Düşük enflasyona öyle alıştık ki!

  • Giriş : 09.06.2006 / 00:00:00

Devlet Bakanı Ali Babacan, Türkiye'nin düşük enflasyona artık alıştığını belirterek, "Düşük enflasyona öyle alıştık ki piyasalarda son bir ayda görülen hareketlilik dahi Türkiye'de tartışılır hale gelmiştir" dedi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Babacan, "Birbirine bu kadar yakın, hatta birbiriyle akraba olan ülkelerin ticari ve ekonomik ilişkilerde birbirine bu kadar uzak olmasını izah etmek mümkün değil. Dil farklılıklarımız olsa da, birbirimizi gayet iyi tanıyor ve anlıyoruz. Bu ortak noktalarımızı ticari ve ekonomik alana taşıyamıyoruz. Birilerinin medeniyetleri çatıştırmak için gayret gösterdiği ortamda, biz medeniyetleri uzlaştırmak için gayret göstermeliyiz. İslam kelimesinin bir anlamı da barıştır" dedi.

Türkiye'nin, 3 Ekim 2005 tarihi itibariyle AB katılım sürecine başladığını hatırlatan Ali Babacan, "Türkiye'nin AB'ye üye olması yalnızca Avrupa ve Türkiye'yi ilgilendiren bir durum değildir. Bu süreç en az Türkiye kadar, bütün bölgemizi ve bütün İslam ülkelerini çok yakından ilgilendirmektedir. Bu ilgi yalnızca siyasi boyutla sınırlı değil. Aralık 2002'te Kopenhag Zirvesi'nden sonra Türkiye çok hızlı bir şekilde siyasi reformlar yapmaya başladı. Yasal düzenlemeler yapıldı. Bu düzenlemeler kağıt üzerinde kalmadı, uygulama konusuna büyük önem verildi" diye konuştu.

Bakan Babacan, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni yeterince karşılamış bir ülke durumuna geldiğini ve böylelikle sürecine başladığını söyledi. Türkiye ekonomisinin, geride kalan 3.5 yıl içerisinde çok önemli bir gelişme seyri izlediğini ve ekonominin her açıdan bir katılım sürecine girdiğini ifade eden Babacan, "AB katılım sürecinin başlaması, ülkemizin uzun vadeli rotasını belirlemiştir. Geçmiş yıllarda ortalama 1 milyar doların altında seyreden doğrudan uluslararası sermaye girişleri, katılım sürecinde çarpıcı bir şekilde arttı. Faiz ödemelerine çok daha az pay ayrılıyor. AB'ye katılım sürecinin diğer bir yararı, kendi kaynaklarımızı daha rasyonel ve verimli kullanma konusunda sağladığı motivasyondur. Kaynaklarımızı daha verimli kullanıyoruz. Türkiye'nin makroekonomik göstergeleri, son dönemde çok önemli gelişmeler kaydetti. Türkiye'nin yıllar boyunca karşı karşıya kaldığı kronik enflasyon problemi hızla aşılmaktadır. Türkiye tam 34 yıl boyunca 2 veya 3 haneli enflasyonların görüldüğü bir ülkedir. Son 3-4 yıl içerisinde fiyat istikrarı konusunda önemli aşamalar kaydedildi ve enflasyon tek haneli rakamlara indi" ifadelerini kullandı.

Babacan, Türkiye'nin düşük enflasyona büyük ölçüde alıştığını belirterek, "Düşük enflasyona öyle alıştık ki, piyasalarda son bir ayda görülen hareketlilik dahi Türkiye'de tartışılır hale gelmiştir. Bu bile, Türkiye'nin nereden nereye geldiğinin en önemli kanıtıdır. Türkiye düşük enflasyona artık alıştı. Türkiye son 4 yılda dünyanın en hızlı büyüyen ekonomileri arasındaki yerini almıştır. Türkiye'de 4 yılın ortalama büyüme hızı yüzde 7.8. Faizler hızla düştü, borç yükü azaldı. Borç yükünün GSMH'ye oranı yüzde 55.8'e düştü. Biz özel sektörün ağırlıkta olduğu bir ekonomik yapıyı tercih ediyoruz, devletin sadece düzenleyen ve denetleyen konumda olmasını tercih ediyoruz. 20 yıldır satılmayan Türk Telekom, artık özel sektörün" dedi.

Babacan, sözlerini şöyle tamamladı: "Türkiye'nin yakalamış olduğu istikrar ve güven ortamı, yepyeni demokratik yapısıyla, komşularıyla geliştirdiği iyi ilişkilerle ve hızla güçlenen ekonomik yapısıyla bölgesinde bir cazibe merkezi olma yolunda kararlı adımlarla ilerlemektedir. Türkiye'ye sermaye girişi tamamen serbest. Uzun vadede Türkiye'ye giren sermaye miktarı, çıkan sermaye miktarının kat kat üzerinde olacaktır. Artan nüfusuyla Türkiye; AB'nin nüfus açısından en büyük, ekonomi açısından da 6. büyük ülkesi olacaktır. Böyle hızlı büyüyecek bir ülkeye her zaman için sermaye girişi, çıkıştan çok çok daha fazla olacaktır. Bir şirket kurmak için 9 işlem gerekiyordu, bunun sayısı 3'e indi. Artık Türkiye'de bir günde şirket kurulabiliyor. Türkiye'ye yatırım yapmak isteyenler için Türkiye'nin coğrafi konumu, hammaddeye yakınlık, pazara yakınlığı ve geniş bir coğrafyanın tam merkezinde yer alması Türkiye'yi farklılaştırmaktadır."

Açıklamasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Babacan, özelleştirme konusunda, "Bizim özelleştirme programımızın ana amacı özel sektörün rolünü arttırmak. Özel sektör çok daha etkin, çok daha verimli ve özel sektör kaynaklarını çok daha iyi bir şekilde kullanabiliyor. Çok daha fazla değer yaratılabiliyor. Özelleştirme gelirleri bir seferlik gelirler. Arkası gelen gelirler değil. Bu gelirler kullanılırsa, gelecekteki bütçe açısından bu olumsuz olur. Özelleştirme gelirleri, tamamen borcu düşürmek amacıyla kullanılıyor" diye konuştu.

Ali Babacan, Türkiye'nin yatırım yapan bir ülke olduğunu belirterek, "Bizim özel sektörümüz geçen yıl yaklaşık 60 milyar dolarlık yatırım yaptı. Türkiye'ye ilk 4 ayda giren uzun vadeli kredi tutarı 12 milyar dolar. Bunun 2 milyar doları mali sektör tarafından kullanıldı. Kalan 10 milyar doları ise reel sektör kullandı. Bütün bu yoğun yatırımlar, bütün bu süreç uzun vadeli kredilerle finanse ediliyor. Bu da tabloyu daha sağlıklı hale getiriyor. Cari işlemler açığı doğrudan yabancı yatırımlar ve uzun vadeli kredilerle finanse ediliyorsa, büyük bir sorun çıkmaz. Biz dalgalı döviz kuru rejimi uyguluyoruz. Yapmamız gereken, bizim yapısal reformlara odaklanmamız gerekiyor, Türkiye'nin rekabetçi avantajını artıran adımlar atmamız gerekiyor, yüksek katma değer yaratan sektörlere odaklanmamız gerekiyor" açıklamasında bulundu.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious