DTP, Diyarbakır raporunu açıkladı

  • Giriş : 14.04.2006 / 00:00:00

Demokratik Toplum Partisi (DTP), Diyarbakır olayları ile ilgili hazırladıkları raporu düzenledikleri basın toplantısı ile açıkladı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


DTP, 28 Mart - 6 Nisan tarihleri arasında Diyarbakır olayları ile ilgili hazırladıkları raporu açıkladı. DTP Eşbaşkan Yardımcısı Hasip Kaplan parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, "DTP; Kürt sorununun siyasi partileri aşan, ulusal, bölgesel ve giderek dünya gündemine oturan bir sorun olarak ele alınması, partiler üstü bir anlayış ile ortak çözümler ve ülke çıkarları gözetilerek adımlar atılması, sağ duyu ve diyaloğun öne çıkarılması bilinci ile hareket edilmesi inancındadır" diye konuştu.

Kürt sorununu bugüne kadar inkar, imha ve baskı ile çözülmek istenen bir asayiş vakasına indirgenmek istendiğini ileri süren Kaplan, şöyle devam etti: "Bugün asıl tehlike çözümsüzlük batağına saplanan beceriksiz yönetimlerin, Kürt sorununu terör sorunu olarak askere havale ederek, sorumluluktan kaçmalarıyla, askeri çözüm dışında sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel çözümler geliştirmeyerek, 12 Eylül askeri darbesinden bugüne en iyi çözüm çözümsüzlüktür anlayışında ısrar ederek büyük acılara neden olmuşlardır."

"Roporda iz olarak hafızamızda kalacak olan, 3-7-12 yaşlarında olaylara katılmayan çocukların kurşun yaraları ile ölmüş olmalarıdır" diyen Kaplan, "Diyarbakır olayları hafızalara tarih olarak geçecek ki, bir Başbakan çocuklar analar da vurulur diyebilmiştir. Bu insanlık suçudur. Bu söylem bölge halkının hafızasından silinmeyecek kadar iz bırakmıştır. Ve uluslararası ceza mahkemesine kadar gidecek bu insanlık suçunda bölge halkının Başbakandan özür beklediğini belirtmek istiyorum" şeklinde konuştu.

Olaylarda gözaltına alınan 600'e yakın kişiden 300'e yakınının ve tutuklananlardan 99'unun çocuk olduğunu söyleyen Kaplan, "Urfa'da, Viranşehir'de yaşananlar... Tespit ettiğimiz bir diğer husus, hiçbir olayda halkın tek birinin silah kullanmadığı... Viranşehir'de korucu başının kullandığı silahla bir tek polis memurunun yaralanmasının dışında. Bunun da altını çiziyoruz. Sivil silahsız halka karşı bölgede kullanılan güvenlik gücünün şiddet olarak oransızlığı dikkat çekicidir." şeklinde konuştu. Kaplan, olaylarda pek çok işkence olayının yaşandığını da iddia etti.

Yaşanan olayların hukuki, sosyolojik ve bilimsel açılardan da çok yönlü araştırılması gerektiğini kaydeden Kaplan, "Bu sorunun nedenleri konusunda partiler üstü bir anlayış ile olaya yaklaşılmalı" dedi.

"Şu anda bölgede adeta sıkı yönetim ve savaş hali uygulaması var. 7. Kolordu merkezinden koordineli, tankların, panzerlerin ve askerin şehir merkezine inmesi ile gelinen nokta bu." diyen Kaplan, asker ve polisin ise sivil otoritenin kontrolü altında olmadığını savundu. Kaplan, güvenlik güçlerinin olayları bastırmada yeterli donanım ve eğitimde olmadığını da ileri sürdü. Kaplan, "Adalet, özgürlük ve güvenlik son Şemdinli olayların da görüldüğü üzere silahlı güçlere tek başına bırakılamayacak kadar önemlidir." şeklinde konuştu.

Acil önlemler alınmasını isteyen Kaplan, bu çerçevede öncelikle diyalog kanallarının açılması gerektiğini söyledi. Devletin ve hükümetin Kürt sorununa bakış ve mevcut tespitlerinde yeni bir düzenlemeye gidilmesi gerektiğini kaydeden Kaplan, yurttaşlara karşı ise öne sürdüğü ön yargılı yaklaşımdan uzaklaşılması gerektiğini belirtti.

Kaplan şöyle devam etti: "Devletin 12 Eylül öncesi fişlemelerine bir de potansiyel suçlu vatandaş kategorisine, sözde Kürt yurttaşlar da katılmak suretiyle 73 milyonun 40'ı ile devletin husumetli olduğu tespit edilmiştir. Devletin vatandaşları ile barışması gerekmektedir. GAP TV ve TRT'nin güvenlik güçlerinin Kürtçe bilmemesi nedeni ile bölgede yerel seçilmiş yöneticiler ile parti başkanlarımızın, devletimizin mülki ekranı ile halka seslenerek, Kürtçe hitap ederek yatışması sağlanmıştır. Devletin güvenlik güçlerinin bu noktadaki eksikliği tespit edilmiştir. AB ve Avrupa Konseyi kötü sınav vermiştir. Eğer Türkiye aday ülke ise, buradaki bir huzursuzluğun onları da ilgilendirdiğini kabul etmeleri gerekirdi. Siyasiler, Kürt sorununu siyasi istismar konusu yaparak, yaklaşan seçimlere malzeme yaparak toplumsal barışı tehdit eden sorumsuz yaklaşımları terk etmelidir. Bayrak gibi, kutsal ortak değerler. Bayrak, Atatürk, Kur'an ve din gibi değerlerin çatışma ve siyasi amaçlarda kullanılmasından vazgeçilmelidir. Kürt sorunu Türkiye'nin bir iç sorunudur. Çözümü dışarda aramak, başkalarında medet ummak, gaflet, dalalet ve hıyanetin en büyüğüdür. DTP olarak idda ediyoruz asker ve hükümet isterse silahlar hemen susar. Bir tek cenaze gelmez. Barışçıl bir süreç hemen başlar. Böylesi bir süreçte her türlü sorumluluğu almaya, elimizi taşın altına koymaya hazırız. Barış çağrımızı yineliyor ve herkesi tekrar düşünmeye davet ediyoruz. Silahlar sussun diyoruz. Çanakkale'de, Kore'de Kıbrıs'ta ve yurdun her bir köşesinde yan yana yatan şehitlerimizin yüce hatırası ve bize emanet ettiği kardeşliğe, birlikte yaşam vasiyetine gelin birlikte sahip çıkalım"

Kaplan açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Kaplan, "Olayların büyümesinde tek sorumlu polis ve güvenlik güçleri miydi? Başka sorumlu yok mu?" şeklindeki bir soru üzerine "Hayır, ön raporumuzda önemle belirttik. Olayların çıkış biçimini, cenaze namazı sonrası kontrol edilemeyen kitlelelerin, çocukların durumunu belirttik." şeklinde konuştu.


"BU KONUYU GİDİP ASKERLE Mİ KONUŞALIM"


Kaplan, Başbakan Erdoğan'ın DTP'nin görüşme daveti ile ilgili yaptığı açıklamaların hatırlatılması üzerine ise şunları dile getirdi: "Eş başkanlarımız bu konuda cevap verdiler zaten. Şu an acil olan bu ateşi nasıl söndürürüz. Gelsinler önce beraber oturalım, bunu söndürelim. Sonra tartışalım. Şunu iddia ediyorum, asker ve hükümet isterse kısa bir sürede bu ateş söner. Terörizim konusunu televizyonlarda açıkça, birlikte tartışalım. Şiddet nereden gelirse gelsin birklikte kınayalım. Ama olaylara at gözlüğü ile bakarsanız soruna çözüm getiremezsiniz. Şunun da adını koymak lazım. 4 bin köy yakıldı. Devletin güvenlik güçleri içinde Avrupa Mahkemesi kararı ile bu olayları yaptığı saptananlar, devletin güvenlik güçleri de terör eylemlerine başvurmuyor mu? Başvurunca o devletin tümünü algılamak doğru mu? 4 bine yakın faili meçhul cinayet. Terör sadece bir kınama ile çözülecek olay mı? Hizbullah terörü yok muydu, El kaide daha dün İstanbul'u bombaladı. Terör konusuda biraz gerçekçi olalım. Türkiyenin gerçek sorunları konuşulmuyor. Bugün ülkenin en gerçek sorunu kardeş kavgasını önlemektir. Bunu birlike yapalım, konu hakkında ortak tavır koyalım."

Kaplan, "Terörü önleme konusunda hükümet ve asker istekli değil mi?" şeklindeki bir diğer soru üzerine ise "Demokratik hukuk devletlerinde sorunun çözüm yeri Meclis'tir. Meclis 7 saat terörü tartıştı ne üretti? Hiçbir şey. Hiçbir şey. Peki hükümet ne yapıyor. Hükümet ama iktidar değil. O zaman biz kiminle görüşelim. Gidip Genelkurmay'a askerle mi konuşalım bu konuyu" şeklinde konuştu.

İstenildiği takdirde, atılacak ufak adımlarla silahların susacağını söyleyen Kaplan, "Bir parti olarak şuna hayret ediyoruz. Filistin'de Yahudilerle Filistinliler görüşebiliyor, Güney Afrika'da siyahlarla beyazlar görüşebiliyor. İngiltere'de IRA, İngiltere yönetimi görüşüyor... Dolaylı, direkt olmasa bile. Ama Türkiye'de son 20 yılda binlerce can milyonlarca dolar ülkeye fatura olmuş bir olayda biz bu sorunu konuşamıyoruz. Bu vahim bir olaydır. Bu partide misyonumuz barışçıl ve demokratik bir çözüm. Bunun dışında hiçbir çözüm konusunda kimse bizden bir şey beklememeli..." dedi.


"YARGISIZ İNFAZDA BULUNMAYA KİMSENİN HAKKI YOK"


Kaplan, "Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Baydemir hakkında müfettişlerin hazırladığı raporda Baydemir'in görevden alınması isteniyor. Bu konuları nasıl değerlendiriyorsunuz" şeklindeki bir soru üzerine ise şöyle konuştu: "Belediye başkanları ile ilgili soruşturmalar var. İdari, müfettiş rapor yazmış, görevden alınsın diyor. Bir de cezai soruşturma var. Masumiyet karnesi diye bir şey var. Yargılanır, hüküm kesinleşirse zaten belediye başkanı olma vasfını yitirir. Ama böyle bir durum yok. Yargısız infazda bulunulmasına kimsenin hakkı yok...Başkanımıza haksızlık yapıldığını düşünüyoruz. Eğer adalete saygımız varsa, söylediği sözler suç ise onu idare mercilerin, hükümetin değil, bağımsız yargının değerlendirmesi gerektiğini düşünüyoruz"

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious