Ecevit'in ruhunun hâlâ evde olduğuna inanıyor

  • Giriş : 06.12.2007 / 09:04:00
  • Güncelleme : 06.12.2007 / 09:30:14

Rahşan Hanım’ın eve kapanması ve hiç mezarlık ziyaretine gitmemesinin sırrı nedir?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Ecevitlerin ” manevi oğlu “ DSP İzmir Milletvekili Recai Birgün, eski Başbakan Bülent Ecevit’in ölümünden sonra eşi Rahşan Hanım’ın eve kapanması ve hiç mezarlık ziyaretine gitmemesinin sırrını açıkladı.

Birgül, Ecevitlerden, Meclis’te yaşadıklarına kadar birçok konuda sorularını şöyle yanıtladı:

RUHU BİZİMLE:

Ben ve hanımefendi rahmetlinin orada yatmadığını düşünüyoruz. Orada fiziki şeyler var tabii kemikleri orada ama biz Sayın Ecevit’in ruhunun hâlâ bizimle olduğuna inanıyoruz. Onun ruhunun evde olduğuna inanıyoruz. Ondan hanımefendi henüz mezar ziyareti yapmadı. Ben mezar ziyaretine ara ara gidiyorum ama onun orada yattığını düşündüğümden değil. Kendimi rahatlatmak, kendi psikolojik rahatlığım için giderim.

MEZARI TAŞINACAK:

Mezarın taşınması kararından vazgeçmiş değiliz. Hanımefendi kendisi vefat ettiği zaman gömüldüğü yerde beyefendiyle birlikte olmak istiyor. Bu karar da onun en doğal hakkı. Çünkü eşidir, yıllarca birlikte yaşamışlar. Bazı kesimler doğru bulmuyorlar olabilir. O kesimlerin kendi görüşüdür ama biz vakti geldiğinde böyle bir girişimde bulunacağız. Ayrı bir yere nakledeceğiz ki hanımefendiyle birlikte yatabilsinler. Şimdi tespit ettiğimiz bir yer yok, olacak.

ARŞİV BİLİM KURULUNA:

Rahmetlinin 1940’lara dayanan bir arşivi var. Burada 200 küsur klasör var. Bu da binlerce, milyonlarca belge demek. Onları ayıklamaya çalışıyoruz. Özellikle Kıbrıs konusunu öne aldık. Şimdi Kıbrıs’la ilgili 100 küsur klasör dosyamız var. Bu klasörleri elden geçiriyoruz. Bir bilim kurulu heyeti oluşturduk. Bu heyete bunları teslim edeceğiz. Bunları kendi düşüncelerini katmadan sadece belgeleri derlemek suretiyle kitap haline getireceğiz. Muhtemelen bu birkaç cilt olacak.

HANIMEFENDİ KIZIYOR:

Hanımefendi bana çok kızıyor. Sesimizin çıkmadığından, ’Niye bir şey yapmıyorsunuz, bak bunlar şöyle oluyor böyle oluyor’ diye. Ben de ondan biraz zaman vermesini istiyorum. Çünkü bir insan bir odadan bir odaya geçtiğinde bile acemilik çeker, kitabı nereye koymuştum, kalemler nerde gibi. Ben de kendime burada o zamanı tanıdım. Hanımefendi misyonerlik, toprak satışları, Irak ve Kıbrıs konusunda çok hassas. Şehitler konusunda çok hassas. Hükümetin yeterli tedbiri almadığına inanıyoruz. ’O konuda niye bir şey söylemiyorsun’ diye bana kızar. Bir de Anayasa tartışmaları sırasında birtakım şeyler ortaya çıktı. Eyaletler, türban konusu. Ecevitler ve ben türbana aynı şekilde bakıyoruz. Türban Türkiye’nin sıkıntısıdır. Biz zaten Türkiye’de türban sorununun varlığına inanmıyoruz. 2002 seçimlerinden önce cuma namazlarından sonra yürüyen türbanlı insanlar eylem yapanlar, o inandıkları Kuran-ı Kerim’i zincirle bağlayıp, şov yapanlar 2002’den sonra hiç ortada görünmediler. Ne oldu, türban sorunu çözüldü mü? Türbanı bir sorun değil sıkıntı olarak görüyoruz.

RAHMETLİ GÖREMEDİ:

 Meclis’teki tabloyu görünce Ecevit’i daha çok özlüyorum. Rahmetli Ecevit’ten hep şunu öğrendik; rahmetli olmadan önce benim ne yapacağım konusunda hanımefendi ben ve beyefendi arasında konuşmalar geçerdi. Beyefendi şunu söylerdi: ”Tabii ki Recai Bey milletvekili olacak.“ O çok inanmıştı benim milletvekili olacağıma ama göremedi. Bunun burukluğu var.

1-2 AY BEKYEYECEĞİM:

Meclis beni sıkıyor. ’Dediğim dedik’ diyen bir iktidar var. Sizin getirdiğiniz tekliflere önerilere sıcak bakmıyor, ne derseniz deyin ’Ben bilirim, benim bu kadar sayım var. Biz istediğimizi yaparız’diyorlar. Bu çok yanlış bir zihniyet. Bu vatandaş onlara hataları yapın, illegal kanunları çıkarın diye oy vermedi. Karşıda bir duvar görüyorsunuz öyle bir duvar ki söylediğiniz söz sizde yankılanıyor. Çok zevksiz, çok tek taraflı bir Meclis var. Kendime birkaç ay süre verdim. Ondan sonra ben Meclis’e ne için geldiğimi anlamaya başlayacağım ve anlatmaya başlayacağım.

HAKETMİYORLAR:

Bu Meclis’te bulunmayı haketmeyen büyük çoğunluktur. Çoğunluğu öyle görüyorum. Yüzde vermek istemiyorum. Haketmeyen derken bunu gruplara ayırmak lazım. Milletvekili olmanın gereklerini yerine getiremeyen, bilgi olarak, geçmiş olarak buna sahip değil. En basiti, hükümetin içinde halen hakkında soruşturma olan bir sürü bakan var. Bunlar haricinde hakkında söylenti çıkanlar var. Bugün dokunulmazlık konusu hala tartışılıyor. Neyi tartışıyoruz anlamıyorum.

İDEALİST DEĞİLLER:

İktidar partisi milletvekilleri neyi oyladığını bilmeden, ne için el kaldırdığını bilmeden hatta bazen de vicdanen de rahatsız olduğu halde herhangibir kanun maddesi veya değişiklik önergesine evet veya hayır diye oy veriyor. Bu da burada milletvekillerinin çok da idealist olmadığını gösteriyor.

EMNİYET VE SİYASET:

Her idealist Emniyet’çinin bir hedefi vardır; emniyet teşkilatını siyasilerin baskısından kaldırmak. Bir talimatla bir yerden bir yere sürgün edilebilirsiniz. Bir anda bakanın talimatıyla görevden alınabilirsiniz. Bu bütün teşkilatın hepsi için geçerli. Biz hep meslekte çalışırken de bu teşkilatın hiç değilse Silahlı Kuvvetler’e yakın bir özerk tayin ve terfi sistemi olması gerektiğini düşündük.

ERDOĞAN RİSK FAKTÖRÜ:

Aslında koruma standardı diye bir şey yok. ABD ve İsrailliler yapar diye reklamı yapılır ama ABD Başkanı da İsrail Başbakanı da suikastle öldürüldü. Parti genel başkanları korunması gereken kişiler. Türkiye’de çok zaafiyet var. Çünkü bizde korumada süreklilik yoktur. Göreve gelen yeni korumalarını getirir, yeni kişilerdir. Kişilerin siyasi görüşüne özgeçmişlerine göre korumalar seçildiği için o konuda büyük sıkıntı var. Biz rahmetliyle çok rahat çalışırdık. Çünkü bizim söylediklerimiz dışına pek çıkmazdı. Ama Erdoğan korumalara çok farklı davranıp korumaları hiç ciddiye almıyor. Serbest istediği yere gidiyor. İstediği gibi kalabalığın içine girip çıkıyor. Biraz halk adına yapıyorum gibi görünüyor ama risk faktörü çok yüksek, korumaları da sıkıntıya düşürüyor. Önemli olan korunan kişinin de koruma hizmetlerine biraz saygı göstermesidir. Dikkate alması lazım.

Milletvekili olabilmek için 250 bin YTL harcayanlar var

Mİlletvekİllerİ çok para harcıyorlar milletvekili olabilmek için. Geçenlerde birisiyle sohbet ediyoruz, benim ne kadar harcadığımı sordu. Ben de ona işte harcadığım para bu dedim. 6 milyar CHP kesti, yapılan başvuru parası diye. 3 milyar da ben İzmir’deki çalışmalarımda harcadım. Ne harcamalarıydı bunlar; otel masrafları, uçaktaki geliş gidiş masrafları, bir de köylülerle içtiğimiz çay paralarını ödedik. Ben 2002’de de o kadar para harcamıştım. Bana ’Sen hiç para harcamamışsın. Ben 250 bin YTL para harcadım’dedi. Dedim ki ben 250 bin YTL para harcayıp da milletvekili olanlara hiç iyi gözle bakmıyorum. Çünkü buradaki olanlardan da anlıyorum ki burada pek vatan millet kavramı pek zayıf. O açıdan 250 bin YTL harcamanın başka bir gerekçesi olması lazım. Çünkü burada alınan maaş 8 bin 600 küsur. Üç aylık olarak veriyorlar bunun bir lirasına bile dokunmasanız yılda 90 bin YTL filan yapıyor. 4 yılda 360 bin YTL yapar, hiç dokunmazsanız.

MAAŞ KİMLERE YETMİYOR?

 Bunu söylemek belki çok komik ve utanç verici bir şey ama çünkü ben de dışarıdayken niye yetmiyor diyenlerden birisiyim. Bu maaş benim harcama anlayışıma göre yetiyor ama birçok arkadaşımıza yetmediğini burada gözlemliyorum. Çünkü burada milletvekilleri yasama görevinin yanı sıra farklı işler de yapıyorlar. Vatandaşla birebir ilgilenebilmek için iş takipçiliği yapıyorlar, onlara iş bulmaya çalışıyorlar, yediriyor, içiriyorlar. Gittiğimizde bize ters bir şey olmasın, seçmenimize sahip çıktık mantığı altında. Tabii o tip arkadaşlar için yetmiyor para. Meclis’te her ne kadar yemek ucuz da olsa her gün birisinin on misafiri olsa 30 milyon verse ayda 1.5-2 milyar sırf yemek masrafı oluyor. Bazıları geliyor dışarıda otelde kalıyor, onu ödemek zorunda kalıyor arkadaşlar. Velhasıl bu para yetmeyenler var. Diyelim ki hepsini biriktirdiniz. Biriken para 360 milyar. 250 milyar seçimde harcamışsanız yani harcadığınızın karşılığını alamıyorsunuz. O zaman bir insan niye harcar bu parayı? Ya trilyonerdir ya da çok idealist. Kimse çıkıp benim yüzüme ben çok idealistim diyemez. Bunu da tartışırım. Tabii bu sözleri Meclis’e para harcayıp da gelenler için söylüyorum.

AHLAKSIZ DAVRANIŞ:

Milletvekilinin kendi iradesi dışında davranması, ahlaklıca değildir. Biraz ahlaksızca davranılıyor. Yani ‘Ben şimdi burada hayır dersem bu gruptan dışlanırım hatta hayır dersem bir dönem daha milletvekili seçilmem, benden önce bir daha Meclis’e gelemeyenler gibi olurum’ düşüncesiyle bir insan iradesini ortaya koyamıyorsa, tabii ki bu ikiyüzlülük, ahlaksızlıktır.

BİR DÖNEME DAMGA VURDULAR

Türk siyasetinin önemli bir dönemine damgasını vuran Bülent ve Rahşan Ecevit çifti uyumlu birliktelikleriyle de örnek oldular. Rahşan Hanım, özellikle 12 Eylül döneminin sıkıntılı günlerinde eşine büyük destek verdi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious