Dünden bugüne Türkiye'nin darbe geçmişi

Dünden bugüne Türkiye'nin darbe geçmişi.16610
  • Giriş : 29.06.2009 / 10:20:00
  • Güncelleme : 06.09.2016 / 20:46:19

Yıllar akıp geçse de çağ atladık desek de bu ülkenin gündeminde hep var olan "darbe" sözünün dününe bir bakın.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Dün'ümüzde belirsizlik çok.. Yaşananlarla yazılanlar, olanlarla anlatılanlar arasında çelişkiler var.

Altan Tanrıkulu derledi...

Şeffaflık az baskı çoktu. Bilgi az tabu çoktu.. Sormak yasak, ama soru çoktu.. Darbeler demokrasinin gereğiydi sanki.. Asılanlara ağlamak yerine darbelere bayram yapmak gerekti..

İşkenceler gerekli, idamlar mantıklıydı.. Sağcı olmalıydı, solcu olmalıydı.. Ama huzur olmamalıydı..

27 Mayıs'ta olduğu gibi

... 26 Mayıs gecesi geç vakte kadar oturduk. Yandaki, bizim eve geçerken İsmet Paşa benimle birlikte bahçeye çıktı. Koluma girdi. Biraz yürüdük. Bugün gibi hatırımdadır. “İhtilal kapımızda” dedi. Sonra beni yanağımdan öptü. “Yalnızsın. Biraz okur, yatarsın. Allah rahatlık versin” diyerek kendi evine girdi.

Olacağından emin bulunduğu ihtilalin o gece, kendisi uyurken yapılacağını bilmiyordu. Ama DP iktidarının sonunun ihtilalle geleceğini biliyordu...

(İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker'in Demokrasiden Darbeye adlı kitabından)

12 Mart'ta olduğu gibi

1- Parlamento ve Hükümet süregelen tutum, görüş ve icraah ile yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş. Atatürk'ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamu oyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.

2- Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetleri'nin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ümitsizliği giderecek çarelerin partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek ve anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarım uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir.

3- Bu husus süratle tahakkuk ettirilmediği takdirde Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyetim korumak ve kollamak görevini yerine getirerek idareyi doğrudan doğruya üzerine almağa kararlıdır. Bilgilerinize.

(Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 12 Mart Muhtırası'ndan)

12 Eylül'de olduğu gibi

Yavuz Donat: Sayın Kenan Evren... Genelkurmay Başkanı iken her sabah erkenden göreve geliyordunuz. Ülkede olup bitenleri arkadaşlarınızla konuşuyordunuz. O sürece dair bazı ayrıntılara girer misiniz?

Kenan Evren: Ayrıntı çok. Gün gün belli. Hangisini istersin?

Y.D.: Fark etmez. Takvimden bir yaprak çevirin.

K.E.: Olur. Ordu'nun Fatsa ilçesi. Çok güzel bir yer. Bilir misin?

Y.D.: Çok iyi biliriz.

K.E.: Orada Terzi Fikri diye biri çıkmış. Devlet benim diyor. Komite kurmuş. Fatsa'yı o komite yönetiyor. Ne yapılıp yapılmayacağının kararını halk veriyor. Veya halk adına o komite. Yani kararı devlet vermiyor. Devlet otoritesi sıfır. Devletin kanunları Fatsa'da işlemiyor. Sana böyle yüzlerce örnek anlatabilirim.

Bu sırada çaylarımız geldi. Marmaris koyuna bakarak çaylarımızı içerken.. Kenan Evren sohbetin bu bölümüne noktayı koydu.

K.E.: Ne yapsın Türk Silahlı Kuvvetleri? Ordu, mecbur kaldı.

Y.D.: Sayın Evren.. Derin Devlet?

K.E.: Devlet zaaf gösterirse, derin devlet müdahale eder. Etmiştir.. Kimse "Paşam müdahale etmeyin" demedi. Bilakis, "Edin, el koyun" denildi.

(Hasan Taşkın'ın Derin Devlet ve Aktörleri adlı kitabından)

NATO güney kanadının en önemli üyelerinden olan Türkiye'nin siyasi ve ekonomik iktidarsızlığı özellikle ABD tarafından gözleniyordu. 1979 yılında meydana gelen İran İslam Devrimi, ardından aynı yıl içinde Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgal etmesi üzerine Türkiye'nin ABD politikaları için istikrarlı hale gelmesi önem kazandı.

(Wikipedia.org'un 12 Eylül Darbesi adlı bölümünden - http://tr.wikipedia.org/wiki/12_Eylül_Darbesi)

28 Şubat'ta olduğu gibi

Bilal Çetin: Sizin o gün Dışişleri Bakanı Tansu Çiller'le bir görüşmeniz var. Görüşme bitiyor, yanınızdan çıkıyor, sonra tekrar geliyor yanınıza.

Süleyman Demirel: Doğru. Dışarıda ona söylemişler, “Tanklar Sincan'da” diye. Tekrar geldi, “Tanklar yürümüş” dedi. Tanklar devletin tankı, tank yürüyecek bir olay yok. Halkına karşı tank yürütüp ne yapacak? “

Ben de "Yürürse yürür bir şey olmaz, sen işine git" dedim. Benim sözüm telaşsız, güven vericiydi. Tanklar yürüse sadece onun üstüne yürümez ki, tanklar devletin üstüne yürür. Devletin başında da ben varım. Ben kaygılanmadığıma göre onun da kaygılanmaması lazım.

(9 Mart 2009 tarihli Vatan Gazetesi'ndeki söyleşinden)

Sağcı-solcu bölememişse, ilerici-gerici yetmemişse artık zıt kutuplar çoğalmalı, mücadele bireysel kavgalardan etnik çatışmalara, vicdani kaygılara yönelmeliydi.

Kamyonlar çarptı, Mumcu'lar susturuldu.. Güneydoğu üvey evlat oldu..

Türk-Kürt dendi.. Dinci-laik dendi.. Alevi-Sünni ateşi alevlendirildi.. Siyaset tıkanmak üzereydi.. Ordu darbe yapmak yerine, bildiri yayınladı.. Siyaset üstü olmak yerine, taraf olmayı tercih etti..

Cumhuriyet karşıtı olan ve devletimizin temel niteliklerini aşındırmaktan başka amaç taşımayan bu irticai anlayış, son günlerdeki bazı gelişmeler ve söylemlerden de cesaret almakta ve faaliyetlerinin kapsamını genişletmektedir.

Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir...

(27 Nisan 2007'de Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt tarafından okunan bildiriden)

Derken "bugün" oldu

Gerilim arttı.. Ordu'nun en hassas noktası Atatürk İlkeleri ve laiklik silahı çekildi.. Kalpler durdu, şimşekler çaktı, helikopterler düştü..

Tüm Türkiye sahte ile gerçeği ayırmaya çalıştı. Gözler Ordu'daydı, beklentiler aynıydı.. Ama beklenen olmadı bu kez.. Ordu'nun tavrı ne asmak kesmekti.. Ne tankları yürütmek.. Ne de iktidarı değiştirmeye kalkışmak..

Tavrını; kelimeleri özenle seçerek.. Vurgulayarak.. Heceleyerek gösterdi Genelkurmay Başkanı..

TSK, demokrasiye bağlı ve hukuka saygılıdır.. Bu ilkelere aykırı düşünce içinde olan personeli TSK içinde barındırmaz.. Bunu kim söylüyor? Anayasamızın 114. maddesine göre TSK'nin komutanı. Yani ben söylüyorum. Bu ifade en büyük teminattır.

Artık hiçbir haklı neden ve gerekçeye dayanmadan, çeşitli nedenlerle darbe ve muhtıra söylemlerinde bulunanların iyi niyette olmadıklarını düşünüyorum. Halk da bunlardan usanmıştır...

(Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un 26 Haziran 2009'daki konuşmasından)

Yarın'ında neler var Türkiye'nin

Bir türlü bölünmeyen, parçalanmayan; aksine iktidarı, muhalefeti, ordusu, polisi, kadını, erkeği, öğrencisi, öğretmeniyle daha da güçlenen bir ülke var..

Komşularından korkan, onları düşman gören değil.. Herkesin değerlerine, inancına, tarihine saygı gösteren, bilime sarılan bir ülke var..

Demkorasiye bağlı bir halkı var.. İnancı var.. Anayasası var..

"Türkiye bunları atlattı. Türkiye. büyük tecrübe sahibi oldu. Siyasetçiler yaşadılar, gördüler, deneyim edindiler. Herkesin yaşanan olaylardan ders çıkarması lazım. Türkiye bir kurumlar devleti. Herkes kurallara uysun. Devletin kurumları işlesin. Bu işler uyum içinde yürüsün. Ve artık kimse Türk Silahlı Kuvvetleri'nden bir müdahale beklemesin. Ordu, milletin gözbebeğidir. Ve vatan savunması görevini yapmaktadır. Politikanın dışındadır. Orduyu kimse rahatsız etmesin. Herkes, kendi işini en iyi şekilde yapmaya baksın."

(12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'ni gerçekleştiren Kenan Evren'in sözleri - Hasan Taşkın'ın Derin Devlet ve Aktörleri kitabından)

Genelkurmay Başkanı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komutanı olarak Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Görevlerinden dolayı Başbakan"a karşı sorumludur.

(Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 117.Maddesi )

Egemenlik; kayıtsız şartsız Millet'indir.

Mustafa Kemal ATATÜRK

İNTERNETHABER

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*