Erdoğan'dan futbolla ilgili çarpıcı itiraf!

Erdoğan'dan futbolla ilgili çarpıcı itiraf!.14168
  • Giriş : 13.11.2017 / 09:11:00

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, futbola dair açıklamalarda bulundu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:

Büyüyen Beşik

'%100  Futbol' Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gençliğinde oynadığı Futbol ve tartışma konusu olan yabancı sınırı ile ilgili konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamaları şu şekilde:

"FUTBOLLA İLİŞKİM, SÜREKLİ OLARAK BİR SEVGİYLE YÜRÜDÜ"

"Benim futbolla ilişkim, sürekli olarak bir sevgiyle yürüdü. Kasımpaşa Kaptanpaşa Mahallesi'nde kağıttan Futbol topu yapıp oynardık. Mahalle takımında oynamaya başladık. Orada çabuk yükseldik. 14 yaşında başlayan o süreç amatör kümeye çıkışı getirdi. Mahalle takımında Nevruz Şerif ve takım kaptanımız olan Feti Ağabeyimiz vardı. Nevruz Bey daha sonra Fenerbahçe'ye ve Şekerspor'a gitti. Feti Bey, Camialtı'nda oynuyordu. Onlar Camialtı'nda oynarken Erokspor'dayım. Forvet oynuyorum. Gole çok yakınım. Kendiler orada oynarken beni Camialtı'na tavsiye ettiler. Camialtı da o dönemde sürekli başa oynayan bir amatör kulüptü.
O zaman amatör kümeyi herkes gelir izlerdi. Birinci Lig teknik direktörleri özellikle İstanbul Şampiyonası'nı muhakkak takip ederlerdi."

"İETT'YE TRANSFER OLMAK BİZİM İÇİN AYRI BİR İMKANDI"

"Gazeteciler gelir, yıldızlar falan verirdi. Gazetelerde onlar hep o şekilde çıkardı. Amatör kümenin o kadroları oradan hep takip edilirdi. Sizler de ne kadar yıldız almışsınız, durum nedir, ne değildir bakardınız. Altta yorumlar da var. Şimdiki gibi değil. Şimdi amatör küme takımlarına yer kalmıyor ki... Bundan dolayı tabii heyecan dolu bir süreçti. Erokspor mahalle takımımızdı ama iyi bir takımdı. Amatör kümeden dediğim gibi Feti Ağabey gibi, Nevruz Şerif gibi amatör kümede sivrilmiş büyüklerimiz mahalle takımımızda beraber oynadığımız ekipti. Oradan Camialtı'na amatör kümeye geçerek 7 yıl orada forvet oynadım. Hem de okuyorum. Camialtı'nda oynarken İstanbul Amatör Karması'na seçildim. Gökmen ile Yasin'in kardeşleri Doğan da bizim amatör karmanın kalecisiydi. Ali Sami Yen'in o zamanlar çimleri tam  budanmış değildi. Çimi vardı. Çünkü sonraları çim mim görmek mümkün değildi; Ali Sami Yen o hale düştü. Orada amatör karmasına seçildik. Bir süre orada kaldık. 7 senelik süreçten sonra da İETT'ye transfer oldum. İETT'ye transfer olmak bizim için ayrı bir imkandı. Hem iş imkanı doğdu hem de İETT de sürekli zirveyi zorlayan bir takımdı. Orada da 7 yıl oynadım. Bunun da beş yılı hep grup şampiyonluğuyla, İstanbul Şampiyonası ve İstanbul Şampiyonluğu ile geçti. Bizim takım da çok iyi bir takımdı. Orada da malum Oğuz var. Sonra Fenerbahçe falan da yaptı. Bizim takım da devamlı grup şampiyonu olan, İstanbul Şampiyonası'nı zorlayan bir takım. Böyle bir süreci de orada yaşadık. İETT'de takım kaptanlığım da oldu. İETT'deki bu heyecan daha da farklıydı. Herhangi bir farklı, olumsuz alışkanlıkları olmayan bir takım. (Fotoğraflara bakarak) O zaman Vefa falan hep toprak saha. Çim saha yok. Nerelerde oynuyorduk? Mesela Şeref Stadı, toprak saha. O zaman duşlar bile aman yarabbi! Nasıl duşlar olduğu malum. Karagümrük diye bilinen, Vefa Stadı'ydı. Zeytinburnu sınırları içerisinde Bozkurt Stadı vardı. Orası da tamamen toprak. Alibeyköy var, gene toprak. Düştüğün zaman, zımpara gibi derinizi alıp götürüyor. Paşabahçe vardı. Buralarda geçti futbolculuğumuz. Ali Sami Yen çimdir diye düşünürken orası da zamanla kaybetti çimini... Böyle bir süreçte 14 yıl... Son yılımı da yetiştiğim mahalle takımı Erokspor'da oynadım. Oradan da askere gittim."

"BABAM, 'KESİNLİKLE OKUYACAKSIN' DERDİ, TOP OYNADIĞIMI SONRADAN ÖĞRENDİ"

"Babam, Allah rahmet eylesin, 'Kesinlikle okuyacaksın' diyordu. Top oynadığımı dahi çok sonraları öğrendi. Gizli gizli giderdim. Mesela ben Futbol ayakkabısını falan, çok sonra Adidas ile müşerref oldum. Biz amatör kümede ilk zamanlar başkalarından ayakkabı alırdık. Aldığımız ayakkabılar da meşhur Dinyakos vardı, onlar... Dolapdere de, Yenişehir'de iki tane... Bir Rahman vardı, bir de İbrahim... Öldüyseler, rahmet okuyalım... Sağsalar, sağlık, esenlik dileyelim. Kösele, altında kramponlar, onlar da kösele... Toprak sahada oynuyorsun. O kramponlar falan, eriyor. Çiviler ayağı deliyor. Toplar, sonradan gelişti tabii... O Dinyakos ayakkabılar suyu da yiyince çamurlanıyor, iyice şişiyor. Babamı o konuda ikna ettim sonra. Yani ikna oldu. Çünkü dedim ki, 'Baba bak ben okula da gidiyorum. Futbol da var.' İETT'deyim. Orada biraz daha lüksümüz de arttı. Camialtı'nın son dönemlerinde yine aynı şekilde. Adidas ayakkabı falan onları artık bulduk. Hele İETT'de imkanlar çok çok daha iyi. Şartlarımız çok daha iyi. Camialtı'nda da öyle. Antrenman şartları oralarda, duşlar vesaire o imkanlarımız, kulüp şartları... Camialtı'nda da iyiydi, İETT'de de... İETT'de bir de malum otobüslerimizle antrenman alanlarına gider gelirdik. Maçlara aynı şekilde gidiş, gelişlerimiz olurdu. Bir de her iki takımda da birlik, beraberlik, dayanışmamız, arkadaşlarımızla çok çok iyiydi. O dayanışma zaten bize başarıyı getiriyordu. Bazı arkadaşlarla hala telefonlaşırız. Zaman zaman görüştüklerim de olur. O birlikteliğin getirdiği neticeler vardı. Babamı sonunda ikna ettim. O da, rahmeti, bu noktadan sonra artık bana bir şey yapmadı. Hatta benim üçüncü bir önemli şeyim daha vardı. Siyaseti de yapıyordum İETT'deyken... Gençlik kollarında İstanbul Başkanlığı'nı yapıyordum. Önce Beyoğlu, sonra İstanbul Gençlik Kollar Başkanı oldum. Hem antrenmanlar hem maçlar hem okul hem de İstanbul Gençlik Kolları Başkanlığı, büyük bir yoğunluk içerisinde bunları yürüttük.

Dolmabahçe'ye stada doğru inerken İETT Spor Kulübü orada... Teknik Üniversite'nin arka tarafında... Üniversitenin bir ufak antrenman sahası vardı. Bazen de orada antrenman yaptığımız olurdu. Oradan çıkardım. Elmadağ'a doğru büfeler vardır. Orada müşterisi olduğum bir büfem vardı. Oraya gittiğimde anlardı zaten. Bal-süt-muz hemen karıştırırdı. Verdiğimiz enerjiyi hemen orada yeniden alırdık."

"HAYATIMDA YALNIZCA BİR KEZ KIRMIZI KART GÖRDÜM"

"Hayatımda yalnızca bir kez kırmızı kart gördüm. Aslında çok da ciddi bir şey değildi ama... Anadolu Hisarı Stadı'nda yanılmıyorsam Yıldız ile oynuyorduk. Takım kaptanıyım aynı zamanda... Kaptanlığın verdiği itirazı yaptım. Hakem bana kırmızı kartı çıkardı. Hayatımda bir kırmızı kart vardır; odur. Başka yok..."
"İETT'de de öyle bir sorunumuz yoktu. Ama Camialtı'na gitmeden önce Erokspor'dayken anacığım formamı evde yıkardı, kuruturdu. "Niye oynuyorsun, bak çamur olmuş" falan hiç yok. Alır yıkar, kurutur, hatta daha da ileri gider ütüler, formamı bana verirdi. Ben de kulübe götürür formayı teslim ederdim."

"TÜM STATLARDA MUTLAKA MESCİT OLMALI"

"Seyirci var. İbadetini yapacak. Ama maçı da seyretmek istiyor. Namaz saatine de rastlıyor maç. Böyle bir yer varsa, mescide iner, namazını kılar. Müslüman için bu... Öbür tarafta, hristiyan veya musevi olanlar var. Futbolcu veya konuklardan... Onlara tahsis edilmiş yerde ibadetini yapıp maçı izleme fırsatı bulur. Maalesef bütün statlarda bu yok. Bu açığı da gidermek lazım. Bazı uluslararası havaalanlarında da bunu görürsün ama birçoğunda da yoktur. Ben hep arkadaşlarıma söylerim. 'Bakın, havalimanlarımızda mescitlerimiz muhakkak olmalı. Bunun yanında hristiyan, musevi yolcular da düşünülerek, onlara da ibadetleri için yerler yapılsın.' İbadetini yapar veya yapmaz. O bizi ilgilendirmez. O kendi sorunudur. Hep benim örneğim şudur. Kardeşim, Darülaceze'ye git. İçinde mescidi görürsün, hemen yanında şapeli, sinagogu da görürsün. Niye? Sultan Abdülhamit, Darülaceze'yi yaparken sadece müslüman acezeleri değil, müslüman olmayan vatandaşlarını da düşünmüş. Orada onlara da bakıyor. Onların da o tür manevi ihtiyaçlarını karşılamak için o adımları da atmış. Belediye başkanlığım zamanında Alemdağ'da Darülaceze'nin bir örneğini orada da yaptım. Orada da vardır. Bunları bizim yapmamız lazım. Antalya'da, başbakanlığımın ilk dönemlerinde Dinler Bahçesi yaptık. Orada da var, Belek tarafında. Bunları neden yapıyoruz? Dünyaya bazı mesajlar verelim. Siz her ne kadar bu işlerde dürüst ve samimi değilsiniz de bizim dinimiz bize bunları yapmamızı tavsiye ediyor. Biz de bu tavsiyenin gereğini yerine getiriyoruz."

"2019'DAN SONRA TFF YABANCI SINIRINI MASAYA YATIRMALI"

"Şu anda yasa neyi emrediyorsa, neye amirse, bütün kulüpler onu yapıyor. Özellikle, bizim Futbol kulüplerimiz, futbolcuyu niçin hazırlar? Milli Takımımız için hazırlar. Milli Takıma hazır olabilmek için bir defa oyuncunun oyun saatinin, oyun dakikasının miktarının fazla olması lazım. Ne kadar bir futbolcu fazla oynarsa, görev alırsa o zaman Milli Takıma adaylık konusunda da onun şansı o kadar artacaktır. Ama bizim diyelim ki; en güçlü takımlarımızda biz istikbal vaat eden veya beklediğimiz futbolcularımız olmazsa, bizim oradaki şans yüzdemiz eksilir. Biz yine de yurt dışında oynayan futbolcularımızı, lejyonerlerimizi almak suretiyle takım oluşturmaya çalışıyoruz. Dünyaya baktığımızda, dünyada da marka futbolcular seyirci çekebilmek için ne yapıyorlar? Transfer yapmak suretiyle, o kulüpler çok ciddi rakamları harcıyorlar. Benzer şey bizde de var. Fakat birçok yabancı futbolcuyla diyelim ki; 2019'a kadar anlaşmalar yapılmış. O tarihe kadar anlaşmalar yapıldığına göre; bunun üzerine herhangi bir spekülasyon yapmaya gerek yok. Çünkü bu yürüyen bir süreç. 2019'dan sonrasına yönelik Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tüm kulüplerle oturup masaya yatırmalı ve bundan sonraki süreci nasıl sürdürelim, yürütelim konusunda durmalarında fayda var. Yabancı futbolcu olmasın mı? Hiç olmasın mantığı bir defa yanlış bir mantık. Olacak bir şey değil. Çünkü onların da bizim futbolumuza katacakları çok şey var. Onların katkısı tribünlere de ayrı bir hareket, canlılık getirecektir. Bunları da görmemezlikten gelemeyiz."

"DEVŞİRME SPORCUYU HERKES OYNATIYOR"

İngilizler, Fransızlar da yapıyor. Keşke kendi tohumlarımızdan, topraklarımızdan yetişse; ama bu olmuyorsa, bu dünyanın da bir gerçeğiyse buna da tamamiyle ters bakmanın bana göre pek faydası olmaz diye düşünüyorum.
Fakat öyle de olsa, bana göre nasıl ki; yabancı futbolcuyu oynatma noktasında elastiki davranalım, bu olabilsin diyorsak, Türkiye'deki yabancılara devşirme demeyi uygun bulmuyorum. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını kabul eden, tabii ki ekstra olacak. Zayıf falan olmayacak. Şu anda sıkıntısı var. Allah şifalar versin. Naim Süleymanoğlu, Halil... Bunlar geldiler, ne oldu? Halterde Türkiye'ye sınıf atlattılar. Bir dönüşüm, değişim yaşattılar. Atletizm tarihinde de son olarak Azeri kardeşimiz o da şampiyon oldu. Etiyopyalı kızımız hakikaten bize şampiyonluklar getirdi. Böyle olduğu zaman, onlar da arkadan bir çekim alanı oluşturup, birilerini çekiyor."

"MİLLİ VE YERLİ NOKTASINDA MAALESEF HEDEFİ VURAMIYORUZ"

"Milli ve yerli noktasında maalesef hedefi vuramıyoruz. Türkiye'nin sorunu fiziki mekanlar sorunu değil. Türkiye bunu aştı. Hakikaten, başkanının da söylediği gibi dünyada o fiziki yapılanma, okullar hariç, hiçbir yerde yok. Hidayet kardeşimle de bunu konuşuyorum. Milli Eğitim Bakanlığımızla beraber orta öğretimden üniversiteye kadar buralarda süratle biz kapalı spor salonlarına ağırlık verelim ve buralarda özellikle baskette bu işi geliştirelim. Bunu yapmamız lazım. Eskiden bizim İETT voleybolda çok güçlüydü. İTÜ basketbolda çok çok güçlüydü. Amerika'da falan dikkat edilirse, kolejler işin başını çekiyor. Bütün projelerde orta öğretimde ve üniversitelerde bunu yaygınlaştırmanın hesabı içerisindeyiz. Üniversiteler arasında da bu müsabakaların yapılmasını istiyoruz. Yurtlar, okullarda kapalı spor salonları yapıyoruz. O enerjiyi bir yere vermesi lazım. Modern tesisleri yaparak buraları halledelim diyoruz. Zaten şu anda lisanslı sayısı dönemimizde çok arttı. Rakamlara bakarsak, çok ciddi bir artış var. Bu artış devam ediyor. Bunu orta öğretimde başlatır da üniversitede devamı olursa, tesisler olarak da yurtlarımız ve okullarda olursa, 2002'de göreve geldiğimizde 848 bin. Şu anda  8 milyon 105 bin. 10 kat arttı. Tesislerle beraber arttı. Tesisleri yaptıkça, sporcu sayısı artıyor. Bunlar bu dönemde yapılırken derdimiz gençliğimizi hazırlayalım. Genç nüfusuz diye konuşuyoruz. Tamam da gencin önünü açacaksın. İmkanları hazırlayacaksın. Geçenlerde Hidayet kardeşimizle konuştuk. "Bir şey daha yapman lazım" dedim. "Belediyelerle irtibatı kurup mahalle aralarına potaları koyacaksınız. Gençler, hemen oraya uğrayıp basket atacak. Bunların sorumlusu belediye olacak ve bunların bakımlarını yapacak." Amerika'daki şey o.  Okul spor faaliyetlerine katılan sayı 2011'de 529 bin, 2017'de 2 milyon 225 bin. Keşke 2002'yi de çıkarabilsek. Rakam o zaman daha geri gidecek. Ortalama 1'e 10 gibi bir artış söz konusu. Basketbolda çok daha çabuk mesafe kaydederiz. Şu anda 80 milyon nüfusumuz var. Bir Sırbistan veya Slovenya'ya bakın. Bunlar nasıl bu mesafeyi katettiler. Bu işi görüşerek, örneklemeler yapmak suretiyle... Demek ki bizim zemin müsait. Bir yerde demek ki; eksiğimiz var. Neyse bu eksiğimizi öğrenip, gidermek lazım. Yüzmede aynı şey yapılabilir."

"ASIL TEŞVİĞİN AMATÖRDE YAPILMASI GEREKİYOR"

"Mesleki noktada birçok şeylerin sporda vs katkısı olacağını biliyorum ama hangisinde ne kadar olacağını bilmiyorum. Anormal bir şey değil. Tam aksine normal bir şey. Sporla eğitimin birleşmesi ekstra özellik olduktan sonra bunun acaba o imtihana yansıması nasıl olacak. Bunlar önemli. Burada yüzmede özellikle bizim de arkadaşlarla konuşuyoruz, devlet olarak teşviklerimiz ne olacak. Şundan yanayım. Profesyonelde biz yapılması gerekenleri yaptık. Asıl teşviğin amatörde yapılması gereğine inanıyorum. Oradaki lisanslı sporcularımız çok daha fazla. Olimpiyatlar vs baktığınız zaman akla amatör sporlar geliyor. Bu amatör sporları bizim teşvik için buradaki elimizdeki imkan da bu noktada çok çok fazla. Buraları teşvik etmemiz çok önemli. Yüzmeyi, atletizmi, Basketbol, voleybol, tenis dalları... Bütün bu branşlarda bu işi ciddi manada artırmamız lazım. O konularda okullar büyük önem arz ediyor. Okullarla bu işi koordineli yürütmek lazım. Bunu federasyon başkanlarıyla koordineli götürdüğümüzde, bakıyorsunuz hangi üniversitenin kürek takımı? Uluslararası alanlarda bu tür kürek yarışları yapılıyor. Oxford ve Cambridge o konuda çok çok şöhretli. Bizim de imkanlarımız fazla. Göllerimiz var. Haliç'te bu tür yarışlar yapıldı. Sapanca'da da yapıldı. Türkiye cazibesini buralara rahat rahat kanalize eder."

"FORMA KONUSUNDA TAKDİR BENİM DEĞİL, TFF'NİN"

"Takdir benim değil. Takdir TFF'de. Şimdi bir de sponsor var. Klasik olarak geçmişteki formalarımızın hakikaten çok daha farklıydı. Brezilya da yeni yeni değiştirmeye başladı. O da değiştirmiyordu. Biz yine de oralara takılmaktan çok, bunlar çok çok farklı (eski formaları gösteriyor)... TFF'nin özellikle tercihi kendine ait."

"KULÜP YÖNETİMLERİNİN HASSASİYETLERİ ÖNEMLİ"

"Başımızı iki elimiz arasına alıp, nerede ne tür eksiğimiz var? Rahmetli İlhan Cavcav için 'kasasında para olan başkan' derlerdi. Ayağını yorganına göre uzatıyor. Onun dışında futbolcular bulup çıkartırdı. Kasasında da para hep vardı. Şimdi, burada hakikaten demek ki bu işte hem işadamlığının olması, işadamlığının yanısıra bu işi iyi değerlendirmesi... Kulüp yönetimlerimizin bu konudaki hassasiyetleri önemli. Ankara'da yılların kulübü Ankaragücü şu anda Süper Lig'de yok. Gençlerbirliği'nin şartlarında sıkıntılar var ama tek kalan o. Şimdi Ankaragücü yukarıyı zorluyor. Zannediyorum, biraz ekonomik sıkıntısı var. O ekonomik sıkıntıyı aşabilirse büyük ihtimalle Ankaragücü, Süper Lig'de yerini alabilir. Ankara'ya da bunlar yakışır. Ankara'ya da şimdi nasip olursa bir yakışır stada başlıyoruz. Şu anda Gençlik Spor Bakanlığımız onun hazırlıklarını yapmış vaziyette. Şu anda Göztepe, İzmir'e farklı bir heyecan getirmiş vaziyette. Dolayısıyla bu heyecan İzmir'e de belki ikinci bir kulübün Süper Lig'e çıkmasını getirebilir. Bunların önü açıktır."

"EĞER PARAYI İYİ YÖNETMEDE SIKINTI OLURSA, GERİ GİDERSİNİZ"

"Reklam ihtiyacı olmayan banka yoktur. Neden yoktur? Çünkü hepsi faizle uğraşıyor. Reklamla kendilerini kabul ettirmenin gayreti içerisindeler. Burada Ziraat Türkiye Kupası'nın yer almasını bir yerde hem bankanın çok da farklı bir kanalize etmesi bu gelirleri bakımından önemsiyorum. Aynı şekilde diğer bankaların da bu konularda - bazıları statların yapımına giriyor - önemli bir şey. Bazıları lige ortak oluyor. Diyelim ki; Doğuş Fenerbahçe gibi. Aynı şekilde Anadolu Efes gibi. Vodafone, Odeabank'ın girmeleri gibi. Bunlar da dikkat ederseniz hepsi güçlü olanlarla beraber oluyorlar. Aslında güçlü olmayanlarla beraber olmak suretiyle onlara da güç kazandırsalar, sporda rekabet olacak. Çok daha farklı bir duruma gelecek. O rekabet bana göre eksikliğini hissettiğimiz kaliteyi getirebilir. O bakımdan orayı önemsiyorum. Mesela Vakıfbank kimseye bırakmıyor. Eskiden Eczacıbaşı bırakmazdı.

Basketbolda, voleybolda... Kadınlar ve erkeklerde Dünyayı ciddi bir şekilde zorlama durumu var. Gelir gider tablosunda bana göre iş biraz da paranın yönetimindedir. Başarıda bir şeyi çok çok önemserim. Parayı çok iyi yönetmek lazım. Parayı da çok iyi yönetene vermek lazım. Eğer parayı iyi yönetmede sıkıntı olursa orada geri gidersiniz. Ama iyi yönetilirse para, o zaman onunla hem kaliteyi satın alırsınız hem de para kendi kendini üretir."

"FUTBOLUN GİRMEDİĞİ İL KALMADI"

"Futbolun girmediği il kalmadı. Üstelik de bir değil; Süper Lig, TFF 1. Lig, 2. Lig aşağı doğru.. Bizim dönemimizdeki gibi değil. Her haftasonu yoğun bir futbolda hareketlilik, canlılık var. Futbol aslında olması gereken, illerimizin, halkımızın birbirleriyle kaynaşması için en önemli silahlarımızdan birisi olması lazım. Buna da fair play deniliyor ya. Ne yazık ki; bunu sağlayamadık. Birçok tedbirler alındı, alınıyor. Son zamanlarda olumlu gelişmeler var. Bayanların stada gelmesini temin için de adımlar atıldı. Bayanların gelişi statlardaki tribün özellikli anarşisini minimize eder; çünkü bayanlar var. Orada rahat rahat küfür edilmez. Sakin bir şekilde maç seyredilir. Taşkınlık olmaz. Anarşi olmazsa herkes edebiyle maçını seyreder. Takımını alkışlar. Galip gelirse tabii ki; sevinçle dönecektir. Mağlup da olursa bilecektir ki; futbolun üç tane neticesi vardır. Galibiyet, mağlubiyet ve beraberlik. Bunu görmesi lazım. Milletimden özellikle bu fair play kurallarına uymalarını istiyorum. Burada hep beraber bu işe hazırlıklı olmak lazım. Biz bu üç neticeyi bilerek stada gidiyoruz. İş oyundur. Oyunun zevkini tatmak için gidiyoruz. Burada beraberlik de, galibiyet de, mağlubiyet de var. Galip geldiklerinde galip takımı alkışlayacağız, galip geldiğimizde de karşı taraf da bizi alkışlayacak. Bu bilinç içerisinde stada gitmek çok daha önemli. Bu tabii aileleri de çekiyor. Aileler de gidiyor. Katılıyor, izliyor. Dolayısıyla o seyircilikteki tadını sıkıntıya, üzüntüye dönüştürmemek lazım. Tüm halkıma da en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Temmenni ederim ki; hazırlık maçında da (Türkiye-Arnavutluk) takımımız galibiyetle stattan çıkar."

NTV

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*