Ekrem Dumanlı: Terörü ve medyayı kullanan siyaset

Ekrem Dumanlı: Terörü ve medyayı kullanan siyaset.9161
  • Giriş : 29.10.2007 / 15:31:00

Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, bugünkü köşesinde ne yazdı?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Terör kıskacında araştırmacı gazetecilik mi, karıştırmacı gazetecilik mi?

Türkiye bir kez daha terörle ciddi bir imtihan yaşıyor. Böyle durumlarda medyada yer alan her haberin önemi var. O yüzden fevkalade dikkat gerekiyor.

Bir yandan bazı gerçekleri halktan saklamayacak gerçekle yüz yüze gelmekten çekinmeyeceksiniz; diğer yandan da terör örgütlerinin sinsi hesabı doğrultusunda hareket edip kışkırtıcı durumuna düşmeyeceksiniz. Gazeteciliğin tabiatında var tecessüs; o yüzden gazeteci, her hadiseye "Acaba perdenin arkasında başka şeyler mi var?" kuşkusuyla yaklaşır. Önemli olan, gerçeğin peşinde samimi bir arayış içinde olmaktır; korkmadan, çekinmeden, aklıselimle...

Terör azınca sağlıklı düşünmek zorlaşır. Sağduyunun yerini telaş alınca, kışkırtıcı yayıncılık meydanı boş bulabilir ve etkili yayınlar yapabilir. "Canım ne olacak; zaten etkisiz bir televizyon kanalı, ya da tirajı düşük bir gazete/dergi/site" diyemezsiniz. Çünkü hassas dönemlerde kamuoyu, sesi çok çıkan yayınlara karşı daha duyarlı hale gelir. Sesin gür çıkmasında problem yok; yeter ki doğru konuşulsun, söylenenler dedikoduya değil araştırmaya dayansın ve hepsinden önemlisi, ortaya sürülen fikirler hakperestçe ifade edilsin.

Terörü ve medyayı kullanan siyaset

Maalesef Türkiye'de hakperestlikle yayıncılık sorumluluğu kendi disiplinini oluşturamıyor bir türlü. Terör gibi vahşi bir metot bile birilerinin aklını başına getirmeye yetmiyor. Art arda gelen pusu haberleri, şehitlerimiz, kaçırılan askerlerimiz bile sorumlu yayıncılık yapmak için kâfi gelmiyor. Canlı yayına çıkan ya da telefonla bağlanan birileri terör gibi en hayati ülke meselesinde bile psikolojik harbin bayat numaralarına başvuruyor; hem de uzman sıfatıyla. Bu akortsuz koroya meslekten birileri de iştirak edince ne akıl kalıyor ortada ne fikir. Hava geriliyor, umutsuzluk yayılıyor ve atmosfer teröristin istediği oranda zehirli hale geliyor. Terörün arkasındaki güçlerin istediği hava da aynen budur!

Geçen hafta RTÜK, bazı radyo ve televizyon yayınlarına müdahale etti. Hükümet kanadından gelen talebe binaen istisnai bir durumda kullanabileceği yetkisine başvurdu ve bazı yayınlara ön uyarıda bulundu. Ortaya çıkan manzara tabii ki hoş değil. Ne ülkemizdeki ifade özgürlüğü açısından tasvip edilebilir bir durum bu; ne de gazeteciliğin özgürce yapılabilmesi açısından. Ne var ki sansür sayılabilecek bu uygulama kadar işi çığırından çıkaran yayıncılığın da eleştirilmesi lazım; üstelik hiçbir kuruluşa ihtiyaç duyulmadan. Evet; acı gerçek şu ki bazı TV ve gazeteler kritik bazı eşiklerde işi çığırından çıkarıyor. Dünyanın her yerinde terör belası var; lakin hiçbir yerde mesuliyet duygusu bu kadar hafife alınmıyor. 'Gerçeği gizleyin' diyen yok; ama terörün amacına uygun yayın yapmanın da bir manası olmadığı aşikar.

Ahmet Hakan'ın Hürriyet'teki yazısı çok önemli bir ayrıntıyı net ve dürüstçe dile getiriyor. Hakan, RTÜK kararının üst mahkemeden dönmesi nedeniyle sözü eğip bükmeden konuşuyor ve diyor ki: "Madem sansür kalktı. O halde oluşan bu özgürlük havasından yararlanarak hükümeti sorguladıkları kadar ülkemizin diğer iktidar odağını da bir nebzecik sorgulayabilirler mi acaba?

Bu konuda kendilerine herhangi bir otosansür uygulamamaları söz konusu olabilir mi?" Ahmet Hakan'ın final sorusu mesabesindeki bu yaklaşımı üzerine söylenecek fazla söz yok! Ve maalesef halk arasında da benzer bir kuşku her geçen gün yayılıyor...

Herkesin dilinin ucuna gelen, ancak hicabından ifade etmekte zorlandığı şöyle bir kuşku var: Birileri terör nedeniyle oluşan havayı, hükümeti yıkma operasyonu gibi görüyor ve şaşırtıcı yayınlar eşliğinde bazı refleksler bu yüzden zorlanıyor. Devletin zirvesinde böyle bir görüntü yok; ama bazı kraldan çok kralcıların rejim tehlikesi üzerine kurduğu saplantı toplumun en sağduyulu kesimlerini bile negatif etkiliyor, endişelere sebep oluyor.

Görmemek için kör olmak lazım! Terörist taşeronlar ülkeyi büyük bir kaosun içine atmak için çırpınıyor. Sağcı/solcu, Alevi/Sünni, laik/anti laik diye yapamadıklarını şimdi Kürt/Türk diyerek gerçekleştirmeyi planlıyor. Bu şer şebekesinin hakkından gelecek irade ve izana sahiptir bu ülkenin evlatları. Ne var ki her gün aklıselim yerine öfke, kardeşlik yerine kavga kaim kılınmak isteniyor. Sonuçta herkesin yüreği kan ağlıyor ve herkes bir şekilde etkileniyor. Her şeye rağmen düşmanlığı körükleyenlerin tuzağına düşmemek şart! Bu öyle kritik bir konudur ki bazen devlete sahip çıkarken devlete zarar vermek, askere sahip çıkarken askere zarar vermek, hükümete sahip çıkarken hükümete zarar vermek mümkündür...

9/11 ve 7/7 karşısında Batı medyası

Daha kötü bir alışkanlığı var bizim medyanın. Terör gibi lanet bir tehacüm karşısında siyasi bir duruş sergileyerek hiç olmayacak zamanda hiç olmayacak ayrışmalara gidebiliyor. Bunun sonu yok. Terörle mücadele böyle yapılmaz. Her şey bir yana, medya, teröre karşı bu kadar siyasi ve sorumsuz tavır takınamaz. 11 Eylül kâbusunda Amerikan medyasının takındığı sorumlu tavır ortadadır. Bir tek ceset bile göstermeyen Amerikan televizyonları ve gazeteleri bunu boşuna yapmadı; üstelik bu kadar sorumlu davranırken de birilerinin yasak koymasını da beklemedi. İngiltere'nin, metro saldırısında teröristlerin tuzağına nasıl düşmediğini, milleti paniğe sevk edecek yayınlardan nasıl kaçındığını hepimiz gördük... Bir tek bizde yapılamıyor bu işler; çünkü başımıza dünyanın en büyük felaketi bile gelse, birileri hâlâ psikolojik harp cambazlığı yapmayı tercih ediyor.

Terör baş gösterdiği an, her türlü siyaset bir kenara bırakılmalı ve devletin her kurumu yekvücut hale gelmeli ki millet de bir bütün olarak bu canavarla baş edebilsin. Terörle mücadelenin önemli ve aktif bir parçası medyadır. Terör örgütleri "silahlı propaganda"yı medyanın refleksi üzerine kurar. Tam da bu nedenle medya korku salacak, endişe uyandıracak, kin ve nefretin yaygınlaşmasına neden olacak yayıncılıktan azami derecede sakınacak, insanları birlik ve dirliğe davet edecek. Asker düşmanlığı da yapılmayacak, sivil düşmanlığı da. Bu ülke ne zaman toparlansa içeriden kabartılan bir fitne, bölgede ve dünyada oynayabileceğimiz tarihî rolleri tamamen değiştiriyor ve bizi kendimize prangalıyor. Aynı mariz akıbete bir kez daha düçar olmak kimin işine yarar ki!

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious