Erdoğan aday olur mu?

  • Giriş : 01.03.2007 / 00:00:00

20 işadamı bir davette buluştu, yarısı 'Erdoğan Köşk'e çıkacak' dedi, yarısı karşı çıktı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Herkes gerekçelerini sıraladı ve iki kişi 5 bin dolara iddiaya girdi Birkaç akşam önce İstanbul'da ünlü bir sanayicinin evinde sanayi, iş ve yönetim dünyasından 20 kadar etkin isim bir yemek sohbetinde bir araya gelmiş. Türkiye'nin en büyük sanayi ve bankacılık gruplarından birinin yönetiminde bulunan ev sahibinin evindeki sohbetin ana konularından biri, cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimlermiş.
Konu, kısa sürede Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Köşk'e kendisini aday gösterip göstermeyeceğine gelmiş. Yine kısa sürede grup 'Aday olacak' ve 'Olmayacak' diyenler arasında neredeyse eşit olarak bölünmüş.
'Aday olmayacak' diyenler, Erdoğan'ın yürütme gücüne sahip olmayı tercih edeceğini, ayrıca Cumhurbaşkanı olursa çıkabilecek gerilimleri de hesap ederek başbakan kalmayı tercih edeceğini savunmuş. 'Aday olacak' diyenler ise, Erdoğan'ın siyasi mücadelesinde cumhurbaşkanlığını son hedef olarak gördüğünü öne sürmüş.
Bunun üzerine, aynı zamanda ev sahibinin yakını olan, aynı grubun yönetiminde olan ve bahisleşme merakıyla da bilinen bir başka yönetici, 'Adını koyalım' demiş. Koymuşlar. Sembolik olarak 5 bin dolarına iddialaşmışlar. Erdoğan aday olursa, ev sahibinin yakını olan mali patron, iddialaştığı sanayiciye 5 bin dolar ödeyecek.
İş dünyasının etkili isimlerinin, Erdoğan'ın aday olup olmayacağı üzerine böylesine iddialaşacak kadar bölünmüş olmaları boşuna değil, Çünkü Erdoğan cumhurbaşkanlığı hususunda Ankara'da na kadar ketumsa, İstanbul'da o kadar cömert. İş dünyasıyla yaptığı sohbetlerde cumhurbaşkanlığı seçiminden söz ettiğine, hatta bazı kişilere ne düşündüklerini sorduğuna ilişkin yeterince bilgi birikmeye başladı.
Ama bu sohbetlerde Başbakan kendi aklında ne olduğunu tam olarak söylemiyormuş. O nedenle İstanbul'dan Ankara'ya yansıyanlar, Ankara'da oluşanlardan çok farklı değil: Erdoğan'ın zihni henüz berrak değil. Verdiği izlenimin farklı olması nedeniyle kimileri Çankaya'ya çıkmakta kararlı olduğu, kimileri ise çıkma niyetinde olmadığını düşünüyor; patronlar dünyasındaki bölünme bu yüzden.
Bugünlerde Mustafa Koç'un evinde verileceği öğrenilen bir davette de sohbet konusu muhtemelen aynı olacak. Erdoğan bu konunun konuşulmasını ne kadar istemese, ancak kendisi istediği zaman tartışılmasını beklese de, Türkiye'nin merak ettiği konuların başında cumhurbaşkanlığı seçimi var.
Tabii, Türk ekonomisini yönlendiren işadamlarının, Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı tercihini bahis konusu yapma düzeyinde ele almaları da ilginç. Ankara'da, Erdoğan'ın Köşk'e çıkması halinde Cumhuriyet'in laiklik ilkesi ve yargı-yasama-yürütme ayrımın belirsizleşmesi nedeniyle demokratik niteliğin zedeleneceği yolunda dile getirilen eleştirilerin, patronların ilk gündem maddesi olmadığı anlaşılıyor.
Bugünlerde Ankara'da da AK Parti milletvekillerinden büyükelçilere, gazetecilere dek siyasetle ilgili pek çok kişi, takım elbisesinden yemeğine değişen bahislerle Erdoğan üzerine iddialaşıyor. Ülkenin geleceğini bu kadar ilgilendiren bir konunun artık bahislere konu olacak düzeye gelmesi kuşkusuz sevindirici bir gelişme değil. Ama belki de Erdoğan'ın amaçladığı buydu. Belki de ülkenin geleceğinde etkili olacak 11'inci cumhurbaşkanlığı seçiminin sıradanlaşmasında yarar umuyordu. Yanıtını bir tek Başbakan biliyor.

DTP: 'Dört Kürt oyundan üçünü alamıyoruz'

Dün Ankara'da olağanüstü toplanan DTP kurultayında konuşan Genel Başkan Ahmet Türk, DTP'nin birinci hedefinin bir şekilde parlamentoya girmek olduğunu söyledi. Tam da 12 Eylül 1980 darbesinin lideri, Yedinci Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in Sabah gazetesinde 'DTP'nin Meclis'e girmesinin iyi olacağı' sözlerinin yayımlandığı gün yapılan bu konuşma ilginç bir dönemin başlangıcına işaret ediyor olabilir. Ahmet Türk,'etnik siyaset yapmayacaklarını', amaçlarının 'Türkiye'de demokrasinin güçlendirilmesi' olduğunu, başka partilerle ittifak deneyeceklerini, olmazsa bağımsız adaylık yoluyla TBMM'de grup kurmaya çalışacaklarını söyledi.
Orhan Doğan, DTP'nin selefi HEP adına milletvekilliği yaparken bölücülük suçlamasıyla 10 yıla yakın hapis yatmış bir isim. Kürt siyasetinde etkin bir konumu var. DTP, 2007 seçimlerinde bir şekilde grup oluşturabilirse, muhtemelen Doğan da o grupta olur. Türk'ün bu sözlerini yorumlamasını istediğimde şunları söyledi:
"Parlamentoya girebilmek bizim için önemli. Çünkü, 1- Kürt halkının haklarını savunduğumuzu söylüyoruz, ama ülkedeki dört Kürt seçmenin üçü oyunu bize vermiyor. Yani Kürt seçmenle bütünleşemiyoruz; 2- Etnik söylem nedeniyle Türk seçmen de bize oy vermiyor. 3- Bu durum bizi Türkiye partisi olma hedefimize yaklaştırmıyor. Oysa biz istiyoruz ki, bir Diyarbakırlı Diyarbakır'da, Trabzonlu Trabzon'da kendisini nasıl hissediyorsa, Trabzonlu Diyarbakır'da, Diyarbakırlı da Trabzon'da öyle hissedebilsin." Doğan, "Türkiye'nin ateşi yükseliyor. Ateş, eski usul üzerine daha çok battaniye atarak değil, battaniyeleri açarak düşürülebilir" diyor.
Buraya kadar kulağa hoş geliyor. Peki DTP köken ayırt etmeden seçmenle buluşmayı istiyorsa, yöneticilerinin Türkiye'den 'Siz' olarak bahsedip, kendisini Türkiye'den çok Irak'taki Kürt federasyonuyla özdeşleştirici demeçler vermesi, partinin bunu sahiplenmesi ciddi bir çelişki değil mi? DTP lideri Türk, sık sık partisinin PKK ile aynı tabanı paylaştığından söz ediyor. Peki Türk, Doğan ve diğer yöneticiler, halkla bütünleşememe, 'Dört Kürt oyundan üçünü alamama' saptamalarının kaynağını övündükleri bu durumda aramıyorlar mı?

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious