Efendimiz'i tanıma ve duyma zamanı!

  • Giriş : 24.04.2007 / 00:00:00

Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) doğumu ve yeryüzünü şereflendirmesi insanlığın da yeniden doğumu ve dirilişi sayılır.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


O’nun doğduğu gün bizim için kutlu bir bayramdır.



Bayramdır; çünkü Rabb’imizi O’nunla tanıdık, Allah ile kul arasındaki münasebetleri, nimete şükran duygusunu, kâinat kitabını doğru okuyup doğru anlayabilmeyi, eşya ve hadiselerin Allah’ı haykıran bir bülbül olduğunu O’nun getirdiği mesajla öğrendik. Evet, O’nun dünyaya teşrifi bir bayramdır. Bir insanın ötelere imanla gitmesi, cennete ehil hale gelmesi kendi adına ferdî bir bayramdır. Getirdiği mesaj vesilesiyle bütün varlığın çehresine nur saçan, nazarları âhiret yamaçlarına çevirerek insanlığa cennet ve cehennemi tanıtan ve ebedi saadet yollarını aydınlatan Allah Resulü’nün doğumu ise bütün insanlığın ve kâinatın bayramıdır. [1]

Peygamber Efendimiz’in dünyayı teşrifi münasebetiyle yapılan "Kutlu Doğum" programları asr-ı saadette, sahabe ve tabiin dönemlerinde yoktu. Çünkü Allah Resulü hayatta iken sürekli ashabıyla birlikte idi. Ve onların kalplerinde, gönüllerinde, şuurlarında daima canlıydı. Allah Resulü ebedî âleme irtihal buyurduktan sonra da sahabe efendilerimiz, yine O’nunla yaşadıkları kutsî atmosferin heyecanıyla yaşıyorlardı. Allah Resulü’nün beşerin bütün meselelerini çözecek genel ilkeler ihtiva eden hayat-ı seniyyeleri onların gönüllerinde her an yeni doğuyormuşçasına çok canlı ve taze idi. Bu itibarla senede bir kere veya birkaç gün O’nun dünyayı teşrifini tesîd etmeye ihtiyaç duymuyorlardı. Sahabe, Peygamber Efendimiz’in hayat çizgisine ve mesajına olan bu şuur ve heyecanını kendilerinden sonra gelen nesillere de aktardı. Bu hususu Sa’d b. Ebi Vakkas’ın şu ifadelerinde görüyoruz: "Biz, Peygamber Efendimiz’in hayatını çocuklarımıza Kur’an’dan bir sure ezberletir gibi öğretirdik."

Sahabenin rahle-i tedrisinde yetişen tabiin ve tebe-i tabiin döneminde de aynı şuur ve heyecan devam etti. Daha sonraki dönemlerde ise bilgilenme, şuurlanma ve heyecanda bir azalma ve matlaşma başladı. İşte bu dönemlerde Peygamber Efendimiz’in hayatını, mesajını kalplerden, gönüllerden, akıllardan gittikçe azalan şuur ve heyecanı hatırlatmak için mevlit programları yapılmaya başlandı. Son senelerde "Kutlu Doğum" adı altında yapılan mevlit merasimleri ilk defa, Fatımîler tarafından Mısır’da tertip edilmiştir. Fakat, genel kabule göre, ehl-i sünnet çizgisi içerisinde mütalaa edebileceğimiz ilk mevlit programını, Selahaddin Eyyubî’nin eniştesi Muzafferuddin Gökbörü düzenlemiştir. [2]

Allah Rasulü’nü sevdirmenin zamanı...

Daha sonraki dönemlerde de, Müslüman şairlerin hemen hepsi naatlar yazmışlardır. Bunlar arasında İmam Bûsirî’nin aşk ve heyecan dolu "Kaside-i Bür’e"si, Fuzulî, Nefî, Nailî, Nâbî, İshak Efendi ve Şeyh Galib’in naatları elden ele, dilden dile dolaşmıştır. Ayrıca Rasûlullah’ın doğumunu ve hayatını medh ü senâ eden ve "mevlit" adını taşıyan pek çok eser de kaleme alınmıştır. Mevlitlerin Türkçede en meşhur olanı Süleyman Çelebi’nin "Vesiletü’n-Necât" adlı eseridir. Bu eser güzel bir İslam âdeti olarak devam etmektedir.

Âlimlerimizin pek çoğunun değişik makale ve kitaplarda ifade ettiği üzere, Allah Resulü’nün dünyayı teşrif etmeleri münasebetiyle kutlama yapmanın asılları dinde vardır.[3] Bunlardan bazıları şunlardır: 1. Peygamber Efendimiz, pazartesi günleri oruç tutardı. Sahabeden biri bunun sebebini sorduğunda: "O gün benim doğduğum gündür"[4] buyurmuştur. Yani Efendimiz âlemlere rahmet olarak gönderildiği günü Cenab-ı Allah’a şükredilmesi gereken bir gün olarak kabul ederek oruçlu geçirmiştir. Efendimiz’in bu davranışı aynı zamanda ümmetine bir talimdir. Allah’ın engin rahmetinin temsilcisi, doğduğu güne ayrı bir değer ve önem verirken, o mücessem rahmetten olabildiğince istifade eden insanların daha çok ilgi gösterip kutlamaları gerekmez mi?

2. Peygamber Efendimiz, Medine’ye teşrif ettiklerinde Yahudiler aşure günü oruç tutuyorlardı. Allah Resulü, onlara niçin bu günde oruç tuttuklarını sordu. Şöyle cevap verdiler: "Bugün çok önemli bir gündür: Allah bugün firavunu ve kavmini denizde boğdu, Musa’yı kurtardı. Musa (as) bugünü Allah’a bir şükür olarak oruçlu geçirdi. İşte biz de ondan dolayı oruç tutuyoruz." Bu cevap üzerine Efendimiz, "Biz Musa’ya sizden daha yakın ve öncelikliyiz." buyurarak oruç tuttu. Ashabının da oruç tutmasını istedi.[5] Buradan şu anlaşılıyor: Allah’ın muayyen bir günde lutfettiği bir nimet veya bir belayı defetmesinden ötürü Allah’a şükredilir. Ve her sene o gün geldiğinde o şükrün tekrarlanmasında bir mahzur yoktur. Peygamber Efendimiz’in dünyayı teşriflerinden daha büyük bir nimet mi var? Bu büyük nimete şükretmek gerekmez mi?

3. Peygamber Efendimiz’i övmek ve O’nun şefaatine nail olmak maksadıyla Rasûl-ü Ekrem hayattayken bile şiirler yazılmış, kasideler söylenmiştir. Meselâ Ka’b b. Züheyr, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun huzurunda O’nu övmüş ve Allah Rasûlü tarafından tebrik edilmiş, teşvik görmüştür.[6] Hassan bin Sabit de şiirleriyle iltifata mazhar olmuştur.[7] Bu itibarla Kutlu Doğum programlarında Peygamber Efendimiz’i öven, O’na olan/olması gereken sadakat ve vefayı dile getiren şiirler, naatlar, ilahiler vs. okunarak mesaj vermede, gönüllerde Peygamber sevgisini coşturmada bir mahzur olmasa gerek. İmam Suyutî, Peygamber Efendimiz’in vilâdetine şükretmek maksadıyla toplu program yapmanın, ikramda bulunmanın dinde temelinin bulunduğuna dair deliller zikretmiş ve bu gayeye matuf kutlamaların müstehap olduğunu ifade etmiştir. [8]

Kutlu Doğum ile ilgili olarak -her ne kadar rüyalar herhangi bir hükme mesnet olmasa da- hadis kitaplarında Hz. Urve b. Zübeyr’den rivayet edilen şu vak’a da gerçekten çarpıcı ve düşündürücüdür: Ebu Leheb’i vefatından sonra yakınlarından biri (Peygamberimiz’in amcası Abbas) rüyada görür ve sorar ’Ne haldesin?’ Cevap verir: -Cehennemdeyim. Ancak her pazartesi akşamı cehennem ateşi benden hafifletiliyor ve parmaklarımın arasından başparmağım kalınlığında bir su emiyorum, der ve cehennemde böyle bir lutfa mazhar olmasını şöyle açıklar: Hz. Muhammed doğduğu gün çok sevinmiş, onun doğumunu müjdeleyen cariyem Süveybe’yi azat etmiştim, cariyem de onu emzirmişti."[9] Fethullah Gülen Hocaefendi bir soru münasebetiyle "Kutlu Doğum"un dindeki yeri ve kutlamanın çerçevesi ile ilgili yaklaşımını ifade ettiği yerde mevlit ve Miraç gibi vesilelerle Efendimiz’i bir kere daha ve engince yâd etmenin mahzuru olmadığına dikkat çekmiş ve "...hatta, Allah Resûlü kendisini methedenlere karşı sükût buyurduğundan ve Ka’b b. Züheyr gibi şairleri tebrik edip onlara hediye verdiğinden dolayı, misyonu itibarıyla kendisini medh ü senâ ve takdir etmenin bir esas olarak sübût bulduğuna da kâil olunabilir. Yani denilebilir ki, o sükût buyurduğuna ve hatta bazılarına hediye verdiğine göre, O’nu methetmek sünnet ya da en azından mendup (Efendimiz’in bazen işleyip bazen terk buyurdukları, selef-i sâlihinin de sevip rağbet ettikleri işler) da olabilir. Peygamberimiz’in üstün meziyetlerini, güzel vasıflarını, ahlâkının eşsizliğini, hayatını ve mucizelerini anlatmak ve nihayet, O’nun şefaatine sığınmak, salât ü selâmlarla O’na yönelmek mendup sayılabilir. Çünkü, bütün bunlar formül olarak ortaya konmamışsa da hepsinin aslı dinde vardır." [10]

"Kutlu Doğum" faaliyetleri bir hedef değil bir vesiledir. Bu itibarla aslı dinde olup da formülü zamana ve şartlara göre değişebilen meselelerden biri olan "Kutlu Doğum" vesilesiyle Peygamber Efendimiz’i her yerde ve her platformda değişik yönleriyle anlatarak, kalpleri gönülleri Allah Resulü’nün sevgisiyle coşturmak yerine getirilmesi gereken bir vefa borcu olsa gerek.

[1] M. Fethullah Gülen, Ümit Burcu, s.309, [2] İbn-i Hallikan, Vefiyatü’l-A’yan, 3/270., [3] Suyuti, el-Hâvî Li’l-Fetâvâ, 2/302-304., [4] Abdurrezzak, musannef, 4/295; Beyhaki, Sünen-i Kübra, 4/286, [5] Buhari, savm, 67; Müslim, sıyam, 127., [6] Taberani, Mu’cemü’l-Kebir, 19/176; Hakim, Müstedrek, 3/670., [7] Tirmizi, Edeb, 70; Buhari, Menakıb, 16, [8] Suyutî, el-Hâvî Li’l-Fetâvâ, 2/303, [9] Beyhaki, Sünen-i Kübra, 7/162; Buhari, Nikah, 20., [10] Fethullah Gülen, Ümit Burcu, s.312.

DR. ERGÜN ÇAPAN, YENİ ÜMİT DERGİSİ GENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious