'Devletin taşlarını oynatır' iddiası

'Devletin taşlarını oynatır' iddiası.12640
  • Giriş : 09.11.2008 / 14:11:00

İletişim Profesörü Dr. Veysel Batmaz, Reyting ölçme sistemi ile ilgili şok iddialarını sürdürdü: "Reyting ölçme sistemi değişse devletin taşları yerinden oynar"

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Gelelim people meter yerleştirilen evlere. İzlendiğini bilenler, davranışlarını değiştirmezler mi?

Sistem yanlışlığı tam da sizin bu söylediğiniz şey. Bu, davranışları bozar tabii. Bana al kardeşim bu uzaktan kumanda cihazını, izle televizyonu, ben de seni izliyorum derseniz, bunu dediğiniz anda ben kendimde bir yükümlülük duymaya başlarım.

Belki de tersine işimi yapmam yani...

Yapmam, yaparım, kaçarım. Ama yani büyük bir ihtimalle kendi niyetimle ilgili olmayan şeyleri yapabilme isteğim uyanır. İzlenen insanın değiştirdiği şeyin net cevabını bulamayız. Bir tanesi, kasti değiştirir izlediği programı. İzlerken statü kazanmaya çalışabilir, o gün kahvehanede ya da işyerinde "iyi" diye duyduğu programları izlemeye çalışarak. İkincisi, "Bana ne kardeşim. Ben zaten o bulaşık makinesini, çamaşır makinesini alıyorum. İzlemesem de olur." der. Ya da, "Basayım düğmeye, gidip bulaşık makinesini doldurayım." diyebilir.

Ha bir de bu hediye meselesi var tabii!

Tabii bedava yapılmıyor bu iş. Bir hediye karşılığı yapılıyor. Buradaki etik problem de çok tartışıldı bu işin uzmanları tarafından. O yüzden karar kılındı ki insanları zengin de etmeyecek, çok yoksun da bırakmayacak hediyeler veriliyor. Bu sefer kayıtsızlık haline dönüşüyor iş. Zaten örneklemin bir miktarı da, sanıyorum yüzde yirmisi kadarı, bu nedenlerle hemen hemen her yıl değiştiriliyor.

Bunun dışında teknik sorunlar da var mı?

Var tabii. Türkiye'de televizyonların frekansları sabit frekanslar değil. Yani Kırşehir'de yayın yapan bir televizyonun frekansı İstanbul'da aynı kanalın frekansı ile aynı değil. Bu bazen Kırşehir'de yayın yapan frekanstaki insanların kasti olarak frekans değiştirmelerine bile sebep olabiliyor, çok çeşitli nedenlerden.

RTÜK bunları izleyemiyor mu?

İzleyemiyor. İzlese bile sonradan fark ediyor. Ama sizin people-meter'ınız o anda çoktan ölçmüştür bile yanlış programı. Bu nedenle belki de yanlış bir frekans ölçmüştür. AGB Show-TV zannediyordur, çünkü people-meter'da o program kayıtlıdır, oysa orada artık Kırşehir TV yayın yapmaktadır. Böylesine teknik bir yanlış pek yaygın olmasa da, % 1 olsa, gerçekte % 8 olan reytingi, % 9 yapar. Bir reyting puanı, 270 bin kadar kişi. Medya planları bu sayı üzerinden yapılıyor. Bu da epey bir sapma demektir.

Reytingi neden RTÜK ölçmüyor?

Ben RTÜK başkanlığı döneminde Fatih Karaca'ya yazılı olarak başvurdum. Bakın dedim, sizin yasanızda reyting ölçme hükmü var. RTÜK ya ölçtürecek, ya ölçecek ve kendisi denetleyecek. Bunu yapmamak yasal suç şu anda. Ben RTÜK'ü savcılığa versem, takibat yapmak zorunda savcı.

Evlerine people-meter konan insanlar da programcıyı arayabilir. "Bana para verirsen ben de senin programını seyrederim." diyebilir. Bu denetlenebilir mi?

Mümkündür. Bu denetlenebilir mi bilmiyorum ama denetçinin görevi bu değil. Denetçi dediğimiz şey araştırmanın yani ölçümün örneklem yapısının düzgün olduğunu ve tüketimi en yüksek olan bölgelerin temsil edici olduğunu tespit etmektir. Reklamverenin derdi satın alanların temsiliyeti. Onun derdi değil Hakkari'ye people-meter koymak. Orada deterjan kaç tane satacak? AGB'nin örneklemi İstanbul'u temsil ediyorsa onun için yeterli. Ama biz devlet olarak Hakkari'yi de düşünmek zorundayız. RTÜK'ün görevi ile TİAK'ın görevi arasında çok önemli bir kamusal fark var şu anda.

TİAK zaten reklamverenlerin üst kuruluşu.

Dolayısıyla AGB denetçisi diyecek ki, oradaki örneklem temsili mi? Ama sizin bir gazeteci olarak, benim de bir bilim insanı olarak, istediğimiz şey değil bu. Reklamveren satın alma gücü nerelerde fazlaysa ve nerelerde yaygınsa onu temsil etmek istiyor. Biz ise tüm ulusu.

Bu hep böyle mi gidecek? Alternatif bir sistem önerilemez mi? Bu bir sosyal proje haline getirilemez mi?

2003'te Cem Uzan'ın Star Televizyonu açısından yaptığı işlere belirli şekillerde bilim adamı olarak müdahil oldum. O konularda yazılar yazdım. Maksadım da size şimdi anlattığım şeyleri eleştirmekti. AGB'nin sisteminin kötü olduğunu ve bu sistemin istismara açık olduğunu, dolayısıyla sizin sorduğunuz gibi başka bir sistem getirilemez mi sorusuna cevap aramaktı.

İyi de, Cem Uzan bunu bir ahlaki mesele olarak ele aldı da size bunun için mi bu imkanı verdi?

Zannetmiyorum. Cem Uzan'ın derdi o günkü durumda Star Televizyonu'nun daha düşük reyting almaya başlamış olmasını insanlara ifade ederek, bu AGB sistemi yerine başka bir sistem oturtmaktı. Bir sistem geliştirdi Telsim'e sahip olduğu için. Bu yeni sistemi Arbitron denilen başka bir şirket Kanada'da, Belçika'da uygulamaya başlamıştı o sırada. Sistem de şu: Televizyon programlarının içine insan kulağının duyamayacağı desibelde dijital bir kod koyuluyor. O dijital kod da pager türü bir aletle alınabiliyor. Ve aynı AGB gibi bir bilgisayar merkezine aktarılıyor.

Aktarıldığı zaman ne oluyor?

Pager'ı üzerinde taşıtan herkes, etrafında var olan, seyretse veya seyretmese açık televizyon yayınlarının hangi saatte açık olduğunu, yani şu veya bu biçimde izlendiğini, hiç frekans saptaması yapmadan, daha ciddi bir data olarak bir merkeze GSM ile aktarıyor. Yani nerdeyse real time, online bir reyting ölçüyor. Cem Uzan, İTÜ ve TÜBİTAK'a önemli miktarda bir paraya bu, "pager" türünden ölçüm aletinin prototipini yaptırdı. Daha sonra bu pager içindeki chip, cep telefonlarına takılacak böylece izleme örneklemi iki milyon insana kadar çıkabilecekti.

Kaç tane yapıldı?

Üç yüz tane yapıldığını duydum. İki üç tane prototipi de gördüm. Uygulamaya kalkıldığı anda Cem Uzan'ın bütün şirketlerine el konuldu. Bu olayı TÜBİTAK'a gider sorarsanız size anlatacaklardır. Çünkü iki TÜBİTAK uzmanı ile ben doğrudan bu konuda konuşmalar yaptım. Bir de güzel ve öğretici bir olay aktarayım. Cem Uzan'ın Ulusal Araştırma Şirketi, benim aracılığımla, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'ne üç yıl için iki milyon dolar vererek, bu sistemin İstanbul Üniversitesi çatısı ile yapılmasını teklif etti. Ben de sözleşme metnini, İletişim Fakültesi'nin dekanı aracılığı ile o zamanki rektör Kemal Alemdaroğlu'na ilettim. Dekanın dediğine göre, Rektör Alemdaroğlu, "Boşver bu işi, zaten Uzan şaibeli biri." demiş ve reddetmiş.

Belki de dekan becerememiştir projeyi sunmayı...

Bu da olabilir. Proje gerçekleşmedi. Zaten iki üç ay sonra da tüm varlığına el konuldu Uzan'ın. Oysa, paranın beş yüz bin dolarını peşin ödeyecekti Uzan. Anlaşma metninin bir kopyası bende hâlâ duruyor. Yani bir iletişim fakültesi, en yeni teknoloji ile reyting ölçme işinin yürütücüsü olacaktı ve döner sermayesi, neredeyse bir tıp fakültesi kadar para kazanacaktı. Dekan ve Alemdaroğlu reddetti bu projeyi. Fakat ironiktir, aynı rektör üç ay sonra, Star Grubu'na el konulma sürecinde, Can Ataklı'ya kameraların önünde taziye ziyaretine gitti. Türkiye'nin durumu bu. RTÜK, yasasında olduğu halde yapmıyor; TİAK çapraz sermaye yapısına sahip bir medyada bu işi zaman zaman beceremiyor. Bir medya patronu da üniversite-sanayi işbirliğini gerçekleştirme isteği ile bir proje sunuyor ama üniversite bu projeyi reddediyor. Konu da, hepimizin bir terör biçiminde her an ensemizde hissettiğimiz, reyting meselesi. Bilmem anlatabildim mi?

Dünyada da Türkiye'de de alternatif bir sistem arayışı var yani...

Evet. Çünkü people meter'ı sadece bir evdeki belirli bir sabit televizyona koyabiliyorsunuz. Dahası, o kadar çok yayın modülü çıktı ki, artık uydu kanalı var, kablo kanalı var, dijital platform var, internet var ve geleneksel karadan (teresteryal) yayın veya havadan (on-the-air) yayın dediğimiz şey var. TV kanalları genellikle yurtdışında bunlardan sadece bir tanesinde vardır. Yani mesela Show TV sadece bir tanesinde var. Öbürlerinde yok. Veyahut Star bir tanesinde var, öbürlerinde yok. Bizde her kanal her yerde var. Dolayısıyla kimin nereden ne izlediği belli değil; ama siz sadece normal antenle alınabilen karadan (teresteryal) yayın veya havadan (on-the-air) yayın kanallarını ölçüyorsunuz people-meter ile. Diğerlerinin hiçbirini ölçemiyorsunuz.

Digitürk'ü, D-Smart'ı ölçemiyoruz yani?

Hayır, onu nasıl ölçeceksiniz? People meter'ınız onu ölçmüyor ki. Öyle bir teknolojiniz yok.

Türkiye'de sistem her yerinden dökülüyor. Zaten bu dijital platformlar kendi kendilerini ölçebilirler.

Cem Uzan'ın şirketlerine el konulunca bu parası ödenmiş, ısmarlanmış 300 prototipe ne oldu?

Ne olduğunu bilmiyorum. Gidin Cem Uzan'a sorun. İki üç tanesi imal edildi bunların. Pager gibi takılacaktı. Ve test edilecekti. Test edilme aşamasına gelinmişti. O anda, Cem Uzan'ın şirketlerine el konuldu. Arbitron'a gitmişler. Arbitron çok büyük bir para istemiş patent için. Cem Uzan da ben kendim yaparım bunu demiş. Kendisi yapmış. Tabii pahalı bir sistem. Bunu ancak ya çok büyük bir sektör kendi içinde anlaşarak yapabilir, yani reklamveren ve medyası ayrışmış bir sektör yapabilir. Ya da devlet yapabilir. Ya da GSM şirketi.

Cem Uzan'ın sistemi uygulanabilseydi medyada bütün taşlar yerinden oynar mıydı?

Bırakın medyadaki bütün taşların oynamasını, devletin bütün taşlarını yerinden oynatırdı. Bugün ideoloji denen şey televizyondan yayılıyorsa, halkın manipülasyonu televizyonlarla yaratılabiliyorsa, böyle bir sistemin var olması bile taşları yerinden oynatır; ciddi bir yapı değişikliği getirir. Sadece medya taşları ile ilgisi yok bu işin. Ben zannetmiyorum RTÜK gibi bir kuruluşun böyle bir işe girmek isteyeceğini. Karşısındaki sektör sadece medya değil, dev şirketleri olan tüm bir kapitalist yapı. Şaka bir yana, sadece ben olursam RTÜK başkanı, belki iş değişir.

Asıl sorun RTÜK'ün kanuni yetkisini kullanmaması

RTÜK neden bu işlere müdahil olmuyor?

Çünkü 2012'de varsayıma göre her yer dijital olacak. Dijital yayını yapmak kolaydır da bütün analog televizyon setlerinin dijital ile değiştirilebileceğini ben düşünemiyorum. Türkiye'de elli milyona yakın televizyon setinin birdenbire 2012 yılında hepsinin dijital olması mümkün değil. Belki de, RTÜK varsayıyor ki böyle olacak. Ama büyük bir ihtimalle olmayacak. Olursa da bütün bu konuştuklarımız tarih olacak. O zaman, reyting denilen şey, online ve real-time gayet güzel ölçülebilir hale gelecek. Ve "tam sayım" olacak o zaman; örneklem sayımı değil.

Bu da AGB'nin yok olması demek herhalde..

AGB de biliyor bunların hepsini. AGB de tedbirini almıştır.

O zaman sıkalım dişimizi. Az kaldı...

Zannetmiyorum bunun olabileceğini. O hedefe on beş yılda ancak ulaşılır. Elli milyon setten bahsediyoruz. HDTV dedikleri şey, high defination television, çok pahalı. Ve insanlar sadece daha iyi görüntü seyretmek için fazla para vermezler.

Bu söyleşim bir işe yarar mı dersiniz?

Yarayacağını tahmin etmiyorum. Konjonktür olarak nedir ortam onu da bilmiyorum. Ben hatta şaşırdım siz bana telefon ettiğinizde 'bu konuda bir söyleşi yapalım' dediğinizde. Bence bugüne kadar olan asıl sorun RTÜK'ün kanuni yetkilerini kullanmaktan kaçınıyor olması.

Yani RTÜK de mi reklamverenin ve medyanın baskısı altında?

RTÜK belki bir kurum olarak baskı altında değildir ama bazen kamusal kurumlar da bir şey yapamaz hale gelir. Yani ne yapacak? Bütün taşları yerinden mi oynatacak? Sonunda RTÜK başkanı bir devlet memuru, üyeleri de konudan anlamayan insanlar. Orada değerli uzmanlar var ama onlar da idare mahkemeleri ile uğraşıyorlar. Sonuç itibarıyla bu olay bir devlet politikasıdır. RTÜK de devletin bir kurumudur. Ama unutmayalım, reyting terörü, silahlı terörden de tehlikeli. Ben yıllar önce "Televizyonlar MGK gündemine alınsın." demiştim, MGK kalmadı ama devlet televizyonları gündeme almalı. Televizyonlara çekidüzen vermek, silahlı terörü bile önler belki. Televizyonlar kamusal taşıyıcı, kamusal frekansları kullanıyorlar çünkü.

Zaman

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*