Ekonomiyi değerlendirdi

Ekonomiyi değerlendirdi.43315
  • Giriş : 15.05.2007 / 00:00:00

Yaşar Akgün, devletin millet için var olduğunu söyledi

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Sorularımızı cevaplayan ülkemizin tanınmış ekonomistlerinden, Hazine Baş Kontrolörü Doç. Dr. Yaşar Akgün, devletlerin milletten korkmaması gerektiğini, devletin millet için var olduğunu söyledi. Uygulanan ekonomi politikalarının enflasyonun düşürülmesi ve sürdürülebilir büyümede başarı sağladığını kaydeden Akgün işsizliğin azaltılması ve istihdamın arttırılması için özel sektörün güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

TMSF tarafından el konulduktan sonra TELSİM yönetimine gelen, burada uyguladığı politikalarla, teorik ve akademik ekonomi bilgisinin pratikte uygulamalarda da çok güçlü olduğunu tüm ekonomi ve finans çevrelerine gösteren Yaşar Akgün, ekonominin tüm alanlarında söz sahibi bir iktisatçı. İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, Farsça ve Rusça bilen Doç. Dr. Akgün ile Türkiye ekonomisini konuştuk.

— Türkiye ekonomide 2002–2006 yıları arasında ortalama yüzde 7,3 oranında büyüdü. Böylece 5 yıl üst üste, yüzde 5’in üzerinde büyüyerek Cumhuriyet tarihinin büyüme rekorunu kırdı. Bu büyümede etkili olan faktörler nelerdir?

Bence bunun birinci nedeni siyasi istikrardır. Tek parti iktidarı gerekli yasal değişiklikleri, vetolar hariç, kolaylıkla meclis Meclis’ten geçirebilmiştir. Hükümet, Merkez Bankası’nın bağımsızlığına riayet etmiş, borçlanma ile ilgili kanuni sınırlara uymuş, en önemlisi, popülizme iltifat etmeyerek faiz dışı fazla konusunda disiplini elden bırakmamıştır. AB konusunda gösterdiği gayret, IMF ile nispeten uyumlu çalışması da olumlu sonuçta etkili olmuştur. İkinci olarak uluslararası olumlu konjonktür de büyümeyi sürdürme rekoru kırılmasında katkıda bulunmuştur. Son beş yılda dünyada büyüme rekoru kırılmıştır. Dünya çapında faizler son elli yılın en düşük seviyesinde olmuştur. Bunlara bağlı olarak ortaya çıkan tasarruf fazlalığı, likidite bolluğuna ve gelişmekte olan ülkelere döviz sağanağına yol açmıştır.

Para ve kredi bolluğu ekonomik hayatı canlandırmıştır. Türkiye ekonomisi, son elli yıllık gelişimine bakıldığında, döviz bolluğunda büyüyen, döviz kıtlığında daralan bir seyir izlemiştir.

Bunların yanında, ekonominin büyümesi için, diğer faktörler yanında, yeterli talebin bulunması gerekir, talep de tüketicilerin ve devletin, tüketim ve yatırım harcamalarından, yabancı ülkelerin ihraç mallarına olan taleplerinden oluşmaktadır. Bazen tüketim harcamalarındaki canlılık, bazen yatırım iştahındaki yükseliş, bazen de ihracat hamlesi ekonomiyi çekip sürükleyebilmektedir. Bunlar içinde en geniş imkan ihracattır. Bütün dünyayı müşteri görüp ona göre yapıp satmak, gelişmiş ülkelerle aramızdaki gelir farkını azaltmaya yarayan en ideal büyüme yoludur. Sadece iç talebe dayanan üretim nüfusumuz ve gelir seviyemizle sınırlı büyüme imkânı verir.

— Türkiye’nin en önemli sorununun işsizlik olduğu söyleniyor ve ülke genelinde yapılan kamuoyu yoklamalarında çıkan sonuçlarda bu iddiaları destekliyor. İşsizliğin önlenmesi ve istihdamın arttırılması için yapılabilecek çalışmaları, alınabilecek önlemleri arttırabilir misiniz?

Öncelikle şunu belirtmeliyim, istatistiklere göre işsizlik ciddi boyutunu korumaktadır. İstihdam sayıca artmasına rağmen, iş gücüne yeni katılımlar nedeniyle, işsizlik oranı yeterince düşmemektedir. Ekonomik faaliyetlerde olduğu gibi, istihdamda da kayıt dışılık mevcuttur. İstihdam edilen 21 milyon 749 bin kişiden 10 milyon 93 bin kişisi kayıt dışı çalışmaktadır.

İki dünya savaşı arası dönemde işsizliğin yol açtığı felaketleri gören gelişmiş devletler tam istihdamı yani isteyen herkesin iş bulabilmesini, anayasalarında hedef olarak kabul ettiler. Tüm ülkelerin ekonomi politikalarında, çalışmak isteyenlere uygun iş imkanlarının oluşturulması en önemli hedefler arasındadır. Serbest piyasa ekonomilerinde iş imkanını büyük ölçüde özel sektör sağlamaktadır. Bu rakam Türkiye’de yüzde 85 civarındadır. Devletin iş verme imkânı sınırlıdır ve memur sayısında meydana gelecek artışlar, halktan daha fazla vergi toplanmasına sebep olacaktır. Bu durumda özel sektörün iş yapma imkanını sınırlayacaktır. Bu nedenle devletin işsizliği önlemek için yapması gereken şey, özel sektörün istihdamı arttırmasını sağlayacak tedbirler almaktır. İşçi çalıştırmanın yükü azaltılmadan, işverenler yeni işçi almada isteksiz olurlar.

İş gücüne dâhil olanların eğitim düzeyi de önemli bir konudur. İstatistiklere göre üçte biri, yüzde 32,7’si eğitimlidir, yani lise ve yüksek okul mezunudur. Diğer ülkelerle rekabet edebilmek için iş gücünün kalitesinin yükseltilmesi gerekmektedir. İstihdam konusunda iş gücünün eğitim kalitesinin aralıksız olarak yükseltilmesi, işçi alımını zorlaştıran mevzuat hükümlerinin gözden geçirilip değiştirilmesi, ihracata yönelik bilinçli bir politika tercihi ile pazarların büyütülmesi gerekmektedir.

— Türkiye ekonomisinde yaşanan en çarpıcı gelişmelerden bir tanesi enflasyonun tekli hanelere düşürülmesi olarak gösteriliyor. Enflasyonun düşüşünde uygulanan hangi politikalar etkili oldu. Birde enflasyondaki düşüşün vatandaş tarafından hissedilmediği, rakamlarla oynamanın olduğu öne sürülüyor bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Son yıllarda ekonomi alanında sağlanan başarıların başında enflasyonun düşürülmesi gelmektedir. 35 yıldır yüzde 10’un altına düşürülemeyen enflasyonun tek haneye düşürülmesi çok başarılı olmaktadır. Enflasyon her şeyden önce parasal bir olgudur. Madeni paraların kullanıldığı dönemlerde değerli madenlerle değersiz madenin karıştırılması suretiyle, hazineler geçici bir süre de olsa ek gelir elde eder, bunu öğrenen piyasalarda mal fiyatlarını yükseltirdi. Karşılıksız kâğıt para sistemine geçilince de fazla bir şey değişmedi, bu defada maliyesi açık veren hükümetler merkez bankası matbaalarını çalıştırarak para bastılar, tabii, piyasadaki mal miktarı değişmezken para miktarının artırılması fiyatların yükselmesi ile sonuçlandı. Madeni para sisteminde enflasyon fazla görülmezken kâğıt para ekonomisinde enflasyonist eğilim daha ağır basmıştır. Osmanlı devletindeki fiyat artışlarını araştıran Prof. Osman Pamuk yaklaşık 6000 hesap defterini incelemiş ve 1469 ile 1914 yılları arasında, fiyatların sadece 300 kat artığını, ortalama yıllık fiyat artışının ortalama yüzde 1,3’de kaldığını tespit etmiştir. Kâğıt para sisteminin kullanıldığı zamanımızda, 1974 2004 yılları arasında Türkiye’de ABD doları kurunun 100 bin kat arttığı göz önünde bulundurursak, para basma yetkisinin hangi boyutta kötüye kullanıldığını görürüz. Ünlü iktisatçı Ricardo kağıt para yetkisine sahip olup da bu yetkisini kötüye kullanmayan bir devletin olmadığını söylemiştir. Türkiye’de enflasyona karşı mücadele de para basmaya sınır getiren bazı kanunlar çıkarmış ve enflasyonun düşürülmesinde başarılı olmuştur. Merkez Bankası yapılan kanun değişikliği ile özerk hale getirilerek siyasi baskılardan uzak tutulmuş, genel ekonomik hedeflere ulaşmak için izlenecek ekonomik politikalara ulaşılacak yolda, banka serbest bırakışmıştır. Hükümetin Merkez Bankası’na olan müdahaleden uzak yardımcı tutumu enflasyonun düşürülmesine bankanın çok önemli bir rol elde etmesine yardımcı oldu.

Türkiye’ye son yıllarda giren büyük miktarda sıcak paranın enflasyonun düşürülmesinde önemli paya sahip olmasının yanında bu başarıda siyasi iktidarın payı da çok büyüktür. Hükümetin iç ve dış ekonomi çevrelerine güven telkin etmesi, mali disipline güven telkin edeceğini icraatlarıyla göstermesi, beklentilerin olumlu şekillenmesini sağlamıştır. Eski dönemlerle kıyaslandığında ekonomiye de zarar veren yolsuzlukların ciddi biçimde azalması, güven ortamının tesisine katkı sağlamıştır.

— Ekonomi çevrelerinde devletin ekonomik faaliyetlerdeki etkinliği tartışılıyor. Devletler niçin, ekonomik hizmetlerde bulunmak ihtiyacı duyuyorlar. Devletlerin ekonomi ve toplum hayatında ki rolleri ne yönde olmalıdır?


Güvenlik hizmetleri, adalet hizmetleri, sokak aydınlatma gibi hizmetlere her kesin ihtiyacı vardır. Fakat bunu bir şirket satmaya kalksa, satın alma zorunluluğu olmadığı için kimse ödeme yapmak istemeyecektir. İşte devletin ekonomik gerekçesi burada ortaya çıkmaktadır. Toplumun tümü için gerekli olan, özel sektör tarafından üretilmesi ekonomik olarak mümkün olmayan mal ve hizmetleri sağlamak için devletler devreye girer, saf kamu malları tüm topluma bir bütün olarak sunulur. Bu tür malların her bir kişi için bölünmesi, faydasının belirlenmesi, fiyatlandırılması, bedel ödemeyenlerin hizmet almaktan men edilmesi, yararlanmak için kişilerin söz konusu olmadı mümkün değildir. Böyle olunca özel sektör tarafından üretilmesi mümkün değildir.

Devlet tarafından üretilebilecek bazı mal ve hizmetler sosyal faydaları kişisel faydalarını aştığı, özek sektöre bırakıldığı takdirde yeteri düzeyde üretilemeyeceği takdirde yeterli düzeyde üretilemeyeceği için toplumun faydadan mahrum kalacağı dikkate alınarak devlet tarafından da sunulur. Eğitim ve sağlık hizmetleri bu tür hizmetlere örnek gösterilebilir. Alt yapı hizmetleri de, yatırımın kısa sürede amortizasyonu kısa sürede mümkün olmadığı için, özel sektör tarafından rağbet edilmez. Bu hizmetler de devlet tarafından sunulur.

Devlet tabiî ki ekonomik bir varlık olarak görülemez. Hele bizim toplumuzda devlet nerede ise kutsaldır. Tarihin birçok devrinde esas alınması gereken millet, neredeyse devlete lazım olan bir unsur olarak görülmüştür. Günümüzde bile devletin, kamusal ihtiyaçlarına cevap veren, milletin arzuları doğrultusunda hizmet sunan, toplumu koruma ve geliştirme örgütü olduğu, toplumun tümü tarafından henüz benimsenmiş değildir. Devletle millet bütünlük halinde olmalıdır ve ihtilaf konuları milletin oyları ile çözüme kavuşturulmalıdır. Her alanda hürriyet esas kısıtlamalar istisna olmalıdır. Millet devlet için tehlike olarak görülmemelidir. Unutmamalıdır ki “ Devlet millet içindir, millet devlet için değil”

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious