Deniz Feneri aslında ne veya ne değil?

Deniz Feneri aslında ne veya ne değil?.6637
  • Giriş : 06.06.2009 / 18:50:00

Deniz Feneri soruşturmasının iktidardaki AKP ile bir bağı var mı? Medya'daki haberler ne kadar doğru?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Radikal'den İsmet Berkan yazdı...

En bilinenle başlayayım: Deniz Feneri, Kanal 7 televizyonunda yayımlanan bir yardımlaşma programından hareketle kurulan bir yardım derneğinin adıdır.

Zaman içinde çok büyüyüp toplamda devasa bağışlar alan ve bunları muhtaçlara dağıtan bu dernekle Kanal 7 televizyonu arasında ister istemez bir bağ vardır; çünkü gerek yardıma muhtaç kişiler ve gerekse yardımdan yararlanan kişiler bu TV programı vasıtasıyla daha yaygın bir tanınma olanağı buldu, bu sayede hem TV çok seyredilen bir programa sahip olup reklam geliri elde ederken hem de dernek ciddi bağış topladı. Yani program (TV) ve dernek sonuçta birbirlerini büyüttüler, tam bir 'kazan-kazan' durumu sağlandı.

Kanal 7 televizyonunun kuruluşunda Refah Partisi'nin ve dönemin RP'li (bugünün Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki) İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bir rolü olduğunu bilmeyen yok. Ancak, bir ticari tüzelkişilik olan Kanal 7 ile ticari tüzelkişiliklerle ilişkisi yasalarla sınırlanmış bir parti olan Refah arasındaki ilişkiler hep üstünde çok dedikodu yapmaya müsait ama somut ithamlar üretmeye çok da uygun olmayan ilişkiler olarak kaldı.

Bu bulanıklığın bugün bile olduğunu söylemek mümkün aslında. Yani, bu kanalın hissedarı, sahibi gözüken kişilerin gerçekten bu kanalın sermayedarları olup olmadığı konusu, az önce söylediğim gibi üzerinde bolca dedikodu yapmaya müsait ama somut bir ithamda bulunmaya çok da uygun olmayan bir şey. Aynı şey kanalın bugünün iktidar partisi Adalet ve Kalkınma Partisi ile ilişkisi için de geçerli.

Gerek Kanal 7 televizyonu ve gerekse Deniz Feneri derneği, 3 milyona yakın Türkiye kökenli yurttaşın yaşadığı Almanya'ya da açıldılar doğal olarak. Ancak her iki kuruluş da, Almanya'daki yasalar gereği, Türkiye'dekinden farklı birer tüzelkişilik olarak örgütlendiler. Ve Deniz Feneri Derneği, aynı Deniz Feneri programının Kanal 7'de yayımlanması sayesinde Almanya'dan da bağış kabul etmeye başladı. Dolayısıyla Türkiye'deki iç içelik ve derin işbirliği Almanya'da da sürdü.

Fakat Almanya'da toplanan bağışlar, Almanya'daki muhtaçlar için değil, Türkiye'deki muhtaçlar veya Türkiye'de başlatılan uluslararası çaptaki yardım kampanyaları (Aceh'deki tsunami kurbanları için olan gibi) için toplandı.
Fakat Almanya'daki derneğin maddi bağış veya ayni yardımları Türkiye'de doğrudan dağıtacak bir organizasyonu yoktu. Bu organizasyon Türkiye'deki Deniz Feneri Derneği'ne aitti. Ve o dönemde Türkiye'deki derneklerin yurtdışından bağış almaları da yasal olarak mümkün değildi.

İşte Almanya'da Deniz Feneri Derneği yöneticileri için açılan ve mahkûmiyetle sonuçlanan dava, Almanya'da toplanan bu paraların veya ayni yardımların, Alman yasalarına aykırı biçimde Türkiye'ye gönderilmesi davasıydı. Benim bildiğim kadarıyla mahkeme, bu paraların amaca uygun veya aykırı biçimde harcanıp harcanmaması konusuyla (Kanal 7 Almanya'ya kanalın kuruluşu ve varlığını sürdürmesi için aktarılan paralar dışında) hiç ilgilenmedi, tek ilgi alanı paraların Alman yasalarına aykırı biçimde Almanya dışına çıkarılmasıydı.

Peki Almanya'da başlayıp sonuçlanan (bir ikinci dava soruşturmasından da söz ediliyor ama bilgiler net değil) bu davanın Türkiye uzantısı neydi?

Birincisi, eğer bir para Almanya'dan kanuna karşı hile yapılarak veya doğrudan kuryelerin çantasında çıktıysa, Türkiye'ye de aynı şekilde, yani ya kanuna karşı hile yoluyla ya da el altından sokulmuş olmalı.

Önümüzdeki en önemli soru şu: Almanya'dan çıktığı mahkeme kararıyla belgelenen paralar Türkiye'de nereye ve nasıl geldi?

Bir ihtimal, bu paraların Deniz Feneri Türkiye derneğine gelmiş olması. O zaman, Deniz Feneri Türkiye, yurtdışından bağış yasağını çiğnememek için kanunun etrafından dolanarak ama her şart altında kayıtlarda kanuna karşı hile yaptı demektir. Bunun ceza yasalarımıza göre suç olup olmadığını bilmiyorum ama ahlaken çok doğru bir tutum olduğunu düşünmüyorum.

İkinci ihtimal, Almanya'dan gönderilen bu paraların tamamının veya bir kısmının Deniz Feneri Türkiye'ye de değil, ya bazı özel kişilere veya konuyla ilgisi olmayan şirketlere aktarılmış olması. Bunun suç olduğuna kuşku yok.

Her iki durumda da, düne kadar çok önemli işler başaran, saygınlığı da yerinde bir yardım kurumu olan Deniz Feneri Türkiye üzerinde ciddi bir istifham oluşuyor.

Bu gölgeyi temizlemek öncelikle, yardımseverlikleri konusunda samimilerse Deniz Feneri Türkiye derneği yöneticilerine düşen bir görev. Onların bunu başarmasının yolu da bana göre maksimum şeffaflığı sağlamak, gelen bütün maddi ya da ayni bağışların gerçek muhtaçlara tek tek ulaştığını göstermekti. Maalesef bunca aydır dernek böyle bir girişimde bulunmadı.

Öte yandan bir yardım kurumu, hele hele derneğinde böyle bir gölgeli durumun oluşması halinde (ki oluştu) bu gölgeyi ortadan kaldırmakla görevli bir diğer kurum da İçişleri Bakanlığı. Bildiğim kadarıyla bakanlık müfettişleri konuyu araştırmaya (belki soruşturmaya da) başladı ama ne sonuç çıktı, çıktı mı, bilmiyorum, bilmiyoruz. Ancak geçmişte bakanlığın derneği düzenli olarak denetlediğini ve derneğin de bütün denetimlerden temiz çıktığını biliyoruz.

Şimdi, Almanya'daki Deniz Feneri yargılamasının dosyası Türkiye'ye geldi, nihayet dosyanın Türkçe çevirisi tamamlandı ve anlaşılıyor ki dün itibarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın görevlendirdiği özel görevli savcı ya da savcılar harekete geçtiler, dosyada adı geçen kişilerin malvarlıklarına tedbir koyan mahkeme kararını aldırttılar.
Peki dün itibarıyla yeni bir ivme kazanan Deniz Feneri soruşturmasının iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi ile bir bağı var mı?

Almanya'daki dosyada, böyle bir ilişkiye dair bazı ihbar mektupları bulunuyor. Ancak Alman Savcı, bu ihbarları tek tek araştırmış ve bunların doğru olmadığına kanaat getirmiş.

Tabii, Türkiye'de, Kanal 7 ile AK Parti arasında olduğu varsayılan hani o dedikoduya müsait ama somutlanması pek mümkün olmayan bulanık ilişki, bizde pek çok köşe yazarının belki üstünde de fazla düşünmeden bir mantık zinciri kurduruyor, Deniz Feneri eşittir Kanal 7, Kanal 7 eşittir AKP bağı sanki kanıtlanmış bir olguymuş gibi tartışmasız biçimde yazılıyor.
Bir yandan da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın daha Deniz Feneri dosyası Almanya'dan gelir gelmez talep ettiği bir konu sanki bugüne aitmiş gibi, o da yetmiyor, sanki savcı aradığı belgeyi bulmuş da AKP hakkında kapatma davası açmaya hazırlanıyormuş gibi takdim edilebiliyor, ortada somut bilgi olmaksızın haberler yazılabiliyor.

Savcıların bulması ve mahkemede de kanıtlanması gereken bazı olgular gazetelerde gerçekleşmiş gibi yazılınca veya ima edilince çok ciddi siyasi ve ekonomik gerginlikler yaratabiliyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*