Er dediğin gidişinden belli olur

  • Giriş : 05.12.2006 / 00:00:00

Otogarlarda büyük bir hareketlilik yaşanıyor bugünlerde.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Vatani görevini yerine getirmek için askere gidecek binlerce genç ‘En Büyük Asker Bizim Asker’ nidaları eşliğinde konvoylarla ve havaya atıp tutma şeklindeki uğurlama ritüelleriyle yolcu ediliyor. Asker uğurlamak her ne kadar milli âdetlerimizden birisi olsa da dikkatsizlik sonucu birçok kazaya ve sakatlanmalara da yol açıyor.

Araştırırken karıştıran gazeteci arkadaşımız H. Salih Zengin, bu hafta genç er ve erbaş adaylarının arasına dalarak asker uğurlama törenlerini mercek altına aldı. Arkadaşımızın gözlemlerine ve araştırmalarına bakacak olursak durum hiç de iç açıcı değil. Zira asker uğurlama töreni yapacağım diye şehrin bütün trafiğini pervasızca aksatan gençler birçok ölümlü trafik kazasının davetiyecisi konumunda. Ayrıca ‘Asker gidecek geri dönecek’ diyerek havaya atılan asker adaylarının yere düşmeleri sonucu memleket askere bile gidemeyen gazilerle dolmuş durumda. Arkadaşımızın tecrübeyle sabit olmuş bir de uyarısı var: “Otogarlarda yalnız başınıza dolaşmayın. Çünkü asker uğurlama komitesi kimi gözüne kestirirse onun ayağını yerden kesiyor.”

Her düğünün bir delisi, her işin bir mevsimi var. Halkımızın dağarcığında bu tür etkinlikler bir ajanda dolusu yer işgal ettiğinden hepsinin hakkını vermeye çalışır. Elinden geleni ardına komaz... Bildiğimiz dört mevsimin dışında bir sürü mevsim vardır, medya kalemşörlerinin ekledikleri de dahil. Kafam, hazan mevsimi, gül mevsimi, aşk mevsimi, balık mevsimi ve hatta koç katımı mevsimine basar da ikide bir caz mevsimi, depresyon mevsimi, kalıcı makyaj mevsimi, emeklilikte fırsat mevsimi, Türkbükü mevsimi, blues mevsimi diyerek halka kalaylı kazandan su içirmeye çalışan medyanın hallerini anlamam.

Bana kalırsa her Türk’ün asker mizaçlı doğduğu güzel yurdumun en esaslı mevsimi ‘asker uğurlama mevsimi’dir. Askere gidecek delikanlıların, sevkıyat vaktinde havalarda sektirile sektirile otogarlara götürüldüğü bu mevsim, gençlerin boş çuvalı dik tutma gösterilerini sergiledikleri demlerden bir demdir. Devletimiz ya da belediyelerimiz asker uğurlama mekanları gibi bir yer tahsis etmediğinden gençler açıkta kalır. Haliyle buldukları ilk Doğan, Kartal ve Şahin markalı kuş türlerinden bir tanesine altı kişiden az olmamak kaydıyla sıkışıp caddelere dalarlar. Beş şeridi kapatmaya yeterli araba yoksa da yatay olarak yolun ortasına çekerler ki, en büyük asker olduklarını gösterebilsinler. Resmi asker uğurlama otomobili olan kuş serisinin modifiyelisi ve özellikle de Porsche görünümlü olması tercih sebebidir. Bu, askere gidecek vatan evladının çevresinin ne kadar variyetli olduğunu gösterir. Hayırlısı olan da budur.

Otogarlarda tek başınıza dolaşıp sakata gelmeyin!

Ana kucağından vatan kucağına göreve giden asker adayları ve onu uğurlayan zevat, uğurlama törenini askerlik kadar kutsal saydıklarından her tür pervasızlığı sergilemeyi vatani görev olarak telakki ederler. O yüzden bugünlerde ve gecelerinde özellikle İstanbul’da E-5 ve E-6 yollarında sinirlerinize hakim olmanızı öneririm. Hız limitini 20 km’ye kadar düşürüp İstanbullulara işkence yaşatan bu ‘şerit katillerini’ şikayet etmek için polisi aramaya da kalkışmayın. Zira gelen polis bir anda kendisini okunan İstiklal Marşı’nın karşısında hazır ol vaziyette bulacaktır. Ayriyyeten otogar civarlarında tek başınıza dolaşmayın; çünkü asker uğurlama komitesi bu toplanma yerinde kimi bulursa havaya atıyor. Sakata gelmeyin!

Sakata gelmekten söz açmışken, asker uğurlama konvoylarında oluşan kazalarda, havaya atıp tutma anında telef olan vatan evladının sayısı kısa zamanda Kurtuluş Savaşı’nda verdiğimiz şehit sayısına ulaşırsa hiç şaşmam. Haliyle evladınızı, arkadaşınızı otobüse bindirmeden “Bu asker gidecek, geri dönecek” türünden sloganlara fazla bel bağlamayın. Maazallah tutmak için havaya attığınız aslan parçasını bir anda yerden birkaç parça halinde toplayıp soluğu acilde alabilirsiniz. Ne asker gidebilir ne de geri dönebilir... Bu yüzden havaya atmada deneyimli ve ihtisas sahibi gençleri her daim yanınızda bulundurunuz. Elbette ki bu milli görevde bulundurmanız gereken kelle sayısı bunlarla ibaret olmamalı. Araç hızla ilerlerken otomobilin arka penceresinden kendini dışarı sarkıtıp bayrak tutacak ve “En büyük asker bizim asker” diye bağıracak nefesi kuvvetli delikanlılara ihtiyaç var. Bu delikanlılar İstiklal Marşı’nı notalarla okuyabilecek müzik eğitimine sahiplerse ne âlâ. Tadından yenmez. Tabii araba da günün son popüler şarkısını bağırttıracak bir müzik sistemine sahip olmalı. Müzik sisteminin arabanın fiyatının yarı fiyatına patlamış olması ayrıca gurur vesilesidir. Buna ekonomik güç yetirilemiyorsa davul-zurna, klarnet-dümbelek ikilisinden birini ayarlamak gerekir. Sonra Allah ne verdiyse...

“En büyük asker bizim asker” nidasını dillendirenlerin ekseriyatının henüz askere gitmemiş gençlerden oluştuğunu düşünüyorum. Zira bunun onbaşısı, çavuşu, binbaşısı, teğmeni, albayı var. Yani bizim gençlerin durumu tam da erdiğine erer, ermediğine taş atar cinsinden. Rütbe sıralamasını öğrenmeden, ayarlanır slogan desteğiyle sokaklara çıkarsan madara olur, yan grubun “Hayır, en büyük asker bizim asker” sataşmasında golü yersin.

Vesselam çayda dem, askerde kıdem önemli. Lakin sivilde de adem olmak önemli. Her işi abartma huyu genlerimize işlediğinden ara sıra adem’liğe veda ediyoruz. Bir de askere gidenin ardından ağlayıp dönüşünde sevineceğimize tam tersini yapıyoruz. Kızgınlığım, endam aynasında görülen bu terso durumadır.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious