Derbesiye adını Türkiye'ye duyurdu

Derbesiye adını Türkiye'ye duyurdu.17339
  • Giriş : 03.06.2009 / 15:55:00

Derbesiye Günleri adlı yazı dizisini gördüğü ilgi üzerine kitaplaştıran Hamit Can, yakın zamanda bir derbesiye Sempozyumu düzenlemek için kolları sıvadı...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


"Derbesiye Günleri'ni sadece nostaljik olsun diye yazmıyorum. Öncelikle kim olduğumuzu bilelim. Biz, İslâm medeniyetine aitiz. Tarihimizi, kültürümüzü oluşturan unsurları yakından tanıyalım. Kendi sorunlarımıza yabancılar gibi değil, bu topraklarda yaşamış, her alanda eserler ortaya koymuş insanlar olarak bakalım. Kendi insanımıza oryantalistler gibi bakmamalıyız." diyor yazar Hamit Can, oldukça büyük ilgi gören Derbesiye Günleri adlı kitabıyla ilgili soruları yanıtlarken...

Bölümler halinde Sanatalemi.net'te Derbesiye Günleri'ni yazan Hamit Can, yazıların büyük ilgi görmesi üzerine çalışmasını kitaplaştırdı. Erguvan Yayınları'ndan çıkan kitabın devamı da gelecek.

"Derbesiye Günleri" kitabınız ilkin sanatalemi.net'te müstakil, ama birbirini takip eden yazılar halinde yayınlandı. Bize bu yazıların doğuş fikrini anlatır mısınız? Ne zaman ve hangi ortamda doğdular?
Evet, "Derbesiye Günleri" bölümler halinde sanatalemi.net'te yayınlandı ve yayınlanmaya devam ediyor. Derbesiye'yi yazma fikrinin nasıl doğduğunu soruyorsunuz. Buna cevap vermesem olmaz mı? Çünkü söyleyeceklerim kimilerine mübalağa gibi gelebilir. Şöyle ki, çevremde yaşanan olayları, tanıdığım kişileri ve gördüğüm mekânları dikkatle izler, onları unutmamak için notlar karalar ve tekrar tekrar gözümde canlandırırdım. Bol bol hayaller kurardım. Bu hayaller, mahallemizle, çarşımızla, köyümüzle ve nahiyemizle ilgili olurdu. Derbesiye'de yeni okulların açılmasını, çarşıda içi kitap dolu iki katlı, büyük bir kütüphanenin kurulmasını, sel baskınlarına karşı yüksek duvarların yapılmasını ve Suriye ile aramızdaki sınırların kaldırılmasını ve oralara gidip gezmeyi ve daha başka şeyleri hayal ederdim. Aradan yıllar geçti. İstanbul'a yerleştim. Derbesiye aralıklarla içimi yoklamaya devam etti, durdu. 1980'li yılların sonundan itibaren, düzenli olmasa da notlar almaya başladım. Daha doğrusu karaladım. Beş defter kadar... Fırsat buldukça bu notları gözden geçirdim. Nihayet 1999'da Derbesiye'yi konu alan bir kitap yazmaya karar verdim. Kitabı, önceleri hikâye veya roman şeklinde tasarladım. Sonra "anlatı"nın en uygun tür olabileceğini düşündüm. Özetle söylemem gerekirse, rahatlıkla diyebilirim ki, Derbesiye'yi yazma fikri orada yaşadığım yıllarda doğdu ve zamanla olgunlaştı ve mevsimi geldiğinde de, yenecek kıvama gelmiş meyveler gibi devşirildi.

Geçmişe dönüp baktığınızda ve maziyi hatırladığınızda, ilk olarak hangi duygulara kapıldınız?
Tabii, acısıyla-tatlısıyla bir çok olay... Derbesiye'den taşındığımız gün mesela. İçime müthiş bir sıkıntı çökmüştü. Arkadaşlarımdan, komşularımdan, dostlarımdan ayrılıp gidiyordum. Bu, çok hüzün vericiydi. Hayatı tanımaya başladığım Derbesiye'yi içime gömüp başka bir yere göçüyordum. Gerçi yeni taşındığımız yer (Mardin İstasyonu) yirmi-yirmibeş kilometre uzaktaydı. Ama gözüme çok yabancı bir yer gibi gelmişti. Kelimenin tam anlamıyla "gurbet" gibi... Mazi, birçok kişiye göründüğü şekliyle bana da hep toz-pembe, cıvıl cıvıl, hayat dolu görünmüştür. Rüya içinde rüyaların yaşandığı, saf, tertemiz, berrak günler... Ama size bir şey diyeyim mi; bu güzellikleri sanki gelecekte mutlaka yaşayacakmışım gibi bir his var içimde. Bazılarına bu saçma gelebilir. Ama doğrusunu isterseniz, ben buna böyle inanıyorum. Ve istesem de bu inancımdan vazgeçemiyorum. Adeta, ileride yine her şey süt-liman olacak, kaybettiğimiz dostlarımıza, sevdiklerimize yeniden kavuşacağız...

Herkes Derbesiye'yi konuşur oldu

Hamit Can kimdir?
Aslen, Mardin'in Ömerli ilçesine bağlı Fıstıklı köyünden. Babasının demiryollarındaki memuriyeti dolayısıyla çocukluğu, istasyonların bulunduğu belde ve kasabalarda geçti. On-onbeş haneli, küçük bir sınır istasyonu olan Gürpınar'da doğdu (1959). İki yaşındayken ailesi, daha sonra adı Şenyurt olarak değiştirilen Derbesiye'ye taşındı. İlk çocukluk yılları burada geçti. İlkokulu, Şenyurt ve sonradan yerleştikleri Mardin İstasyonu'ndaki Çiftlik ilkokullarında okudu. Ailesi, 1969 yılının eylül ayında Şenyurt'tan ayrıldı. Orta ve lise öğrenimini Mardin'de tamamladı. Üniversite sınavlarına katılmak üzere İstanbul'a geldi (1976). O tarihten bugüne kadar İstanbul'da ikâmet etmektedir. Basın ve yayın dünyasında bulundu. Edebiyat merkezli yazı çalışmalarını geliştirdi. Çeşitli dergi ve yayınevlerinde müsahhihlik, redaktörlük ve editörlük yaptı. İzlenim Dergisi'nde Genel Yayın Yönetmenliği, İktisat ve İş Dünyası Dergisi'nde Yazı İşleri Müdürü olarak çalıştı. Yeni Şafak Gazetesi'nde Kültür-Sanat ile Düşünce Günlüğü sayfalarını yönetti. Haftada bir yayınlanan "Haftalık" kültür ekinde Genel Koordinatörlük görevinde bulundu. İlk anlatı, hikâye ve şiirleri, Diriliş Dergisi'nde yayınlandı. Ayrıca kültür-sanat ve edebiyat dergilerinden İzlenim, Hece, Ay Vakti, Vuslat ve Ekopol ile günlük olarak yayınlanan Yeni Şafak Gazetesi'nde şehir kültürü, gezi izlenimleri, röportajlar ve denemeler yazdı. Hamit Can, halen bu gazetede editör olarak çalışmakta ve 'sanatalemi.net' adlı internet edebiyat sitesinde yazılar yazmaktadır. Eserleri: İki biyografi çalışması kitaplaştırılmıştır: Halit Ziya Uşaklıgil (Hikmet Yayıncılık, 2002), Hüseyin Rahmi Gürpınar (Hikmet Yayıncılık, 2002). Sahnelenen tiyatro oyunu: Kurtuluşa Çağrı (1985)

Bu yazıların ve dolayısıyla kitabın bu kadar ilgi çekeceğini tahmin etmiş miydiniz?
Bu yazıların bu kadar ilgiyle karşılanacaklarını doğrusu tahmin etmemiştim. Yayınlanmaya başladıklarında, elektrik akımıyla dört bir yana yayıldılar. Herkes Derbesiye'yi konuşur oldu. Bu ilgi, kitap yayınlandıktan sonra daha da arttı. Tabii buna karşılık, şükrediyorum. Çünkü bu gerçekten Allah'ın bir lütfudur.

Siz, uzun zamandır gazete ve dergilerde imzası bilinen, okunan bir kültür adamısınız. Sanıyorum, bugüne kadar erişemediğiniz çok farklı bir okuyucu kitlesi ile buluştunuz: Derbesiyeliler... Onların diğer okuyuculardan bariz farkları nelerdir?
Okuyucu tipleri farklıdır. Kimi eğlenmek ve oyalanmak için okur. Kimi belli bir hedef belirler ve ilgi duyduğu alanlarda derinleşmeyi gerekli görerek okur. Kimi okuma zevkine sahiptir, bu konuda titizdir, kimi ne bulursa okur. Bu, ülke genelinde böyledir. Sadece Derbesiye'de değil. Derbesiye'de de okuma zevki gelişmiş "idealist okuyucu"lar var elbette. Hatta yazılara gelen yorumlardan da bakarsanız anlarsınız; potansiyel yazarlar bile var. Örnek olarak birkaç isim sayayım: Şükrü Özgür, Ziya Badur, Necmettin Gülşahin ve Gani Evis... Söz buraya gelmişken çocukluk arkadaşlarımdan çok değerli İzzet Gül'ü de anmak istiyorum. "Derbesiye Günleri" kitabının kapağındaki resim İzzet beye ait. Usta bir ressamdır bu kıymetli dostumuz. Derbesiyeli okuyucuları, diğer yazılarımın okuyucularından farklı kılan özellikleri şöyle anlatayım: Derbesiye, konu itibariyle özel bir çalışma olduğundan oralı olanların hepsini ilgilendiriyor. Yediden yetmişe herkes birbirine haber veriyor ve okuyor. Çünkü yazılarda sözü edilen kişilerin çoğu hâlâ hayatta. Okuyucular, yazılarda ya doğrudan doğruya kendilerini görüyor, ya annesini, babasını, amcasını, dayısını, komşusunu... Anlattığım olayları çoğu okuyucular birebir yaşamış, duymuş, görmüş... Bu açıdan bakıldığında okuma-yazması olan herkes "Derbesiye Günleri"ne ilgi gösteriyor. Dahası samimiyetle sahipleniyor.

Derbesiye, adeta bir "imge" olmuştur
Zannediyorum Derbesiyelilerin ilk etapta kültür-sanatla yakın bir teşrik-i mesaileri olmamış. Ama herhalde sizin de köprü oluşunuzla belki de kitaba, kültüre, sanata ve medeniyete ilişkin bazı kaygılar taşımaya başladılar. Bunu bilerek mi yaptınız, sadece hemşehrilik duygularıyla yetinen geniş bir kesimi kültürel bir ortama taşımak mı istediniz?
Derbesiye, demin de belirttim özel bir konu. Ama sadece nostaljik olsun diye yazmıyorum. Edebiyat dünyasına sesleniyorum. Diyorum ki: Öncelikle kim olduğumuzu bilelim. Biz, İslâm medeniyetine aidiz. Tarihimizi, kültürümüzü oluşturan unsurları yakından tanıyalım. Kendi sorunlarımıza yabancılar gibi değil, bu topraklarda yaşamış, her alanda eserler ortaya koymuş insanlar olarak bakalım. Evrenselliğin yolu yerliliği doğru tanımaktan ve bilmekten geçer. Yerli hikâyemiz, romanımız, filmimiz, müziğimiz, resmimiz, diğer sanatlarımız ve bilimlerimiz olmalı. Kendi insanımıza oryantalistler gibi bakmamalıyız. "Derbesiye Günleri"nde edebiyatın sunduğu tekniklerden yararlanıyorum. Tür olarak "anlatı"yı tercih ettim. Derbesiyeliler, bu çalışmayı ne kadar benimsiyorlarsa, orayı hiç görmemiş edebiyatçılar, sanatçılar da o kadar benimsiyor. Çünkü Derbesiye, bu kitapta coğrafi bir yer olmaktan çıkmış, adeta bir "imge" olmuştur. Okuyanların ortak kanaati (benim de kanaatim) şudur: Aslında her bölgenin bir Derbesiye'si var.

Derbesiye'nin dinî hayatı nasıldı? Ramazan günleri, bayram günleri, ibadetler ve türbe ziyaretleri... Biraz da o geleneklerden söz eder misiniz?
Derbesiye'de günlük hayat, oldukça sadeydi. Dinî değerler, ibadetler, sahip olunan kültürle uyumluluk içindeydi. İnsanlar, birbirlerini sever-sayarlardı. Bayramlarda, herhalde birbiriyle bayramlaşmayan kalmazdı. Yörenin âdetlerine göre bayram yemeği ikram edilir, sohbet edilirdi. Tel örgünün çevresinde her iki ülkedeki akrabalar bayramlaşırdı. Kızıltepe, Mardin, Viranşehir ve başka yerlerden çok sayıda insanlar gelir, bayram boyunca Derbesiye'de kalır, görüşme saatlerinde hattın öbür tarafındaki akraba ve ahbaplarıyla hasret giderirlerdi. Çok renkli görüntüler oluşurdu. İnşallah bunları müstakil çalışmalarda uzun uzun anlatırım.

Derbesiye Günleri dört cilt olacak
Sanırım Derbesiye Günleri'nin yeni ciltleri de sırada. Toplam kaç ciltte toplamayı düşünüyorsunuz bu seriyi?
Birinci kitap çıktı bildiğiniz gibi. Sırada, ikinci, üçüncü ve dördüncü kitaplar var. Evet, toplam 3 veya 4 kitap olacak.

Konuyu kitabın yanısıra cd ve belgesel olarak da düşündünüz mü? Bence çok güzel bir filmi yapılabilir Derbesiye'nin... Ne dersiniz? Bunu hiç konuştunuz mu?

Tabii ki... Hiç düşünmez olur muyuz? Ama buradan şunu söylemek istiyorum: Bu iş için bizim söylememize gerek kalmadan, gönüllü sponsorlar ortaya çıkmalı. Şu bilinmelidir ki; gerçekten çok önemli bir iş yapılıyor. Derbesiye ile ilgili ilk defa kitaplık çapta çalışmalar yapıldı. Bunu filmler, belgeseller izleyecek. Cd dediniz. Birkaç ay öncesinden hazırladığımız 80 dakikalık cd'miz çoğaltılıp dağıtılmayı bekliyor.

Derbesiyeliler Derneği de düşünüldü mü, öyle bir hazırlık var mı acaba?
Dernekten önce geniş katılımlı bir Derbesiye Sempozyumu düzenlemeyi düşünüyorum. Ama takdir edersiniz ki, bunu da tek başıma yapamam. İş finans noktasına gelince tıkanıp kalıyor. Derbesiyeli sanayiciler Derbesiye'nin her yerde gündem oluşturduğunu ve konuşulduğunu görmüyorlar mı, duymuyorlar mı acaba? Bunun gelişerek devam etmesi için neler yapılabilir? Bunu düşünüyorlar mı? İnşallah olur.

Milli Gazete

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*