Erdal İnönü'nün ardından (YORUM)

Erdal İnönü'nün ardından (YORUM).9212
  • Giriş : 02.11.2007 / 11:07:00

Bir bilim adamı ama siyasi figür olarak daha kalıcı iz bıraktı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


MUSTAFA ÜNAL yazdı...

12 Eylül sonrasının zor şartlarında girdi aktif politikaya. Soyadının verdiği itici güçle yol aldı, misyonu dağınık durumdaki solu derleyip toparlamaktı.
Kısmen başarılı oldu, dönemin diğer sol partisiyle birleşmeyi başardı. Hal ve hareketleriyle aşinası olduğumuz siyasetçi profilinin dışına çıktı. Aslında politikayı pek sevmedi. Bunu itiraf da etti, bir bilim adamı olarak anılmayı yeğledi. Politikanın soğuk yüzüne espriyle karşı durdu. Geride insanı gülümseten hoş nükteler bıraktı. Ölüm haberi gazete sayfaları ve ekranlarda esprileriyle verildi.

İşte onlardan iki tanesi: 'Bir akşam solun önde gelen isimleriyle lokantaya giderler. Garson 'Efendim ne yiyeceksiniz?' diye sorar. Erdal İnönü hemen atılır; 'Hayır senden bir şey istemiyoruz, biz birbirimizi yiyeceğiz'. Espri ama solun halini de iyi özetliyor. Evde otururken eşi Sevinç Hanım 'Erdal koş fare' diye bağırır. Erdal Bey 'Bana ne, kedi miyim ben' şeklinde cevap verir. Gerçekten siyasetin nazik, beyefendi ve gülen yüzüydü.

Sol, son seçim zaferini onunla kazandı. 1989 yerel seçimlerinde lideri olduğu SHP'yi zirveye taşıdı. İstanbul'da Bedrettin Dalan'a karşı seçim kazandı, büyük şehirlerde sağın iktidarına son verdi. Bugün sol, 89 ruhunun çok gerisinde. Zaman zaman eleştiri konusu olarak gündeme gelir; 1991 seçimlerinde Leyla Zana'lı, Hatip Dicle'li HEP'i Meclis'e taşıyan isimdi. Son mesajını anlamlı buluyorum. Ölüm döşeğinde kendisini ziyaret eden Mustafa Sarıgül'e 'Ülkede farklı olayların yaşanmasından endişe ediyorum. Partiler terörü siyasi malzeme olarak kullanmamalı' demiş.

Siyasi hırsı yoktu. Bu çok önemli bir özellik... Oysa hırs, Türk siyasetçisinin karakteri olmuştur. Bir istisna olarak kaldı. Bunun sonucu olarak koltuğunu bırakmasını bildi. Parti içinde yenilgi veya seçim mağlubiyetinin sonrasında değil, Süleyman Demirel'in Çankaya'ya çıkmasının ardından ansızın 'Ben de gidiyorum' dedi ve itirazlara ve engelleme çabalarına rağmen bıraktı gitti. Bir daha arkasına dönüp bakmadı. İlerleyen yıllarda sol lider bunalımları yaşadı, tekrar siyaset için davet aldı ancak geri dönmedi.

Şüphesiz bir solcu olarak siyasi duruşu vardı, fakat ideolojik ve katı değildi. Siyasetin sorunlarını rejim parantezi içine hapsetmedi. Gerilimi artıran, saldırgan ve sert üslup kullanmaktan kaçındı. Sağ siyasete dönük eleştirileri olağan sınırlar içinde kaldı. Gazeteden Zekai Özçınar anlattı. Üniversitede başörtüsü yasağının acımasızca uygulanmaya konduğu yıllar... SHP'nin Kayseri programında 'Siz ne diyorsunuz?' diye sormuş. Cevabı ilginç: 'Başörtüsünü isteyen takar, kimse karışamaz.' SHP'nin seçim afişlerinde başörtülü kadınlara da yer verdi. Bu daha sonra parti içinde eleştirilere neden oldu. Beyefendi ve nazik üslubunu siyasetin ateşten konularında da aynen sürdürdü. Düşünüyorum, Anadolu'nun kutsallarına ilişkin eleştiri konusu olabilecek söz ve eylemini pek hatırlamıyorum.

Siyaseti bıraktıktan sonra oturdu hatıralarını yazdı. Anılarını anlattığı kitapta özellikle bir cümlesini unutamam, burada birkaç defa da kullandım: 'Gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü huyu vardır.' Güzel söz, adeta atasözü gibi... Doğru, gerçeklerin üzerini ancak bir süre örtebilirsiniz, sonra gün yüzüne çıkar ve kendini kabul ettirir.

Sözün özü, bu ölümlü dünyadan bir Erdal İnönü geçti, siyasette farklı yönleriyle öne çıktı. Kavgacı, hırslı ve asık suratlı politikacı olarak değil tam aksine sakin, güler yüzlü, renkli ve esprili kişiliğiyle hatırlanacak hep.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious