Dövize endeksli kredi kullananlar risk altında

Dövize endeksli kredi kullananlar risk altında.15909
  • Giriş : 07.10.2008 / 10:13:00

Karaçam: Tasarruf sahiplerini uyardı. "Kimse, son 5-6 yıldır yaşanan düzenin devam etmesini beklemesin.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Döviz kredisi kullananlar riskte. Son 25 yılın tüm krizleriyle dört ayrı bankanın tepe yöneticisi olarak yüzleşmiş bir isim Burhan Karaçam. Bu kez biraz daha rahat. Zira şimdi sadece finans sektöründe değil ve yılların tecrübesiyle krizi daha derinlemesine analiz edebiliyor...

Karaçam, tasarruf sahiplerini uyardı. "Kimse, son 5-6 yıldır yaşanan düzenin devam etmesini beklemesin. Daralacağız, küçüleceğiz. Başka yolu yok. Türkiye'nin bugüne kadar geldiği şekilde gidebilmesi mümkün değil. Kârlar düşecek, yatırımlar yavaşlayacak" diyor

Yangın yeri Türkiye değil ama...

Bugün hemen hepimizin yararlandığı bireysel bankacılık hizmetlerini Türk bankacılık sistemine kazandıran Burhan Karaçam, 25 yıl boyunca finans sektöründe üst düzey yöneticilik yapmış bir isim. Bütün önemli krizleri dört ayrı bankanın başında karşıladı. Bugün şaka yollu, "Banka yöneticisi olmadığım dönemlerde Türkiye"de kriz olmadı. Acaba benim yüzümden mi kriz çıkıyor, yoksa krizler yüzünden mi ben o masanın başındaydım?" diyor. Ama aslında onun yönetici olduğu dönemde, bankacılık sektörü müthiş bir dönüşüm yaşadı. Her dönüşümde olduğu gibi, büyümenin ardından krizler de çıktı ortaya. 1994 krizinde de, 1997"de Uzakdoğu krizinde de, 1998 Rusya krizinde de, 2001 krizinde de fırtınalı bir denizde kaptanlık yaptı.

Şimdi yine bir kriz kapımızda, aslında içeri girdi bile" Üstelik bu kez kriz çok ciddi, tüm dünyayı sarsıyor. Hatta yıkılmaz denilen bir sistem titriyor. Karaçam, böylesi bir krizi konuşmak için en doğru isimdi. Zira bizzat kriz süreçlerini banka genel müdürü olarak birkaç kez yaşamış. Şimdiyse otomotivden gayrimenkule pek çok sektöre danışmanlık yapıyor. Yani krizin hem finans hem de reel sektör üzerindeki etkilerini daha derinlemesine analiz edebiliyor.

Önce bu krizin tabiatından çıktık yola. Ardından Türkiye'deki makro dengeleri ele aldık. Sonuçta yangının çok büyük olduğunu, ama Türkiye ile ilgisi olmadığını vurguladı Karaçam. Biraz rahatladık. Ama hemen ardından bu yangından etkilenmemenin mümkün olmadığını söyledi. Türkiye'deki yangınlardan örneklerle gittik. "Mesele, yangının nerede çıktığı kadar rüzgârın şiddeti ve yönü de" dedi. Sonra bir uyarı daha yaptı Karaçam bu krizin derinliği hâlâ bilinmiyor. Belki söylendiği kadar büyük olmayabilir, belki de çok daha derin. Önemli olan hangi durumda yakalandığınız. Bizim durumumuz, geçmişe göre çok daha sağlam, ancak bazı zayıf noktalar var ki hiç ihmale gelecek cinsten değil. Mesela cari açığın büyüklüğü ve özel sektörün kabaran döviz bazlı dış borcu" Her ikisi de para piyasalarındaki dalgalanmalardan ciddi şekilde etkilenebilir ve Türkiye işte o zaman krizin etkisini daha fazla hisseder. Peki nasıl bir önlem alınabilir? IMF ile 20-25 milyar dolarlık yeni bir stand-by anlaşması yapılmasının Türkiye'yi rahatlacağını söylüyor Karaçam. Şu an bu paraya gerek olmadığını belirtiyor, ama kriz kapıyı çaldığında ilaç gibi geleceği görüşünde...

Küresel krizden Türkiye nasıl etkilenecek?

Bir kere baştan söyleyelim Türkiye'nin bu krizden etkilenmemesi mümkün değil. Ama ne boyutta etkilenecek, o etkilenme süreci ne kadar doğru yönetilecek, o önemli. Çünkü şimdi Türkiye'de esas sorun cari açık olarak görünüyor. Türkiye'nin döviz, borç ve varlık dengesi, yani döviz yükümlülükleriyle döviz varlıkları denge içinde değil. Ve Türkiye'nin bugünkü ekonomisinin kurulduğu düzende de, cari açığının denge içine girebilmesi için herhangi bir önlem alınmış değil. Tam tersine dış borcun daha da büyümesi bazı kesimleri rahatsız etmiyor. Çünkü ekonomik büyüme büyük ölçüde bu sonuçla gerçekl eşiyor. Yani cari açık bir sonuç burada. 2001 krizinden sonra, mali sistemin yeniden yapılanması içinde bankaların kendi açılarından 'short pozisyon' dediğimiz, döviz açık pozisyonu yaratmaları kontrol altına alındı ve çok sıkı denetleniyor. Ama Türkiye'de esas sorun bankalarda değil, reel sektörde. Reel sektör Türkiye tarihinde görülmediği kadar döviz üzerinden borçlanmaya gitmiş durumda. Bunda da çok haklılar...

Döviz kredisi kullananlar riskte

Neden?

Çünkü son 5-6 sene içinde dövizden borçlandıkları sürece hep kâr ettiler. Değerlenen Türk parası dövizle borçlanmayı son derece cazip hale getirdi. Nitekim birtakım yetkililer de "Açık pozisyon finanse edildiği sürece sorun yok" diyor ama bu geçmişte olduğu gibi gelecekte de finanse edilebilecek mi? Edilemeyecek! Mümkün değil. Hem dövizli borçlanmanın maliyeti yükselecek, hem de arzı daralacak. Yani bu küresel koşullarda reel kesim hem eskiden olduğu kadar kredi alamama durumuyla karşı karşıya kalacak, hem de bulduğu kredinin maliyeti geçmişe göre daha yüksek olacak.

Kur da, faiz de yükselecek

O zaman kur yükselecek mi?

Kur da yükselecek, faiz de... Faizin yükselmesiyle, kurun yükselmesi birbirleriyle bağlantılı. Tahmin ediyorum, kurun çok yükselmemesi için faizlerin daha fazla yükselmesine yol açacaklar. Onun da tabii maliyetler ve bütçe üzerinde, yani hem kamu bütçesi üzerinde hem reel sektör üzerinde olumsuz etkisi olacak. Yani bugüne kadar dövizli borçlanmadan kâr eden sistem şimdi zarar etmeye başlayacak. İki şekilde zarar edecek hem kurdan dolayı, hem de bu borçlanmanın maliyetinden dolayı...

Peki Amerika'yla karşılaştırıldığında Türkiye'yi nasıl bir tablo bekliyor?

Bizdeki sıkıntı daha makro bazda ve onun birtakım kurumlara yansıması şeklinde olacak. Daha büyük şeyler olacağını zannetmiyorum. Amerika'daki gibi vatandaş bazında sıkıntı doğacağını kimse beklemesin. Daha lokal bazda olacak krizin yansıması.

Yani?

Herkes dövizle kredi kullanmıyor ama kullananlar riskte. Böyle bir tablo olacak Türkiye'de. Kimse bu son 5-6 yıldır yaşanan düzenin devam etmesini beklemesin.

Ama 2001 krizi gibi bir kriz de beklemiyorsunuz?

Hayır. Bizim geçmişte yaşadığımız krizler hep kendi içimizde ve finansal sektörde çıktığı için, 2002'den sonra yeniden yapılandırıldı mali sistem. Onun için diğer ülkelere göre bizim mali sistemimiz, bankalarımız çok sağlam durumdalar. Bunda en ufak bir tereddüt, en ufak bir şüphe yok. Fakat reel sektörün ne boyutlarda ve nasıl borçlandığını bilmiyoruz. Son 5-6 senede döviz üzerinden kredi aldıkça kâr ettiler. Şimdi bu durum tersine dönecek.

Büyüme hedefi olanlar beklesin

Tasarruf eden vatandaşa ve iş dünyasına ne önerirsiniz?

En azından kısa vadede olabilecekleri görmeleri ve ona göre karar vermeleri lazım. Bu dönem kredi ihtiyacı yüksek olanların, kredi ihtiyacını eski koşullarda bulamayacaklarını, birtakım maliyet artışlarının olacağını bilmeleri lazım. Onun için büyüme hedefleri varsa, şu anda uygulanma zamanı değil. Herkes için bir reçete yazabilmek mümkün değil tabii. Ama bu küresel krizde tamamen ihracata dönük çalışan sektörlerin çok fazla para kazanmaları için tam bir fırsat var. Onun için reçete, bu ortamda faaliyetlerinize ve hangi piyasalarda olduğunuza çok bağlı. Ama genelde büyük bir kesim bu küresel krizden biraz sıkışarak çıkacak. Daralacağız, küçüleceğiz. Maliyetler artacak. Başka yolu yok bunun. Türkiye'nin bugüne kadar geldiği şekilde, bu cari açıkla gidebilmesi mümkün değil. İşsizlik artacak, tüketim azalacak, kârlar düşecek, yatırımlar yavaşlayacak. Bunları bilmek lazım...

Daralmayla emtia fiyatları düşecek

Tasarrufçuya ne öneriyorsunuz? Parası olanlar ne yapsınlar?

Şu anda mümkün olduğu kadar likit kalmaları ve likit ürünlere girmeleri lazım. Çünkü kısa vadelerde piyasalarda önemli hareketler olacak.

Peki ne yapsınlar? Euro'ya mı yatırsınlar paralarını?

Türk lirasında faizler yükselecek. Amerika'da, Avrupa'da ne boyutlara geldi, Türkiye'de de bu aşamada kalmaz. Nereye kadar çıkar, onu bilemiyorum ama zaten şu anda fazla pozisyon değiştirme imkanına sahip değil vatandaş. Çünkü herkes kendisini güvence altına almak istediği için çok geniş olanaklar, fırsatlar yok. Likitte kalanlar birtakım değeri düşmüş aktiflerden yararlanmak için bazı iyi fırsatlarla karşılaşabilirler ama onun dışında çok fazla hareket bence şu anda yanlış. Çünkü bu sıkışma ve talep daralmasıyla, tüm varlık fiyatları düşecek.

Cari açığın bu kadar büyümesine fırsat vermemek lazımdı

Hükümet ne yapmalı?

Bir kere, cari açığımız çok yüksek. 8 ayda 53 milyar dolara ulaştı. Bu gidişle yıl sonunda 60 milyar doları bulacak. Cari açığın bu kadar büyümesine fırsat vermemek lazımdı. İkincisi, özel sektörün de bu kadar kolay dışarıdan borçlanmasına müsaade etmemek, ona da birtakım önlemler ve kontroller getirmek gerekiyordu. Çünkü borç önemli değil, borcun nerede kullanıldığı çok önemli. Hep aynı sonuca geliyoruz o borcu aldınız, o borç nasıl ödenecek? Yeni bir borç alarak mı, yoksa o borcu kullanma şeklinizle yarattığınız gelirle mi? Bizde alınan kredilerin büyük bir kısmı ithalatta kullanıldı. Bu ithalatın bir kısmı ihracata dönük ara mal ithalatıydı. Bunda sorun yok. İhracata dönük yatırım malı olsaydı da, yine sorun yok. Ama bu kredilerin tüketim mallarının ithalatında kullanılması sorun yarattı. Cari açığın esas nedeni de bu...

Yine de herşeye rağmen krize dayanıklı diyebilir miyiz Türkiye için?

Tabii... Türkiye'nin hem ekonomisi, hem mali yapısı geçmiş yıllarda olduğundan çok daha güçlü durumda şu anda. Onun için o avantajı da korumak lazım.

Nasıl?

Benim ilk aşamada düşündüğüm şey, mevcut kredilerin vadelerini mümkün olduğu kadar uzatmak. Yani ana para geri ödemeleri çok kısa vadede geliyorsa, onları mümkün olduğu kadar erteleyebilmek. Bu, zaten dış piyasalar sıkışmışken o kadar kolay yapılabilecek bir şey değil ama mutlaka denenmesi lazım. İkincisi de, şeffaf bir şekilde olanı biteni vatandaşa, tasarruf sahiplerine anlatarak, onlara bu sistemin sorunsuz devam edeceği güvencesini vermek...

Hükümet, IMF ile 20-25 milyar dolarlık yeni bir anlaşma yapmalı

Hükümet ne tür önlemler almalı?

Nisan ayında IMF'yle yapılan anlaşma sona erdi ve hükümet herhangi yeni bir anlaşmanın içine girmedi. Ama bu dönemde, hem dış dünyadaki hem içerideki yatırımcılar üzerinde güven oluşturmak için IMF ile bir daha, belki basit kapsamlı bir anlaşma yapılmasında yarar var. Ben, 3-5 milyar dolar değil, 20-25 milyar dolar gibi, ihtiyaç olması halinde hemen kullanmaya hazır bir kaynağın bulunmasını, sisteme güven vermesi açısından çok önemli olarak görüyorum. IMF ile anlaşılması, hem Türk hükümetinin bütçe ve mali disiplini açısından kendine güvenini ortaya koyacaktır, hem de dışarıdan bir kurum tarafından denetlendiğini göstermesi bakımından yerli ve yabancı yatırımcılara karşı bir güvence oluşturacaktır.

Yani siz Prof. Asaf Savaş Akat'ın tersine, IMF'ye burun kıvırma lüksümüz yoktur, diyorsunuz?

Ben, böylece bu dönemin geçişini kolaylaştırırız diyorum. Yani şu anda bu küresel krizden nasıl etkileneceğimizi göremediğimiz, bilemediğimiz için, IMF ile yapılacak anlaşma, o açıdan önemli bir önlemdir diye düşünüyorum.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*