Ecdada küfret, sınıfı geç! ÖZEL

Ecdada küfret, sınıfı geç! <blink>ÖZEL</blink>.58480
  • Giriş : 20.05.2008 / 21:21:00
  • Güncelleme : 30.04.2010 / 21:37:28

Geçmişine küfretmek bizim kuşağın adeta amentüsü haline getirildi!

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Sık sık yazılan ve gündeme getirilen bir konu… Geçmişine küfretmek bizim kuşağın adeta amentüsü haline getirildi…

 

Ne kadar heyecanlanırdım. Derse her girişimde içimi bir heyecan kaplar, öğretmenimin gözlerini arar, her soru yöneltişinde o bakışları yakalamak, kaldırdığım parmağımla içimdeki o birikmiş heyecanlı bilgileri bir bir sıralamak, ardından “aferin” almak isterdim… Hey gidi günler… Az mı ödül aldım, yakama kurdele taktırdım. Arkadaşlarla bir yarıştır giderdi her defasında; kim daha çok aferin alacak?”

 

Bugün asla pozisyonumu değiştirmediğim birçok konuyu daha o günlerde öğrendim. Ülkemin düşmanlardan temizlenişi, Elifin Kağnısı'nı, Amasya Tamimi'ni, hele ve hele Sivaslı olmamdan dolayı Sivas Kongresi'ni ve Padişahın İngilizlere vatanı satmak istediğini, Atatürk ve arkadaşlarının buna karşı çıkıp gizlice Anadolu'ya gelerek halkı silahlandırıp örgütlediklerini, görüldüğü yerde tutuklanmasının emredildiği Atatürk'e atfedilen Padişah fermanını ve daha neler neler… 

 

Ufacıktım o zamanlar. Okulumuzun müsameresinde “küçük asker” ben olmuştum. Pantolonum belimde durmazdı bir türlü… Sümüklünün biriydim kısacası. On yaşımda elimdeki tahta tüfekle az düşman öldürmedim ben... Sahnenin ortasına gelip de çakınca asker selamını, aldığım alkışlar muhteşemdi… İçimdeki heyecandan dilim damağım kurumuştu ne diyeceğimi şaşırdım, gözlerim babamı aradı üzerime şehit bayrağı serilirken… Sonraları hatırladıkça nerelerden geçtiğimi, neden  bazı konularda değişmez fikirlerimin var olduğunu, bazı konuların benim için neden bir namus meselesi kadar önemli olduğunu algıladım. Hayalimdi, adam olacak çocuklarımı vatana hizmet için yetiştirecektim. Hele bir de oğlum olursa… hayallerim çoktu…

 

Henüz 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı biteli fazla olmadı. Geçen yılki bayramdan sonra yazmak istediğim fakat vazgeçtiğim, bu yılki bayramdan sonra da sinirlerimin gerilmesinden dolayı biraz daha beklemeyi düşündüğüm bir konu var. Demek gün bugünmüş. Zira gazetede okuduğum bir haber sabrımı taşıran son damla oldu: “Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası, "Türk Masonları'nın zaferi" diye nitelendirilen II. Abdulhamit'in tahttan indirilmesini kutluyor. Masonlar, II. Meşrutiyet'in ilanının 100. yılında 2008'i "hürriyet, eşitlik" yılı olarak ilan etmelerinin ardından konuyu şimdi de Avrupa Mason Buluşması'na taşımaya hazırlanıyor.”…

 

Son yıllarda semboller, temsiller ve çocukların hangi yaşta neyi öğrenmeleri gerektiği konuları fazlaca konuşulur oldu. Aynı gerekçeyle öğretmenlerden, o körpe zihinlere sahip ilkokul çocuklarını etkilememeleri için nasıl giyinmeleri, üzerlerinde siyasi ve dini sembollere benzer takılar bulundurmamaları istendi ve çokça haber yaptırıldı… Bir de son birkaç gündür rakıyı öğrendim rakıyı… Meğer rakı birileri için de bir sembolmüş… Hürriyet konuyu manşete taşıyıp bazı köşe yazarı usta kalem ağabeyler de meseleyi detaylandırınca çaktık manzarayı. Anlaşıldı neden öğretmen evlerinde ille de içki servisi yapılmasının mahalle baskısıyla zorunlu hale geldiği veya Üsküdar Kız Kulesi kenarında “ille de içki” diye nara atan gazeteci kardeşlerin miting düzenlemek istemeleri.

 

Dağıldı mı konu… Yok yok dağılmadı ve dağıtmayacağım… Sadece sembollere atıf yapmak istedim o kadar. Bu yılki 23 Nisan bayramı vesilesiyle oğlumun okuluna müsamere ve bayram etkinliklerini seyretmeye gittim. Aklıma geçen yılkı olay geldi ve tetikte bekledim: Acaba yine Padişaha küfredecekti körpeler? Ben bu yıl duymadım. Ama geçen yıl iyice sıvamışlardı şiir ve günün anlam ve önemini okuttukları çocukların diliyle… Sevinerek eve gelince bir televizyon kanalından yurdumun farklı bölgelerinde Ulusal Egemenlik bayramımızın nasıl kutlandığına bakmak istedim. Bir çocuk şarkısı dinlettirdi kanal yöneticileri, nakarat şöyle: “Bugün Meclis kuruldu, sonra hemen Padişah kovuldu…” İyi halt ettiniz deyip kapattım televizyonu…

 

Zaman ilerledikçe bu diller, semboller, klişeler ve söylemler birleşti ve eksik parçalar anlamlı hale gelmeye başladı. Bu şiirleri ya da müsamereleri hazırlayan, okutan öğretmenlerimiz hiç mi düşünmezler bu çocukların siyasete akıllarının ermeyeceğini? Daha dün gibi Kur'an Kurslarının kapatılmasıyla ilgili bangır bangır bağıran medya eğitimden sorumlulara hiç mi demez “yahu çocuklarımızı birbirine düşman yetiştiriyoruz, bunlar çocuktur, ne anlar ittihat terakkiden, padişahı kovmaktan ve meclisi kurmaktan. Düşman nedir, ölmek nedir? Şehit nedir, ne anlar bu çocuklar?” diye. Sizin yaptığınızı bugün masonlar yapıyor. Bu masonların, padişaha küfrettiren öğretmenlerle, buna müsaade eden müdürlerle ve müfredatları kontrol etmeyen eğitim denetçileriyle bir ilişkisi mi var?  Benin iki çocuğum var ilköğretimde okuyan. Daha evvel değiştim, yine tekrarlıyorum: Çocuklarımın ecdada küfretmesini istemiyorum öğretmen bey. Çocuklarıma siyaseti değil, ilmi, irfanı öğret. Yine bu vesileyle eğitim denetçilerini işlerini yapmaya davet ediyorum.

 

Bu millet çatışmadan çok çekti öğretmen bey... Farkına varmadan ezberlettiğiniz kelimeler, gezilere giderken alkışlarla tempo tutturduğunuz şarkılar, öğrenciye hediye etiğiniz kitaplar onların ilerde hayatı haline geliyor. Sizlerden kapılan rol modeller onların hayatlarına yön veriyor. Küfrü değil, saygıyı öğretin. Büyüğe saygıyı öğretin. Sokağa çıkınca birilerine siyasi görüşünden dolayı küfredilmesini değil, kayıtsız şartsız saygıyı öğretin. Kendi içinizdeki kin ve nefreti bu körpe çocuklara da öğretirseniz içlerinden gelecekte Başbakan yumruklayan gençler, devlet başkanının yakasına sarılıp “özgürlük istiyoruz” diyen bir nesil yetişecek. Edep öğretin yeni nesle, terbiyesizlik ve ukalalık değil… Gelecek yıl bayram kutlayan bulamazsınız benden söylemesi…

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious