Emin Çölaşan'dan 'Vatan'a jet cevap

Emin Çölaşan'dan 'Vatan'a jet cevap.12585
  • Giriş : 21.01.2009 / 14:16:00

Çölaşan, yeni gazete çıkarmak için hazırlıklarını sürdüren Ciner'le hakkındaki iddialarına açıklık getirdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Vatan gazetesinin dünkü manşetinde yer alan iddialarla ilgili tüm gerçekleri SÖZCÜ'ye açıklayan Çölaşan, ''Bana söylendiği gibi araba hediye edilmedi. 3 aylık maaş ödenmişti, onu da iade ettim. Bu transfer hükümetin baskısı yüzünden rafa kalktı'' dedi.

İşte Sözcü'de yayınlanan o röportaj:

- Hakkınızda bir takım iddialar basına yansıdı. Size araba hediye edildiği doğru mu?

Vatan Gazetesi'nin benimle ilgili yazdığı manşetin bir tarafı yanlış. Bana araba verildiği söyleniyor. Bana araba filan verilmedi. Verilecek idi. Yana armağan olarak da değil hizmetime araba verilecekti. Ama öyle bir araba verilmedi. 3 ay benim hesabıma maaş yatırıldı.

- Anlaşma neden bozuldu?

- Daha sonrasında bir takım gelişmeler oldu. Fatih Altaylı ile haftada bir telefonda konuşurduk. Ben ona ''Nasıl gidiyor işler, neler oluyor?'' diye sorardım, merak ederdim. O sıralarda matbaa işleri, yeni transferler, kadro oluşturma işleri vardı. Fatih de bana uzun uzun anlatırdı bütün olayları. Fakat sonra Fatih, yaklaşık 2 hafta içinde, 3 kez telefonuma çıkmadı, geri de dönmedi. Benim numaramı cep telefonunda görmesine karşın, her telefona “Emin abi merhaba'' diye çıkan Fatih, telefonlarıma çıkmamaya başladı. Bir şeyler olduğunu hissetmiştim. Bir terslik vardı. Ama ne olduğunu bilmiyordum.

- O zaman neler düşündünüz?

- Gazeteci arkadaşlardan bana ''Ciner Grubu'nun üzerinde de siyasi baskı var'' diye bir takım iddialar geliyordu. Bana ''Abi senin işin olmaz, AKP seni oraya sokmaz'' diyorlardı. Ben bunları bilemiyordum. Sonrasında TürkTime internet sitesinde, Talat Atilla ile yaptığımız bir söyleşim çıktı. Bu olaylar henüz daha başlamamış, yoğunlaşmamıştı. Ben bu söyleşimde, ''Turgay Ciner bana çok güzel bir laf etti'' diyerek, Fatih'in de olduğu Ankara'da temmuz ayında yaptığımız bir konuşmadan bahsettim.
Söyleşimde Turgay Ciner'e bu toplantıda, ''Bekir Coşkun size gelecek, ben geleceğim. Biz aynı doğrultuda yazılar yazacağız. Siz büyük bir iş adamısınız, hükümetle bir sürü işiniz var. Sizin başınıza bir sorun yaratmaz mı?'' diye sorduğumu anlattım.

Fatih Altaylı'nın da olduğu toplantıda, Turgay Ciner bana aynen şunu söylemişti; ''Abi ben sadece Allah'tan korkarım. Bunlar benim malımı, Sabah Gazetesi ve ATV'yi gasp ettiler, ben neden korkacağım'' dedi. Bu lafı Talat Atilla'ya söyledim. Sonra benim ''Her Kuşun Eti Yenmez'' isimli kitabımda da bu lafı kullandım. Hemen ardından Fatih Altaylı'nın bir internet sitesinde haberi çıktı.
Bu haberde Fatih, ''Ben Emin Çölaşan ile çalışmayı gözden geçireceğim'' dedi. Oysa ben bu lafı Turgay Ciner'i onore etmek için söylemiştim. Şu anda da aynı şeyi düşünüyorum. Gerçekten de düzgün, yürekli bir adam olarak görmüştüm ben onu. “Allah'tan başka kimseden korkmam, ben bunların neyinden korkacağım'' dedi, baskılar bana vız gelir, yeter ki bizimle çalışın anlamında konuştu. Bekir Coşkun ve benim için.

- Fatih Altaylı'nın bu açıklaması üzerine ne yaptınız?

- Fatih Altaylı'nın haberinde “Emin Çölaşan ile çalışmayı gözden geçireceğim'' dediği lafı ve benim bu üç cümleme referans veriyordu. Bütün bunlardan sonra ne yapmam gerekirdi benim. Bir tantana yaratacak telaşede değildim. O zaman bana üç ay maaş verilmişti. Ayda 25 bin TL olarak. Bu parayı ben ayrı bir hesapta tutuyordum, ne olur ne olmaz diye. Dokunmamıştım hiç. Sessiz sedasız bu parayı, yaklaşık bin TL'lik yasal faiziyle geri iade ettim.

- Ödemeyi size Fatih Altaylı mı yaptı?

- Bana bu parayı yollayan da Fatih Altaylı idi, bir kurum değildi. İsmen gönderiyordu. Bankadan hesap numarasını öğrendim ve o parayı faiziyle birlikte aynen iade ettim. Bu ne demektir? Tamam kardeşim bu iş bitmiştir. Fatih bana zaten bu mesajı sözleriyle vermişti, ben de bunun üzerine karşılıkta bulundum ve dedim ki “Sen gözden geçire dur''. Olay budur.

- AKP hükümeti baskı yapmış olabilir mi?

- Turgay Ciner olayında hükümet bunlara yoğun baskı yapmış. Benim girmemem konusunda. Zaten AKP iktidarı benim önümü kesmek için bugüne kadar elinden gelen her çabayı gösterdi. Benim başka gazetelere gitmemi de önlediler. Patronlarına tehdit yağdırıp, şantaj yapıp, Başbakanlık mahallesinden gelen şeylerdi bunlar. Dolayısıyla benim açımdan iş orada kaldı. Turgay Ciner'in üzerinde baskı vardır, yoktur, benim için şunlar söylenmiştir. Tahmin ediyorum bunları tabii ki, kanıtlayacak bir belge yok. Durup dururken benim olayımın bu şekilde bitirilmiş olması akılda bazı kuşkular uyandırıyor.

- Kişisel olarak bütün bunlar sizi üzüyor mu? Yıllardır basında usta bir kalem olarak varsınız...
bi
-  Hiç üzmez. Çünkü artık alıştık, kanıksadık. Türkiye'de benim gazetecilik yadpmamı engelleyen güçler var. Dolayısıyla bunu kanıksadım. Bana açık olank tek gazete şu anda SÖZCÜ. İkinci bir gazete de yok, bana açık olabecek. Bütün yaşadıklarımız bunu gösterdi. Bunu kanıtladı. SÖZCÜ Gazetesi'nde yazılarım çıkıyor, söyleşilerim yayımlanıyor. SÖZCÜ'ye de teşekkür ediyorum. Bu işi korkmadan yapıyorsunuz. Sadece gazeteler değil ART dışındaki televizyonlar da kapalı. Bazen Cem TV'ye, bazen Ulusal Kanal'a çıkıyorum. Hiç biriyle profesyonel bir bağlantım yok. SÖZCÜ'den de bir kuruş para almışlığım yok. Turgay Ciner olayında, tahmin ediyorum, siyasi baskı vardır.

- AKP'nin basını susturma çabası amacına ulaşıyor mu?

- Çok tehlikeli bir olay bu. AKP'nin gözünde bir numaralı düşmanlarıyım. Çünkü en sert yazıları ben yazıyorum, amansız eleştirileri ben yaptım. Hepsi belgeliydi ve doğruydu. Kimsenin söyleyemediklerini yazdım şakır şakır. Şimdi Hürriyet'ten ben niye kovuldum. 22 Temmuz 2007'de genel seçimler oldu. Aradan tam üç hafta geçti, 14 Ağustos 2007'de beni kovdular. Çünkü neden, AKP yeniden yüzde 47 ile iktidara gelmişti. Dolayısıyla benim artık orada kalmam mümkün değildi. Ben kovulacağımı da zaten tahmin ediyordum ama konduramıyordum kendime. Bu şekilde bir süreç yaşandı. Ondan sonra da beni susturmak için , tahmin ediyorum ki AKP iktidarı, -tahmin diyorum çünkü maalesef yazılı kanıtım yok- elinden geleni yapıyor. Bunu Akşam Gazetesi'ne, Karamehmet grubuna da yaptılar. Üzülmek diye bir olay söz konusu değil.

''Benim alnım açık''

Basını susturuyorlar. Medya ile kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyorlar. Kendi medyalarını yarattılar. Onların açık yandaşı ve destekçisi olmayan medya da baskı altında. Maalesef olay bu, Türkiye bunu yaşıyor. Ama bizim alnımız açık. Bir lekemiz, kirimiz yok. Geçmişten kalan bir şaibe altında değilim. O yüzden de bildiğim yolda, elimden geldiğince tabi devam edip gideceğim. Şu olmaz, bu olmaz ama yarın bakarsın rüzgarlar tam tersi yönden eser. Esmese de hiç sorun değil. Herkes olayı biliyor. Zaten yaşadıklarımı da iki kitabımda da yazdım.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*