Erdal Şafak: 'Aldatmadım, atlattım'

Erdal Şafak: 'Aldatmadım, atlattım'.10361
  • Giriş : 12.06.2009 / 09:11:00

Türk basın tarihinde ilk olarak 9 gazeteci dün yaptıkları bir açıklama Erdal Şafak imzalı "Kıbrıs'a karşı Ruhban Okulu" başlıklı sürmanşet haberini yalanladı. Şafak, kendini böyle savundu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Atlatma mı, atlama mı?
Bizim mesleğin evrensel jargonunda atlatma habere "Scoop" denir. Üç gün önce bu köşede yayınladığımız haber-analiz karışımı yazının "Scoop" haline gelmesine inanın çok şaşırdık.

Ancak o yazıda anlatılan toplantılara katılan meslektaşlarımızın ortak yalanlamasına ise hiç şaşırmadık. Ne de olsa bu mesleğe hâkim etik anlayışın ne olduğunu bilecek kadar tecrübe sahibiyiz.

Çarşamba günü birinci sayfadan "Kıbrıs'a karşı ruhban okulu" başlığıyla anonsladığımız yazımızdan söz ediyoruz.

O yazıyı AB Komisyonu Türkiye Delegasyonu'nun düzenlediği Brüksel ve Berlin gezisi sırasında kaleme aldık. Ve geziye katılan diğer gazeteciler, haberin doğru olmadığını iddia ettiler. Buyurun gerçekler.

Yazının kaynakları

Söz konusu yazı Brüksel'deki iki toplantıya dayanıyor. İlki Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkır'ın ikametgâhında verdiği öğle yemeği. Yazımızda isim vermemiştik ama meslektaşlarımızın toplu inkârı nedeniyle bu kez açıkça yazmak zorundayız. O yemekte Bozkır, "Türkiye bu yıl AB'ye -o tarihteki adı neyse- başvurusunun 50'nci yılını idrak ediyor" diye başladığı bilgilendirme amaçlı konuşmasının "Yalanlanan" bölümünde aynen şunları söyledi:

"Ek Protokol (Not: Rumlar'a limanların ve havaalanlarının açılmasını öngören düzenleme) nedeniyle müzakereler kesilmez. İddiaya girebilirim. Daha önce 'Müzakereler açılmayacak' diyenlerle girdiğim iddialarda epey kravat kazandım.

Hem sonra Heybeliada'daki ruhban okulunu açma kararı alınıp kullanmak için uygun zaman beklenebilir. Askıya alınan 8 başlığın gözden geçirileceği AB Konseyi öncesi gibi. DTP'nin Anayasa Mahkemesi'nce kapatılması gibi..."
Bozkır'ın yemeğinden sonra Avrupa Komisyonu'nun merkez binası "Berlaymont Building"in 5'inci katında genişleme komiseri Olli Rehn ile bir araya geldik.

Rehn, genel değerlendirmeyle başlayan, daha sonra soru-cevap biçiminde devam eden görüşme sırasında, "Yıl sonunda sadece Kıbrıs'a değil, Türkiye'de reformların gerçekleşip gerçekleşmediğine de bakacağız" dedi.

Bir hatırlatma: Devlet ve hükümet başkanlarından oluşan AB Konseyi, 2006 sonu zirvesinde, Ankara, Rumlar'a limanlarını açmadığı gerekçesiyle Türkiye ile müzakerelerde 8 başlığı 3 yıllığına askıya aldı. Süre bu yıl sonunda dolacak. Türkiye, KKTC'ye izolasyonlar kaldırılmadıkça Rumlar'a limanları açmayacağını kesin ve kararlı şekilde her fırsatta tekrarladığı için, yıl sonunda "Statüko" devam edecek. Bu durumda AB Konseyi yeni bir karar alacak veya yeni bir yaptırım belirleyecek.

Olli Rehn'in "Yıl sonunda bakacağız" vurgusu üstüne bir meslektaş "2009 sonuna kadar Türkiye'den ne bekliyorsunuz?" diye sordu. İşte Rehn'in yanıtı. AB'nin görevlendirdiği tercüman Güldener Sonumut'un çevirisine göre tuttuğumuz notlardan aktarıyoruz: "İfade özgürlüğünün, temel hak ve özgürlüklerin, basın özgürlüğünün genişletilmesini. Dini özgürlüklerle ilgili düzenlemeler yapılmasını. Bu kapsamda Ruhban okulunun açılmasını, Patriğin ekümenik sıfatının tanınmasını..."

AB ile müzakere sürecine dahil olan Büyükelçi Bozkır, Türkiye'nin "Ruhban okulunu açma kararı alıp AB zirvesinde kullanabileceğini" söylüyor. Rehn ise "Yıl sonuna kadar ruhban okulunun açılmasını" bekliyor. Biz yazımızda işte bu iki önemli bilgiyi alt alta sıraladık.

Meslektaşlarımız Bozkır'ın hazırlattığı kuzu islim kebabın rehavetine girdilerse bizim günahımız ne? Ya da hepsi Rehn'in açıklamalarını bir arkadaşın bant çözümünü kullanıp totaliter ülkelerin medyası gibi ortak metinle yayınladılarsa, biz ne yapabiliriz? O kolaycılığın, hatta tembelliğin tuzağına düşmemek suç mu?

Sonumut, Birand ve..
Ah, unutmadan; Güldener Sonumut daha ileri gitti. NTV'nin sitesinde "Limana karşı Heybeliada formülü" başlıklı yorumunda şöyle yazdı:
"Rehn, Türkiye limanları açmasa bile yeni yaptırımlara maruz kalmayabileceği inancında. Bunun için şu üç koşuldan birinin yerine gelmesinin yeterli olacağı kanısında: Kıbrıs sorununun çözümüne dönük ilerleme, ruhban okulunun açılması ya da Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin ekümenik statüsünün tanınmasına yönelik girişim."
Yine unutmadan: Rehn ile görüşmeden çıkışta, Mehmet Ali Birand, Kanal D'nin ana haber bülteninde Deniz Arman'ın sorularını yanıtlarken, "Türkiye'nin ruhban okulunu açması bile buradaki (Brüksel) havayı tamamen değiştirebilir" dedi. Yoksa durup dururken vahiy mi geldi?

Bizi yalanlayan ortak açıklamaya imza koyan meslektaşlarımıza -her şeye rağmen- bir iyilik yapıp "Tüyo" verelim: Diyanet'ten sorumlu Devlet Bakanlığı'nda bir süre önce ruhban okulunun açılması konusunda görüş alışverişi başladı. Başbakanlığın ve bakanlığın danışmanları ancak önemli bir kazanıma karşılık bu açılımın yapılmasında görüşbirliği içindeler. "Önemli kazanım ne olabilir" diye sorduğunuzda "Limanların açılması dayatmasından vazgeçilmesi" veya "KKTC'ye tecritin kaldırılması" ya da dün Başbakan Erdoğan'ın da NTV'deki mülakatında belirttiği gibi, "Batı Trakya'daki Türk azınlığın haklarının tanınması" diye sıralıyorlar.

Her şeye rağmen biz meslektaşlarımızı affediyoruz, ne de olsa yüz yüze bakacağız. Ama onlar okurlarının yüzlerine nasıl bakabilecekler acaba?

SABAH

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*