Dumanlı ve Ergin'in 'Güney' kavgası

Dumanlı ve Ergin'in 'Güney' kavgası.12042
  • Giriş : 02.12.2008 / 15:24:00

Tuncay Güney, Zaman Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı ile Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin’i karşı karşıya getirdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Ekrem Dumanlı'nın dün Zaman'da “Tuncay Güney'i kendinize referans sayıyorsanız…” başlığıyla yayınlanan yazısındaki iddialar bugün Sedat Ergin cevap verdi.

Dumanlı Milliyet'in Tuncay Güney'i güvenilmez göstermek için büyük bir çaba harcadığını yazdı. Milliyet ve Hürriyet'in Ergenekon davasını sulandırmak için Tuncay Güney'i güvenilmez gösterme çabalarının yanı sıra, aynı gazetelerin işlerine geldiğinde aynı kaynaktan bilgilerle haber yapmakta sakınca görmediği de Dumanlı'nın tespitleri arasında yerini aldı.

Zaman Genel Yayın Yönetmeni, Tuncay Güney'in STV'de çalıştığını ve tasfiye edildiğini belirterek, her haberde bunun vurgulanmasını eleştirip diğer kurumlarda da çalıştığına dair ibarelere az yer verildiğinden şikayet etti. Dumunlı, 'Yalan makinesine' karşı mücadelemiz sürecek diyerek yazısını sonlandırdı.^

ERGİN'DEN CEVAP GELDİ

Sedat Ergin bugünkü cevabi yazısında, Milliyet'in Tuncay Güney'in kendi kurumlarında çalıştığına dair bilginin yer aldığı haberlerin yayınlandığı bilgisini vererek, Güney'in STV'de çalışıp çalışmadığını dair soruyu yöneltti.

Ergin, Yalan Makinesi tanımlaması için, Dumanlı'ya 'Yalan makinesi kim?' sorusunu yöneltti.

Milliyet Genel Yayın Yönetmeni, 'Ergenekon gölgelenecek diye Tuncay Güney'in sorgulanmamasının yanlış olduğunu, Tuncay Güney'in karışık bir isim olduğu ve sorgulanması gerektiğini dile getirdi.

PATRONA ŞİKAYET YENİ TEAMÜL MÜ?

Ayrıca Ergin, Dumanlı'nın yazısında kendisini patronu Aydın Doğan'a şikayet ettiğini belirterek sitemini şu ifadelerle aktardı: “Gazetecilerin köşelerinden meslektaşları hakkında onların patronlarına şikâyet mektupları göndermeleri Türk basınında yeni bir teamül olsa gerek. “

Ergin son olarak, Ekrem Dumanlı'dan daha az hırçın bir üslup beklediğini yazdı.

Ekrem Dumanlı'nın dün Zaman'da yayınlanan yazısından ilgili bölüm:
Tuncay Güney'i kendinize referans sayıyorsanız...

Tuncay Güney ile Milli İstihbarat (MİT) arasındaki ilişkiyi belgeleyen bir haber yayınlandı geçen hafta. Sabah'ta yer alan haber üzerine gözler MİT'e çevrildi. Belge yalanlanabilirdi. Ancak MİT ilginç bir açıklama yaparak soru işaretlerini artırmış oldu.
Yeni bir durumla karşı karşıyayız. Şayet Güney, bir dönem MİT görevlisi olarak çalışmışsa; hatta Ergenekon'un içine planlı bir şekilde sızmışsa bir sürü soruya cevap bulunması gerekiyor. Mesela Eymür basına yansıdığı gibi gerçekten 'Zokayı yuttular' demekle neyi kastetmişti? 2001 senesinde İstanbul Emniyeti, Güney'i sorgularken MİT neden işkence gördüğünü iddia eden Güney'e sahip çıkmadı? Madem sahip çıkılmadı ve itirafta bulunmasına göz yumuldu; o zaman hangi güç bu kişiyi yurtdışına çıkardı, pasaport ve vize işlemlerini halletti?

Sorular uzayıp gider; ancak hiçbir cevap bu meseleyi daha anlaşılır hale getirmiyor. Tam şeffaf olmayan bütün devlet yapılarında bu tür kargaşalar yaşanır ve bu derin ilişkileri sorgulamak imkânsız hale gelir. Kördüğüm haline getirilmiş bir meseleyle karşı karşıyayız. Ve tam bu noktada Tuncay Güney ismindeki kişi çıkıyor karşımıza. Yalnız dikkat etmekte fayda var: Güney, Ergenekon davasının tek şahidi ya da referansı değildir; dolayısıyla onu tüketerek bu dava kapanmaz; kapatılamaz.

Türk basınının (en azından bir bölümünün) Tuncay Güney ile ilgili tutumunu bir kenara kaydetmek gerekiyor. Gerçekten ibretamiz bir durum. Bazı medya grupları Güney'i ısrarla güvenilmez, karanlık, sapık, yalancı olarak resmediyor. Bu işin başını da Milliyet çekiyor, Hürriyet de ona destek veren yayınlar yapıyor. Hatta Milliyet Gazetesi büyük bir yayıncılık başarısına (!) imza atarak defalarca haber yaptı ve aslında Güney'in haham olmadığını iki kere iki dört eder katiyetinde (!) ispat etti. Adam oradan 'Ben gerçek bir hahamım' dedikçe öfkelenen Milliyet kırk dereden su getirdi ve Kanada'da hahamlık yapan Güney'i köşeye sıkıştırdı. Haham olsa n'olur, olmasa n'olur; önemli olan o değil; Milliyet'in gayretkeşliği Güney'in güvenilmez olduğunu ispat etmek. Hürriyet de hafta içinde Güney'i iri puntolar ve devasa fotoğraf eşliğinde manşet yaptı. Aynı mantık orada da var. Haberlerin ve yorumların tamamındaki mesaj çok açık: 'Tuncay Güney, güvenilmez bir adam, tutarsız ve yalancı bir insan.' Sanırım bu mesajların arkasındaki düşünceyi de şöyle özetlemek hata olmaz: 'Bu mudur Ergenekon davasında sözüne itimat edilen karanlık kişi?'

Kamuoyu Milliyet'in öncülük ettiği Güney savaşındaki telaşı anlamaya çalışıyor. İyi niyetli bir okumayla denebilir ki Milliyet (ve tabii ki Hürriyet) Güney'i güvenilmez buluyor ve ona dayandırılarak yapılan haber ve yorumlardan rahatsızlık duyuyor. Diyelim ki bu iyimser yorum doğru; o zaman cumartesi günkü Milliyet'in 16. sayfasındaki rezalet ne anlama geliyor? Neredeyse tam sayfa ayrılan haberde Tuncay Güney üzerinden Fethullah Gülen'e saldırılıyor; hem de acımasızca. Acımasızca diyorum çünkü bütün haber şu başlığı atabilmek için: 'Gülen sorularında terledi' Yani? Yeni ve önemli bir laf yok ama olsun; maksat Gülen düşmanlığı yapılsın. Güya sorgusu yapılırken Gülen konusu sorulmuş da o sorular sırasında Güney terlemişmiş. Bu mudur Milliyet Gazetesi'nin kalite çıtası? Kaç gündür yırtınıp duruyordunuz Güney'in güvenilmez bir adam olduğunu ispatlamak için. Bu yaptığınızı gören her insan 'ayıptır ayıııp!' demez mi?

Bizim internet servisindeki arkadaşlar Milliyet'in Güney ile imtihanını görünce 'Milliyet çıldırmış olmalı' diye başlık atmış. Şaşırdım. Her konuya soğukkanlı bakmaya gayret eden internet ekibimizin bile sabrı çatlamak üzere. Çünkü Milliyet terleme haberine nerdeyse tam sayfa yer ayırırken aynı sayfanın altında da Mesut Yılmaz'ın gün içinde yalanladığı habere yer veriyordu. Konu yine Gülen ile ilgili ve Milliyet'in terazisi yine altüst olmuş durumda. Bu gazetede böyle tuhaf bir takıntı var nedense.

Galiba Fehmi Koru'nun tezi üzerinde çok daha ciddi düşünmek gerekiyor. Aydın Doğan'ı herkesle düşman yapmak için içeride özel gayret gösterenlerin varlığından bahsediyor Koru. Belki de dinî konular ve figürler söz konusu olduğunda ölçüsü şaşıyor, dengesi bozuluyor bazı gazete(ci)lerin. Tuncay Güney'e sarılmadaki standart sapmasını Hürriyet de yaptı geçen hafta. Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni ta baştan Güney'i güvenilmez ilan ettiği halde Hürriyet yine Fethullah Gülen'i yıpratmak amacıyla Güney'i referans ilan etti. Üstelik yalan ve iftira olduğu IQ'sü düşük insanların bile anlayacağı bir kirli bilgiyi kullanarak. Neymiş, 15 bin Dolar PKK'ya rüşvet verilmiş de, Muhsin Yazıcıoğlu'na para gönderilmiş de... İnsaf be kardeşim; öfke gözlerinizi bu kadar mı kör etti? Zaten Yazıcıoğlu, 'İspat etmezseniz şerefsizsiniz' deyiverdi. Buyurun ispat edin!

Karar verin artık! Güney, sizin nazarınızda güvenilir bir kişi değilse niçin arada bir ihtirasla bu kişiye sarılıyorsunuz? Neymiş STV'de çalışmışmış. Tamam, adam zaten söylüyor STV'ye girdik ama bizi tasfiye ettiler, diyor. Peki niçin yüreğiniz Tuncay Güney'in Milliyet Gazetesi'nde, Akşam'da ve daha birçok yerde de çalıştığını söylemeye yetmiyor... Neymiş, sorgusunda bazı isimlerden bahsetmiş: Tamam; şayet bu bir hüccetse kendi grubunuzda çalışan gazeteciler hakkında Güney'in söylediklerini kesin hüküm ya da tartışılmaz gerçek olarak mı kabul edeceksiniz? Güney'in iddiasına göre, mesela, Hürriyet Aydın Doğan'a ait değil. Buna kim inanır; ama adam söylüyor. Aydın Bey bu lafı manşet yapan birine gücense haksız sayılmaz; ama Güney, kendi adamlarına göre referans sayılabilecek bir kişi. Gerçek şudur: Doğan Grubu'nun bazı yayın yöneticileri ayıp ediyor. Lafın bir bölümünde sağır rollerine giriyor; hatta konuşanı sağır edecek tokatlar aşk ediyor; ama söz dönüp dolaşıp kendilerine gelince Güney'e dair aşağılayıcı ne varsa saçıveriyor ortaya. Güney de bu durumun farkında olsa gerek ki 'Hürriyet benim konuşmamdan korkuyor' diye beyanat vermiş Yeni Şafak Gazetesi'ne.

Gazeteciliğin ilk şartı dürüst olmaktır. Maalesef bizim basın, bazı konulara gelince yayın ilkesi falan dinlemiyor; öfkesini, önyargısını gizleyemiyor. Bu sistem bir zamanlar tıkır tıkır işliyordu; ama artık insafsız haberlerin vurdumduymazlık ve aymazlık içinde devam ettirilmesi imkânsız. Herkesin yaptıkları ortada. Ve kamuoyu büyük bir dikkatle gazete(ci)leri denetliyor. Biz de, gazeteciliğe gönül veren diğer meslektaşlarımız da, yalan makinesine karşı mücadelemizi sürdüreceğiz; herkesin kendini buna göre ayarlamasında fayda var...

Sedat Ergin'in Milliyet'teki bugün yayınlanan yazısı:
Tuncay Güney ve Zaman gazetesi
Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı'nın Milliyet'i ağır bir dille suçladığı dünkü yazısındaki maddi hatalardan birini düzelterek başlayalım.
Konumuz Tuncay Güney... Dumanlı, “Peki niçin yüreğiniz Tuncay Güney'in Milliyet gazetesinde çalıştığını söylemeye yetmiyor?” diye soruyor.
Galiba bize “yüreksiz” demek istiyor.
Dumanlı ev ödevini yapmış olsaydı, Tuncay Güney'in Milliyet gazetesinde çalıştığı gerçeğinin bu gazete tarafından saklanmadığını, Tolga Şardan ile Gökçer Tahincioğlu'nun hazırladıkları Ergenekon'la ilgili yazı dizisinin 25 Temmuz tarihinde yayımlanan altıncı bölümünde daha giriş paragrafında vurgulandığını görürdü.
Dumanlı yine ev ödevini yapmış olsaydı, bu gerçeğin daha sonra gazetemizin birinci sayfasından da duyurulduğunu fark edebilirdi. Örneğin, 22 Ağustos tarihinde birinci sayfasında “Güney'in Medya Macerası” başlıklı haberin spotunda “Milliyet'in eklerinde çalıştığı” bilgisinin Türk kamuoyuyla paylaşıldığını okuyabilirdi.
Tuncay Güney, Milliyet'in 1992-93 yılları arasında verdiği Oskar adlı magazin ekinde grafiker olarak çalışmış. O tarihlerde kendisinin hamisi olan ve çalıştığı her gazeteye yanında götüren Tevfik Yener, Oskar'ın Genel Yayın Yönetmenliği'ni üstlenince, Milliyet'e Güney'le birlikte gelmiş.

GÜNEY SAMANYOLU TV'DE ÇALIŞTI MI?

Bu bilgiyi verdikten sonra Ekrem Dumanlı'ya soru yöneltme sırası şimdi bende. Madem yürekli olmaktan bahsediyorsunuz, siz Tuncay Güney'in 1994 yılında Zaman gazetesinin kardeş kuruluşu olan Samanyolu televizyonunda çalıştığı gerçeğini okurlarınızla bu açıklıkla paylaştınız mı? Paylaştıysanız bir mesele yok...
Okurlarınız, Tuncay Güney'in 2001 yılında Emniyet'te alınan ifadesinin cemaatle ilişkisine ait bölümlerini gazetenizin sayfalarında okuyabildiler mi? Gazeteci Ayşe Önal'a kimden randevu almıştı Tuncay Güney?
Neyse, bu yürekli olma mevzuunu burada kapatalım isterseniz...

YALAN MAKİNESİ KİM?

Dumanlı, yazısında Milliyet'e ağır suçlamalar yöneltiyor. Milliyet'in yaptıkları için “ibretamiz bir durum” diyor, bizi “dürüst olmamakla” suçluyor, hatta bir yerde hakkımızda “yalan makinesi” gibi hakeratamiz bir ifade kullanıyor.
Milliyet'in “Tuncay Güney'in güvenilmez biri olduğunu ispatlamak için günlerdir yırtınıp durduğunu” söylüyor, “Bu yaptığınızı gören her insan ayıptır ayıııp demez mi?” diye soruyor. ('Ayıp'taki ı harfini neden uzattığını anlayamadım; azarlama efekti mi vermek istiyor, garip...)
Bir kere, “yalan makinesi” ifadesi çok ağır bir suçlama. Ancak Dumanlı'nın yönettiği gazetede doğru çıkmayan her haber üzerine aynı suçlama rahatlıkla Zaman'a da yöneltilebilir. Örneğin, 9 Kasım'daki Alevi mitingini daha ilk günden “provokasyon girişimi” diye yaftalaması için pekala kullanılabilir.

GÜNEY KARMAŞIK BİRİ

Dumanlı, Milliyet'in Tuncay Güney'in güvenilmez olduğunu kanıtlamaya çalışarak, Ergenekon soruşturmasını gölgelemeye çalıştığını ima ediyor.
Ergenekon gölgelenecek diye Tuncay Güney'i sorgulamayacak mıyız?
Doğrudur, Güney, Ergenekon'un tek şahidi ya da referansı değildir. Ancak Zaman gazetesinde 18 Temmuz 2008 tarihinde belirtildiği gibi, ifadeleri “soruşturmanın en önemli delilleri arasında yer alıyor.”
Zaman'ın Ankara Temsilcisi Mustafa Ünal'ın da pazar günü belirttiği gibi Tuncay Güney, “sıradan, düz biri değil, aksine ciddi ve karmaşık biri..”
O zaman gazeteciler olarak bize düşen görev, bu karmaşık kişiyle ilgili kamuoyunda doğan soru işaretlerini gidermek olmalı. Milliyet, geçen hafta bunu yapmaya çalıştı.

YALANI ÇIKARTMAK GAYRETKEŞLİK Mİ?

Ergenekon soruşturmasında önemli bir rol oynayan Tuncay Güney, aynı zamanda bir dizi dezenformasyona imza atan, aslı astarı olmayan uçuk açıklamalar da yapabilen biri.
Ne ölçüde, ne kadar ciddiye alınacağı, hangi açıklamasına itibar edilip hangisine edilmeyeceği, hepimizin önünde önemli bir soru olarak duruyor.
Bu noktada Milliyet muhabirlerinin, geçen hafta Tuncay Güney'in haham olmadığını, olamayacağını matematik kesinlik içinde kanıtlamış olmalarının Dumanlı'yı rahatsız ettiği anlaşılıyor.
Dumanlı, Milliyet'in burada yaptığı gazeteciliği “gayretkeşlik” olarak görüyor. Tuncay Güney'in yaklaşık bir yıldır haham kılığına bürünüp haham olduğunu söyleyerek Türk kamuoyunu yanılttığını ortaya çıkarmamız gayretkeşlikmiş...
Fikri takiple bir dosyanın sorgulanıp sonuçlandırılması ne zamandan beri gayretkeşlik oluyor. Bir başka gazetenin bir gerçeği ortaya çıkarmasına gayretkeşlik demek gazeteciye yakışıyor mu?

GAZETECİYİ PATRONA ŞİKÂYET ETMEK

Dumanlı “haham olsa n'olur, haham olmasa n'olur” diyor. Çok şey olur... Önemli olan kamuoyunun doğru bilgilenmesi. Bizim taahhüdümüz olgulara... Bu açıdan görevimizi yaptık. Yayınımız Türk kamuoyunun Tuncay Güney hakkında daha sağlıklı bir kanaat oluşturmasına yardımcı olacaktır.
Dumanlı'nın yazısında problemli olan bir başka husus daha var. Dumanlı, Doğan Grubu içinde “Aydın Doğan'ı herkesle düşman yapmak için özel gayret gösterenlerin bulunduğu” tezine itibar ettiğini de söylüyor. Yani, beni patronuma şikâyet ediyor.
Gazetecilerin köşelerinden meslektaşları hakkında onların patronlarına şikâyet mektupları göndermeleri Türk basınında yeni bir teamül olsa gerek.

DAHA AZ HIRÇIN OLABİLMEK

Meselenin özü, Tuncay Güney'in 2001 yılında Emniyet'te sorgulamasını yapmış olan polis görevlisi Ahmet İhtiyaroğlu'nun İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği dilekçeyi Milliyet'in yayımlamış olmasıdır. Daha doğrusu, bu dilekçenin bir yerinde geçen İhtiyaroğlu'nun “Güney sorgulama sırasında Fethullah Gülen'in adı geçince tedirgin olup terledi” şeklindeki ifadenin yayımlanmasıdır. Bunu, Milliyet uydurmamıştır. Dilekçe metninde vardır. Galiba Fethullah Gülen'in adını hiçbir şekilde geçirmememiz isteniyor. Geçtiği zaman, gelsin “yalan makinesi”, “ayıııp”, “ibretlik” suçlamaları...
Her vesileyle barış ve diyaloğun önemi vurgulayan bir cemaatin sözcüsü konumundaki bir gazetenin genel yayın yönetmeninin görüşlerini daha az hırçın bir üslup içinde ifade etmesini beklerdik.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*