Dink'i öldürerek kim kazandı?

  • Giriş : 20.01.2007 / 00:00:00

Behiç Kılıç: Hrant Dink aklı başında bir Türk'ün canını almayı düşünebileceği bir kişi değildi. Ona yöneltilen kurşun Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, Türk milletine sıkılmıştır.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Ölüsü ambulansa konulduğu sırada bir grup PKK’lı ve eşanlıları, on onbeş profesyonel yumrukları havada Şişli’den Ankara’ya doğru bağırıyorlar...
“Katil devlet hesap verecek!..”
Bu slogana aşinayız...
Kimlerin, hangi kafa ile hangi amaçla kullandıklarını biliyoruz.
Cinayetin ardından acilen olay yerine sürülen “profesyoneller” Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne saldırıyorlar.
Bu saldırı, ABD patentli patronu TÜSİAD markalı televizyonun kameralarınca sabitleniyor... Devlete saldırı bilinçli bir şekilde naklen yayın halinde, millete yönlendiriliyor...
Bu ekranda, malum kadro ardı ardına ekrana getiriliyor ve bir kan davasının ateşi körüklenmek isteniyor, bilinçli bir şekilde “hedefe” saldırılıyor, inceden inceye Cumhuriyet Devleti yerden yere vuruluyor...
Bir cinayet işleniyor...
ABD Kongresi “Ermeni soykırımı” başlığı altında Türkiye’ye yeni bir güçlü dayatmayı gerçekleştirmek üzere iken Hrant Dink kurşunlanıyor... Kongrenin “Soykırım kararı” alması önünde bazı engeller vardı... Kongre bu kararı kesinleştirmemişti... Artık “karar” önündeki engel kalkmış gibi!.. Bu durum “diaspora’nın beklediği sonuçtur.
Bu kadar da değil!..
Neden “hedef” seçildiği çok iyi bir mercek altına alındığında çok “derin yorum ve ilişki”lere ulaşılabilir... Bu “derinlikler” de onun çevresindekiler bilerek saptırmalarındaki gibi “iç derin” değil, kesinlikle Batı’ya doğru derinliklerdir...
Hırant Dink,Türkiye üzerine oyunlar kapsamında bilerek öne çıkarılmış bir tiplemeydi.. Kendisi belki farkında bile olmadan “çok yüzlü” bir oyunun baş rollerinden birine oturtulmuştu... Gene çok bilinçli bir şekilde bir “hedef” line getirilmişti... Gene çok bilinçli bir şekilde “onu hedefe alacak” bir oluşumun da varlığı sağlanmıştı...
Bu arada;
Hrant Dink’in “Türklüğe hakaret” kapsamında karşısına dikilen grupların onun canını alacak şekilde bir tevessül içerisinde bulunacağını varsaymak, olaya böyle yaklaşmak, meseleyi “örtbas” etmekle eşdeğerlidir..
Dink, gazetesinde tehdit edildiğini yazmış... Başına bir “iş” gelebileceğini belirtmiş ve “Bu iş”in “Kerinçsiz ekibinden” geleceği biçimde varsayılmamasını istemiş... Bu çok önemlidir...
Dikkat edilmesi gereken bir noktadır...
Hrant Dink, ABD-AB’deki Ermeni diasporası ile Ermenistan’daki grupların da hedefindeydi...
Türkiye’nin içerisinde ABD-AB patentli Ermeni menfaatlerinin paralı askeri haline gelmiş kimlikler var... Zengin Batı diasporası, Türkiye’de satın aldığı “borazan”larına milyon dolarlık fonlar yaratıyor... Bir takım vakıf üniversitelerinde tezlerini dillendirebiliyorlar... Diasporanın satın aldıkları Türk isimleri taşıyor, akademisyen unvanı sahibi bulunuyor... Türkiye’ye zararı dokunanların önde gidenlerinin onlar olduğu biliniyor...
Hrant Dink hiçbir aklı başında Türk insanının canını almayı düşünebileceği bir kişi değildi...
Hrant Dink’e yöneltilen kurşun Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, Türk milletine sıkılmıştır... Olay, şuursuz bir fanatiğin azmettirmesi ile gerçekleştirilmiş bir saldırı diye değerlendirilemez...
Bir insanın, bir aile reisinin kaybettiği bir can bedeli sonucunda bir olaydır... Bu nedenle “olayın iyi tarafı” diye bakılabilecek, tanımlanacak yönü elbette olamaz... Teşbihde hata yoktur sözü çerçevesinde ele alarak “Bir fanatiğin işi” diyebilsek keşke!.. Uluslararası gizli servisler patentli bir imalat olması olayın ürkütücü boyutudur...
Türkiye’de 1970’li yıllardan beri bu tip cinayetler işleniyor ve hâlâ hiçbirinin faili tümüyle ele geçirilmiş ve olay net biçimde aydınlatılmış değildir!.. Abdi İpekçi’nin, Uğur Mumcu’nun neredeyse adlarını bilmeyen bir nesil içerisindeyiz...
Türkiye’nin şu karmaşa ortamında Ermeni asıllı vatandaşlarımız toplumun en düzgün, devlete en bağlı kesimini oluşturuyorlar... Son yıllarda yoğunlaşan ve kendileri dışında gelişen “soykırım” dayatmaları ile had safhada tedirginler... Vatanları olan bu ülkede tedirgin olmak acıdır... Ermeni kardeşlerimizin tedirginliklerini gidermek hepimizin görevi olmalıdır... Hele bu cinayetten sonra bu görev daha da önemlidir...
Her böylesi cinayetten sonra yazdığımız cümleyi yeniden yazalım...
“Olay mutlaka aydınlatılmalı...”
Bu cümleyi de başlarına gelen hâl⠓gizlenen” Mumcu ve İpekçi’nin ölüm yıldönümleri haftasında yazıyoruz.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious