Dolar can yakar mı?

  • Giriş : 21.02.2006 / 00:00:00

Merkez Bankası, son olarak 15 Şubat'ta 5 milyar dolar civarında alım yaptı. Doların fiyatı kıpırdamadı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Herkes geleceği görmeye çalışıyor. Acaba koşullar değişir de dolar fiyatı birden fırlar mı? Dolar borcu olan yanar mı? Milliyet'in ekonomi yazarları bir 'son durum' analizi yaparak, doların geleceğini tartıştı

Ayşe Hanım Teyzem, "Bugüne kadar döviz yok, döviz pahalı diye ağlaşılırdı. Şimdi de döviz bol, döviz ucuz diye üzülenler var. Geçen hafta Merkez Bankası döviz almaya kalktı. Bir günde 5 milyar döviz aldı. Bu kadar döviz nerede duruyordu da, bir günde pat diye ortaya çıktı? Bu kadar döviz yastık altında durmaz. Kasada durmaz. Bir gün içinde bavul bavul yurtdışından içeriye taşınmaz..."
Anlattım. "Ayşe Hanım Teyzeciğim, döviz dediğin şey öyle banknot şeklinde alınıp satılmıyor. Kâğıt üzerinde alınıp satılıyor. Söylentiye göre, bu 5 milyar dolar dövizin 4.5 milyar doları yurtdışından gelir gibi Merkez Bankası'na satıldı."

Döviz neden bol?
Ayşe Hanım Teyzem sordu: "Yabancılar durup dururken neden bize döviz satıyor. Türkiye'den ne satın alıyor?"
Anlattım; "Yabancılar döviz satarak mal değil, Türk parası satın alıyor. Parayı da şöyle kazanıyor: Merkez Bankası faizleri yüksek tutuyor. Enflasyondan arındırılmış faiz, reel faiz başka ülkelerde yüzde 1-3 dolayında, bizde yüzde 10-13. Başka ülkelerde 100 doları olan yılda 1 dolar veya 3 dolar getiri sağlayabilirken, biz 100 dolar gönderene yılda 10-13 dolar net ödeme yapıyoruz. Bu nedenle yabancı Türkiye'ye döviz satıyor. Türk parası alarak onu da Hazine bonosuna yatırıyor. Yüksek faiz alıyor."

Dövizin bol olması kötü mü?
Ayşe Hanım Teyzem sordu: "Fazla döviz göz mü çıkarıyor? İyi ya döviz bol. Daha ne istiyorsunuz?"
Anlattım. "Ayşe Hanım Teyzeciğim, nasıl ki bir mal bollaşınca fiyatı ucuzlar, döviz de bollaşınca fiyatı düşüyor... Diyelim ki son 3 yılda üst üste her yıl fiyatlar yüzde 10 dolayında arttı. Ama son üç yıldır döviz fiyatı artmadı. Ucuzladı. Yurtdışına mal satanlar para kazanamaz oldu. Yurtdışından gelen mal ucuzladı. İthalat arttı. Yerli üretici, hammaddeyi ve üretimdeki diğer girdileri içeriden alacak yerde dışarıdan almaya başladı. Önce ihracatçılar, sonra birçok dalda üretim yapanlar sarsılmaya, dükkân kapatmaya başladı.
Ne demiş büyüklerimiz, 'Azı yarar, çoğu zarar'... Biz gelen döviz yatırım yapmıyoruz. Üretim yapmıyoruz. Döviz geliri sağlayacak yatırım üretim yapsak dövizler bize yarar sağlayacak. Biz gelen dövizleri ithalat yaparak yiyoruz. Bitiriyoruz."

Gelen döviz geri gider mi?
Ayşe Hanım Teyzem sordu: "Bu gelen dövizler geri gitmeyecek mi?"
Anlattım. "Ayşe Hanım Teyzeciğim" dedim. "Gelen dövizlerin azı kalıcı. Çoğu borç şeklinde geliyor. Borcun hem anaparasını ödüyoruz hem de yüksek faizini... Bir ara bilgi vereyim. Bu kadar dövizi yüksek fiyatla Merkez Bankası'na satan yabancılar, dün fiyatlar düşmeye başlayınca Türk lirasından dövize geçti. Yüksek fiyatla satıp ucuz döviz toplayarak kâr etti. Kısa günün kârına eyvallah diyerek üç beş günde gelip giden de var..."

Dövizcinin faizini kim ödüyor?
Ayşe Hanım Teyzem gene sordu: "Bu faiz kimden çıkıyor?"
Anlattım. "Siz ödüyorsunuz, ben ödüyorum... Saf ve bakir Türk halkı ödüyor... Dövizleri, ucuz ithalatla otomobil alanlar, ayakkabı, elbise alanlar harcıyor. Ama faizini ödemek bizlere kalıyor. Sadece dövizin faizini ödemiyoruz. Merkez Bankası'nın faizini de biz ödüyoruz. Merkez Bankası 1 milyar dolar döviz satın aldığında piyasaya 1.2 milyar YTL para çıkarıyor. Piyasaya çıkan para ortalıkta dolaşmasın, halkın cebine girmesin diyerek gecelik yüzde 13.5 faizle bu parayı topluyor. İşte o faizi de biz ödüyoruz."

Bu hep böyle gider mi?
Anlattım. "Ayşe Hanım Teyzeciğim, biz yüksek faiz ödedikçe bu döviz girişi devam eder... Ama üç gün mü desem, üç ay mı, üç yıl mı, bilemem... Bizim ekonomimiz bu ucuz döviz yükünü uzun süre taşıyamaz. Altında ezilir. Bugün tekstil batar, yarın lastik sanayii, öbür gün otomotiv... Açık anlatımıyla, ekonomideki çöküş bu saadet zincirinin devamına izin veremez."

Yabancılar gitmeye kalkarsa ne olur?
Ayşe Hanım Teyzem sordu: "Yabancılar getirdikleri dövizi bir günde çıkarmaya kalkarlarsa ne olur?"
Anlattım: "Gelen dövizin bir kısmı şirket, fabrika satın almak, ev satın almak, yeni şirket veya fabrika kurmak için geliyor. Bu tür döviz kalıcı, kolay kolay geri gitmez. Geri gidecek dövizler, kredi olarak, bono için, hisse senedi için gelen dövizlerdir. Bize gelen dövizlerin büyük bölümü bu tür, 'kalıcı değil-gidici' döviz.
Gidici döviz demek, ülkede ekonomi bozulduğunda faiz düştüğünde çekip gider. Ama bir günde çıkıp gitmesi imkânsız. Krediler vadesinden önce gidemez. Bonoya, hisse senedine bağlananın gidebilmesi için bononun, hisse senedinin satılması gerekir. O da bir günde olacak iş değil...
Yabancıların dövize dönmek için bono ve hisse senedini satma telaşına girmeleri ekonomide panik yaratır ama, bu panikten yabancılar yarar sağlayamaz. Zarar görür. Çünkü böyle bir panikte Türkler dövize hücum eder. Döviz fiyatı tavana çıkar.
Kısacası, yabancılar getirdikleri dövizi bir günde çıkaramazlar, ama çıkarmaya kalktıklarında ekonomiyi sallarlar."

Ayşe Hanım Teyzem ne yapsın?
Ayşe Hanım Teyzem sordu: "Evladım, benim durumum ne olacak? Üç beş dolarım var. Satayım mı? "
Bu soruyu bekliyordum... "Ayşe Hanım Teyzeciğim" dedim... "Geçmişten bugüne kadarki tabloya bakıldığında devamlı Türk lirasında kalanların devalüasyonlara rağmen dolarda kalanlardan daha çok kazandığı görülüyor. Ama tekrar edeyim, bu uzun dönemli tablodur. Kısa dönemde bugün doları ucuz satarsınız, yarın dolar fiyatı artabilir... Ama bankalar dolara doğru dürüst faiz ödemiyor. Buna karşın mevduat ve bono faizi o kadar yüksek ki, yabancı döviz bozduruyor faize yatırıyor.
Bu durumda karar tamamen size kalmış. Parası olana, şunu yap bunu yap diyen kazancı paylaşamaz da riskin vebalini sırtlanır. Siz kendi kararınızı kendiniz veriniz."

________________________________________

Bu durum sürdürülemez büyümeyi de boğabilir

Yabancı para geldikçe yerli paralar değerleniyor
Türk Lirası, dolar ve euro karşısında cari fiyatlarla geçtiğimiz yılın mayıs ayından bu yana kararlı bir biçimde değer kazanmaya devam ediyor. İçinde bulunduğumuz şubat ayında ise Merkez Bankası'nın piyasadan 5 milyar dolarlık dövizi almasına rağmen bu eğilimin hız kazandığı dikkat çekiyor.
Nitekim 1 dolar ve 1.5 euro'dan oluşan döviz sepetinin YTL cinsinden ortalama değeri şubat ayının ilk 20 gününde 2003'ten bu yana en düşük seviyeye geriledi.

Yerli para değerlendikçe yabancı para kazandırıyor
Son dönemde yükselen piyasaların yerli paralarının dövize karşı değer kazanması genel bir eğilim olarak dikkati çekiyor. 2003'ten bu yana dünyada likidite ve risk alma iştahı arttı. Yükselen piyasalarda faizler gelişmiş ülkelere göre daha yüksek. Uluslararası sermaye bu ülkelere gidiyor. Yükselen piyasalara yabancı para girdikçe bu ülkelerin parası değer kazanıyor. Yerli paraların değer kazanması ise uluslararası sermayenin döviz cinsinden kazancını daha da artırıyor. Bu piyasalar daha da cazip hale geliyor.

Bu oyun daha ne kadar böyle sürer?
Bu oyun ne kadar sürer sorusuna ise yanıt vermek güç. Ancak küresel piyasalarda bu durumun kalıcı bir denge oluşturmadığını kabul edenler artıyor. Likidite ve risk iştahını azaltacak gelişmelerin hızı bunda belirleyici olacak. Bunun için de başta ABD ve diğer G-7 ekonomileri ile Çin ve diğer yükselen piyasalardaki gelişmeler yakından izleniyor. Buralarda dengesizlikler arttıkça sert iniş senaryoları da güç kazanıyor. Ama kısa vadede radikal değişim beklemeyenler hâlâ çoğunlukta.

Yerli girdi kullanımı cezalandırılmış oluyor
Dünya piyasalarındaki koşulların ve hükümetin bu duruma seyirci kalma stratejisinin değişmemesi ve yöneticilerin, ülkenin gerçeklerini dikkate almadan, AB'ye yakınsama sürecinin eski Doğu Bloku ülkelerine benzeyeceği inancının sürmesi halinde kısa vadede değerli YTL olgusu değişmez.
Ancak başta işgücü olmak üzere, yerli girdi kullanımını ve üretimi gereksiz yere cezalandıran, artan cari açık ve değerli yerli para olgusuna dayanan, mevcut durumun, yerli üretim tesislerinin giderek kapanmasına yol açacağı, büyümeyi boğacağı ve orta vadede sürdürülebilir olmadığı da açıktır.

________________________________________

Kuru, sıcak para baskılıyor

Merkez Bankası'nın (MB) geçen hafta 5 milyar dolarlık doğrudan döviz alımı piyasalarda hâlâ tartışılıyor. Dünyanın herhangi bir ülkesinde, dolar-euro arasında bile, bu çapta bir alım kuru oynatırdı. Oysa bu çaplı bir alıma rağmen, bırakınız değer kaybetmesini, TL değer kazandı.
TL'nin aşırı değerli olduğu ve bunun hem ihracat ve turizm gibi döviz gelirlerimize olumsuz etki yaptığı, hem de ithalat gibi döviz giderlerimizi azdırdığı biliniyor. Oysa ortada müthiş bir döviz gelir-gider açığı var. Bir de üstüne Merkez Bankası ciddi miktarda döviz alıyor. Ama yine de TL değer kazanıyor. Bu durumda da dalgalı kur esneyerek, dış açığı kapatamıyor.
Peki, o zaman ne yapılabilir? MB'nin de elinde iki silah var. Biri, dövize doğrudan müdahalenin miktarını ya da sıklığını artırmak, diğeri de sıcak paranın, ya da yabancı sermayenin girmesini cazip kılan faizi düşürmek. Ancak bu da enflasyonu düşürmek isteyen MB'nin işini zorlaştıracak.

Ya faiz inecek, ya da...
MB bu ikinci opsiyondan ısrarla kaçınıyor. Bazı meslektaşlarım aşırı sıkı para politikası izlendiği, reel faizlerin yüksek kaldığı kanısında. Gerçekten de MB üç yıldır hep hedeflediğinin altında enflasyon elde etti. Buna da ya döviz kuru yardım etti, ya da reel faizin yüksekliği, ya da her ikisi.
Döviz kuru ile enflasyon beklentileri arasındaki ilişki artık büyük ölçüde kırıldı. Bu nedenle faiz enflasyon üzerinde daha etkili. Yani, MB faize sarılmakta haklı. Ancak bu kadar da sıkmak doğru mu? MB bu konuda Brezilya'nın durumuna işaret ederek, daha düşük enflasyonda bile daha yüksek faizin uygulandığını savunuyor. İyi de Brezilya dış ticaret fazlası veriyor ve sıcak para onları daha az rahatsız ediyor. Kaldı ki, onlar bile ulusal paraları değer kazanmasın diye yüklü müdahalelerde bulunuyor.
Dövize müdahaleyi MB sadece spot piyasalarda alımla yapıyor. Ya günlük ihalelerle dolar fazlasını çekiyor, ya da zaman zaman doğrudan piyasaya girerek. Bunun yeterli olmaması miktarın artırılmasını gerektiriyor. Ancak MB tüm döviz işlemlerinin piyasada yapılmasını yeğliyor. Özellikle özelleştirmelerde ve bazı yabancı sermaye girişlerinde döviz arzlarını piyasa mekanizmasının dışında tutmak yararlı olabilir. Böylece arz sınırlanmış olur.

Ya giderlerse?..
Bu programın temel dayanağı olan ihracatla büyüme döviz kuruyla beslenebilir. Benzer programlar birçok ülkede başarıya ulaştı. Mesela Meksika'da. Ancak o dönemde dünyada uluslararası likidite koşulları hiç de şu andaki gibi değildi. Sıcak para o kadar bol ki, MB'ler bunu frenleyebilmenin kolay ve basit bir yolunu bulamıyor.
Peki, bu sıcak para çıkar mı? Ya da çıkarsa ne olur? Bizce kısa vadede çıkamaz. Çünkü borsanın büyük payı yabancılarda, bu kadar malı satmak için alıcı bulunmaz. TL piyasasından çıkıldığında da, bulacakları döviz çok pahalı gelir. Sıcak paranın ancak uluslararası likidite koşulları değiştiğinde ve tedrici çıkışı olabilir. Bu da Türk ekonomisinin açıkçası lehine olur. Böylece kur yükselir, dış denge sağlanır.


25 milyar dolarlık alım yapıldı ama...
Merkez Bankası (MB), Aralık 2002'den bu yana dolara 15 kez müdahale etti. Toplam 25 milyar dolarlık döviz aldı ama doların fiyatı yukarı gitmedi. Son 5 milyar dolarlık müdahale 1.3260 seviyesinden geldi. Doların fiyatı sadece 5 YKr arttı.
Bu durum, yatırımcıda psikolojik olarak 'Döviz bu büyük alıma rağmen kıpırdamadıysa, daha bir süre kıpırdamaz' beklentisi oluşturdu.

İhracatta 'kur krizi'
Dün itibariyle dolar fiyatı, müdahale gününün 90 YKr altına inerek 1.3170 düzeyine geriledi. 5 milyar dolarlık alımın tek faydası, MB'nin döviz rezervlerinin 56 milyar dolara çıkması oldu.
MB, kur hedefi koymuyor, dalgalı kur rejiminde ciddi dalgalanmalarda müdahale ediyor.
Ucuz döviz en fazla ihracatçıları etkiliyor. Dövizle mal sattıkları için kazançlarının YTL cinsinden değeri düşüyor. Özellikle tekstilciler düşük kur konusunda neredeyse kampanya biçiminde hükümetin politikasına karşı mücadele ediyor. Bu hafta içinde tekrar Ankara'nın kapısını çalacaklar. Tekstilde işten çıkarmalar yaşanıyor.
Düşük kur, dış borç stokunun YTL cinsinden karşılığını düşürüyor, enflasyonla mücadele açısından da yararlı oluyor. Ancak düşük kur sonucu sıcak para girişi arttıkça risk de biriktirilmiş oluyor.

3 yılda 15 müdahale
Tarih Alım miktarı (milyon $)
02.12.2002 16
12.05.2003 62
21.05.2003 517
09.06.2003 566
18.07.2003 938
10.09.2003 704
25.09.2003 1.442
16.02.2004 1.283
27.01.2005 1.347
09.03.2005 2.361
03.06.2005 2.056
22.07.2005 2.366
04.10.2005 3.271
18.11.2005 3.000
15.02.2006 5.000

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious