Denktaş endişeli!

  • Giriş : 10.07.2006 / 00:00:00

KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Endişeliyim çünkü 30 yıldır bu senaryoları gördüm.” dedi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs konusunda bir bildirge taslağı hazırlayarak KKTC'ye sahip çıkan tüm kurum, kuruluş ve siyasi partileri 13 Temmuz Perşembe günü toplantıya çağırdı. Denktaş, bugün öğleden sonra makamında basın toplantısı düzenleyerek Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmeleri yorumladı ve kurum ve kuruluşlara toplantı çağrısını açıkladı. Kıbrıs meselesinin hal yoluna girdiği ve görüşmelerin yeniden başlayacağı yönünde yeşil ışık yakılmasından büyük endişe duyduğunu açıklayan Denktaş, "Çünkü 30 yıl ben bu senaryoları görmüş bir kişiyim" dedi.
Denktaş, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'yle yaptığı görüşmede öneri yapacaksaydı bunları meclisten geçirmesi gerektiğini belirterek, "Böyle iki ayak üzerinde acele öneriler yapılması yanlıştır. Ama bu bir yere varmayacaktır. Çünkü Papadopulos her Rum lider gibi buna bir oyun olarak evet demiştir, oyun bir noktada bitecektir" diye konuştu.

Rauf Denktaş, Kıbrıs meselesinin Rumların Kıbrıs'a sahip çıkmasından kaynaklandığını kaydederek, Türk hükümetinin KKTC'ye sahip çıkılacağını en kesin şekilde dünyaya duyurması, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün "asker çekilmeyecek, limanlar açılmayacak" demesi yanında "varılacak bir anlaşmanın temelinde KKTC devleti var olacaktır" da demesini beklediğini söyledi.

"ENDİŞELİYİM ÇÜNKÜ..."

Kıbrıs meselesinin hallolma yoluna girdiği ve görüşmelerin yeniden başlayacağı yönünde yeşil ışık yakıldığını belirten Denktaş, "Büyük bir endişe içindeyim; çünkü 30 yıl ben bu senaryoları görmüş bir kişiyim" dedi.

Rumların 1960'ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'ne sahip çıkmak, sahibi olduğunu kanıtlamak için bunları yaptığını kaydeden Denktaş, Rumların amaçlarının iyi bilindiğini ve oyunlarını çok güzel oynadıklarını belirtti. "Bizden bekledikleri eşitliğimizi kanıtlamadan, devletimize sahip çıkmaksızın görüşmelere oturmaktır. Yıllardır BM'nin oynadığı bir oyun vardır: 'Masa başında iki eşit lidersiniz...' Buna insan bir süre kanar, ondan sonra gözlerini açar ve masa başındaki bu eşitlik nasıl olur da eşitlerden biri kapıyı çıkar çıkmaz nasıl olur da 'meşru Kıbrıs hükümeti olur' diye soruyu sorar ve tedbirini alır. Şimdi yine bakıyoruz bizim temsilcilerimiz ne istiyorlar? BM kararları çerçevesinde ve Annan Planı da zemin kabul edilmek kaydıyla iki kesimli, iki toplumlu federasyon istiyorlar."

İşine geldiğinde federasyon ister görünen Rum tarafıyla federasyon konuşulacak diye sevinildiğini belirten Denktaş, Gambari gelene dek "üniter devlet federasyon olmaz" diyen Papadopulos'un "federasyon konuşurum" demesinden memnuniyet duyulduğunu ve müzakerelere yeşil ışık yakılıyor diye yorum yapıldığını anlattı.

Denktaş, halkı daha fazla aldatmanın kimsenin hakkı olmadığını ifade ederek, iyimser havayla başlayacak temasların bir süre sonra duracağını, durduğunda tarafların masaya oturdukları gibi, yani Rum'un "meşru hükümet" olarak, Kıbrıs Türk tarafının ise "cemaat" olarak kalkacağını söyledi.

İyi niyetle verilecek tavizlerin Rumlarca cebe atılacağını, yeni görüşmelere de o seviyeden başlanacağını kaydeden Rauf Denktaş, Annan Planı'nın kabul edilmesiyle seviyenin tespit edildiğini, halkın AB'ye girmek uğruna bilmediği, okumadığı binlerce sayfalık bir metne evet dediğini savundu.

Denktaş, yabancıların "Kıbrıslı Türklerin ayrı devlet istemediği, dertlerinin Rumlarla birleşmek olduğu" yorumları yaptığını belirterek, AB'nin yaklaşımlarının da içinde bulunulan tehlikeyi gösterdiğini, "kuzeyde yaşayan azınlık, kuzeyde işgal altında yaşayan Kıbrıslılar" muamelesi yapıldığını kaydetti.

-BİLDİRGE-

Perşembe günkü toplantıda katılımcıların görüşüne açılacak "KKTC'nin 20 Temmuz 2006 Bildirgesi" başlıklı bildirge taslağı şöyle:

"1- Türkiye'nin AB'ne tam üyelik başvurusu dolayısıyla yaşanan aldanışlar ve aldatışlar arasında en önemli ve geriye dönülmez sonuçlar doğuracak olanlar, Kıbrıs konusunda yaşanan ve yaşanmakta olanlardır. Bunlar konusunda uyanık davranılmaz ve daha fazla mevzi kaybedilirse, uğranılacak siyasal, diplomatik, ekonomik ve stratejik zarar arasında en endişe verici olanı, belirecek sonuçların Türkiye ve Kuzey Kıbrıs toplumlarında yaratacağı moral çöküntüdür.

2- Annan Planı'na ilişkin halkoylamasında Türk tarafının "evet" demesi karşılığında başta AB olmak üzere çeşitli uluslararası kuruluşlar ve devletlerce vaat edilenlerin hiçbiri yerine getirilmemiştir. Ulaşım, ticaret ve iletişim alanlarındaki ambargolar kalkmamış, mali yardımlar sağlanmamış, Türk tarafının açılımları hiçbir yapıcı karşılık bulamamıştır.

3- Bunun ötesinde Türk tarafına "evet" dedirtenler, yanlış bir yorumlamayla, Kıbrıs Türklerinin egemenlik haklarından vazgeçip kendi kaderlerini belirleme hakkını son kez ve kesin biçimde ancak Annan Planı ölçüsünde kullandıkları sonucuna varmışlar ve dünyayı aldatmışlardır.

4- Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği için ileri sürülen kriterlere başka adaylara uygulanmayan bir dizi yeni siyasal kriter eklenmiştir. 1963 Ankara Anlaşmasına ek protokolü onaylamanın TBMM'ce uygun bulunması ve Türk hava sahasıyla limanlarının Güney Kıbrıs uçaklarıyla gemilerine açılması gibi Rum Yönetimi'nin bütün Kıbrıs'taki tek meşru devlet olarak tanınmasına yol açacak aşırı istemler ileri sürülmektedir.

5- Bu durumda Türkiye ve KKTC tarafından şimdiye kadar izlenen ve hiçbir olumlu sonuç vermemiş olan politikaların terk edilmesi ve yeni bir tutumun belirlenmesi kaçınılmaz bir zorunluluk olmaktadır. Kıbrıs konusunda bundan böyle savunulması gereken tutum -Türkiye'nin bu konuda sıkıştırıldığı AB parantezinin dışına çıkarak, adada birbirini resmen tanıyan ve barış içinde yan yana yaşayan iki devletin varlığını kabul ettirtmekte ve aralarındaki sorunların giderilmesini kendilerine bırakmakta ısrar etmek olmalıdır. Bulunabilecek en doğru, en gerçekçi ve en dayanıklı çözüm de budur."

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious