteresan sürprizli bir şey olacak.

Bugünkü Türk müziği hakkındaki düşünceleriniz? Deniz Arcak en çok kimi dinliyor?

Erkan Oğur'un hastasıyım. İnanılmaz buluyorum yani sesini de, türkü yorumunu da, gitar çalışını da. Allah'ın parmağı var o işlerde açıkçası.

Şu anda gençlerin dinlediği pop müzik hakkında neler söyleyeceksiniz?

Kendi adıma çok umutluyum, güzel şeyler olacağından eminim. Fakar pazar olarak piyasa ters bir dönemde şu anda.

Mesela ben şu an anlamda sordum. Bir zamanlar Cem Karaca vardı, Barış Manço vardı. Bizim kendi kültürümüzün ürünü olan sözler vardı müziklerinde. Mesela biz Dadaloğlu'nu, Karacaoğlan'ı, Pir Sultan'ı onlardan öğrendik. Şimdi bunları yapan hiç kimse yok, belki siz yapacaksınız rubailerden örnekler vererek.

Ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Algıda herkes kendi merak ettiği alanda bir şeyler yapacak. Piyasa bu kadar kalabalık olunca herkes kendi meşrebine, kendi ağız tadına uygun bir şeyleri bulacaktır diye düşünüyorum. Umutsuz değilim. Aslında farkında olsa da olmasa da herkes bir şeye hizmette.

Mesnevi dediğimizde Kur'an-ı Kerim'i anlatıyor; fakat insanlar nedense Mesnevi'yi sanki İslamiyet'in dışındaymış gibi algılıyorlar.

Hz. Mevlânâ buna çok üzülür. “Ben ondan beriyim, ben Hz. Muhammed'in ayağının bastığı toprağın tozuyum” diyor. Bir grup insan tasavvufa karşı, bir grup insan da tasavvufu İslam'dan ayrı tutuyorlar. Tasavvufu İslam'dan ayrı tutabilir miyiz? İslam'ın yaşanma şeklidir tasavvuf. İslam'ın ruhu tasavvuf, teslim olma sanatını öğretiyor tasavvuf, öğrendim ki tasavvuf aşk sanatıymış meğer.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious