Endişeye mahal yok, bombanın pimi çekilmemiş!

  • Giriş : 15.06.2007 / 22:51:00
  • Güncelleme : 15.06.2007 / 22:58:40

Atabeyler çetesi olarak bilinen oluşum hakkında rapor veren bilirkişiye ne kadar teşekkür etsek az!

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


BÜLENT KORUCU yazıyor...

Hatırlayalım, bilirkişi, patlayıcıların düzenek haline getirilmediğinden hareketle tehlikesiz(!) olduğunu belirtmiş, savcı da buna göre mütalaasını değiştirmişti.
Savcı, "patlayıcı ve mühimmatların mevcut durumlarıyla tehlikesi bulunmayan, düzenek haline getirilmemiş ve kendine uygun silahla kullanılmadıkları sürece tehlikeli olmayan maddeler olduğunun anlaşıldığını" kaydetmişti. Bunları bilmeseydik bugün paniklemek için fazlasıyla sebebimiz vardı. İstanbul polisi, Ümraniye'de bir gecekonduya yaptığı baskında 27 adet el bombası, çok sayıda TNT kalıbı ve fünye ele geçirdi. Cephaneliğin sahibi olduğu gerekçesiyle yakalanan emekli astsubay, ifadesinde bunları Hasdal Kışlası'nın çöplüğünden topladığını söyledi. Görüntüleri dikkatle inceledim ve rahat bir nefes aldım(!) El bombalarının hiçbirinin pimi çekilmemiş, patlayıcılar düzenek haline getirilmemiş. Anlayacağınız tehlikesiz(!) türden. Elde ediliş şekli de çöplükten toplama olduğu için cezaî takibata bile lüzum kalmayabilir. Hatta böyle tehlikeli olabilecek malzemeleri çöplükte bırakmayıp güvenli bir yere kaldırdığı için adı geçenlere şükran(!) duygularımızı ifade etmeliyiz.

İşin şaka kaldırır yanı yok aslında. Gözaltındaki O.Y.'nin, Danıştay cinayeti soruşturmasında gözaltına alınan emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin'le ilişkisi çok açık. Pek çok karede birlikte görünmelerinin ötesinde Tekin'in bürosunda basını ağırlamıştı. Bombalar da Cumhuriyet Gazetesi'nin bahçesine atılanlarla benzeşiyor. Buradan hareketle Danıştay soruşturması yeni bir boyut kazanabilir. Mahkeme, Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombaların kaynağının araştırılması talebini reddetmişti. Muzaffer Tekin hakkında ise delil yetersizliğinden takipsizlik kararı çıkmıştı. Yeni gelişmeler mahkemenin ve soruşturmanın seyrini değiştirebilir. Yüce Türk yargısı bu gelişmelere kayıtsız kalamaz. Ama aynı şeyi Türk medyası için söylemek çok mümkün değil. Önyargılarını sorgulama ihtiyacı hissederler mi, çok umutlu değilim. Danıştay cinayetini 'Türkiye'nin 11 Eylül'ü' olarak niteleyenlerin 'bu bir dinci saldırıdır' peşin hükmünü gözden geçirme ihtimali çok düşük. Medya açısından neden bu kadar umutsuz olduğumu anlamak için dünkü gazetelere bakmak yeterli. Bağcılar Lisesi'nde namaz kılan öğrencilerin suçüstü(!) yakalanmasını manşet yapanların, cephanelik haberini nasıl verdiklerini kıyaslayın.

Bir de şu kıyaslamaya bakın. Aşağıdaki paragrafta mekân ve kişi isimleri değiştikçe haberin büyüklüğü, veriliş tarzı, seçilen kelimeler hepsi değişiyor. "....binasının önüne gelen kişi güvenlik çemberini aşamayınca havaya ateş açarak kaçmaya çalıştı. Yakalanan saldırganın sorgusu sürüyor." Boşlukları YÖK ve Erdoğan Teziç olarak doldurduğunuzda haber birinci sayfanın en önemli yerlerine ve 'suikast girişimi' olarak giriyor. Ama boşluğu AK Parti Genel Merkezi ve Tayyip Erdoğan diye doldurduğunuzda, iç sayfalarda 'havaya iki el ateş açan meczup yakalandı' oluyor. Bu haber Başkaban'a suikast girişimi olarak mı verilmeliydi? Elbette hayır. Fakat aynı sağduyu YÖK bahçesindeki eylemde de gösterilmeliydi. Merkez sağın iki partisi, cumhurbaşkanlığı seçiminin kilitlenmesine verdikleri desteği bu saldırı girişimiyle gerekçelendirmişlerdi. Biz de "Cebine silah koyup havaya ateş açana Türkiye'yi kilitleme imkânı vermeye kimsenin hakkı yok" diye yazmıştık. Neyse çok şükür bombalar pimi çekilmeden ele geçirildi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious