DTP'de sert bir düşüş yaşandı, AKP ise patlama yaptı

DTP'de sert bir düşüş yaşandı, AKP ise patlama yaptı.17172
  • Giriş : 31.12.2007 / 07:00:00
  • Güncelleme : 31.12.2007 / 01:34:31

AK Parti'nin bu başarısı bölgeye götürdüğü hizmetlerin yanı sıra muhafazakâr duruşuna bağlanmıştı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


22 Temmuz seçimlerinde DTP oylarında sert bir düşüş yaşanmış, AK Parti ise Doğu ve Güneydoğu illerinde bir önceki seçime göre adeta bir patlama yapmıştı. AK Parti’nin bu başarısı bölgeye götürdüğü hizmetlerin yanı sıra muhafazakâr duruşuna bağlanmıştı.

Bu noktada sol siyaset yapan DTP’nin muhafazakâr Kürt tabanını yansıtmadığı gündeme gelmiş, hatta yöneticilerin bu yönde itirafları olmuştu. Bugünlerde DTP’yi nasıl bir geleceğin beklediği tartışılırken muhafazakar bir Kürt partisinin kurulacağı konuşuluyor.

Kuzey Irak’a bir hafta içinde iki kez hava operasyonu düzenleyen Türkiye, terör örgütü PKK’yı bitirmeye kararlı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Sınır ötesi operasyon, hedefe ulaşıncaya kadar devam edecek.” sözleri, bunun en açık göstergesi. Kürt sorunu ekseninde ortaya çıkan tek gelişme bu değil tabii. Terör örgütü PKK’nın sözcüsü olmakla suçlanan Demokratik Toplum Partisi (DTP), yönetici ve milletvekilleri hakkındaki iddialar nedeniyle siyasî anlamda zor bir süreç yaşıyor. Öyle ki DTP’nin bütününün ya da radikal kanadının bir şekilde tasfiye olacağı dahi konuşuluyor siyasî kulislerde. Siyasî analistler, bu gelişmeler ışığında DTP’nin sol Kürt siyaseti yaptığını belirterek sağ siyaset yapan muhafazakâr bir Kürt partisinin yolda olduğuna işaret ediyor. Aysel Tuğluk’un 22 Temmuz seçimlerinin hemen sonrasında temsil ettikleri tabana yönelik ‘Yaşam olarak, tarz olarak uymuyoruz.’ itirafında bulunması ve bazı Kürt aydınların Marksist yapılı DTP’nin Sünni ve Şafii tabanı yansıtmadığını dile getirmesi, muhafazakâr bir parti ihtiyacını tetikleyen en önemli unsurlar olarak akla geliyor. Buna bir de AK Parti’nin muhafazakâr duruşu ve ekonomik atılımlarıyla Doğu ve Güneydoğu’da DTP’nin bağımsız adaylarını açık ara geride bırakması da eklenebilir.

Muhafazakâr bir partinin kurulup kurulamayacağı, kurulsa bile sorunlara çözüm üretip üretemeyeceği konusunda farklı fikirler dile getiriliyor. Çektikleri sıkıntılar nedeniyle dindar Kürtlerin sahneye çıkmasının çok zor olduğunu söyleyenler de var, dört dörtlük olmasa bile AK Parti’nin Kürtlerin muhafazakâr hayatına cevap verdiğini ifade edenler de. Bir de bugünlerde sınır bütünlüğü esasını savunan ve sorunlara şiddetle değil, siyasetle çözüm aranmasını isteyerek terör örgütü PKK’yı reddeden iki Kürt partisinin birleşmesi gündemde. Abdülmelik Fırat’ın ‘PKK’ya inat kurdum.’ dediği Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) ile eski bakan Şerafettin Elçi’nin başında bulunduğu Katılımcı Demokrasi Partisi (KADEP), farklı bir isim altında birleşme görüşmeleri yapıyor. Parti yetkilileri, ‘Dile getirilen muhafazakâr parti biz miyiz bilmiyoruz ama liberal, demokrat bir parti kurmayı hedefliyoruz.’ diyor.

Müslüman Kürtler çok zulüm gördükleri için gölgelerinden korkar

Şeyh Said’in torunu Abdülmelik Fırat, en azından yakın zamanda muhafazakar bir Kürt partisinin kurulabileceğine inanmıyor. Bu görüşünün sebebi ise korku. İçinde bulunduğumuz şartların uygun olmadığını kaydeden eski HAK-PAR Genel Başkanı Fırat, “Müslüman Kürtler çok zulüm gördükleri için gölgelerinden korkarlar. Yani İslam’ı düzgün yaşayanları sahneye çağırmak çok zor.” diyor. Yine de Kürtlerin yüzde 80’inin dindar olduğunu vurguluyor. “Bizim tevekkülümüz, itimadımız Allah’a” diyen Abdülmelik Fırat, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Kürtler, bin küsur senedir İslam’la yaşamış. Her ne kadar PKK bunu ortadan kaldırmak istese de muvaffak olamamıştır.” Bu noktada yaşanan sorunlarla ilgili çok çarpıcı bir iddiayı da dile getiriyor Abdülmelik Fırat. Derin devletle terörist PKK’nın birlikte çalıştığını söylüyor. Fırat, derin devlet sürdükçe sorunun bitmeyeceğini ileri sürerek şöyle konuşuyor: “Derin devlet var oldukça PKK vardır. Şimdi Amerika’yla Türkiye’nin anlaşması sonrasında değiştirebilirler belki.”

Kürtlerin bütün meseleleri halloldu da sıra Öcalan’ın sağlığına mı geldi?

Yazar Ümit Fırat, ‘Kürtlerin her şeyi tamam, sadece muhafazakâr bir partiye ihtiyaçları var’ görüşünün herkesi yanlış yerlere götüreceğini belirtiyor. Kürtlerin dertlerinin çözümünün muhafazakâr bir parti kurma yolundan geçmediğini ifade ederek şöyle konuşuyor: “Kürtlerin muhafazakâr hayatına cevap verecek parti, tam dört dörtlük tutturmasa bile şu anda AK Parti. 13 yıl öncesine bakarsak Yeni Demokrasi Hareketi de Kürtlerin PKK’ya yakın olmayan; ama Kürt olarak kendi varlıklarını korumak isteyen kesimine, onların eğilimlerine hitap edebilmeyi başarmıştır. Demek ki muhafazakâr olmasa da liberal bir parti de radikal olmayan Kürtlere hitap edebilir.” Bu ifadelerin ardından liberal ve demokrat duruşları olan HAK-PAR ve KADEP’in birleşmesinin ihtiyaca cevap verip veremeyeceğini değerlendiren yazar Ümit Fırat, yeni oluşumun kısa vadede güçlenme ihtimalinin olmadığını söylüyor. Yine de bu durumun zamanla değişebileceğini şu sözlerle aktarıyor: “PKK’lı olmayan, daha ılımlı Kürtleri bünyesinde topluyorlar. Tabanda etkili değiller. Fakat zamanla değişebilir.” Yazar Fırat, muhafazakâr Kürtlerin bundan 30-40 yıl önce Irak’taki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) çizgisinde örgütlendiğini belirtiyor. Yani millî talepleri ve ayrılıkçı eğilimlerinin daha ön planda olduğunun altını çiziyor. Nedenini de tamamen yok sayılıp suçlanan Kürtlerin yeni bir dünya kurma arayışı içine girmeleri olarak açıklıyor.

Ümit Fırat, DTP ve taban arasındaki uyumsuzluğun nedenleri hakkında da ilginç ifadeler kullanıyor. Partinin hafta sonu mitinglerinde yöneticiler tarafından dile getirilen istekleri eleştiren Fırat, şunları söylüyor: “Kürtlerin bütün meseleleri halloldu da Öcalan’ın sağlığı ve daha iyi bir cezaevinde yatması mıdır mesele. Oraya gelinceye kadar daha yapacak çok şey var. Zaten Öcalan’ın bugün salınmasını istemek çok gerçekçi bir şey değil. Bence DTP, kongresinde kabul ettiği siyasî metinlerin üstünde dursa, o mitinglerde o siyasî talepleri ifade etse daha gerçekçi olur.” Fırat’a göre uyumsuzluğun bir başka nedeni ise tabanla yönetim arasında seçme seçilme ilişkisinin olmaması. Partinin başka bir planda yol gösterici ve belirleyici elemanlarının var olduğunu belirtiyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “O partinin kongresi oluyor. O irade tarafından yönetim belli oluyor. Dolayısıyla ne partiyi yönetiyor gibi görünenler ne de tabanı, o partinin geleceğiyle, politikalarıyla ilgili inisiyatif kullanan pozisyonunda olamıyorlar.” o.deligoz@zaman.com.tr

HAK-PAR VE KADEP BİRLEŞİYOR

Abdülmelik Fırat tarafından 2001’de kurulan HAK-PAR ve Şerafettin Elçi’nin 2006’da kurduğu ve genel başkanlığını yürüttüğü KADEP, yeni bir isim altında birleşme için görüşmeler yapıyor. Parti yöneticileri kesin kararı ocak ayının 15’inde yapacakları görüşmede verecekleri bilgisini veriyor. Birleşme çalışmalarını anlatan KADEP Genel Sekreteri Nizamettin Maskan, öncelikle her iki parti programının birbirine çok yakın olduğunu aktarıyor. Diğer Kürt kesimlerini de içine alabilecek bir siyasi oluşum düşündüklerini anlatan Maskan, “Çözüm olarak sınıra saygı gösterilmesi koşuluyla federasyon sisteminin rahatlatıcı olacağını düşünüyoruz. Tabii Türkiye’de bazı aydınlar bunu bölmek, parçalamak olarak düşünüyorlar. Oysa dünyada bunun örneği çok.” diyor. Benzer düşünen Kürt partilerinin bir araya gelmesini istediklerini söyleyen HAK-PAR Genel Başkan Yardımcısı Fehmi Demir ise, “Ortak düşünen iki partinin güçlerini, kadrolarını bir araya getirmesi, temsil gücünün daha bir artırılması.” sözleriyle birleşme amaçlarını anlatıyor.

MARKSİST YAPILI DTP, SÜNNİ VE ŞAFİİ TABANI YANSITMIYOR

Yazar Altan Tan’ın, 22 Temmuz seçimlerinden beş gün sonra Milliyet Gazetesi’ne verdiği röportaj, DTP taban uyumsuzluğunu gözler önüne sermesi açısından büyük yankı uyandırmıştı. Röportajının bir bölümünde bölgedeki siyasi yapıyı bir düdüklü tencere gibi düşünmek gerektiğini belirterek şu çarpıcı ifadeleri kullanmıştı: “Tencerenin kapağı Marksist ve Alevi çizgidedir. Bugün PKK’nın yönetici kadrosunun önemli bir kısmı Pazarcık, Elbistan ve Tunceli kökenlidir. Çoğu Stalinist bir anlayıştan geliyor. Tencerenin kendisi ise Sünni, Şafii ve Nakşibendi’dir. Dolayısıyla bugün tencereyle kapak arasında bir uyum sorunu vardır.” Yakın döneme kadar DTP eşbaşkanlığını yürüten Aysel Tuğluk’un seçim sonuçlarını değerlendirirken sarf ettiği itiraf niteliğindeki sözler de Altan Tan’ın bu tespitini kanıtlar nitelikteydi. Tuğluk, 5 Ağustos 2007 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan röportajında kendisine yöneltilen ‘Muhafazakar tencereye (tabana), elit kapağın (DTP) uymadığı benzetmesine katılıyor musunuz?’ sorusuna şu cevabı vermişti: ‘Oturmuyor tabii ki. Yaşam olarak, tarz olarak uymuyoruz.’

ZAMAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious