Ecevit'in içindeki iki ukde

  • Giriş : 07.11.2006 / 00:00:00

Eski Başbakan Bülent Ecevit, hayat tarzı ve duruşu ile alışılmışın dışında bir siyasetçi portresi çizdi. Ecevit'i farklı kılan hususlardan biri de içinde kalan 'ukde'leri oldu

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Yarım asra sığdırdığı siyaset yolculuğunda başarı, hezimet, hüzün gibi birçok duyguyu yaşayan Ecevit'i en fazla üzen şey ne 'solda birlik' ne de başka bir projeydi. Ecevit, sadece iki projeyi gerçekleştiremediği için üzülüyordu. Bunlar, yaygınlaşamayan Köy-Kent Projesi ile hayat arkadaşı Rahşan Hanım'ın memleketi Şebinkarahisar'ı il yapamamasıydı. Ecevit'e 3 Kasım seçimleri sonrası sıkça yaptığım görüşmelerin birinde sordum: "50 yıla yakın zamandır siyasettesiniz. İçinizde hiç ukde kaldı mı? Şimdi imkanınız olsa neyi yapardınız?" Bu soru Ecevit'i hüzünlendirdi. Demli çayından bir yudum çektikten sonra anlatmaya başladı. Önce kendisiyle özdeş hale gelen Köy-Kent'lere değindi. Bu projenin Türkiye geneline yaygınlaşmamasından duyduğu üzüntüyü paylaştı. Ecevit'in başbakanlığı döneminde Ordu'nun Mesudiye ilçesinde pilot bir uygulama yapılmıştı. Köy-Kent'liler 3 Kasım'daki tercihleri ile kendilerine devlet imkanlarını seferber eden Ecevit'i şaşırttı. Seçimlerde Köy-Kent'lilerin oyu AK Parti'ye aktı. 4 bin seçmenin sadece 4 tanesi DSP'ye oy verdi. Ecevit, bu sonuca bir anlam veremediğini söylüyordu.

Rahşan Hanım, Bülent Ecevit için sadece bir eş değil aynı zamanda siyaset yoldaşı oldu. Ecevit, eşine olan sevgisini Türkiye'nin idarî yapısını etkileyecek bir girişime bile dönüştürdü. Başbakanlık yaptığı DSP-MHP-ANAP hükümetinin yaşadığı krizlerden birisi de bu oldu. Ecevit, Rahşan Hanım'a ve 'eniştesi' olduğu Şebinkarahisar'a olan muhabbetini hükümetin son dönemlerinde bir liderler zirvesinin gündemine taşıdı. Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz bu teklife soğuk yaklaştı. Yine de keskin bir 'hayır' demediler; ancak bakanları aracılığı ile kararnameye geçit vermediler.

Merhum Ecevit'in tarihe not düşen sözlerinden birisi şüphesiz, "Vahdettin hain değildi." açıklamasıydı. Bu ezber bozan cümleyi Türkiye'de sol bir liderin ağzından duymak şaşırtıcıydı. Acaba sürçü lisan mıydı? Aynı cevabı alabilir miyim? diye tekrar sordum. Ecevit, çok netti: "Biliyorum bana kızacaklar; ama gerçek bu. Vahdettin hain değildi…" Başta sol çevreler olmak üzere ne kadar eleştiri alsa da, 'ihanet'le suçlansa da Ecevit, görüşünün sonuna kadar arkasında durdu. Sabah 08.30'da arayarak teşekkürünü ve sunumdan dolayı memmuniyetini iletti. Konu ne zaman Vahdettin'den açılsa gülümseyerek aynı espriyi yapardı: "Ömer Bey, başıma bu işleri siz açtınız… Ama şikâyetçi değilim." Bülent Ecevit, Osmanlı'ya ve Atatürk ilkelerini daha iyi anlamaya dönük kitap çalışması yapıyordu. Aktif siyasete veda ettikten sonra Or-An Sitesi'ndeki evinde çalışmalarını sürdüren Ecevit, bu uğurda 50 yıllık daktilosu Erica'nın yanına bir de bilgisayar aldı. 80 yaşından sonra bilgisayar dersi almaya başladı. Son iki yıldır göz rahatsızlığından dolayı zorlansa da GATA'ya kaldırılıncaya kadar çalışmasını sürdürdü. Ecevit'in amacı Osmanlı'nın özellikle son dönemine odaklanarak sosyolojik analiz yapmak ve Atatürk ile ilkelerini değişen şartlara göre yeniden yorumlamaktı. Eğer ömrü vefa etseydi yine tartışmaya açık şu görüşleri okuyacaktık: "6 oktan 6 oka fark var. Atatürk'ü sağcı ve solcu olarak değerlendirmek doğru değil. Kendilerine 'sol' veya 'sosyalist' diyen bazı kesimler Atatürk'ü yanlış anlıyor. Atatürk, laiklik konusunda İsmet Paşa'dan daha esnekti…"

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious