Diana sonrası İngiliz krallığı

  • Giriş : 04.09.2006 / 00:00:00

Usta yönetmer Stephen Frears, Altın Aslan için yarışan filmi ’Kraliçe’de, Prenses Diana’nın ölümünün İngiliz kraliyet kurumunu nasıl sarstığını hayli etkili bir biçimde anlatıyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Hafta sonunun tartışmasız yıldızı Avrupa sineması oldu. Altın Aslan adayı iki usta yönetmen, Alain Resnais ile Stephen Frears, yaratıcı sinemanın yeni ufuklar açan, farklı tatlar damıtan iki örneğiyle, ilk günlerin Hollywood kokan ağır havasını dağıtıverdiler.

İngiliz sinemasının, karmaşık gerçekler gerisindeki hassas politik konuları işlerken bile ne kadar incelikli bir mizah sergileyebileceğini kanıtlayan Stephen Frears, ’Kraliçe’ (The Queen) ile en iyi filmlerinden birini imzalıyor. Prenses Diana’nın, tam dokuz yıl önce Paris’te meydana gelen trajik ölümü üzerine, İngiliz kraliyet ailesini sarsan bir haftalık bunalımlı dönemin otopsisini yapan yönetmen, konusuna sağlam bir tarihsel bilinçle yaklaşarak, siyasi, toplumsal ve insani boyutları dengeli, duyarlı, dört dörtlük bir belgesel-kurmaca gerçekleştirmiş. İncelikli ekonomik yorumuyla son derece inandırıcı bir kraliçe II. Elizabeth portresi çizen Hellen Mirren’e de ödül alma şansı tanıyan Stephen Frears, dönemin televizyon görüntülerini sık sık kullanıyor.

Britanya kraliyet ailesinin tüm fertleri yanı sıra, iktidara yeni gelmiş olan Tonny Blair’in çevresini de bir belgeselci titizliği içinde yeniden canlandırırken, tarihsel sinema türüne yepyeni, özgün bir örnek kazandırıyor.

Diana’dan nefret eden Kraliçe’nin, cenaze töreni hazırlanırken Londra’dan ayrılarak ava gitmesi ve halkın Diana’ya gösterdiği olağanüstü sevgiyi anlamakta geç kalması, İngiltere’nin siyasi dengelerini altüst etmek üzeredir. Kraliyet geleneğine devrimci bir yaklaşımla karşı çıkan yakın çevresinin önünde bile gerektiğinde Kraliçeyi savunan Tony Blair, sonunda Buckingham Palace’ın geri adım atarak hatalı tavrından vazgeçmesini sağlar. Bu kritik hafta boyunca sergilediği politikayla, bir noktada, karşı olduğu tozlanmış siyasi düzenin halkın gözünden düşmesini önlemiş olur. Cenaze töreni ardından, özlenen reformları gerçekleştirmenin zamanı gelecektir...

Venedik Film Festivali’nin büyük ödülü Altın Aslan’ın, yaratıcı gücü genç kalan en yaşlı adayı Alain Resnais, içtenci Fransız sinemasına incelikli bir örnek daha kazandırıyor. İngiliz tiyatro yazarı Alan Ayckbourn’un bir

oyunundan beyazperdeye uyarlanan ’Ortak Küçük Korkular’ (Petites Peurs Partagées) sırılsıklam Fransız olmayı başaran, yer ve zaman ötesi bir film. Baştan sona yapay Paris dekorunda çekilen ’Ortak Küçük Korkular’, insanlık komedyasını, ya da trajedisini, mizahın keskin gözlükleri ardından gözlemleyen kendine özgü bir yaratıcı sinema örneği...

İlk filmini 51 yıl önce çekmiş olan Alain Resnais, yakın sinema ailesini oluşturan oyuncularla çalışıyor yine; ve elbirliğiyle bir başyapıt daha kotarıyorlar. Dini bütün görünümü ardında bol baharatlı cinsel fanteziler gizleyen Sabine Azéma, en iyi kadın oyuncu ödülü için Herren Mirren’e rakip oluveriyor. Lambert Wilson, ordudan atılan maço subay rolünde alışılmamış bir kompozisyon sergiliyor. Pierre Arditi, İsabelle Carré, André Dussolier ve Laura Morante, bu ciddi güldürünün hafifliği gerisinde çöreklenen yalnızlığın, onulmaz iletişimsizliğin ve sevgiye susamışlığın bilinen haritasına yeni yollar ekliyorlar. İnsanların yaşamına rehberlik eden geleneksel değerlerin bir bir çözülmesini, yakın planlara öncelik tanıyan sağlam bir sinema diliyle anlatan Alain Resnais, şeffaf gibi görünen ilişkilerin temelindeki bulanıklığa, ince perdelerin, desenli şeffaf camların, yarı açık kapıların ya da ses geçiren duvarların ardından bakıyor; olanaksız bir mutluluğun peşinde koşan insanların başarısızlığa mahkûm çabalarını sevecenlikle izliyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious