Elli yıldır gül yetiştiren adam

  • Giriş : 27.03.2006 / 00:00:00

Türk edebiyatının sessiz; ama verimli kalemlerinden Rasim Özdenören’in ilk hikâyesi “Akar Su”yun üzerinden elli yıl geçmiş.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Hemen herkesin yanını-yönünü karıştırdığı dönemlerde sağlam bir işaretçi gibi durmuştu Rasim Özdenören. Duru kelimeleri, vurucu tespitleri ve ‘akar su’ gibi cümleleriyle hem yazmak hem de yaşamak hakkında ölçüler vazetti muhataplarına. Kimi zaman değerlerin ‘çözülme’siydi anlattığı, kimi zaman da inançlarıyla gerekleri arasındaki ‘eşikte duran insan’. Yazı hayatında elli yılı geride bırakan Özdenören, önceki akşam Taksim’deki Bilim Sanat ve Felsefe (BSF) Akademisi’nde, Mostar dergisinin de işbirliğiyle düzenlenen saygı gecesinde, bütün bunların nasıl bir ‘ağrı’nın neticesi olduğunu paylaştı okurlarıyla.

Yazar için gerçekleştirilen etkinlikte konuşmacı olarak Alim Kahraman, Bahtiyar Aslan ve Cevdet Karal çıktı okurların karşısına. Elli yıllık bir serüvenden bahsedildiğinde, bunun inişleri çıkışları olduğundan da söz edilmesi doğaldır. Oysa Cevdet Karal’a göre Rasim Özdenören’in en ayırt edici yanını tam da bu husus oluşturuyordu; elli yıldır aynı olgunlukta yazması. Karal, bunu yazarın “Hastalar ve Işıklar” adlı -Özdenören’in dediğine göre çokluk tıpla ilgili bir kitap sanılan- kitabı üzerinden örnekledi. “Hastalar ve Işıklar”ın, Özdenören’in tüm öykülerinin özünü taşıdığını; ancak olgunluk açısından aralarında fark bulunmadığını söyleyen Karal, yazarın, öykü kalıbına getirdiği yeniliğe de dikkat çekti. O güne kadarki kalıpların Özdenören’e yetmediğini dile getiren Karal, şöyle konuştu: “Diyebiliriz ki iskeletini bir olayın oluşturduğu sanatsal anlatımın, karakterin üzerine giydirilmiş bir elbise gibi durduğu ve zaman tasavvuru doğrusal bir düzlemi andıran klasik hikaye, insanın yeni durumuna denk düşmemektedir. ‘Hastalar ve Işıklar’da yer alan öykülerden anlaşılan şu ki, yazarın yapmak istediği, dış gerçeklikten çok iç gerçekliği ön plana çıkarmak, öykü kişilerinin karakterlerini, birbirini izleyen olaylardan ziyade olayları hazırlayan iç faktörleri öykünün ana ekseni haline getirerek vermektir.” Bahtiyar Aslan’ın dikkat çektiği husus da bu ana eksenden kaynaklanıyordu. Özdenören anlatısını, ‘modernizmle muhafazakarlığın kavşağında’ diye niteleyen Aslan, öykülerin temelinde de iç ve dış dünya çatışması olduğu tespitinde bulundu. “Onun öykülerindeki kişiler, dış dünyanın gerçeklikleri karşısında çaresiz bırakılmış tiplerdir. Tam anlamıyla savunmasız kalmışlardır, kuşatılmış, nesneleşmişlerdir. Bu durum modernizmin, bireyi ait olduğu dünyadan koparıp nesneyi öncelemesinden kaynaklanan bir durum olarak anlaşılabilir. Birey dış dünyada olup bitenlere hiçbir şekilde müdahil olamamakta, bilinçaltındaki gerçeklikle hayatın gerçekliklerini bağdaştıramamaktadır.” İşte bu noktada Özdenören’in kalemi devreye girip bu manzarayı eksiksiz resmeder.

Elbette bu konuşmaların ardından ‘Gül Yetiştiren Adam’ Rasim Özdenören’in de söyleyecek bir çift sözü vardı. Her ne kadar “50 yıldır yazdığımız söyleniyor; ama 50 yıldır pek konuşan biri değilim.” dese de konuşması, yazısı kadar etkileyici ve vurucu oldu: “Ağrı konuşmayı önler, insanın kendi içine yönelmesini sonuçlar. Ben buna ruhun ağrısı diyorum. İnsanoğlu kutsalla olan ilişkisinden dolayı Ağrı çeker. Hem ağrılı olup hem de konuşmak zorunda kalmak, belki de insanın karşılaşabileceği en zorlu geçittir. Acıdan konuşan, acısını konuşan ve acıyla konuşan, ağrısının diline tercüman olan, sesinin tınısından bile belli olur. Onun kelimeleri ciğerinden sökülüp çıkar. Öyle olduğu için de her bir kelimesi bir nefes sıcaklığı taşır. Bırakalım acılı insan konuşsun, acısını konuşsun, acıyla konuşsun.”

Modern Müslüman’ın dertlerini anlattı

1940- Maraş doğumlu Rasim Özdenören, ilk ve ortaöğrenimini Güney ve Doğu şehirlerinde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni ve Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. Devlet Planlama Teşkilatı’nda uzman olarak çalıştı. 1970-71 yıllarında Amerika’da kaldı. 1975’te Kültür Bakanlığı Müşavirliği görevine geldi. Aynı bakanlıkta bir yıl da müfettişlik yaptı. 1978’de istifa ettiği memurluğa bir süre sonra tekrar döndü. “Çok Sesli Bir Ölüm” ve “Çözülme” adlı hikayeleri televizyon filmi yapıldı. “Çok Sesli Bir Ölüm” Uluslararası Prag TV Filmleri Yarışması’nda jüri özel ödülünü aldı. Yazarın başlıca eserleri arasında “Gül Yetiştiren Adam”, “Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler”, “Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı”, “Çarpılmışlar”, “Ruhun Malzemeleri”, “Yeniden İnanmak”, “Red Yazıları”, “Acemi Yolcu”, “Köpekçe Düşünceler” var.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious