Ekrem Dumanlı’dan sözün özü!

  • Giriş : 13.07.2006 / 00:00:00

Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı gazeteye "cemaat gazetesi" diyenlere çok kızdı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Haksız rekabetin gölgesinde vizyon taraması

Türkiye’de herkesin kendine biçilen deli gömleğini yırtması, mahpus edilmeye çalışıldığı dehlizden kurtulması gerekiyor. Halkla bütünleşmenin yolu da bu.

Ayrımcılığa dayalı yaftacılık, kadim bir hastalıktır Türk aydını için. Belki de kitleleri anlamak, anlamaya çalışmak yerine, etiket yapıştırmak kolay geliyor insanlara. Oysa her kitle hareketinin sosyal bir gerçekliği var. Büyük Türkiye fotoğrafı, o sosyal gerçeklerin bir araya gelmesinden oluşuyor…

Cemaat suçlamasını ele alalım mesela. Bu kelimeye öyle negatif anlam yükleniyor ki sanırsınız cemaat diye anılan küçük bir zümre, dış dünyaya bütün kapılarını kapamış, kendi özel gündeminin histerik fanatizmi içinde (hatta onun yobazlığı içinde) çırpınıp duruyor. Bu tür topluluklar da yok değil bu ülkede; üstelik sağcı, solcu, kartelci, ulusalcı, İslamcı gibi yakıştırmalarla anılabilecek durumları da var bu tip zümrelerin. Maksat bunları ayıplamaksa aşiret sözcüğünü kullanmak daha doğru. Çünkü cemaat sözcüğünün sosyolojik ve kültürel anlamda pozitif yankısı vardır. Önemli olan, bu tip kitlelerin, bireyin sesini yok edecek kadar koro haline dönüşüp dönüşmemesi ve ufkunun dünya vizyonuyla kesişip kesişmemesidir.

Ne yazık ki bu ülkede burnunun ucunu bile görmeyen bazı marjinal gruplar bile evrensel bakışın basiretini yok etmek için cemaat suçlamasında bulunabiliyor. Cemaat olmakla suçlanan bazı sosyal hareketlere baktığınızda, cemaat kelimesine yüklenen negatif anlamın boşluğa düştüğünü görüyorsunuz. Düşünün ki Anadolu insanı nice zamandır ihmal ettiği eğitime önem vermiş, okullar açmış, eğitimli insan gerçeğinin farkına varmış, aşk-u şevkiyle dünyanın dört bir tarafına eğitim sevdasını taşımış, on binlerce insana Türkiye’yi ve Türkçeyi sevdirmiş... Şimdi bu insanlara “sen cemaatsin, cemaat olarak kalmalısın” deyip alan daraltması yapılabilir mi?

Kitleler için oluşacak kanaatte ölçü, vizyondur; oraya bakılır. Bir yandan olabildiğince bu ülkeye değer veriliyor, diğer yandan evrensel bir bakış açısıyla olaylara yaklaşılıyorsa, bu insanlara marjinal muamelesi yapmak sadece bir sosyal gerçeğe gözünü kapamak değil, aynı zamanda halkımızın bir bölümüne saygısızlık etmek anlamına gelir.

İsteyen herkese açık davet!

Zaman Gazetesi için de durum budur. Bu gazete ne zaman hamle yapsa bazı insanlar “cemaat gazetesi” benzetmesini temcit pilavı gibi ısıtıyor. Hatanın neresini düzelteyim ki! Bir kere cemaat diyerek küçük düşürmeye çalışılan kitle, evrensel bir bakış açısıyla inanılmaz başarılara imza atıyor. Eğitimde, kültürde, medyada dünya ile bu kadar entegre olmuş insanları bir kalemde “cemaat” sözcüğüne hapsetmek sosyal bir gerçeği ıskalamak anlamına geliyor. İnsanlar belli bir düşünce paylaşımı ile bir araya gelebilir. Bu ideallerin siyasetle ilgisi olması da gerekmiyor. Önemli olan, sosyal zenginlik içinde oluşan değişik fikirlerin kin ve nefrete dayanmaması, faşist metotlara başvurmaması, toplumda kamplaşmaya meydan vermemesidir.

Zaman’ı bir çırpıda “cemaat gazetesi” deyip bir kenara ayırmak, hem okur kitlesine karşı haksızlıktır hem de bir sosyal gerçeği inkârdır. Bu gazete, Türkiye’nin bir gerçeğidir, bunu içinize sindirmelisiniz; hatta bu hakikati “iyi ki var” diyerek takdir etmelisiniz. Böyle bir gazetenin aşırı bir akımın elinde olduğunu hayal etseniz, bu ülkenin ne kadar sıkıntı çekeceğini de anlarsınız. İyi ki Zaman var ve iyi ki akl-ı selim sahibi herkes bu gazeteyi alıyor, okuyor.

Gelelim tiraj konusuna: Bu gazetenin tirajı, beyan edilen rakamın ta kendisidir. Bunun üzerine söylenen ve kuşku uyandıran her söz, haksız rekabeti doğurur. Bu gazeteyi alan her müşterinin adı sanı bellidir, faturası da ismine mahsusen kesilmektedir. Sanırım bazı meslektaşlarımız bu gerçeği tam bilmiyor. Çok kolay bir yol var: Dağıtım şirketine başvuran herkes, istediği her semtte, istediği gün bir dağıtıcıya eşlik ederek abone dağıtımını bizzat görebilir. Bu kadar açık bir gerçek ortadayken yapılan spekülasyon, haksız rekabet anlamına gelir.

Tiraj denetimi mi okur denetimi mi?

ABC firmasının denetim kriterleri maalesef yeterince objektiflik içermiyor. Bayii satışı saplantısına gösterilen pozitif yaklaşım, abone sisteminden esirgeniyor ve aboneliğin özgün yapısını bozacak talepler oluşturuluyor. Hatta problem diye sunulan her madde çözümlendikçe yeni problemler üretiliyor. Önce ABC’nin iyi niyetini ispat etmesi gerekiyor; çünkü tiraj denetimi, okur denetimine doğru kaydıkça bu yapı, Maliye’nin görevinin de ötesine taşıyor ve işin ciddiyeti kayboluyor. Tiraj denetiminin ana ölçüsü bellidir. Her ay aldığınız binlerce ton kağıt, onların matbaada basımı, YAYSAT aracılığıyla büyük şehirlere sevki ve oradan da kapı kapı dağıtımı ortada. Meseleyi tiraj denetiminden okur denetimine taşımamak lazım; bu, hukukî ve ticarî bir hatayı getirir. Bütün bunlara rağmen, hatta ABC’nin iyi niyetinden duyduğum kuşkuya rağmen, dağıtımdaki altyapı sorunlarının büyük bir bölümünü çözmüş durumdayız. Merak ediyorum, yeni abone dönemini yeni altyapıyla kaydettiğimizde bugün tirajımıza kuşku ile yaklaşanlar yarın ne diyecek?

Bilgi eksikliği var

Sanırım teknik zorluklar aşıldığında olay yine “cemaat” suçlamasına indirgenecek. Sevgili dostum Mehmet Yılmaz, “Kriter belli: Toplu abonelikler, toplam tirajın yüzde beşini geçmeyecek, her abonenin adresi ve abonelik ücretinin isme kesilmiş faturası ibraz edilecek.” diyor. Sevgili Yılmaz, zaten fatura her bir müşterinin ismine ve adresine kesiliyor. Ne var ki buna bile razı olmuyor ABC’nin adamları, “ille de makbuz da isteriz” diyor. Yani “600 küsur bin adamı tek tek bulacaksın ve karşılıklı imza atacaksın” teklifinde bulunarak kurum aslında kendini inkar ediyor; çünkü ABC’nin ruhunda denetlenecek firmanın özgünlüğüne dikkat etme kuralı da var. Ne yazık ki ABC Yönetim Kurulu’nun ezici çoğunluğu abonelik sistemine olumsuz bakarak ve meseleye önyargıyla yaklaşarak işi yokuşa sürüyor, rekabetin önünü tıkıyor. Keşke sadece rekabetin önünü tıkamış olsalar! Aslında Türk gazeteciliğinin tek çıkış yolu olan abonelik sistemini belki de farkına varmadan öldürmeye çalışıyorlar. Biz her şeye rağmen teknik altyapı problemlerini çözmek, bize uygulanan haksız muameleyi ortadan kaldırmak istiyor ve iyi niyetimizi ortaya koyuyoruz.

Tirajın gerçek ölçüsü tek değil

İyi niyet karşılıklı olursa bir anlam ve değer ifade ediyor. Zira olaylara kötü niyetle yaklaştığınızda, her meseleden kötü sonuçlar ve kuşku uyandırıcı fikirler çıkarmak mümkün. Mesela çeşitli grupların çok sayıda gazetesi var. Gruplar bunları kendi matbaalarında basıyor, kendi dağıtım şirketinde dağıtıyor ve tiraj rakamlarını da kendi şirketleri açıklıyor. Şimdi birisi çıksa ve bir hinlik yaparak “Ne malum, bunların gerçek olduğu; basan da, dağıtan da, satan da, satış rakamını açıklayan da aynı ticarî kuruluşun alt şirketleridir” dese, bu haksız rekabete yol açmaz mı? “İyi ama ABC denetim yapıyor” dediğinizde “tamam da bu denetimin yönetim ağırlığı yine belli medya şirketleri ve onların bağlantılarından oluşuyor ve kriterleri bu kişiler belirliyor” diye cevap verirse, dedikoduların önü alınabilir mi? Entrikaların kimseye faydası olmaz. Medya kendi güven sorununu çözmez, olaylara daha makul yaklaşmazsa, gelecekte daha sıkıntılı günler yaşar. Olaylar birbirimize saygıyı, en azından birbirimizin okur kitlesine saygıyı gerektiriyor.

Kaldı ki ABC tek başına bir tiraj ölçüsü değildir. Hem medyanın önemli bir bölümü bu kuruluşa üye değildir, daha doğrusu üye edilmemişlerdir. Bahsi geçen kuruluş bütün grupları hazmedecek olgunluğu henüz yeterince sergileyememiştir. Buna rağmen biz bu kuruluşa hep iyi niyetle yaklaştık. Gerçek tirajlar tamı tamına gün yüzüne çıkar da yalan-yanlış konuşmalardan kurtuluruz diye baktık. Ancak, ABC’nin eksiklikleri hâlâ çok ve maalesef bu kuruluş hâlâ kucaklayıcı değil, özgün yapıyı koruyuculuktan uzak. Türk gazeteciliğine fayda sağlayıp sağlamayacağı halen kocaman bir soru işareti. Bu soru işareti, keşke ortak akıl sayesinde yok edilebilse.

BİAK verileri neden görmezden geliniyor?

1997 yılından beri en ciddi, en bilimsel, en kabul edilebilir çalışmayı BİAK yapıyor. Zaman’ın tirajı konusunda spekülasyon yapanlar önce BİAK raporlarında Zaman’ın kat ettiği yola bakmalı. Zaten reklâm verenler de BİAK’ın erişim raporlarına bakıyor. Çünkü bu raporların hem bilimsel bir zemini var; hem de sokaktan yapılan araştırmanın gerçekliği.

AC Nielsen’in şirket tanınırlık raporunu neden görmek istemiyor bazı meslektaşlarımız; bunu anlamıyorum. AC Nielsen de uluslararası bir firma ve bu firmanın raporları bilimsel değer taşıyor. Oradaki raporlar da gösteriyor ki Zaman, her geçen gün halka mal oluyor, herkes tarafından okunur hale geliyor. Bu durumdan her gazeteci mutlu olmalı; çünkü Zaman’ın çok satması akl-ı selimin, çok sesliliğin düşünce zenginliğinin bir zaferidir...

Abone sistemine külliyen karşı çıkmak da yanlış! Güya bayiden satılanlar gerçek, abone usulüyle satılanlar hayal. Yanlış ne yanlış! Hemen her konuda dünyayı taklit eden ve “sektörel trendler”i takip edenler, niçin dünyadaki modern gazete satış tekniğinin aboneye dayandığını ısrarla görmezden geliyor? Dünya Gazeteler Birliği (WAN)’nin 2006 raporuna (World Press Trends/2006) lütfen bakın. En azından I-119’da yer alan tabloya bakın; orada dünyadaki gazetelerin ülke ülke dağıtım oranları var. O tabloya göre Japonya’da yüzde 94,2, Kore’de yüzde 84,5, Finlandiya’da yüzde 88,0, Hollanda’da yüzde 97, İsveç’te yüzde 75 ve İsviçre’de yüzde 90 oranında abone sistemiyle dağıtılıyor gazeteler. Amerika’daki gazetelerin yüzde 75,6 abone usulü satıldığını yine WAN’ın son raporundan öğreniyoruz. Türkiye’deki yaygın mantığa göre bu ülkelerdeki gazete satışları problemli. Boşuna bir inat bu!

Sözün özü

Medya mensupları, meslektaşlarının emeğine saygı duymalı ki başkası da medyaya saygı duysun. Bu gazeteye büyük bir emek veriliyor. Muhabirinden reklâmcısına, matbaa işçisinden bilgi teknolojileri bölümündeki mühendis arkadaşlara kadar herkes daha kaliteli bir gazete için ömür tüketiyor. Bunca emeği gereksiz polemiklere feda edecek değiliz. Ma’şeri vicdan bu gazetenin nasıl hazırlandığını, nasıl satıldığını, nasıl etki uyandırdığını biliyor. Önemli olan da bu. Keşke önyargılarla buna gölge düşürülmese.

Türkiye, bir vizyon sınavından geçiyor. Siz vizyon sınırlarını zorladıkça birileri, bilerek ya da bilmeyerek -cemaat diye nitelendirdikleri dar bir alana sizi hapsetmek istiyor. Bu dar alana siz razı olmadıkça bu suçlama artacak belki de. Önemli değil. Hem bu güzel millet, hem de yeryüzünün âkil insanları, gücünü sosyal gerçekliğin fıtri zenginliğinden alan çalışmaları görecek ve kadirşinaslığın entelektüel kabulüne herkes yakında şahit olacak...

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious