Ekonomiyi neler bekliyor?

Ekonomiyi neler bekliyor? .7328
  • Giriş : 02.07.2007 / 13:16:00
  • Güncelleme : 02.07.2007 / 14:40:54

Partiler,meydanları dolaşıp kendilerince en önemli konuları konuşuyorlar.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Yerli yatırımcılar, siyasi kriz beklentisiyle son bir yılda 20 milyar dolar satın aldılar.

Seçim yapılsın, para yine TL'ye gelecek, faizler inecek. TL'den çıkarak büyük zarar ettiler, göreceksiniz

Merrill Lynch'deki işimden ayrılmadan önce hesaplarını yaptık. Bizim modele göre TL, dolara karşı yüzde 7, avroya karşı yüzde 15 değerliydi. Doların makul değeri 1.480 TL'ydi

Başarılı olacaksan radikal olacaksın. AKP bütün reformları ilk altı ayda yapmalı. Türkiye'de yavaş yavaş reform olmuyor. Özal da ilk döneminde yaptı, sonrası gelmedi.

Partiler, seçim meydanlarını dolaşarak kendilerince en önemli buldukları konuları konuşuyorlar. Konuşmalarda, milliyetçi hamaset, 'Apo'yu kim idam etmedi', 'En kahraman kim' türünden, insanların günlük hayatlarında yaşadıklarıyla hiç ilgisi bulunmayan tuhaf, içi boş atışmalar yapılıyor. Bu gürültü patırtı, asıl konuşmamız gereken en önemli konulardan biri olan ekonomik sorunları gözden saklıyor. AKP'nin, ekonomide başarılarının yanında, 'işsizlik, cari açık' gibi çözemediği ciddi sorunlar da var. AKP'nin ekonomideki yeni iddialı ismi Mehmet Şimşek'le ekonomik durumu, AKP'nin sorunlara çözümü olup olmadığını konuştuk. 1967 doğumlu Şimşek Londra'da Merrill Lynch'teki işinden ayrılıp Gaziantep'ten milletvekili adayı oldu. Şimşek, Grossman döneminde de Ankara'da Amerikan Büyükelçiliği'nde ekonomi danışmanıydı.

Adaylığı size AKP mi teklif etti? Siz mi başvurdunuz?

Hükümet geçen sene beni Merkez Bankası başkan yardımcısı olarak atamak istedi. Ama Cumhurbaşkanı 'Başkan atanmadan, yardımcıları atanmaz' diyerek kararnameyi iade etti. Daha sonra hükümet, uluslararası deneyimimi, saygınlığımı dikkate alarak beni Merkez Bankası başkanlığına da önerdi. O da gerçekleşmedi. Bana söylenen neden şuydu. Cumhurbaşkanı beni çok genç bulmuş. İşte bu süreçte AK Parti'yle aramda bir diyalog başladı. Zaten işim gereği daha önce hükümetle de bir diyalogum vardı.

AKP hükümetiyle nasıl bir ilişkiniz vardı?

Benim AK Parti'den önceki hükümetle de diyalogum vardı. Yedi yıldır çalıştığım Merrill Lynch, Türkiye'nin milli gelirinin dört katı büyüklüğünde müşteri portföyü olan bir uluslararası kuruluş. Ben, Avrupa, Ortadoğu ve Afrika bölgesi ekonomik araştırmalar bölüm başkanıydım. Uluslararası yatırımcılar için Londra'da ülke analizleri yapıyordum, onlara tavsiyelerde bulunuyordum. Ülke analizlerini yaparken o ülkedeki politika yapıcılarıyla görüşüyorsunuz tabii.

Peki sizin Türkiye'deki ilişkiniz başbakan düzeyinde miydi?

Ali Babacan, Kemal Unakıtan, Abdullah Gül gibi birçok bakanla ve AK Parti'nin bazı üst düzey yetkilileriyle aramda işim gereği bir diyalog vardı. seçim sürecine girilince, 'Siyaseti düşünür müsün' dediler ve birkaç hafta önce partinin bir üst düzey yöneticisi beni Başbakan'la bir araya getirdi. Başbakan'la Ankara'da oturup uzun uzun konuştuk. Bana, 'Mutfakta sizin gibi insanlara ihtiyacımız var' dedi.

Sizden ekonomide yapılacak herhangi bir girişim için yardım istedi mi AKP yönetimi?

Tabii. İşten birkaç hafta önce ayrıldım. Türkiye'ye gelir gelmez mutfakta çalışmaya başladım. seçim beyannamesinin ekonomiyle ilgili fasıllarının yazılmasına katkıda bulundum.

AKP hükümet olursa ekonomiyle ilgili bir göreviniz olacak mı? Bu konu konuşuldu mu?

Yok, konuşulmadı.

Mutfaktan ne anladınız peki?

Mutfaktan, Türkiye'nin sorunlarının çözülmesi ve kalkınma modelinin şekillendirilmesi için bir beyin fırtınası takımı oluşturulacaksa, onun bir üyesi olmayı anladım. Ben birçok gelişmekte olan ekonomiyi uzun süredir yakından takip ettim. Hem pratikte hem teoride çok iyi bir tecrübem var. Siyasete de şunun için girdim zaten. Son 50-60 yıllık tarihe baktığınızda, Türkiye sadece birkaç dönemde böyle ciddi bir çıkış yakalıyor. Ama bu yakalanan fırsatların, yaşanan parlamaların sonu bir türlü gelmiyor. Çünkü biz belli ölçekte bir reform süreci başlatıyoruz ama sonra onu derinleştirip genişletemiyoruz. Bu yüzden yakalanan momentumu devam ettiremiyoruz, kalkınmayı sürdüremiyoruz.

Aynı durum şimdi de yaşanmıyor mu? Ekonomide yakalanan yüzde 9'luk yüksek büyüme hızı gene düştü. Yüzde 5'e geriledi.

Evet, doğru... Şu anda bir yavaşlama var ama... Ben yakalanan bu momentumu sürdürebilir kılmak için geldim. Daha doğrusu gelme sebeplerimden biri, Türkiye'de sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak. Ben, Türkiye'nin Batı'daki gibi 'yüksek verimlililik modeli'yle büyümesi gerektiğini öneriyorum.

Başbakan önerinize ne dedi?

Çok makul karşıladı. Bu modelin temel hammaddesi rekabet. Biz, bu ülkede rekabetin önündeki engelleri kaldırmalıyız. Bu engellerin başında da büyük kamu sektörü geliyor. Kamu sektörünün büyük olduğu ülkelerde, hele bir de kayıt dışı ekonomi varsa, o zaman kayıt içinde olanların üzerindeki vergi yükü o kadar yüksek oluyor ki... Ayrıca bu kayıt dışı ekonomi verimsiz de olsa hayatını sürdürebiliyor.

AKP beş yıla yakındır tek başına iktidardaydı ve önemli değişiklikleri tek başına yapabilecek güçteydi. Kayıt dışı ekonomiyi küçültmek için beş yıldır niye hiçbir girişimde bulunmadı da, bunu şimdi vaat ediyor?

O konuda çok başarılı olmadı kabul, ama hiçbir şey yapılmadı demek de gerçekten abartılı olur.

Ekonomi kayıt içine alınabildi mi? Kayıt dışı ekonomiyi kayıt içine alarak vergi gelirlerini artırmak yerine, AKP, iktidarı boyunca, en adaletsiz vergi türü sayılan, zenginden de fakirden eşit alınan 'dolaylı vergileri', yani 'özel tüketim vergisi ve KDV' gibi vergileri artırdı sürekli olarak. Hükümet, ekonomiyi kayıt içine alırsa, Türkiye'den paranın kaçacağından mı korktu?

O bir faktör. 1998'de, koalisyon hükümetinde Zekeriya Temizel bazı düzenlemeler yaptı. Sonra Rusya krizi çıktı, burası alt üst oldu. O düzenlemeler geri alındı. Bu işleri yaparken zamanlama çok önemli. Ekonomiyi kayıt içine almak öyle bir gecelik, beş yıllık bir iş değil. Önce bir veri tabanı oluşturmanız lazım. Amerika'da insanlara doğduğunda sosyal güvenlik numarası veriyorlar. Bu da sizin vergi numaranız oluyor. Biz Türkiye'ye bunu getirdik. Ayrıca 8 bin liranın üzerindeki bütün işlemlerin bankalar yoluyla yapılması şartını koyduk. Bugün vergi numarasız ne ev ne de araba alabiliyorsunuz. İşin alt yapısını hazırladık. Ayrıca insanları kayıt dışına iten nedenleri de ortadan kaldırmanız lazım.

/Ne gibi?

İstihdam üzerindeki yüksek vergileri düşürmeniz lazım. Biz bunu azaltmadık ama şimdi azaltacağız. Üstelik kayıt dışı sadece vergi kaybını değil, ekonomide verimsizliği de artırıyor. Kayıt dışı ekonomiyi kayıt içine alacağız biz. Önce bunun alt yapısını, veri tabanını kurduk. Biz bir de ekonomide verimliliği artırmak için tüketici haklarını koruyacağız. Tüketici hakları üretici haklarından daha önemlidir.

Siz AKP'nin Kemal Derviş'i mi olacaksınız?

Yok. Kemal Derviş benim gibi hizmet için ülkeye gelmiş ama, o, zor bir dönemde kurtarıcı olarak gelmiş. Benim geldiğim dönemde ise Türkiye kendi ayakları üzerinde durabiliyor.
kiye, dünyanın en büyük cari açıklarından birine sahip.

Doğru.

ümet bunun önemli olmadığını söylüyor. Ali Babacan, 'Dışarıdan para gelmeye devam ediyorsa, sorun yok' diyor. Birçok iktisatçıyla birlikte Kemal Derviş ise bu açığa karşı uyarıyor bizi. Siz ne düşünüyorsunuz? Türkiye'nin kazandığı dövizden fazlasını harcaması, yani ürettiğinden fazla tüketmesi ve bunun sonucunda cari açık olması tehlikeli mi, değil mi?

Cari açığın bu kadar yüksek olması ekonomide bir kırılganlık yaratıyor. Ben bu konuda panik yaratılmasına katılmasam da, rehavet içinde olmayı da doğru bulmuyorum. Türkiye'de cari açık yapısal bir problemdir. Çünkü katma değeri düşük bir sanayi yapısına sahibiz. Zaten bizim en önemli hedeflerimizden biri de bu dönüşümü sağlamak. Yani kol gücünden beyin gücüne geçmek ve küresel ölçekte rekabet gücü yüksek bir ülke olmak. Cari açığı ancak verimliliği ve rekabet gücünü artırarak düzeltebiliriz. Cari
açığı kur hareketleriyle düzeltemeyiz.

Amerika cari açığını kapatmak için kendi parası doların değerini son dört yılda yüzde 30 devalüe etti. Oysa cari açığı tehlikeli boyuttaki Türkiye kendi parasının değerini sürekli yükseltiyor. Ve ithalat, ihracattan daha hızlı artıyor. İthalatla ihracat arasındaki makas giderek açılıyor.

Amerika cari açığını kapatamadı ki. Bakın... Ekonomide imkânsız üçlü diye bir konsept var. Eğer bir ekonomide sermaye hareketleri serbestse ve Merkez Bankası'nın para politikası bağımsızsa, paranın değerini kontrol edemiyorsunuz. Çin parasının değerini kontrol ediyor, çünkü orada sermaye hesabı bizdeki gibi serbest değil. Evet şu anda Türkiye'de döviz kuru olması gerekenden biraz düşük ama Türk Lirası'ndaki değerlenme Türkiye'ye olan güvenden kaynaklanıyor.

arın düşüşü Amerika'ya olan güvensizlikten, TL'nin değerlenmesi ise Türkiye'ye olan güvenden kaynaklanıyor. Öyle mi? Söylediklerinizden bunu mu anlamalıyım?

Önemli ölçüde evet. Türkiye'ye güvenmeselerdi bu cari açığa rağmen gelmezlerdi. 'Faizler yüksek' deniyor. Madem faizler bu kadar yüksek, neden Türk vatandaşı geçen temmuzdan bu yana bu kadar cazip TL faizine rağmen, 20 milyar dolarlık döviz satın aldı?

Türkiye'ye güvenmiyorlar çünkü. Türk ekonomisinin, cari açıktan ötürü çok kırılgan olduğunu geçen yıl yaşayarak görmediler mi? Geçen yıl temmuzda Amerika faizleri biraz artırınca, dünyada en çok sarsılan ekonomi, büyük cari açığı yüzünden Türkiye oldu. Dolar bir anda 1.780'lere fırladı.

Ama yabancı Türkiye'ye güveniyor.

Türkiye dünyada 'yüzde 9' gibi en yüksek 'reel faizi' veren ülke. Öyle ki, enflasyon yüzde 9 olmasına rağmen, faizler hâlâ yüzde 18. Faizin yüksek olması, o ekonomiye güvenildiğini değil, güvenilmediğini, o ekonominin riskli bulunduğunu gösterir. Eğer bir ekonomi sağlamsa, iyiyse, daha cazip koşullarda borç bulması gerekir. Bir ülkenin ekonomisine güven düşük faizi, güvensizlik de yüksek faizi getirmez mi?

Doğru ama, Türkiye'de siyasi belirsizliğin getirdiği bir risk var. Ayrıca yüksek bir cari açık da var. Bu yüksek cari açık enflasyon belirsizliği yaratıyor. Yerli yatırımcılar siyasi kriz beklentisiyle TL'den çıkıp, 20 milyar dolar satın aldı. Şimdi siyasi kriz beklentisi bitsin, siyasette taşlar yerine otursun, o 20 milyar dolar tekrar TL'ye gelsin, faizler inecek. TL'den çıkarak büyük zarar ettiler. Göreceksiniz.

Türk parası çok değerli. Siz Türk Lirası'nın değeri hakkında ne düşünüyorsunuz? Siz kuru ne kadar değerlenmiş buluyorsunuz?

Merrill Lynch'teki işimden ayrılmadan önce, biz bunun hesaplarını yaptık. Ama bunu başlık yapmayacaksınız. 'Mehmet Şimşek YTL bu kadar değerli!' dedi demeyeceksiniz. Bizim yaptığımız modellere göre, YTL dolara karşı yüzde 7, avro'ya karşı yüzde 15 değerli. Bu modeller bir takım varsayımlarla yapılıyor, sadece ısrarla sorduğunuz için ben size o rakamları verdim.

Dolar şu anda 1.300'erde. Bu durumda doların değeri ne olmalı?
Bizim o günkü hesaplardan bahsediyorum. 1.480 makul bir seviyeydi.
Türkiye'nin çok ciddi bir işsizlik sorunu var? Bu sorun bugünkü politikaları sürdürerek aşılabilir mi?

Hayır. Türkiye, son beş yılda AB ülkeleri arasında İspanya'dan sonra en fazla istihdam yaratan ülke. Fakat işsizlik oranı sadece yüzde 10.3'ten yüzde 9.9'a düştü. Nedeni de daha önceden tarım sektöründe çalışıp gizli işsiz konumunda olan 2.3 milyon civarında insanın tarımı terk edip, işsizlik istatistiklerine girmesidir. Tarım boşalıyor. İktidara geldiğimizde tarımın istihdamdaki payı yüzde 36 civarındaydı. Bugün yüzde 26 civarında. Çok ciddi bir yer değiştirme var. Biz her şey mükemmel demiyoruz. İşsizlik oranı kabul edilemeyecek kadar hala yüksek. İşsizlik fonunda birikmiş ciddi bir para var, biz bunu geri dönüşümü olan mikro projelere kullandırtacağız. Herkes Türkiye'deki problemlerin makro olduğunu sanıyor. Yanlış. Türkiye'deki problemler mikrodur. Her sektörü rekabete açacaksınız. Bütün mal ve hizmetlerin önünü açacaksınız. Sektörlere giriş çıkış serbest olacak. Rekabet çok önemli. Çünkü rekabetin olmadığı yerde değişim olmaz.

AKP önümüzdeki dönemde, eğer iktidar olursa, ekonomideki en önemli hedefi ne olacak?

Üç reform yapılacak. Bir, sosyal güvenlik reformu uygulanacak. İki, işgücü piyasası esnek hale getirilecek. Türkiye'de işgücü piyasası çok katı. Bu memlekette part time çalışamıyorsunuz. Mesela işverene 49 işçiden sonra işyerine, 'hükümlü al, terör mağduru al, sakat al, avukat al, doktor al' diyor. Benim avukata ihtiyacım varsa gider dışarıdan avukatlık hizmetini alırım. Niye şirketimde avukat bulunsun ki? Bu işgücü yasası toplumsal kesimlerle uzlaşarak mutlaka gözden geçirilmeli.

Üçüncü hedefiniz ne olacak?

Üç, hukuk reformu yapılacak. Ekonomiyle hukuk arasında muazzam bir bağlantı var. İş ortamının iyileştirilmesi ve bu ülkenin öngörülebilir bir memleket haline gelmesi için hukuk reformu yapılmak zorunda. Bu reform, yerli yabancı herkesi etkiler. Hak ve özgürlüklerin ve de mülkiyet hakkının, hukukun garantisi altında olması çok önemli. Adaletin hızlı dağıtılması ve işleyen bir hukuk sisteminin olması lazım. AKP güçlü bir çoğunlukla gelirse, iktidarının ilk altı ayında bütün bu reformları teker teker uygulamaya koymalı. Bir yılı beklememeli. İlk altı ayda hepsini yapmalı. Başarılı olacaksan radikal olacaksın. Çünkü tedrici reform süreci çalışmıyor. Özal da reformları çok radikal bir şekilde ilk döneminde yaptı. Sonrası gelmedi.

Türkiye'de yabancı sermayenin aniden kaçması ihtimali var mı?

İhtimal var ama o ihtimal düşük. Eğer enflasyonla mücadele programını kararlı bir şekilde sürdürürsek, mali disiplini korursak, Türkiye'den çıkacak para miktarı bir global şokta bile sınırlı olur. Olmaz demiyorum. Ekonomide bir turbulans yaşanmaz demiyorum. Arada sırada böyle iniş çıkışlar olacaktır. Ben ekonomide kırılganlık yok demiyorum. Uluslararası piyasalarda bir hengâme olursa Türkiye bundan ciddi bir şekilde etkilenir. Ama ben diyorum ki, Türkiye eskisi kadar kırılgan değil. Eğer biz, yabancıyı doğrudan yatırımlarla cari açığın finanse edileceğine ikna edersek, buradan çıkacak para her zaman sınırlı olur.

Peki yabancı sermaye yatırıma mı yoksa borsaya mı geliyor?

Ağırlıklı olarak yatırıma geliyor. Geçen sene Türkiye, 20 milyar dolarla dünyada en fazla doğrudan yabancı yatırım çeken beşinci ülke oldu. Bu çok önemli. Cari açık yüzde 8'e vardığı halde Türkiye'de bir hengâme yaşanmadıysa, bunun temelinde yatırım ortamının iyileştirilmesi ve ülkeye doğrudan yabancı sermayenin çekilmiş olması var. Piyasada şu anda 87 milyar dolar sıcak para var diyorlar. Bunun yaklaşık 50 milyar doları borsadaki değerdir. 32-33 milyar doları da yabancının elindeki bonodur. O biraz daha sıcak. Yani riskli olan odur. Ama orada da önemli olan enflasyonla mücadelenin sürmesi ve bütçe disiplinin sürdürülmesidir. Onları yaparsanız, oradan da çıkacak olan miktar sınırlı olur. Bakın, ben bu işin içinden geldim. Yeter ki Türkiye'nin uzun dönem perspektifinde, AB uyum sürecinde ve reformlarda bir bozukluk olmasın.

Seçimlerden nasıl bir sonuç çıkacağını düşünüyorsunuz?

AK Parti'ye yüzde 40'lar civarında bir destek var. Bağımsızlarla birlikte üç parti Meclis'e girerse, 315 civarında milletvekiline denk gelir bu destek.

RADİKAL

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious