Ecevitsiz Türkiye

  • Giriş : 07.11.2006 / 00:00:00

Önceki gece sessizce bir yıldız kaydı. Bülent Ecevit'i kaybettik.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Evren dediğimiz ve sınırlarını ölçmekte zorlandığımız o büyüklüğün içinde önceki gece sessizce bir yıldız kaydı. Bülent Ecevit'i kaybettik.
Büyük liderler, hem ülkelerinin hem de dünyanın seyrini değiştiren, tarihin akışına yön veren, müdahale eden şahsiyetler arasından çıkıyor. Bülent Ecevit bu çapta bir devlet adamıydı.
Örneğin Kıbrıs'a askeri müdahale kararı, yalnızca Türkiye'nin Batı ile ilişkileri değil, Avrupa'nın yakın tarihinde de çok önemli bir kırılma noktasıydı.
Türkiye'de pek çok ilke imza attı. Çalışma Bakanı olarak çıkardığı, çalışanlara toplu sözleşme-grev gibi sosyal güvenceler getiren yasalarla önemli bir çığır açtı.
Daha önemlisi, Türk halkının sol fikirlerle tanışmasında, sol dünya görüşüne sıcak bakmasında öncü bir rol üstlendi. Bu fikirleri, onu halkın çok geniş bir kesimi nezdinde büyük bir umut haline getirdi.
Yetmişli yıllarda ona duyulan güven, şahsına verilen büyük toplumsal destek, bu ülkede çok az siyasetçiye nasip olmuştur.
Ecevit'in kendisine dönük bu beklentilere ne şekilde karşılık verdiği ileride tarihçiler tarafından ayrıntılı bir şekilde değerlendirilecektir. Ancak iktidara her seferinde zor koşullarda geldiği unutulmamalıdır.
Tarih, onun hakkında hükmünü verirken şu olguları da dikkate alacaktır:
Ecevit, 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle siyasetten uzaklaştırıldıktan sonra büyük bir direnç ve mücadele azmiyle giriştiği siyasi mücadelesi sonunda 1999'da sandıktan başbakan olarak çıktı. Bu, hem Ecevit hem de Türk demokrasisinin beka gücünü kanıtlayan çarpıcı bir olaydır.
Siyasette madalyonun her iki yüzüyle de tanışık oldu Ecevit; yenilgiyi de yaşadı. Ama yenilginin de pekâlâ zarafetle taşınabileceğini gösterdi.
Ayrıca demokrasilerde seçim sandıklarının ölçüp tartamayacağı değerlerin de bulunduğunu öğretti çoğumuza. Dürüstlük, tevazu gibi değerlerin ölçüldüğü halkın vicdanındaki o hassas tartıda her zaman ayrı bir yeri oldu.
En acımasız muhalifleri bile onun bu kuvvetli hasletleri önünde her seferinde saygıyla eğildiler.
Türkiye'ye değişik ölçüler getirdi. Yaşamı, seçkin bir aydının halkıyla pekâlâ kaynaşabileceğinin, ayrıca bir siyasetçinin şiirden ödün vermeden de var olabileceğinin ifadesiydi.
Bir dönem Milliyet'te köşe yazarlığı yapmış bir meslektaşımız olarak kimlik bilgilerinde meslek hanesinin karşısına "siyasetçi" değil hep "gazeteci" diye yazdı. Muhabirler en yakın dostlarıydı. Onların sorunlarıyla ilgilenmeyi hiç ihmal etmedi.
Ve bir sevgi adamıydı. Rahşan Hanım'la bir ömür boyu el ele tutuşarak bize hayatın en önemli dersini verdi; sevginin her şeyin üstünde tutulması gerektiğini anlattı.
Onsuz bir Türkiye biraz buruk bir Türkiye olacaktır.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious