Dünya Bankası'ndan önemli eleştiriler

Dünya Bankası'ndan önemli eleştiriler.10458
  • Giriş : 27.04.2008 / 13:01:00

Yüksek büyümenin, ülkenin önündeki ekonomik-sosyal politika zorluklarını artıracağı vurgulandı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Dünya Bankası'nın son Türkiye raporunda “Doğrudan Yabancı Yatırımlarda (FDI) dikkat çekici iyileşmeye karşın Türkiye’ye net FDI, yeni AB üyesi ülkelerin çoğu dahil rekabetçi ülkelere göre düşük kalmıştır. Ayrıca Türkiye’de FDI çoğunlukla, yeni AB üyesi ülkelerdeki FDI’nın büyük payı aldığı üretimin aksine hizmetler sektörüne akmıştır” denildi. Raporda yolsuzlukla mücadelede daha ileri adımlar atılabileceği belirtilirken kamu görevlileri için dokunulmazlığın üzerine eğilmek gerektiği belirtildi. DB raporunda yargıda tam bağımsızlığı sağlayacak reformlar tavsiye edilirken “Yargıçlar ve savcılar şu anda yönetimsel olarak hala yargıda göreve getirme, terfi ve eğitim üzerinde önemli etkisini koruyan Adalet Bakanı’na bağlıdır” denildi.
Dünya Bankası’nın Türkiye ile ilgili hazırladığı “Country Economic Memorandum – CEM” adlı rapor yayınlandı. Dünya Bankası ile Türk ekonomist ve araştırmacılarının hazırladıkları 203 sayfalık raporda, son dönemde gerçekleştirilen yüksek büyüme, ülkenin önündeki ekonomik-sosyal politika zorlukları ve yönetimin bu zorluklara karşı alabileceği seçenekler değerlendirildi.
Türkiye’nin uyguladığı politikaların kişi başına nominal geliri, hızlı büyüme sağlayarak 2013 itibarıyla iki katına çıkarmayı hedeflediği belirtilen raporda, bunun özellikle işgücü piyasasındaki iyileşmelerle ekonomide daha çok ve iyi iş yaratma şeklinde gerçekleşmesinin amaçlandığı bildirildi. Kamu hizmetlerinde kalitenin artırılmasının hedeflendiği, hızlı büyümenin doğal çevreye zarar vermemesinin gözetildiği belirtilirken özetle şu saptamalar yer aldı:
“-Türkiye kişi başına milli gelirini AB üyesi ülkelere ulaştırmak istiyor. Türk ekonomisi 2001 krizinin hasarını iyileştirdi ve 2002-2006 yılları arasında ortalama yüzde 7.5 büyüme sağladı. Hükümet’in güçlü ekonomik politikalara ilişkin taahhütleri, sıra dışı olumlu küresel ekonomik ortamla birlikte güçlü büyümeye yardımcı oldu. Uygun bir nüfus artışı trendi, halihazırda yararlanılmayan işgücü gelecek yıllarda absorbe edilirse ekonomik çıktıyı genişletebilecek, çalışma çağındaki nüfusun toplam nüfus içindeki payını artıracaktır.
-Büyümenin sonuçları, bölgelere, sektörlere ve sosyal gruplara yaygınlaşır, daha çok ve iyi işler yaratılırsa reform çabalarına kamuoyunun desteği daha güçlü olacaktır.
-Yolsuzlukla mücadele kurumlarını ve yasal çerçevesini daha da güçlendirmek yatırım iklimini, kamu sektörünün etkinliğini ve daha ileri reformlara halk desteğini artıracaktır.
-Makroekonomik istikrarın devam etmesi, sürdürülebilir büyüme için zorunlu ancak yeterli değildir. Türkiye son dönemde olumlu küresel ortamın da yardımıyla, disiplinli mali politikalar ve para politikaları ve temel ilk kuşak reformlar yoluyla makroekonomik istikrarı tesis etmiştir. Bununla birlikte zorluklar devam etmektedir, özellikle de ekonomi üretim kapasitesinden büyük ölçüde yararlanamaz, büyüme hala yüksek işsizlik oranlarını azaltacak yeterli iş yaratmakta başarısız olurken.” 

FAKTÖR VERİMLİLİĞİ DÜŞÜK

Dünya Bankası raporunda, Türkiye’de faktör verimliliğin düşük olduğu belirtilirken, bunun yatırım artışıyla kapatılması gerektiği şu örnekle anlatıldı:
“1997-2006 döneminde yıllık toplam faktör verimliliği ortalama yüzde 1.3 arttı. Bu oranda, örneğin yüzde 2.5 gibi önemli bir artış bulunmadığında, 2007-2014 dönemi boyunca yıllık yüzde 7 büyümeyi sürdürebilmek için, yatırımı GSYİH’ya oranını şimdiki yıllık yüzde 24 düzeyinden yüzde 30’un üzerine çıkarmak gerekmektedir. Yatırımın bileşimi ve ticarete konu mallarda yatırıma yönelimde son artış da aynı zamanda büyümenin sürdürülebilirliği için iyiye işaret eder. Büyük yatırımlar yapılması zorunlu olacaktır, fakat bu yatırımları fonlamak için gereken daha büyük payların, cari işlem baskısını ve riskleri rahatlatmak için, –borçlanma gereçlerinden değil- dahili tasarruflardan ve doğrudan yabancı sermaye (FDI) şeklindeki dış tasarruflardan gelmesine ihtiyaç duyulacaktır.” 

CARİ AÇIK VE ISRARLI ENFLASYON İSTİKRARA RİSK

Güçlü mali disiplin ve para politikasının kronik enflasyonu 2005’ten bu yana 10 puan indirdiği, kamu borcu düşerken sürdürülebilirliğinin iyileştiği belirtilen raporda, “Dolayısıyla Türk ekonomisinin şoklara esnekliği, 2006 yazında, en son olarak da 2007 yaz-sonbaharında uluslar arası piyasalarda yaşanan çalkantıdan sonraki hızlı iyileşmenin de gösterdiği gibi gelişmiştir” denildi. Raporda ekonomideki kırılganlık noktaları şöyle sayıldı:
“a) Cari işlemler açığı 2007’de bir ölçüde daralacağı tahmin edilse de 2006’da milli gelirin yüzde 8.1’ine yükselmiştir.
b) Enflasyon 2006’da, yüzde 5 hedefine karşın, yaklaşık yüzde 10’a kadar yükselmeye başlamıştır.
c) Mali dengeler ve kamu borcunun sürdürülebilirliği üzerine baskı kuran yüksek enflasyon ve büyük cari işlem açığı, içeride faizlerin düşmesini engellemiştir.”

DIŞ AÇIK TAHMİN EDİLENDEN HIZLI ARTTI

Diğer orta gelirli ülkelerdeki cari işlemler eğilimleri göz önüne alındığında Türkiye’nin cari işlemler açığının 2006’da tahmin edilenden 3 puan fazla olduğu belirtilen raporda, “Bu kısmen güçlü büyümeyi ve sınırlı iç talebi, kısmen de ithal enerji fiyatlarındaki artışı yansıtmaktadır. Ayrıca Türkiye’nin ihracatı ithal edilmiş ara malları ve hammaddede daha yoğun hale gelmiştir” denildi.
Raporda, Türkiye’de borç sürdürülebilirliğinin, iç tasarruf artışını yüksek büyümenin gerektirdiği yatırım düzeylerine çekip ticari rekabeti iyileştirerek sağlanacak cari işlemler açığı düşüşüyle güçlendirilebileceğine değinildi. Ticari mal sektörlerindeki rekabeti iyileştirecek, doğrudan yabancı yatırımlar yararına politikalar ve enerji, nakliye ve işgücü piyasası gibi alanlardaki yapısal reformların “dış sürdürülebilirliği de iyileştireceği” kaydedilen raporda “2005-2006 yıllarında Doğrudan Yabancı Yatırımlarda (FDI) dikkat çekici iyileşmeye karşın Türkiye’ye net FDI, yeni AB üyesi ülkelerin çoğu dahil rekabetçi ülkelere göre düşük kalmıştır. Ayrıca Türkiye’de FDI çoğunlukla, yeni AB üyesi ülkelerdeki FDI’nın büyük payı aldığı üretimin aksine hizmetler sektörüne akmıştır” denildi. Raporda ana başlıklarıyla şu konulara değinildi:
“-Büyümenin sürdürülebilirliği verimlilik ve rekabette iyileştirmelerle geliştirilebilir. Birçok sektör 2002’den bu yana yükselen işgücü maliyetleri ve paradaki değerlenmeyle, 2001’den bu yana dolar bazında üretim sektöründe ücretlerin ikiye katlanmasına karşın GSYİH’daki ihracat payını korumuştur. Reel ücretler, özellikle yeni AB üyesi ülkeler gibi ilgili rakiplerle karşılaştırıldığında şu anda yüksektir, fakat birim verimlilikteki artışa bağlı olarak işgücü maliyetleri üretimin alt sektörlerinde rekabetçi durumdadır. Verimlilik büyümesi büyük ölçüde kapasite kullanımındaki artışı yansıtmaktadır. Firmalar normal kapasiteye dönerken etkinlik üzerine odaklanmak önemli olacaktır.
-İşgücü ve sermayenin pazarda üretken hakimler ve pazara yeni gireceklerin her ikisi üzerinde daha etkin biçimde yeniden dağıtılması verimliliği artırabilir.
-Türk firmaları, dünyadaki edinilebilecek bilgiden etkin bir avantaj sağlayacak şekilde yararlanmıyor. Veriler, Türkiye’nin yeni teknolojileri edinmede, genel amaçlı teknolojinin kullanımında, yeni teknolojilerin lisanslanmasında ve yeni ürünler ve patentlerin girişinde hızlı büyüyen yükselen piyasalar ve kimi yeni AB üyesi ülkelerin gerisinde kaldığını göstermektedir.
-Devlet mülkiyetindeki girişimlerin varlıklarının azaltılması, özel firmaların yüksek işgücü verimliliğine bağlı olarak Türkiye’nin rekabet edebilmesine yardımcı olacaktır.”

YOLSUZLUKLA MÜCADELE DİKKATE DEĞER, DOKUNULMAZLIKLARA EĞİLMELİ

Raporun “Kamu Yönetimi” bölümünde kamu kesiminin işlerliğinin reformların halktan destek alabilmesi için belirleyici, yatırım ikliminin de ana unsuru olduğu kaydedildi, “Yolsuzluğa karşı mücadelede, yargıda ve devlet hizmetlerinde iyileşmeler, Hükümetin Türkiye’ne yaşam kalitesinin iyileştirilmesi hedefi için yararlı olacaktır” denildi. Yolsuzluk konusuna şöyle devam edildi:
“Yolsuzluğu denetim altına almak için kurumsal bir çerçeve yaratmada ilerleme dikkate değerdir fakat daha fazlası başarılabilir. Şirketler ve hanehalkları üzerinde yapılan anketler Türkiye’de yolsuzluk düzeyinin birçok yeni AB üyesi ülkeyle karşılaştırılabilir durumda olduğunu ileri sürmektedir. Ayrıca bu gibi anketler firma düzeyindeki rüşvetin düzeyi gibi alanlarda önemli bir düşüşe işaret ediyor. Karşılaşılan bir zorluk şu ana değin sağlanan ilerlemeyi pekiştirmektir. Özellikle Uygunluk Belgelerindeki (declerations of information) gizliliğin kapsamı kamu gözetiminin etkinliğini engelleyebilir. Diğer öncelikler arasında yeni Sayıştay yasasının onaylanması ve yeni oluşturulan Etik Kurul’a uygun kaynaklar sağlanması bulunmaktadır. Açıklık ve mali sorumluluk gibi ana alanlarla ilgili yasalar AB’nin yeni üyeleri tarafından oluşturulan standartlardan eksiktir. Bununla ilgili ana zorluklar, a) gelir denetim sisteminin iyileştirilmesi, b) kamu görevlilerinin elde edebilecekleri yararları düzen altına alan yasalardaki zorlayıcı hükümleri genişletmek, c) Bilgi Edinme Yasası’nın etkin ve açık bir şekilde uygulanması ve d) kimi yüksek düzey kamu görevlilerinin aşırı dokunulmazlıkları üzerine eğilmektir.”
Raporda ek olarak yargı bağımsızlığında iyileşme sağlanması için, yetkililerin yargı sistemi ve yönetiminde yeniden yapılanmaya odaklanabilecekleri ifade edildi. Yargı bağımsızlığı bölümüne şöyle devam edildi:
“Yargıda tam bağımsızlığı sağlayacak reformlar tavsiye edilebilir. Yargıçlar ve savcılar şu anda yönetimsel olarak hala yargıda göreve getirme, terfi ve eğitim üzerinde önemli etkisini koruyan Adalet Bakanı’na bağlıdır. İyi eğilmiş yargıçlar, geliştirilmiş bir altyapı ve anlaşmazlıkların çözülmesinde alternatif sistemler yargı performansının iyileştirilmesine yardım edecektir. Destek personeli artışı ve çağdaş dava yönetim sistemlerini de içeren daha iyi bir mahkeme yönetimi mahkeme işlemlerinin etkinliğinin artmasına yardımcı olur, birikmiş davaları azaltır.” 

BÜYÜMENİN “KAPSAMLI” OLABİLMESİ İÇİN

Raporda hükümetin ekonomide daha fazla ve iyi kayıtlı istihdam yaratmayı hedeflediği belirtilirken istihdamın düşük, işsizliğin özellikle gençler ve kadınlar için yüksek olduğu bildirildi. İstihdamın, 2006 AB-27 ortalamasının yüzde 18.5 altında, yüzde 45.9 oranında görüldüğü, hızla büyüyen genç nüfusun, üretken potansiyellerinden yarar sağlamak üzere geliştirilebilirse, Türkiye’nin “demografik avantajın” semeresini almak için bir fırsat olduğu ifade edilirken “Ancak 15-24 yaş arası istihdam ulusal ortalamanın oldukça altındadır. Ek bir endişe verici durum ise bu grubun diğer yüzde 40’lık bölümünün çalışmaması ve okula gitmemesidir. İstihdam özellikle eğitimi yetersiz genç kadınlar için bilhassa düşüktür” denildi. Raporda Türkiye’yle ilgili yer alan diğer saptamalar da şöyle:
“-Daha etkin bir sosyal korumayla birleşmiş daha esnek bir işgücü piyasası düzenlemesi, işgücünden elde edilen çıktıyı önemli ölçüde geliştirebilir. Yeni işler yaratılması için bordro vergilerinin indirilmesi hedefleniyor. Türkiye emeğe konulan vergi açısından OECD ülkeleri arasında birincidir. Ancak bordro vergilerinin indirilmesi kendiliğinden yeterli miktarda iş yaratılmasını doğurmaz. Kapsamlı bir işgücü piyasası ve sosyal güvenlik reformu gerekli olacaktır. Ayrıca mali sürdürülebilirliği sağlamak için emek vergisinde kesintilerle birlikte; sosyal güvenlik reformları ve/veya diğer kaynaklardan vergi gelirlerinin artırılması ve/veya diğer alanlarda harcamalarda indirim yapılması kritiktir.
-Son hızlı büyümeye karşın Türkiye’de bölgesel farklılıklar büyüktür ve bölgeler arasında kişi başına gelirde uyum olduğuna ilişkin kanıt bulunmamaktadır. Türkiye’nin bölgesel kalkınma farklılıkları AB-15 ülkelerine (AB’nin ilk üyeleri) göre önemli ölçüde büyüktür ve rekabetçi ülke örneği olarak muhtelif yeni AB üyelerindeki farklılıklarla karşılaştırılabilir. ‘Geri kalmış’ bölgeler (Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Karadeniz) kara alanının yüzde 40’ını, nüfusun yüzde 30’unu kapsamakta, ekonomideki gelirin ise yüzde 20’sini almaktadır. Kişi başına GSYİH ise ulusal ortalamanın sadece yüzde 60’ıdır. Bölgeler arası farklılıklar fazla mesai ücretlerinde de geçerlidir.
-Emek verimliliğindeki farklar bölgesel farklılıklarda ana belirleyicidir.
-İyi hesaplanmış kamu politikaları zamanla büyümeyi sürdürülebilir ve kapsamlı hale getirebilir. Bunlardan ilki iş bilgisi, verimlilik ve adaptasyonun artırılması yoluyla eğitimin sağlanmasıdır. İkincisi makro düzeyde altyapının kurulması, enerji, telekomünikasyon hatları, karayolları, demiryolları, liman ve hava limanları inşa edilmesidir. Uluslar arası deneyim, doğru türden altyapının ekonomik büyüme için yeterli koşulların bulunmadığı yerlerde gerekeni temin edebileceğini ortaya koymuştur. Geri kalmış bölgelerin dönüşümü için başarılı politikaların tasarlanıp uygulanması, sektörler ve kamuda kısıntılara yol açacaktır. Sektörler arası ve merkezi-yerel koordinasyon için gelişmiş bir mekanizma ihtiyacı bulunmaktadır. Bu çalışma Türkiye’de başlamıştır".

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious