Ekşi Sözlük'ün 'irticacıları'

Ekşi Sözlük'ün 'irticacıları'.14702
  • Giriş : 26.05.2008 / 13:15:00

'Kutsal Bilgi' kaynağı Ekşi Sözlük'ün 'yeşil' yazarları Gerçek Hayat'a konuştu. 'Maydonoz çok olunca biz de yeşil olduk!' diyen yazarlar hem güldürüyor hem düşündürüyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Ümmühan Atak'ın röportajı

Yaklaşık yüzelli bin kayıtlı üyesi var. Günde yüzlerce yeni başlık, başlıkların altına binlerce madde giriliyor. Akademisyen ciddiyetiyle bilgi aktarmak, geyik muhabbetine sarıp ona buna sataşmak, provoke etmek, savunmak, bağırıp çağırmak, küfretmek serbest. Duymayanınız yoktur; Ekşi Sözlük’ten bahsediyoruz.

Arama motorlarına başvurduğunuzda ilk sayfada illaki yer alan, bazen ciltler dolusu ansiklopediden daha kapsamlı, bazen tahammül edemeyeceğiniz kadar ‘sinir bozucu’, çocukluğunuza dair anıların derlenip toplandığı… Sürekli yenilenen, tazelenen bir hafıza Ekşi Sözlük. Fakat sadece bu değil. Sağ-sol, İslamcı - Laikçi tartışmalarının da ‘tavan yaptığı’ Sözlük’te, “Yeşil sözlük yazarları” diye bir başlık var ve listede dinden imandan bahseden, özgürlükleri savunan hemen herkes var. Bildiğiniz ‘fişleme’ yani. Yeşil sözlük yazarları ile buluştuk ve Sözlük’te ‘yeşil’ olmanın bedelini, yeşil ‘kalmanın’ anlamını konuştuk.

Nasıl “yeşil sözlük yazarı ol(abil)diniz?

Orhan Perver Floydiyan (OPF): Sözlüğe girdiğimde ‘yeşil’ olduğumu bilmiyordum. Bu ‘yüzüme vuruldu’. Kendi kimliğimin diğerlerinden nasıl ayrıldığını orada gördüm. İlk girdiğimde bu kadar politize değildi. Sözlük. Muhtemelen bu, o dönemin politik yapısından değil de sözlüğe giren kitlenin değişmesinden kaynaklanıyor. Haliyle bundan biz de etkileniyoruz. Yeşil yazar olarak bir ‘taraf’ta durmuşum.

Taraf olmanın sakıncası ne? Sözlükten uçurulmak mı?

OPF: Hayır, uçurulmanın sadece sözlüğün formatıyla alakası var. Sözlük yönetiminin de böyle bir tavrı yok. Ama bazıları ‘yeşil’ yazarları istemiyordur, ‘yeşillerin’ de bazılarını istemedikleri gibi. Sözlüğün gündeminden etkilenerek kendi gündemimi belirliyorum. Sözlük bu kadar politik olmasaydı ben de bu kadar politik olmayacaktım.

Gözüpek: AKP iktidarına karşı ulusalcı bir çıkış oldu. Bu ister istemez sözlüğe de yansıdı. Kutuplar keskinleşti. Ulusalcısınız veya değilsiniz şeklinde bir baskı gündeme geldi. Sözlükte genel İslami konulara karşı soğuk bir İngiliz sarkazmı var. Hazreti Muhammed’in eş sayısından tutun da, hadis kitaplarına, hadislerin sahih olup olmadığına kadar her şey tartışılıyor. Ulusalcılar, bunlar hakkında ağır eleştiriler yazıyor. Bunlara tepki olarak, AKP’yle veya dini bir yapıyla bağlantısı olmayanlar da seslerini çıkardı. Benim AKP ile organik inorganik bağlantım yok mesela. Ama yapılanları doğru bulmadığımı söyledim. Sonra listeyi gördük. Zaten film orda koptu. O günlerde, “İslamcılar ekşiyi ele geçirmeye çalışıyorlar” falan deniliyordu.

Bütün mesele AK Partiye yakın olup olmadığınızla mı ilgiliydi?

Cin Ruhiye: Hayır. Mesela, tesettürün bir hak olduğunu savunuyorsanız, insanların eğitim haklarının sadece başları kapalı olduğu için ellerinden alındığına karşı çıkıyorsanız, yeşil sözlük yazarı ilan ediliyorsunuz. Bu kutuplaşma birden olan bir şey değil. İnsanlar birbirlerine forum tarzında ‘ayar’ vermişler.

OPF: İkna etmeye yönelik de değil bu tartışmalar.

Cin Ruhiye: Listeyi çıkaran kişi, dinle ilgili bir şey yazan herkesi listeye dahil etmiş.

İtaatsiz: Gönlü biraz daha geniş olsaydı Kemalist olmayan herkesi dahil edecekmiş.

Nasıl karşıladınız listeyi?

İtaatsiz: Dalga geçtik, ne yapacağız.

Cin Ruhiye: İlk tepki veren bendim. Benim adım önce yoktu listede. “Beni de ekle” dedim, ekledi. Ama birkaç dakika sonra Zirve’de çekilen fotoğraflarımı görmüş. “Siz yeşil değilsiniz” diyerek sildi beni.

Başınızın açık olduğunu görünce yani.

Cin Ruhiye: Evet.

Tek kriteri bu muymuş?

OPF: Kafasında bir profil oluşturmuş. Cin Ruhiye’yi de başörtülü zannediyor. Fotoğraflarını görüp ‘normal’ biri olduğunu anlıyor ve siliyor.

Gözüpek: ‘Toplumun içinde yaşayan dini dışlayan’ bir Aydın profili vardır bizde. Bugün ‘ulusalcı’ diye genel bir isim verileceklerin yaptıkları bu. “Başörtülüsünüz, türbanlısınız” diye tanımlıyorlar. Din; yaşayan, canlı bir şey. Ulusalcı kitle, başörtüsünü istemiyor. Yani aslında kendi toplumlarında yaşamıyor bu adamlar. Bakıyorum annemin başı örtülü. Bu adam diyor ki “Başörtüsüne hayır.”

OPF: Orada bir ayrım da var. Annenin başındaki başörtüsüne kimse bir şey demiyor.

Gözüpek: Bunların yaratmak istedikleri toplum modeli aşağı yukarı; totaliter, tepeden inmeci bir Kemalist modeli. Ve son derece hastalıklı. Stabil, durağan bir ideolojinin yansıması. Arkalarında devlet aygıtını kullanabildikleri bütün güçler var. Bir yasa çıkıyor, başörtüsüyle okula giremiyorsunuz. Bence asıl sıkıntı, başı örtülü olanların merkezde yer almasından kaynaklanıyor. 60’larda 70’lerde üniversiteye giden başörtülü sayısı azdı. Bir süre sonra onlar da merkeze gelip, “Biz de varız” dediler. Bu bir çeşit ‘alan’ çatışması aslında.

Sözlükte yeşil olmanın anlamı tam olarak ne peki?

OPF: Onlara göre sözlüğü İslamcılar ele geçirdi!

İtaatsiz : Evet ama neyse ki bugün sözlüğe başörtülü girilebiliyor.

Cin Ruhiye: Hiçbir yeşil sözlük yazarı,“Başı açık kadınlar şöyledir” diye başlık açmadı. Ama “Türbanlı kadın kokusu” diye bir başlık açıldı.

Yeşil’ler böyle davranarak‘hidayete erdirmeyi’ falan düşünüyor olabilir mi, çaktırmadan?

Noktalı virgül: Ateist olan bir insana ayetler verilerek din anlatılamaz. Adam zaten her şeye akıl ve mantıkla bakıyor. Data olsun diye ayet yazılıyor olabilir. Ama kimse “Ben seni ikna edeceğim” diye girmiyor. Orası tebliğ yeri değil. Zaten ordakiler başka kaynaklardan besleniyorlardır da. Sözlük’te, “Sen bana benim fikrime, inancıma, yaşantıma hakaret edemezsin.” diye düşünmek önemli. “Bilmem n’apan türbanlı kız” başlığını eleştirirken, sadece oradaki türbanlı kızı savunmak değil derdimiz. Bu şekilde sınıflandırmanın, birilerine hakaret etmenin yanlışlığını göstermek. Zaten artık herkes ironiye vuruyor bu tür başlıkları.

Cin Ruhiye: Bu başlıkların açılma gayesi çok farklı. “Bira içen, converse giyen … türbanlı kız” Bunlar bir durum tespiti değil. Bu, “türban takıyorsan senin converse giymeye hakkın yoktur”a gelen bir şey.

İtaatsiz: Sorun bir de şu. Başı açık kapalı diye ayrım yapılıyorsa, orada bir tür iktidar devreye giriyordur. Başı açık olan, kapalı olanı tarif etme kudretini kendinde görüyor. Kapalılık anormal gibi gösteriliyor. Converse giymenin kriteri, ayağa yakışıyor olmasıdır.

Bir ayağın olması da yeter sebeptir sanki.

İtaatsiz: Burada mesele, “Ben gerçeğim, aslolan laik, başı açık Kemalist, ülkenin mülkün sahibi…” diye düşünmekte.

Gözüpek: Beyaz adam olmakta yani.

İtaatsiz: Beyaz erkek, Sünni Türk. “Araba kullanan türbanlı kız” başlığına bakınca, başörtülülerin araba kullanmaması gerektiği söyleniyor.

Noktalı Virgül: Güç sahibi olmaya başlayınca korkuluyor. Çünkü parası var, 4x4’ü var. O insanlar fakirken, köydeyken, daha kırsalken, üniversitede okumazken tehlikeli değildi. Oysa bu ülkenin insanları birdenbire Müslümanlaşmış da değil. Hatta eskiden dinine daha bağlıydı. Sözlük’te biri, Emirgan’da çarşaflı gördüğünü, yetmezmiş gibi(!) yanlarında çocuklarının da olduğunu yazmıştı. “Güzel mekanlarda artan kara çarşaflı güruh” diye başlık açtım ben de. Güzel yerler elit tabakaya ait ya!

Sözlük’teki bazı yazarlar, “Ben aslında dindar değilim ama…” diyerek başlıyor cümlelerine. Tepki çekmemek için olmalı. Siz renginizi gizlemek mi istemediniz?

OFP: Ben hiç öyle gizlenmedim ama öyleleri var. Bunun tam tersi de var; türbanlı kız gibi görünmeyi göze alarak onların haklarını savunan ama gündelik hayatta öyle olmayanlar da var.

Cin Ruhiye: Ülkenin yarısı AKP’ye oy vermiş ama soruyorsun, kimse vermemiş.

Aranızda var mı AK Parti’ye oy veren?

(Hepsi birden): Hayır vermedik.

Peki…

Noktalı virgül: “Otobüs durağında mal mal bekleyen adam” başlığı bir tespittir. Ama “bilmem ne yapan türbanlı kız” derken, o kızın ‘erkek versiyonu’ gözden kaçıyor; onunla aynı eğitimi alan, aynı dini bilgiye sahip… O yüzden “türbanlı erkekler” diye başlık açmıştım. Namaz kılıyor ama barda da eğleniyor. Maksat türbanın siyasi simge olduğunu kanıtlamak. Oysa tek bir türbanlı kız yok ve o kız her yerde gezmiyor. Çeşit çeşit insanlar var.

OPF : Sosyal hayatta, Türkiye’nin gündeminde tartışılan şeyler var. Tabi insanlar sözlükte sanal kimlikleriyle yazdıkları için daha uç noktalarda savunabiliyor düşüncesini. Belki gündelik hayatında olmadıkları kadar tepki veriyor. Ben bile normalde o kadar yeşil değilim ama Sözlük’te yeşil oluyorum.

İtaatsiz: E, tabi. Sözlük’te provoke eden ‘maydonoz’ çok olunca, biz de kendiliğinden bir cepheye düşüyoruz. Roland Barthes’in “Faşizm konuşma yasağı değil söyleme mecburiyetidir” sözünü başlık olarak açmıştım. Bu bir anlamda insanların işini kolaylaştırdı. Mesela Kemalizm hakkında olağanüstü eleştirilerim var ve bu ülkenin en büyük sorununun Kemalizm olduğunu düşünüyorum. “Ben Kemalizm’i eleştiriyorum ama şeriatçı değilim…” şerhi düşmek zorunda hissediyor kendini insan. “Başörtüsüne karşıyım ama babaannem de başörtülü…” Oysa bir konuyu kişisel kompleksimizden bağımsız eleştirebiliriz. Benim AKP’ye, dine, laikliğe olan mesafem, bu eleştiride belirleyici olmamalı. AKP’yi eleştirdiğimde bana ulusalcı birinden mesaj geliyor, “Ne güzel yazdın” diye. Ben, “Elhamdülillah Müslümanım” dedikten sonra da yazabilirdim bunu. 1 Mayıs’a dair yazdıklarımda da, “Ben sosyalist değilim ama…” şerhi düşmek zorunda kalmadım mesela Beni kimin ne zannettiği umrumda değil.

Eksi puanlar veriliyor ama. Korkutmuyor mu bu sizi?

İtaatsiz: Bu, insanın sözlükte kendini konumlandırmak istediği yerle alakalı. Köy enstitüleri için, “Cumhuriyetin iyilik projesi, keşke devam etse, kapattılar ve ülkeye şeriat geldi…” falan yazılmış. Ben, “Köy enstitüleri, devletin, köylülerin başında salladığı bir kılıçtır, Cumhuriyet’in yüz karasıdır” yazdım. Bunu yazarken şeriatçı, Cumhuriyet düşmanı sanılacağım umrumda değildi. Çok tuhaf bir şey var bir de. Köy enstitülerine dair bütün eleştirilerim sol kaynaklardan beslenmişti; Kemal Tahir, Cemil Koçak gibi isimlerden. Ama böyle algılanmıyor. Arşiv taraması yapıp, daha önce hangi konuda ne söylediğime bakıyor ve ona göre puan veriyor.

Siz hem yeni bir yazarsınız hem de ‘karma’nız düşük?

Noktalı Virgül: Ben girdiğim dönemde “türbanlı kız..” başlıkları coşmuştu. Kendimi tutamayıp içimdekileri yazdım ve kendimi belli ettim. Bu yüzden puanlarım hep eksi.

Düşük puan uçurulma sebebi oluyor mu?

İtaatsiz: Hayır. Moderatörlerin bu anlamda adil olduklarını düşünüyorum. Format dışında atılmış insanla karşılaştırmadım.

Cin Ruhiye: Sözlüğün başını belaya sokacak, hukuka aykırı bir şey yazdığınızda uçuruluyorsunuz. Kişiye hakaret, uçurulma sebebidir mesela.

OPF: Tabi kişiye hakaret etmenin de yolları var. Aslında kime hakaret ettiğimizi biliyordur herkes ama açık yazılmamıştır.

Gözüpek: Bence sorun düşünme biçimlerinde. Türbanlı bir kız bira içebilir mi? İsterse içebilir, onun sorunu. Din onun için de var benim için de. Biz burada beş sözlükçüyüz, hepimiz başkayız. Ama bizi yeşil yapan şey, karşı olduğumuz şeyin ‘düşünme biçiminin sığlığı’ olduğu. Karşınızda beyaz bir mahallede büyümüş, kolejlerde okumuş biri var ve taşradan gelip kendinden daha çok dil bilen, daha çok okuyan kişiyi istemiyor. Beyaz adam için ben potansiyel tehlikeyim.

Yeşiller daha mı kültürlü ve donanımlı?

Gözüpek: Hayır. Böyle bir iddia yok.

Cin Ruhiye: Daha toleranslı diyebiliriz. İnsanlara geniş alanlar sunulsun istiyoruz. Kendi içimizde çelişmemize de izin vermiyorlar. Ben bir insanım. “Bira içen türbanlı kız” normal bir şeydir. “Sen türbanlısın, bir şeye inandığını deklare etmişsin. Nasıl bira içersin?” diye eleştiriyorlar.

Yeşiller de eleştirmiyor mu bu durumu?

Cin Ruhiye: Eleştiriyor ama ben çelişme hakkına karşı çıkan her şeye karşıyım. Bireyin etrafında geniş alan olmalı.

OPF: Ben bu çelişkiyi tırnak içinde bir ‘çelişki’ olarak algılıyorum. Gerçek bir çelişki değildir o. Olması gereken budur. Onun kafasında ben bir inanca sahipsem, inancın gereklerini yerine getirmeliyim. Buradaki karşı çıkışına hak veriyorum ama başka bazı siyasal veya kamuya ait konularda demokratik hakların varken çelişkiye düşemezsin. “Ben özgürlükçüyüm ama başörtülü okuyamaz” diyemezsin.

Sözlükte başı açık-kapalı konusunda üslup yumuşamaz mı?

İtaatsiz: Çarşı pazarda komşuluk, dostluk ilişkileri, başörtülü başörtüsüz üzerinden yürümüyor. Sözlük’teki bu tartışmalar yüzeysel. Bu da küstahlığı ve hırçınlığı beraberinde getiriyor.

Sanallıktan mı?

Cin ruhiye: Tabi. Biraz da sanki ulusalcılık bunun sebebi. Derin birikimi olmayanların çoğunda görüyorum; ulusalcılığa, “Benim de bir düşüncem olsun” diye sarılıyorlar. Çok şey bilmeden, “Oh, Kemalistim, süper. Atatürk’ü çok seviyorum, sahip çıkayım…” diyorlar. Bu insanlar bir ‘markayı’ giymenin değerli olduğunu düşünüp, Cumhuriyet mitinglerine katılıyorlar. Yeşil tarafa karşı çıkıp hakaret ederek kendilerini yücelttiklerini düşünüyorlar.

Zaman zaman ‘biz de Sözlük’te güçlü olalım’ çağrıları yapılıyor. Buna ne diyorsunuz?

OPF: Daha kalabalık olalım da derslerini verelim demiyorum. Sadece kendim de kalsam, kendimi anlatırım. Başka birileriyle illa da konumlandırmıyorum düşüncelerimi. Bir sepet yumurtanın içindeki bir yumurta değilim. Başka bir grup gelsin de ortak paydayı yarıştıralım kaygım yok.

İtaatsiz: Bu çağrıyla gelecek yazarın sözlüğe katkısı bu yüzeyselliği derinleştirmek olurdu. Ekşi böyle bir ucundan tutulacak bir mecra değil. Akıp giden bir nehir.

****

“PROVOKASYON EKŞİ’YE DİNAMİZM KATIYOR”

Sözlük’teki hesaplarınız birer tane mi?

İtaatsiz: Birer tane.

Farklı yerlerden ‘saldırmak’ için başka hesaplar açmayı düşünmediniz mi?

İtaatsiz: Bunu düşünüp birkaç farklı nikle provokatif saldırı yapanlar var.

Cin Ruhiye: Ben bu isteği haklı buluyorum. Ben Cin Ruhiye’nin yazdıklarının zıttını başka bir nikle de yazabilirim. Keşke ikinci hesabım olsa ve ortalığı karıştırabilsem. Vaktim olmadığı için uğraşamıyorum, ama yapanları da takdir ediyorum. Provokasyonu seviyorum. Ekşi’ye dinamizm katıyor.

OPF: Tam karşısını yazması da gerekmiyor farklı nikin. Yazar farklı isimle farklı bir üslup kullanır isterse.

Tartışmaların vakit kaybı olduğunu düşünüyor musunuz?

OPF: Zaman zaman değil çoğu zaman vakit kaybı olarak görüyorum. Artık yazmamaya başladım. Yeni bir şey duymayacağımı bildiğim bir tartışma beni çekmiyor. Bazen açıp, “Yeni bir şey var mı” diye bakıyorum. Dönen sanal tartışmayı ezberledim, yeni bir şey yok.

Gözüpek: Temcit pilavı.

OPF: Hangi yazarın ne düşündüğünü zaten biliyoruz.

Bu yorgunluk dönemlerinde mi sözlüğe yazar alımları yapılıyor?

OPF: Yüzeysellik tavan yaptığında, gereksiz tartışmaları takip etmek usanç verince geriye çekiliyorlar tabi.

Cin Ruhiye: Bir de okunmak istiyorlar. Ben hatıra defteri tutmadım. Ama sözlükte sekiz bini aşkın entrym var. Bunun nedeni okunuyor olması.

Tartışmalarda birbirinizi haberdar edip destekliyor musunuz?

Gözüpek: Bizi ‘yeşil’ olarak tanımlayanlar, bir çeşit beden ve onun organları gibi hareket ediyor. Biz öyle değiliz. Biz bir alanız. O alanda da insanlara geniş özgürlük var, kapatılmalara karşı oluş var…

İtaatsiz: Özgürlüklerden yana olmamızın, dini konularda hassas olmamızın, Kemalist olmamamızın bedelini ödüyoruz. Bedeli, yeşil sözlük yazarı olarak ‘damgalanmak’. Taammüden tasarlayarak yaptığımız bir şey yok. Aklın yolu birdir. Bu yüzden aynı başlıklar altında yazmış oluyoruz.

GERÇEK HAYAT

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious