DTP'nin çatı planı tutar mı?

DTP'nin çatı planı tutar mı?.15769
  • Giriş : 21.05.2008 / 22:55:00
  • Güncelleme : 21.05.2008 / 22:39:15

22 Temmuz’da hezimet yaşayan DTP, bazı sol partilerle bir “çatı” oluşumu için var gücüyle çalışıyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Başarı şansı oldukça düşük olan “çatı” partisine hem solcular hem de Kürtçüler şimdiden karşı çıkıyor.

Genel seçimlerde istediği sonucu elde edemeyen Demokratik Toplum Partisi (DTP) etkinliğini artırmak için her türlü yolu deniyor. Muhafazakâr, dindar kesime yönelik yeni bir “din paketi” açan parti, şimdi başka bir projeyle gündemde. DTP’nin yeni stratejisinde “çatı partisi” modeli var. Buna göre, oluşturulması planlanan ‘çatı’da Marksist-Leninist çizgideki Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) gibi sol partiler var. HEP çizgisinin daha önceki dönemlerde seçim ittifakına girdiği SHP’nin de bu birlikteliğe dâhil edilmesi için çalışmalar sürüyor. Ancak SHP lideri Murat Karayalçın şimdilik bu projeye sıcak bakmıyor.

DTP’nin kurmayı tasarladığı ‘birliktelik’te sadece siyasi partiler yer almayacak; sivil toplum kuruluşlarından, derneklerden ve odalardan da temsilciler yer bulacak. Yazarlar ve değişik dünya görüşüne sahip kişilerin de “çatı partisinin” altında toplanması hedefleniyor. DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, konuyla ilgili açıklamasında hedeflerini “hiç kimsenin damgasını taşımayan bir parti” olarak dile getiriyor: “Etnisiteye dayalı siyaset gerginlik yaratıyor. DTP’nin Kürt partisi kimliğinden kurtulması gerekir. Kültürel, kimliksel hakları inkâr etmeden toplumu kucaklayan, demokratik bir kucaklaşmayı esas alan demokratik bir çıkış olacak bu. Çatı partisi herkesi kucaklayacak.”

HEDEF YEREL SEÇİMLER

DTP “çatı partisini” Mart 2009’da yapılması düşünülen yerel seçimler öncesinde hazır hâle getirmek istiyor. Bunun için haziranda yapılacak kurultayda parti tüzüğü ve işleyişinin net bir şekilde kamuoyuna duyurulması planlanıyor. Üç ay önce başlayan “çatı partisi” çalışmaları sırasında toplantılar yapıldı, partilerin temsilcileriyle bir araya gelindi. Hatta DTP “çatı partisi” için yurtdışındaki örnekler incelendi. “Çatı partisi” için Almanya’daki Sosyalist Demokrat Parti ile İtalya’daki Zeytin Dalı modeli örnek alınıp DTP’nin stratejisi ile birleştirilecek.

Partinin başkanlığı için SDP Genel Başkanı Filiz Koçali ile Mısır Çarşısı bombalanmasında yargılanan Pınar Selek’in adı geçiyor. İki ismin ortak özelliği hem sol frekanslı hem de Kürt meselesine vâkıf olmaları. Pınar Selek isminin bir de arka planı var. DTP kurulduğunda teröristbaşı Abdullah Öcalan, Selek’in parti başkanı olmasını istemiş; ancak bu mümkün olmamıştı. Öcalan’ın “çatı partisi” başkanlığı için 3 isim önerdiği, bu isimler arasında Pınar Selek’in de olduğu belirtiliyor.

ÇATI DAR, BU DUAYA ÂMİN DEMEM

Bu projeye yönelik en önemli tartışma DTP’nin Türk solu hastalığından kurtulamamış olması gösteriliyor. Kürtleri anlamayan DTP’nin Türkiye partisi olma hayalinin bu modelle mümkün olmayacağının altı çiziliyor. Bu konudaki en net tespit sol kimliği ile bilinen Tarık Ziya Ekinci’den geliyor. Ekinci, sözü edilen oluşumun Marksist-Leninist çizgideki partilerle olmayacağını söylüyor. Ona göre bir Türkiye partisi şart; ancak bu o parti değil: “Solun gücü ortada. 10 binde 1 oy alıyorlar. Bu da DTP’ye bir şey katmaz. Bu partilerden hiçbir şey olmaz. Onları küçümsemek için söylemiyorum; nesnel şartlar bunu gösteriyor. Bu yüzden tipik Kürt-Sol ittifakı ile bu olmaz.” Ekinci, DTP’nin varlık nedeni AB iken ittifak yapacağı partilerin aslında AB’ye karşı olduğuna da dikkat çekiyor: “Karşı değiliz deseler de aslında AB’ye karşılar. Böyle bir şey olamaz. Bu yüzden geniş kapsamlı bir proje olmalı. Özde bir bütünleştiricilik şart. Demokrasiye katkı sağlamalı bu birliktelik. Türkiye’nin en önemli sorunu demokrasidir. Bu da ileri boyutta bir demokrasi olmalı, biçimsel değil.”

Ekinci gibi düşünen bir başka isim ise Aziz Çelik. Geçmişte sol partilerin birleşme çabalarının içinde yer alan Kristal İş Sendikası Eğitim Daire Müdürü Çelik 14 Mayıs tarihli Birgün gazetesine verdiği röportajda, DTP’nin öncelikleriyle solun öncelliklerinin farklı olduğunu söylüyor: “Çatı partisinde bir araya gelmesi öngörülün güçler arasında örgütsel ve siyasal açıdan ciddi asimetri olduğunu düşünüyorum. Kendi içinde homojen temsil gücü yüksek ve öncelikleri farklı olan bir DTP var. Ama sol krizden çıkmak istiyorsa, solun öncelikleriyle DTP’nin öncelikleri arasındaki farkları gizlemenin anlamı yok. Bunların üstünü örtmenin ne DTP’ye ne de sola faydası var.” Çelik bu tür partiler arasında seçim zamanlarında ittifakların olabileceğini ancak bunun uzun süreli olmayacağını da belirtiyor.

Çatı partisinin; ittifak edeceği partiler, bünyesine alacağı aydınlar ve yazarlardan dolayı bir şehir partisine dönüşeceği de belirtiliyor. Kürtler için ciddi proje üretmeyen bir partinin Türkiye partisi olmaya soyunmasının mantıklı olmayacağı görüşü de var. Ahmet Türk’ün geniş bir yelpazede siyaset yapacak bir parti düşlediklerini söylemesi de yeterli bulunmuyor. Zira partinin yelpazesi geniş gibi görünse de çatısının dar olduğu dile getiriliyor.

TEMELİ, AK PARTİ’YE MUHALEFET

Sosyal Girişim Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Fidel Balta, projenin sancılı olduğunun altını çiziyor: “Bütün bir toplumu ‘her halükarda bize oy verecekler’ mantığıyla temsil etmeye çalışmak, önümüzdeki süreçte yapılanacak olan çatı partisi deneyimini de ideolojik önyargılara ve rant dağıtım mekanizmalarına kurban etmektir.”

“Çatı partisinin” hedefinde AK Parti’nin gücünü kırmak var. Hatta parti, muhtemel yeni oluşumun gizli adını bile “AK Parti’ye muhalefet şeklinde değerlendiriyor. Nitekim DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk 13 Nisan 2008 tarihli Radikal-2’de yazdığı “AKP’ye Muhalefet ve Çatı Partisi” başlıklı yazısında yeni oluşumun AK Parti’ye karşı bir muhalefet görevini göreceğinin altını çiziyor. Yeni bir siyasi proje geliştirmekten çok AK Parti’ye olan öfkeyle hareket eden DTP’nin yeni partisinin çatısının şimdiden su sızdırdığı yorumları yapılıyor. Fidel Balta, DTP’nin bu öfkesini şöyle özetliyor: “Ötekileşme siyasetine kurban edildiklerini vurgulayan DTP’li vekillerin, alternatif parti çalışmalarını herhangi bir ön araştırma yapmadan, ihtiyaç ve beklenti analizlerine başvurmadan AK Parti karşıtlığı üzerine temellendirmeleri, ‘başlamadan bitecek olan bir hikâyeyi’ hatırlatmaktadır. Hükümete karşı kiminle, nereye kadar olduğuna bakılmaksızın yapılmak istenen işbirliği, yeni bir dil, müşterek vicdan, ortak akıl, birlikte düşünme ilkelerine sadık kalınmadığı sürece hayata geçmeyecek bir proje olarak kalır.”

Temmuz seçiminden sonra o dönemde DTP eş başkan vekili olan ve şu anda askerde olan Nurettin Demirtaş, seçimlerdeki başarısızlıklarını bir çatı partisi olmayışına bağlamıştı: “Ne tam kazandık, ne de tam kaybettik. Yeterli sonucu almamamızda belirleyici olanın parti yetmezlikleri olduğunu açıkça ifade ediyoruz. Bir çatı partisi ile seçime girmiş olsaydık durum çok daha farklı olurdu.” Demirtaş’ın “çatı parti” telaffuzu boşuna değildi.

Aslında “çatı partisi” fikri HEP çizgisinin hep hayalinde olan bir hareketti. Bu fikir ilk olarak bundan yaklaşık 5 yıl önce ortaya atılmıştı. Sosyalist partilerle HADEP o dönemlerde bir “çatı partisi” için görüşmelerde bulunmuş; hatta bazı programlar dahi yapılmıştı. Ancak beklenen rüya gerçekleşmemişti. Nitekim 27 Mart yerel seçimlerinde DEHAP ile SHP “Güç Birliği” adı altında seçime girerek bir prova dahi yapmışlardı. Bu birliğe dolaylı olarak EMEP ve diğer sosyalist partiler de destek vermişti.

SOL ÇATISINI HEP ARIYOR

“Çatı partisi” modeli DTP’nin kendisini kurtarması kadar “devrimci sol” olarak tabir edilen partilerin arayıp da bulamadığı bir fırsat gibi görülüyor. “Kürtçülük” de onlar için bir ilaç niteliğinde. Solun “çatı” sevdası ise çok eski. Özellikle 1980’den sonra başlayan bu arayış ne solu bir araya getirdi ne de bir “çatı partisinin” oluşmasına vesile oldu. Nitekim solun tarihine Kuruçeşme toplantıları olarak geçen ve 12-13 Ağustos 1989’da başlayan görüşmelerde sola bir “çatı” arandı. Ancak ne solu bir araya getirmek ne de farklı görüşleri olan sola makul bir “çatı” bulmak mümkün oldu. 19 Ağustos’ta tekrar bir araya gelen solcular, Birlik Tartışmalarını Düzenleme Kurulu (BTDK) diye bir yapı oluşturdu ve seri toplantılara başladı. Toplantılar 8 Nisan 1990’da son buldu. Ardından Sosyalist Birlik Partisi (SBP) kuruldu. Müteakiben de Birleşik Sosyalist Partisi. Lakin bu sevda uzun sürmedi ve partiler solun yarasına merhem olamadı. Çatısız kalan marjinal sol partiler son olarak ÖDP’nin bir çatı olabileceğine kendilerini inandırmaya başladı. Nitekim bu da bekleneni vermedi. Solun en büyük sıkıntısı farklı düşünme tarzlarını benimsemeleri gösterildi. Özgürlükçü sol ile statükoyu destekleyen sol kavgası başladı. Şimdi ise Kürtçü-PKK’cı sol tartışması var.

DEMOKRATİK CUMHURİYET PARTİSİ (DCP)

Çatı’nın ana omurgasını DTP oluşturacak. Diğer partiler ise yardımcı öğeler konumunda kalacak. Çatı partisinin ismi veya işleyişi daha çok DTP tarafından belirlenecek. Bunun için yeni partinin Demokratik Cumhuriyet Partisi (DCP) ismini tercih edeceği belirtiliyor. Cumhuriyet kelimesinin seçilmesinde çatı stratejisine uygun kapsayıcı bir tarafının olması ve aynı zamanda DTP zihniyetinin aslında cumhuriyete karşı olmadığı mesajının verilmek istendiği vurgulanıyor.

Proje sadece DTP’yi hareketlendirmedi. İmralı’da tutuklu bulunan Öcalan ve terör örgütü PKK da yeni oluşumun faydalarından söz etmeye başladılar. Üç koldan yapılan ve tek elden çıkmış hissi uyandıran açıklamaların ortak paydası yeni bir muhalefet oluşturmak şeklinde özetleniyor. Abdullah Öcalan birleşmenin gerçekleşmesi hâlinde yüzde 20’lik bir oy garantisi dahi veriyor.

Çatı partisinin ismi de Öcalan’dan. Nitekim Öcalan bunun ipuçlarını yaptığı sözde yeni açılımında da veriyor. Avukat görüşme notlarına yansıyan bilgilere göre Öcalan “çatı partisi” için “Türkiye için gerekli olan anti tekel, demokrasi ve barış ilkeleri etrafında bir araya gelecek Demokratik Cumhuriyet Kongresi’dir.” diyor. Aslında Demokratik Cumhuriyet fikri Öcalan’ın yeni ortaya attığı bir tez değil. Teröristbaşı yıllar önce bunu bir proje olarak yandaşlarına sunmuştu. Hatta bunun için canını bile verebileceğini söylemişti. Öcalan, 2000 yılında yazdığı “20. yüzyıldan 21. yüzyıla Kürtler” isimli yazıda şöyle diyor: “Demokratik Cumhuriyet benim idealimdir. Beni assalar da, ölsem de Demokratik Cumhuriyeti hedefleyeceğim.”

AKSİYON

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious