DTP, Öcalan'a da mı karşı?

DTP, Öcalan'a da mı karşı?.11728
  • Giriş : 13.11.2008 / 16:35:00

Abdullah Öcalan yakalandıktan sonra İmralı"da “Demokratik Cumhuriyet” tezini geliştirdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Öcalan, PKK"yı dağa çıkartan o büyük Kürdistan idealinin yanlış olduğunu söyledi. Artık bu amacından vazgeçtiğini önemle vurguladı. “Etnik temelde bağımsız devlet, federasyon ve otonomi” gibi taleplere şiddetle karşı olduğunu belirtti.

 

Öcalan"ın “demokratik cumhuriyet” söylemi şu ana anlayış üzerine oturtuldu:

 

“Tek devlet, ortak vatan, tek bayrak.”

 

Öcalan, Kürt sorununun çözümünün ancak üniter devlet içinde mümkün olabileceğine inandığını söyledi. “Devletin tekliği” Öcalan"ın söyleminde nirengi öneme sahipti.

 

“Ortak vatan” kavramı, Öcalan"ın sıkça altını çizdiği bir kavramdı.

 

“Bayrakla bir sorunumuz yok, bayrak hepimizin bayrağıdır” yaklaşımı bizzat Öcalan tarafından vurgulandı.

 

Öcalan, İmralı"da, “Türkiye ulusu” diye bir kavram geliştirdi.

 

“Türk ulusu” yerine “Türkiye ulusu” kavramını geliştiren Öcalan aslında ilk ve son tahlilde “tek millet” gerçekliğini vurgu yapmış oluyordu.

 

“Farklı etnik aidiyetlerimizle beraber hepimiz Türkiye ulusunun bir parçasıyız” mealinde bir yaklaşım geliştiren Öcalan, Kürt kimliğinin kabulü ve kültürel hakların anayasal ve yasal güvencelere bağlanması halinde sorunun çözüleceğine inandığını söyledi.

 

Sıkı durun, dahası var…

 

Öcalan, “Türk vatandaşlığı” deyimine, Kürt kimliği kabul edilir ve kültürel hakları güvence altına alınırsa itirazının olmayacağını söyledi. Buradaki “Türk vatandaşlığı” deyiminin “anayasal vatandaşlık” bağlamında içinin doğru doldurulması halinde tanımlamanın kendisine karşı çıkmayacaklarını söyledi.

 

Öcalan bir adım daha ileri giderek Atatürk milliyetçiliğine arka çıktı.

 

Rahmetli Ahmet Taner Kışlalı"nın konuyla ilgili açıklamasına göndermede bulunarak, kendisinin de Atatürk milliyetçiliğinin ırçı-etnikçi bir milliyetçilik olmadığına, tersine kültürel bir milliyetçilik olduğuna inandığını söyledi.

 

Öcalan"ın bu söylemiyle ortaya koyduğu değişim, sıradan bir değişim değildi. Çünkü köklü ve radikal bir kopuş söz konusuydu.

 

Kendisinin deyimiyle, bu değişim, taktiksel değil stratejikti.

 

Şimdi “tek millet” denilince tüyleri diken diken olan DTP"lilere soruyorum:

 

“Türkiye ulusu” ile “tek millet” deyimi arasında ne fark vardır?

 

“Millet” tanımlaması, ortak bir dinsel aidiyeti çağrıştırdığı için mi yoksa?

 

Başbakan Erdoğan, farklı etnik aidiyetlerin varlığından oluşan bir tek millet gerçekliğine vurgu yapıyor.

 

Yani demek istiyor ki, bizim etnik olarak farklılıklarımız var, ama biz aynı zamanda bir tek milletiz…

 

Bunun Osmanlıdaki karşılığı “aynı dini” paylaşıyor olmak… Buna tarihsel, kültürel ve sosyolojik beraberlik de eklenebilir…

 

Bütün bu beraberlikler Türk ile Kürdü aynı kandan ve candan yapmış, evlilikler nedeniyle…

 

Başbakan Erdoğan"ın getirdiği “millet” tanımlamasının, etnik bir tanımlama olmadığını söylemek bile gereksiz…

 

Bazen “Türk milleti” denir, “Arap milleti” veya “Kürt milleti” denir… Türk, Kürt, Arap vb. unsurlar etnik birer unsurdurlar… Hiçbirinin bir diğerinden üstünlüğü yoktur… Hiyerarşik olarak da alt-üst ilişkisi yoktur hiçbirisinin arasında… Gerçekte “millet” tanımlaması, hepsini ortaklaştıran bir üst tanımlamadır…Yoksa onların farklılığını inkar eden veya onlar arasında hiyerarşik bir alt-üst ilişkisine yaslanan bir tanımlama değil…

 

Eğer Başbakanın kafasındaki millet tanımlaması etnik milliyetçilik anlayışı üzerine oturmuş olsaydı, Başbakan her seferinde, Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkez, Boşnak, Abaza vb etnik kimliklere ayrı ayrı vurguda bulunarak, bütün bunlardan mürekkep bir millet olduğumuz gerçekliğine değinmezdi…

 

:Söylemek bile gereksiz: Başbakanın Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı üst kimliğine yaptığı vurgu da gene etnik milliyetçiliği tamamen dışta bırakan bir anlayış üzerine oturuyor…

 

Çünkü bu tanımlama, özü itibariyle “anayasal vatandaşlık” anlamını taşıyor.

 

Şayet Başbakan, “Kürt yok, hepimiz etnik anlamda Türk"üz ve tek milletiz!” demiş olsaydı, yani etnik farklılıkları inkar eden bir anlayışla “tek millet” savunusu içine girmiş olsaydı, o zaman ırkçılık ve faşizm türü eleştirilerin bir karşılığı olabilirdi…

 

İşte o zaman bununla bağlantılı olarak Başbakan Erdoğan"ın, “Ya sev, ya terk et!” söylemine tutunan bir lider olduğu söylendiğinde inandırıcılık katsayısı artardı….

 

Şimdi geliyorum Öcalan"a tekrar…

 

Öcalan"ın tek devlete, tek vatana, tek bayrağa itirazı yok. Bütün bunları kabul ediyor.

 

“Türkiye ulusu” kavramsallaştırmasıyla da aslında “tek millet” gerçekliğini savunuyor.

 

“Türk vatandaşlığı” deyimine de yukarıda bahsettiğim çerçeve dolayısıyla itirazlarının olmayacağını belirtiyor.

 

Atatürk milliyetçiliğine bile sahip çıkıyor.

 

Bütün bunları gayet açıklıkla dile getiriyor.

 

Özde buna inanıp inanmadığını bilemem, ama sözde bütün bunları çok yalın bir dille ifade ettiğini merak edenler İmralı notlarına bakarak öğrenebilirler…

 

Yazdıklarıma bakarak hiç kimse sakın Öcalan"a göndermede bulunarak Erdoğan"ın söylediklerini belli bir çevrenin gözünde meşrulaştırma veya haklılaştırma yoluna gittiğim sonucuna varmasın.

 

Yok böyle bir şey!

 

Ben DTP"nin bu konudaki siyasi ikiyüzlülüğüne ve istismarına dikkat çekmek istiyorum asıl...

 

Öcalan söylediğinde iradelerini iptal eden bir DTP yaklaşımı, Başbakan Erdoğan karşısında kükreyen aslana dönüşebiliyorsa, oturup düşünmek gerekmez mi?

 

Demek ki burada başka bir hesap var…

 

Öcalan sırf o süreçte canını kurtarmak için bütün bunları söylediyse birileri çıkıp bunu ilan etmeli artık…

 

“Öcalan"ın dün söyledikleri artık konjonktürel olarak önemini yitirdi, artık koşullar değiştiği için biz de farklı düşünüyoruz!” deniliyorsa, bunlar Türkiye kamuoyuyla paylaşılmalı…

 

Öcalan"ın “demokratik cumhuriyet” tezi rafa kaldırılmadıysa şayet, DTP"nin “tek devlet, tek vatan, tek bayrak, tek millet!” söylemi üzerinden Başbakanı “ırkçı-faşist” diye ilan etmesi, ilkesellikle bağdaşmayan bir çifte standart örneğidir…

 

Bence Kürt meselesinde Başbakan Erdoğan değil, asıl PKK ve DTP çizgi değişikliği içinde…

 

“Demokratik cumhuriyet” çizgisinden sapan bir PKK/DTP gerçekliği ile yüz yüze bulunuyoruz.

 

Görülmesi gereken gerçeklik asıl bu…

 

“Savaş döneminde demokratik cumhuriyet tezinin hükmü kalmadı” deniliyorsa, bu durumda DTP"nin siyasi varlığını nasıl temellendirdiği sorusuna tez elden yanıt vermesi gerekiyor…

 

Doğru, “demokratik cumhuriyet” tezini savunuyorsanız, savaşı sürdüremezsiniz.

 

Savaşı sürdürüyorsanız “demokratik cumhuriyet” tezini zaten rafa kaldırmış sayılırsınız…

 

Soru şu: DTP, Öcalan"ın “demokratik cumhuriyet” tezine karşı mı?

 

“Hayır, karşı değilim!” diyorsa bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu peki?

 

NOT: Nazım Alpman'ın beni eleştiren “AKP, Metiner ve gazetecilik” başlıklı yazısına yanıtımı yarına bırakıyorum.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*