Diyabete inat tatlı hayat!

  • Giriş : 23.08.2006 / 00:00:00

Kimisi 8, kimisi 18 yaşında... Hepsi birer kimyager, hepsi birer matematikçi olmuş küçük yaşlarda... Şeker hastalığıyla birlikte yaşamanın kuralı bu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Her yaptıkları iğne olgunluk aşılamış onlara... İşte o yüzden iğne yaparken bile bir tebessüm var yüzlerinde... Diyabete inat, "hayat tatlıdır" dercesine!

Hayat insanı nerelere sürükler bilinmez... Ama her sürüklediği yerde hayat boyu unutulmayacak, öğretici bir deneyim yaşarsınız. Geçenlerde beni de şöyle bir sürükleyiverdi Enez'e doğru...

Hormonlu gıdaların çocuklar üzerindeki etkisini konuşmak için istanbul Tıp Fakültesi Çocuk Kliniği'nden Prof. Dr. Rüveyde Bundak'ı aradım. "Buyrun Enez'e gelin. Ben kamptayım" dedi. Yola çıktım. Kafamda hormonlu gıdalarla...

Ama kampa girdiğim andan itibaren bu konuyu tümüyle unutuverdim.İki gün boyunca, başta glikoz olmak üzere ne kadar biyokimyasal madde varsa ezberledim. Hesabımı, kitabımı geliştirdim. Cesaretim arttı, hayata bakışım değişti, onuru ve mücadeleyi öğrendim. Hem de bütün bunları bana öğreten bir grup ufaklıkla, onların başında duran üç-beş gönüllüydü!

Kampın adı '14. Diyabetik Çocuklar Kampı"..İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Büyüme-Gelişme ve Pediatrik Endokrinoloji Bilim Dalı ile Çocuk ve Adolesan Diyabetikler Derneği düzenliyor. Anlaşıldı değil mi? Şeker hastası çocukların kampı... Öğrenince içim cız etti, moralim sıfıra indi... Ama kamptan ayrılırken, bir daha asla böyle acıma duygularını yaşamayacağıma yeminliydim. Orada, dokuz yaşındaki Kağan Demiralp kan şekerini ölçmek için parmağını delerken bir an yüzüme bakıp, "Abla üzülme vallahi normal iğne kadar acıtmıyor" dediğinde anladım ki acımak büyük ayıp, anlayıp sevmek gerekir bu hastalıkla mücadele edenleri! Her gün en az 4 kez parmaklarını delip kan alıyorlar...

Sonra kanlarını tahlil ediyorlar... Kan değerine göre, insülin iğnesi yapıyorlar... Yine günde en az 4 kez... Bu bazen 6, bazen 8 olabiliyor. Bitmedi, eğer kan şekeri düzeyi normal değilse, gece 01.00 ve 03.00'te uyanmaları gerek... Bu kez testi kendileri değil, kamptaki sorumlu ağabey ve ablaları yapıyor. Komalık bir durumu kontrol altına almak için... Ve tabii ki herhangi bir organ hasar görmeden gerekli insülin takviyesini yapmak için... Malum, fazla şeker organ düşmanı...

"Şeker nine-dede hastalığı, bende ne arar?"
Bu kamp tam 14 yıldır yapılıyor. İlk kamptan beri katılanlar bile var... Bazıları ağabey olmuş, yani kamp sorumlusu... Tolga Tuğrul Demirtaş şimdi Hacettepe Üniversitesinde biyoteknoloji master'ı yapıyor. 13 yaşında Tekirdağ'da yanlız okurken kendi başına hastaneye gitmiş, sürekli su içip idrara çıkmaktan yılıp. "Ne oluyor bana?" demiş, doktorlar "Şeker hastasısın" yanıtını vermiş... Şaşırmış, "Bu nine-dede hastalığı,bende ne arar?" diye sormuş...Cevabı doktorlar değil hayat vermis!İki gün sonrası Şeker Bayra-
mı'ymış, unutmuş doktorun dediklerini her ikramı kabul etmiş.

Bayramın ikinci günü komada hastaneye kaldırmışlar... Şimdi 27 yaşında, tam 14 yıldır diyabetle yaşamayı öğrenmiş. Bir hesap
edin, günde dört iğneyi, önce 365 ile sonra 14 ile çarpın... Hesabı bile zor ama o bu iğneler arasında tıbbın en zorlu dallarından
birinde master yapıyor. Sadece kendi için değil, kamptaki ve kampta olmayan tüm kardeşleri
için... "Hayat ne getirirse getirsin, istedikten sonra her şey başarılır" demek için... O, tüm
kamptaki çocuklar için bir
umut... Aslında, bu kamptaki
herkes bir diğeri için bir umut...Bir diğer ağabey Çağrı Çakıcı,şimdi avukat... O da 10 yaşından beri diyabetli... İlk yıldan beri
kampa katılıyor... "Zor oldu mu diyabetle yaşamayı öğrenmek?"
diye soruyorum. Şöyle yanıtlıyor: "Mesela top oynamadan önce şekerimi ölçmem gerektiğini, buna göre oynayıp oynamamaya karar vermem gerektiğini hep annem söylerdi. Oysa bu kamplara katıldıktan sonra kendi başıma ayakta durmayı öğrendim, îlkinde ağlayarak gelmiştim ama sonra özgüvenim gelişti... Aynı bir bebeğin yürümeyi öğrenene kadar düşüp kalkması gibi... Bir yere kadar bebeğin elinden tutar, sonra bırakırsınız, yürümeyi öğrenir. Aileler de bizleri bu kamplara yollarken Acaba kendi başına yapabilecek mi? diye endişe ediyorlar. Bizim bir Saliha Hemşiremiz var. 'Delikanlı olduğu zaman kız arkadaşıyla sinemaya gidecek. Siz de peşinden mi gideceksiniz?'diye soruyor onlara. Önceleri 'Gideceğiz tabii' diyorlar. Ama bu kamplardan sonra bizlere ve çocuklarına güvenmeyi öğreniyorlar."

Gelelim kamptaki hayata... Tahlil ve iğne molaları dışında, hayat tatlı tatlı geçiyor. Sabah 06.40'ta uyanıyorlar. Önce temizlik, ardından 07.00'de ölçümler ve ilk iğne var. 08.00'de hep birlikte kahvaltı... Sonra 45 dakikalık bir eğitim. Diyabetle ilgili bilgilerini tazeliyorlar, yenilikleri öğreniyorlar. Ardından spor... Sonra bir ara öğün... Hemen atıştırıp denize koşuyorlar. Denizden çıkınca yine ölçüm, insülin ve öğle yemeği... Aslında her yemekten önce ölçüm ve insülin var... Şimdi dinlenme vakti... Enerji toplanınca, tekrar spor, tekrar ara öğün, tekrar deniz... Saat sekizde akşam yemeği... Yine ölçüm ve iğne... Şimdi kızlar süslenmeye gidiyor... Oğlanlar imaj yapıyor... Doğruca disco... 20.30-22.00 arası gönüllerince eğleniyorlar. 22.00'de eğlenceye son... Tekrar ölçüm ve iğne...

Çocukta da şeker düzeyi 80-120 arası olmalı
Son olarak günün bilançosu... Her bir doktor bir masada... Ağabey ve ablalar, doktorların ölçüm raporlarını sunuyor. Tek tek her çocuğun raporu çıkarılıyor. Doç. Dr. İlknur Arslanoğlu, Doç. Dr. Firdevs Baş ve Uzman Dr. Nihal Memioğlu bu raporlar doğrultusunda her çocuğa verilecek in-sülin miktarını tespit ediyorlar. Çocukların kan şekeri düzeyini 80-120 arasında tutmak ana amaç... 150'ye kadar opsiyon var. Eğer 90'ın altındaysa, gece 24.00 ve 03.00'te ölçüm ve gerekirse iğne yapılıyor!

Bu kamp, hayatın kötü bir cilvesine rest çekme kampı... Diyabet gibi hayat boyu birlikte yaşanacak bir hastalıkla tatlı bir hayat yaşamayı amaçlıyor. Evet her gün tahliller, iğneler ve diyetle geçiyor, ama hayat devam ediyor. Onlar diyabetle, diyabet onlarla yaşamayı öğreniyor. Öğrenerek, eğlenerek, birbirine destek olarak, umut ederek, umut vererek... Belki hiçbir zaman tıka basa baklava yiyemeyecekler... Belki Şeker Bayramları'nda hafif bir hüzün kalacak içlerinde, ister 8 ister 80 yaşında... Ama baklavadaki sadece glikoz... Oysa hayatta öyle tatlar var ki, diyabet bile bu tatları tıka basa yemeye engel olmuyor, îşte Enez, Türkiye'nin en tatlı yerlerinden biri!

Eğer bebeğiniz saldırır gibi su içiyorsa dikkat!
Diyabetik çocuk demek cesaret ve akıl demek
Hocam bu kampa katılacak çocukları nasıl seçiyorsunuz?

Bir kere bu hastalıkla tanışalı en az 1 yıl olmalı. Çünkü çocuklar diyabetle tanıştıkları zaman şok oluyorlar. Alışmaları için zaman gerekiyor... Bir de çocuk en az 8 yaşında olmalı. Çünkü daha küçükler eğitilebilir yaşta değil. Zaten buradaki en büyük amaçlarımızdan biri çocuklara günlük hayatta diyabetle birlikte yaşamayı öğretmek. Oynarken, çalışırken, hayatla dengeyi tutturabilmek. Bunun için de kandaki şeker düzeyini 80-120 mg. di arasında tutabilmeyi sağlamak. Günde en az 4 defa parmak delmek, 4 defa enjeksiyon yapmak hiç de kolay değil... Bütün bunları çocuk yaşamının bir parçası olarak görmeli.

Kampa katılan çocuklar para ödüyorlar mı?

Hayır. Üç yıldır Aygaz sponsorumuz. Onlara çok teşekkür ediyoruz. Çok hayırlı bir iş yapıyorlar. Çünkü eskiden devamlı para bulmamız lazımdı. En az 40-50 milyarlık bir bütçesi var bu kampın. 100 küsur kişi gidiyoruz. Bir hafta... Yol, yemek, kullanılan alet edavat, hep para... Bu parayı sağlamak için tek tek zenginleri dolaşıp, 'Ne olur üç çocuğa sponsor olun' diye yalvarıyorduk.İlaç firmalarından katkı alıyorduk. Artık en azından biz işin parayla ilgili kısmını düşünmüyoruz. Üstelik çocuklara giyecek ayakkabı ve tişört de veriyorlar. Bu sene 5 gün de Van'da kamp yaptık. O yörenin çocuklarına da buradan kalan bütün ayakkabıları, tişörtleri götürdük. Ne kadar sevindiklerini anlatamam.

Yeni doğan bebekte de şeker olabiliyor mu?

Prof. Dr. Rüveyde Bundak: Tabii... Geçenlerde başka sorunlar nedeniyle hastanede yatan iki bebekte şeker teşhis edildi. Birinin sarılığı vardı, diğeri yüksek ateşle geldi. İkisinin de kan tahlilinde şeker çıktı. 6 aylık bebeklerde bile olabiliyor şeker. Ama maalesef çoğunlukla koma halinde getiriyorlar. Bu durumda gelen bebeği hemen anlarız. Şuuru gitmiştir, meme emmez...

Peki bir anne, bebeği şeker komasına girmeden önce hangi belirtilere dikkat etmeli?

Eğer bebek lüzumundan fazla bez ıslatıyorsa, yani bebeğin bezinde aşırı, bezden taşacak kadar idrar biriktiyse annenin şüphelenmesi gerekir. Bir de bebek sürekli ağlıyorsa, suyu verdiğiniz zaman saldırır gibi içiyorsa o da bir ipucudur.

Anne sütü diyabeti önlüyor
Ya ilk belirtiler?


Eğer bir çocuk çok su içiyorsa, sık idrara çıkıyorsa, özellikle idrar kontrolünü sağlamış bir çocuk yatağını ıslatmaya başlamışsa, mutlaka idrar tahlili yaptırmak lazım. Çünkü idrar tahlilinde kan şekeri artmışsa, örneğin 180-200 mg'ı aşmışsa, idrarla şeker atılmaya başlanmış demektir. Şeker idrarda olmaması gereken bir madde. Dolayısıyla tahlilde çıktıysa hemen çocukta kan şekerine bakılmalıdır.

Çocuklardaki kan şekeri değerleri erişkinden farklı mıdır?

Erişkin ve çocuk arasında fark yok. Biz geçen seneye kadar 110 mg. dl'nin altında olmalı diye biliyorduk. Ama Amerikan Diyabet Derneğinin yeni ortak görüşü, 100 ve altında olması. Açlık kan şekeri eğer 110 ile 125 arasında ise biz buna 'bozulmuş açlık kan şekeri' diyoruz. O zaman da şeker yüklemesi yapıp 'Gizli şeker var mı?' diye bakmak gerekir. Bu çocuklar için de geçerli... Diyabetin çocukta erken tanısı çok önemli. Vücudun insülin üreten hücrelerinin kısmen korunabilmesi ve daha küçük insülin dozlarıyla uzun süre kan şekerinin normal sınırlar içinde tutulabilmesi çocukta organ zararlarının olmasını önler. Böylece kan şekerinde sık düşmeler ve yükselmeler yaşanmaksızın şekerin 80-150 mg.dl düzeyinde tutulması sağlanabilir.

'Anne sütü diyabeti önlüyor' deniyor. Doğru mu hocam?

Doğru. Anne sütünün pek çok faydası var. Bir faydası da bu. Diyabeti önlüyor. Çalışmalar bunu
gösteriyor. Bebeğin anne sürü yerine formül sütlerle beslenmesi, çok sık enfeksiyon geçirmesi diyabete yakalanmasını kolaylaştırıyor. Özellikle içlerinde prezervatif madde olarak 'nitrit' kullanılan hazır gıdalar var. Onların çok tüketilmesi ve D vitaminin yeterince alınmaması da diyabeti tetikliyor.

Yani güneş ışığı...

Evet.

Peki hocam merak ettim, kampta kimi çocukların gece de şekerleri ölçülüyor. Neden?

Çünkü hipoglisemi olabilir. Yani kan şekerinin düşmesi... Bazen insülin fazla gelebiliyor ya da bütün gün ağır egzersiz yaptıysanız şekeriniz düşebiliyor. Çocuklar kampa geldikleri zaman aktiviteleri artıyor. Artınca insülin ihtiyaçları azalıyor. Çünkü egzersiz insüline olan ihtiyacı azaltıyor, îşte bütün bunları dengeleyene kadar da sorun yaşanabiliyor. Dolayısıyla buna eğilim gösterenlerin şekerine gece 24.00 ve 03.00'te de bakıyoruz. Aksi takdirde ani şeker düşmesinde çocuk komaya girebilir. Şuuru kapanabilir. Çocuğu uyandırmak isterseniz, uyanmaz. Bu nedenle biz hipoglisemiden korkarız.

Şekerin düşmesi yükselmesinden daha mı önemlidir?

Tabii... Yükselmesinden, yani hiperglisemiden de korkuyoruz. Çünkü şeker her zaman yüksek giderse yan etkileri oluyor. Gözlere, böbreklere zarar veriyor. Ama hiperglisemi uzun vadede zarar veriyor vücuda. Veya 2-3 gün hiperglisemi oluyor. Eğer onun tedbiri alınıp insülin artirılmadıysa bu kez çocuk ketoasidoz komasına giriyor. O zaman da şuur kapanıyor. Vücut tüm sıvısını kaybediyor. Ama çocuk ketoasidoza daha yavaş giriyor... İşte bir Tip 1 diyabette bütün bu tehlikeli durumların bilinip önlemlerinin alınması gerekiyor. Onun için hedefimiz kan şekeri düzeyini 80-150 arasında tutmak. İşte bu nedenlerden ötürü çocuğun insülini hangi koşullarda, nasıl kullanması gerektiğini öğrenmesi çok önemli. Çocuğun kan şekeri yüksek olduğunda ne kadar insülin yapması gerektiğini, hangi yemeğe göre ne kadar insülin kullanması gerektiğini bilmesi gerekiyor. Ve mutlaka gün içinde en az 4 ila 8 kere kan şekerini ölçmesi lazım ki, şekerinin nasıl gittiğini bilip tedbirini alsın, komalara girmesin.

Peki organ bozuklukları ne zaman ortaya çıkıyor?

Çocuk kendine hiç bakmıyorsa, Tip l diyabet ortaya çıktıktan 5 yıl sonra başlayabilir organ bozuklukları. Aslında genelde 10 yıl sonrası çıkar... Ama iyi bir kontrol varsa hiç olmayabilir de... İşte Tolga, 27 yaşına geldi. Maşallah hiçbir şeyi yok. Çünkü kendine iyi baktı.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious