Emredersinizci gazeteciler!

  • Giriş : 22.08.2006 / 00:00:00

Ankara’da Emniyet ve Genelkurmay’dan aldığı bilgiyi “yes, sir” (emredersiniz) diyerek aynen yayınlayan gazeteciler var.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


‘Ankara merkezli gazetecilerde Genelkurmay’a akredite olmak, Emniyet’le iyi ilişkiler içinde bulunmak, Başbakan’a yakın olmak önemli bir unsur oluyor. Göreve geliş açısından da görevde kalmak açısından da.”

Bu sözler; Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doçent Önder Aytaç’a ait. 1997’den beri medyanın yayınladığı devlet ve güvenlik konulu haberler üzerine çalışmaları olan, Polis Akademisi’nde “polis-medya ilişkileri” derslerine giren Aytaç, sıra dışı uygulamalarıyla dikkan çeken bir öğretim üyesi.

Örneğin, çeşitli köşe yazarlarının Emniyet, asker ve devletle ilgili görüşlerini ödev konusu yaptırıyor. Akademi’nin son sınıfındaki bir öğrenci; komiser yardımcısı olabilmek için gerekli olan bitirme tezine, Ahmet Altan’ın devlete ilişkin görüşlerini konu olarak seçmiş. Tezin başlığı hayli ilgi çekici; “Apoletsiz yazar.” Hatta bu tez; Polis dergisinde yayınlanınca; dergi kapatılmış; Aytaç ve tezin sahibi Komiser Yardımcısı Ahmet Özgür soruşturma geçirmişler. Bir başka öğrenci, Hıncal Uluç’un devlete bakışını tez konusu yapmış. Bu şekilde tez konusu yapılan yazarlar arasında; Mehmet Altan, Ali Bayramoğlu, Emin Çölaşan, Gülay Göktürk var.

“YES, SIR” GAZETECİLİĞİ

Aytaç; ABD’deki Utah Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları Merkezi öğretim üyesi Emre Uslu ile birlikte yepyeni bir tartışma daha başlattı. Yaklaşık 1,5 yıldır gazeteci İlnur Çevik’in sahibi olduğu ve İngilizce yayınlanan “New Anatolian” gazetesinde ortak imza ile yazıları yayınlanan ikili; Türk medyasının asker ve Emniyet haberlerini veriş biçimine ağır eleştiriler getirdiler. Gazetede 11 Ağustos 2006 günü yayınlanan yazının başlığı şöyle: “Askeri ve polisiye konularda Emredersiniz Efendim gazeteciliğinin normları.”

Yazıdan çıkan sonuç şu: Amerika’nın Irak’ı işgali üzerine Amerikan Ordusu ile birlikte savaşı adım adım izleyen ve “embedded” (iliştirilmiş) olarak nitelendirilen gazeteciler bile; Türk medyasındaki “yes, sir”cü, yani “emredersiniz efendim”ci gazetecilerden çok daha iyi. Çünkü hiç olmazsa; iliştirilmiş gazetecilerin haberlerini okuyanlar; bu haberlerin kaynağı hakkında açık bilgi sahibiydi. Oysa; Türk medyasındaki “yes, sir”cü gazetecilerin haberlerinde; bu gazeteci ile haberin kaynağı arasında nasıl bir ilişki olduğu bile bilinmiyor. Çünkü burada haberin kaynağı kendisini gizliyor. Gazeteci sadece bu gizli kaynağın halkı yönlendirmesine aracılık yapan kişi pozisyonunda. Yazıya göre bunun en çarpıcı örneği; 28 şubat sürecinde yaşanan andıç olayı. O dönemde yakalanan PKK’lı Şemdin Sakık’ın ifadelerine çeşitli eklemeler yapılarak; gazeteciler Mehmet Ali Birand ve Cengiz Çandar’ın PKK ile ilişki içinde oldukları imajı uyandırılmıştı.

İki öğretim üyesi; “yes, sir” denilerek yapılan haberleri konu alan bu yazı ile “Askeri ve polisiye konularda Sabah’ı kim aldattı?” başlığını taşıyan bir önceki yazılarında özellikle Sabah gazetesini ele almışlar. Sabah’ın genel yayın yönetmeni Fatih Altaylı, köşe yazarı Muharrem Sarıkaya, Ankara Temsilcisi Aslı Aydıntaşbaş ve savunma muhabiri Metehan Demir’in; Ankara Emniyeti’nin yaptığı “Atabeyler operasyonu” sonrasındaki yazılarını mercek altına almışlar. “Atabeyler” denilen ve içlerinde bazı rütbeli askerler ile polislerin bulunduğu gurubun üzerlerinde Başbakan Tayip Erdoğan’ın evinin krokisi, başdanışmanı Cüneyt Zapsu’nun ortağı olduğu BİM mağazalarına ait krokiler, bombalar ve çeşitli malzemeler çıkmıştı.

“Niye özellikle Sabah’ı seçtiniz?” sorusuna Aytaç; “Çünkü diğer gazetelerle kıyaslamış olduğumuzda Sabah’ın yaklaşımları o dönem içerisinde farklıydı. Ana akıştan farklıydı.” diyor.

SABAH HABERLERİNİN FARKI

Peki Sabah’ın haberlerindeki farklılıklar neydi? Fatih Altaylı’nın 11 Haziran 2006 tarihli yazısını hatırlatan Aytaç şöyle diyor: “O yazıda Genelkurmay’ın önünde gazetecilere Atabeyler operasyonu ile ilgili belge dağıtan 25 yaşlarında, uzun boylu, tişörtlü bir şahıstan bahsediliyor. Yazıya göre Genelkurmay, bu görüntüleri incelenmek üzere Emniyet’e göndermişti. Bu kişinin bir polis olduğu ima ediliyordu. Emniyet sözcüsü bunu yalanladı. 16 Haziran günü Sabah bu kişinin polis olduğunu yazdı. Emniyet yine yalanladı. Eğer Emniyet’in basın sözcüsü, bize böyle bir bilgi gelmedi diye yalanlıyorsa, ve Genelkurmay açıklama yapmadan önce Fatih Altaylı Genelkurmay’ın yapacağı açıklamanın aynısını kendi köşesinde yazıyorsa, bu işi iyi okumakta fayda var.”

Ama ilginç olan şu. Aytaç-Uslu ikilisinin bu makalesinin New Anatolian gazetesinde yayınlanmasından sonra Aytaç’ı arayan Sabah’ın Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı; üst düzeydeki bir devlet yetkilisinin ismini anarak; “Bizim haber kaynağımız birincil bir kaynak” diyor. Önder Aytaç, Sabah yazarları Muharrem Sarıkaya, Aslı Aydıntaşbaş ve muhabir Metehan Demir ile de görüşmeler yapmış:

“Gerek Fatih Altaylı, gerekse Sabah’ın yazar ve muhabirleri, konuya ne kadar tarafsız habercilik çerçevesinde yaklaştıklarını, bu konularla ilgili yapmış oldukları haberlerde ilk ve birincil kaynaklardan bilgi aldıklarını belirttiler. Biz, kaynaktan alınan bilginin başka kaynaklardan da kontrol edilerek yazılması gerektiğini söyledik. Onlar da haberlerin bir kısmı için bunu yapıyoruz, bır kısım haberlerde ise birincil kaynağımızın aynen söylediği şekliyle alıp koyuyoruz dediler.”

Aytaç, çok üst düzeydeki bir kaynaktan bile olsa alınan bir bilgi başka bir kaynakla kontrol edilmeyince ortaya çıkan durumu şöyle özetliyor: “Sabah’ın haberlerinde Atabeyler gurubu hakkında neler vardı? Çıkan krokilerin eğitim amaçlı olduğu, sadece işe yaramaz bir RPG ve mayın bulunduğu. Ama polis 70’ten fazla patlamaya hazır bomba yakaladı. Ve savcı iddianamede; hükümetin, Başbakan ve Zapsu’nun Atabeyler’in hedefinde olduğunu yazdı.”

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious