Erdoğan: Top çevirme zamanı değil, netice alma zamanı

Erdoğan: Top çevirme zamanı değil, netice alma zamanı.8129
  • Giriş : 06.11.2007 / 08:54:00

Başbakan, Stratejik ve Uluslararası Etüdler Merkezi'ndeki (CSIS) toplantıda konuştu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, terör örgütü PKK konusunda ''mekanizmalarla bir yere varılamayacağını'' belirtirken, 550 milletvekilinden 507'sinin Hükümete, sınır ötesi operasyon görevi verdiğini hatırlattı ve ''Biz, bu adımı atacağız. Ancak gerekli zamanda, gerekli zeminde ve şartlarını oluşturarak ama tamamiyle teröristleri hedeflemek üzere atacağız'' dedi.

Washington'da düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Etüdler Merkezi'ndeki (CSIS) toplantıda konuşan Erdoğan, şunları söyledi: ''Üçlü mekanizma yaklaşık 15 ay güya çalıştı. Ama biz artık bu mekanizmalarla bir yere varamayız. Uygulayıcı aktör aşamasındayız. En önemli aktör, bizim aktörümüz olacak. Biz de bu adımı atmak durumundayız. 550 milletvekilinin 507'si bize bir görev verdi. 19'u hayır dedi.

Onların bize verdiği bu görev çerçevesinde, bu adımı, gerekli zamanda, gerekli zeminde ve şartlarını oluşturarak ama tamamiyle teröristleri hedeflemek üzere atacağız. Terörün kaynaklarını kurutmalıyız. Onun için işbirliğine ihtiyacımız var.''

ABD'nin eski başkanlarından baba George Bush döneminin ulusal güvenlik danışmanı, Emekli General Brent Scowcroft ve CSIS Başkanı John Hamre'nin sunduğu bir oturumda konuşan Başbakan Erdoğan, yeni ve farklı mekanizmaların oluşturulabileceğini ancak en önemli adımın, ''istihbarat paylaşımı'' olduğunu söyledi.

Erdoğan, tam bu noktada Scowcroft'a dönerek, ''Yanımda general var, konuşmak zor ama uzun süreye yayılmış bir istihbarat olmaz. Değil mi Paşam?'' dedi. Erdoğan, ABD ile buna benzer hassas konular ve stratejik ortaklık belgesinde yer alan diğer konular üzerinde durduklarını, farklı çözüm önerilerinin gelmesini beklediğini kaydetti. Iraklı Kürtler ile 1990'lı yıllarda terör örgütü PKK'ya karşı işbirliği yapılmasına karşın, bugün Iraklı Kürtlerin neden isteksiz olduğu yönündeki bir soruyu yanıtlayan Erdoğan, ''Anlamlı ve güzel bir soru. 90'lı yıllarda olanlar ve bugün olanlar arasında mukayese yaptığımız zaman bizim de üzüldüğümüz bir nokta var'' diye konuştu.

Irak'ın idam edilen devrik lideri Saddam Hüseyin'in zulmünden kaçıp Güneydoğu Anadolu bölgesine yerleşen Iraklı Kürtleri hatırlatan Erdoğan, o dönemde kendisinin bir siyasi partinin il başkanı olduğunu, tırlarla bölgeye gıda, yiyecek taşıdıklarını ve Türkiye'nin de Kızılay gibi kurumları aracılığıyla destek verdiğini anlattı.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Şimdi böyle bir neticeyle karşı karşıya kalınca bizi de düşündürüyor. ABD ve AB'nin terörist örgütü kabul ettiği PKK'ya bugün oradaki yerel yönetim, terör örgütü bile demiyor, diyemiyor. Bunu anlamak mümkün değil. Bunları konuştuk, konuşuyoruz.''

''PARTİMDE 75 KÜRT KÖKENLİ VAR''

Erdoğan, yakalandığı halde teröristlerin Kandil Dağı'na geri gönderildiğini, bunun belgelerinin de bulunduğunu söyledi ve ''Şu anda Türkiye olarak, Türkiye'deki Kürt kökenli vatandaşlarımızla bir sorunumuz yok. Terör örgütü, Kürtlerin temsilcisi değildir. Bunun içinde, Kürt var, Ermeni var, başkaları da var. Olaya etnik yaklaşım yanlıştır diye düşünüyoruz. Güneydoğu Anadolu bölgesinde benim partim ezici üstünlükte. 75 tane Kürt kökenli arkadaşım var benim partimde. Bunu bilmenizi istiyorum, çünkü çok önemli. PKK, benim Kürt kökenli vatandaşlarımın sorunlarının temsilcisi olmamıştır. Bizim değerlerimizde, medeniyetimizde böyle bir ayrımcılık yoktur'' şeklinde konuştu.

Erdoğan, bölgedeki çalışmalarla halkın teveccühünün kazanıldığını kaydetti ve Türkiye'de insanların büyük şehirler dahil her yere dağıldığını, getto oluşturulmadığını, ''birbirine kız alıp, verdiğini'' söyledi.

Erdoğan, şöyle konuştu: ''Örneğin ben Güneydoğu Anadolu bölgesinden bir kızla evliyim. Ben Karadenizliyim. Etnik milliyetçilik yapmak suretiyle, ülkemizde huzursuzluğun kaynağı oldular, teröre kılıf geçirmek istiyorlar. Yargıtay'da, Anayasa Mahkemesi'nde, devletin kurumlarında, üniversitelerimizde Kürt kökenli vatandaşlarımız görev yapıyor. Tasnif yapmadık, yapamayız, yanlış olur. Ben bunu insanlık suçu olarak görüyorum. İnanıyorum ki, yerel yönetimin temsilcileri de bu yanlışlarını anlayıp bundan dönecekler.''

Kendisinin, Kürt kökenli Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile sürekli görüştüğünü hatırlatan Erdoğan, Iraklı Kürtler ve Irak yönetiminin terör örgütü PKK'ya karşı bir adım atmasını beklediklerini belirtti ve ''Artık biz kendi tedbirimizi almak zorundayız. Çünkü sabır taşı çatladı'' dedi.

PKK'yı sadece terör örgütü ilan etmenin, uygulamada sonuç alınmadığı takdirde bir anlamı olmadığını belirten Erdoğan, şöyle dedi: ''Türkiye ne zaman yakaladığı teröristleri gerekli yere veriyorsa, aynı şekilde bunların da Türkiye'ye teslimi gerekmektedir. Terörle mücadeleyi tek başına başarmak mümkün değil. Terörü yöntem olarak benimseyenler, yeni destek alanları oluşturmaktadırlar. Uluslararası toplumda anlamlı dayanışma olmazsa, çabaların etkisi olmadığını kabul etmek gerekiyor. Türkiye olarak beklentimiz bu noktada, ABD ve Irak makamlarının, PKK'nın bölgeden sökülüp atılmasında süratle somut adım atmaları ve Türkiye'ye alacağı önlemlerde destek olmaları gerekmektedir. Hamdolsun, Bush ile görüşmede bunun işaretlerini aldım.''

PKK terör örgütünün Irak'ın kuzeyinde devam eden varlığı ve saldırılarının, Türkiye için çok ciddi bir rahatsızlık kaynağı olduğunu belirten Başbakan Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Dökülen kan, toplumdaki infiali artırmakta, milletin sabrını zorlamaktır. Halkın güvenliğini sağlamak birincil öncelik taşır. Böyle bir terör örgütüne göz yumamayız. Parlamentomuz, 17 Ekim'de bir tezkere görüşmesi yapmıştır. 19'a karşı 507 oyla Hükümetime sınır ötesi, askeri operasyon dahil her türlü önlemi alma yetkisi vermiştir. Alınan bu önlem, Irak'ın toprak bütünlüğünü veya Irak halkını hedef almamaktadır. Sadece terör örgütü PKK'ya yöneliktir.''

Erdoğan, 11 Eylül'den hemen sonra ABD'nin, Afganistan'da El Kaide ve Taliban'ı hedef aldığı, Afgan halkını hedef almadığı yönünde bir açıklama yaptığını hatırlattı ve Türkiye'nin de ABD'nin bu pozisyonuna tam destek verdiğini kaydetti. Erdoğan, ''Bugün Türkiye, aynı desteği ABD ve müttefiklerinden beklemektedir'' dedi. PKK'yı lafta terör örgütü ilan etmenin, uygulamada önlem alınmazsa çözüm getirmediğini de belirten Recep Tayyip Erdoğan, ''Biraz futboldan anlarım. Orta sahada top çevirme zamanı değil, netice alma zamanı. Golü atacaksın. Gol atmadan olmaz. (Çok iyi oynadık, netice alamadık) olmaz. Biz, dostlarımızla netice almanın gayreti içindeyiz. Bu anlamda basit çözümlerden bahsetmek mümkün değildir'' şeklinde konuştu.

''Türkiye, ne zaman yakaladığı teröristleri gerekli yere veriyorsa, aynı şekilde bunların da Türkiye'ye teslimi gerekmektedir'' diyen Erdoğan, şunları kaydetti: ''Terörle mücadeleyi tek başına başarmak mümkün değil. Terörü yöntem olarak benimseyenler, yeni destek alanları oluşturmaktadırlar. Uluslararası toplumda anlamlı dayanışma olmazsa, çabaların etkisi olmadığını kabul etmek gerekiyor. Türkiye olarak beklentimiz bu noktada, ABD ve Irak makamlarının, PKK'nın bölgeden sökülüp atılmasında süratle somut adım atmaları ve Türkiye'ye alacağı önlemlerde destek olmaları gerekmektedir. Hamdolsun, Bush ile görüşmede bunun işaretlerini aldım.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, istikrarsız bir Irak'ın Türkiye'yi de rahatsız edeceğini belirterek, Türkiye'nin, enerji ve su sağlamada Irak'a verdiği desteğin yanı sıra, demokratik sürece geçmesinde de desteğe hazır olduğunu, bunu da İstanbul'daki Irak'ın komşuları toplantısında vurguladığını söyledi.

Erdoğan, ''İstikrarsız bir Irak, bizi de devamlı üzecektir. Biz, yanı başımızda yeniden bir İran-Irak Savaşı asla düşünmeyiz'' dedi. Irak-İran savaşında çok sayıda insanın hayatını kaybettiğini hatırlatan Erdoğan, Türkiye'nin ise ''savaşı değil, operasyonu hedeflediğini'' kaydetti. Başbakan Erdoğan, ''ABD'nin de orta ve uzun vadeli stratejik çıkarları açısından, bunu böyle değerlendireceğini ümit ediyoruz'' dedi.

Irak'ta önemli meselelerden birinin Kerkük'ün statüsü olduğunu belirten Erdoğan, ''Tüm Irak halkını ilgilendiren bu konunun aceleye getirilmeden çözülmesi önem taşımaktadır. Referandumun ertelenmesi mantıklı olmuştur. Türkiye öncülüğündeki Irak'a komşu ülkeler zirvesi de Irak ile bölge ülkelerinin somut çözüm önerileri geliştirdikleri zemin haline gelmiştir. Sekreteryanın oluşturulmasıyla birlikte ne yapıldı, ne yapılıyor, ne yapılacak takip edilecek'' ifadelerini kullandı. Başbakan Erdoğan, genel başkan olarak 2002 yılında ve Hükümetin ilk yılını tamamladığı 2004 yılında ABD'ye ziyareti vesilesiyle aynı salonda, Türkiye'nin ekonomik imkanlarına ilişkin sunuş yaptığını hatırlattı ve şöyle konuştu:

''Bugün ise içinde bulunulan hassas ve kritik dönemde, stratejik ortak ABD ile ilişkilerimizle ilgili bir sunuş yapmak istiyorum. İlişkiler, stratejik ortaklık temelinde gelişip ilerlemeye devam etmektedir. İlişkiler zaman zaman krizler yaşamışsa da güncelliğini ve önemini korumuştur. Uluslararası sistemin soğuk savaş döneminde henüz dönüşümünü tamamlayamamış olması, Türkiye'nin yakın bölgesinde yeni risk ve tehditler çıkarmıştır. Farklı inanç ve sistemlerin buluşma noktasındaki Türkiye bunları yakından hissetmektedir. 11 Eylül sonrası başka boyut kazanan ortam, gelir dengesizlikleri, kitle imha silahları bunlardan birkaçıdır. Türkiye bölgesinde kalıcı refah ve barışın muhafazasını başlıca amaç edinmiştir.'' Türkiye için NATO üyeliği, ABD ile stratejik ilişkiler ve AB'nin önemli olduğunu belirten Erdoğan, Türkiye'nin bulunduğu bölgenin önemli riskleri de beraberinde getirmesine karşın, ülke olarak bunları imkana da çevirme gayreti içinde olunduğunu söyledi.

Türkiye'nin, İslam dünyası içinde demokratik, laik ve AB katılım sürecindeki tek ülke olduğunu belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Türkiye'nin NATO üyeliği, AB ile stratejik ortaklığı ve AB'ye katılım süreci, bölge ve küresel barış için vazgeçilmez bir fırsattır. Türkiye'nin istikrarı ve ekonomik gücü, farklı dünyaların diyaloğu için kilit rol ifade etmektedir. Türkiye, istikrar noktasında ilerlediği müddetçe, ekonomisi ilerledikçe, bölgesel sorunlar da çözüm yoluna girecektir. Türkiye'ye rağmen, bölgesinde atılan adımlar bugüne kadar netice vermemiştir. Bundan sonra da vermeyecektir.''

O bölgede barışın temininde Türkiye'nin katkısının çok önemli olduğunu belirten Erdoğan, ''Afganistan ve Lübnan'da bunu gördük. Eğer barışa inanıyorsak, aktörlerin arasında Türkiye de yer almalı'' ifadelerini kullandı. Türkiye'nin sınır ötesi operasyon yapması durumunda, bunun ''işgal'' olarak anlaşılması ihtimaline ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, şu yanıtı verdi: ''Kimse zaten bize böyle bir yakıştırmayı yapmıyor, yapmaz ve yapamaz. Uluslararası hukukta bir kaide var. BM'de 1546'ncı madde çok açık. Kamu düzeninizi bozuyorsa sizin o ülkeye müdahale hakkınız var. Biz, PKK'yı hedef alan noktasal hedeflerden bahsediyoruz. Kim sorumlu PKK kamplarını dağıtmaktan? O ülkenin yönetimi. Yataklık yaparsa suça iştirak etmiş olur. O yapmıyorsa, o zaman siz müdahale etmek durumunda kalırsınız. Lojistik destek veremezsiniz. Şu anda lojistik destek aldığını görüyoruz. Amerikan silahları terör örgütünün elinde yakalanıyor. Bunların hepsi düşündürücüdür.''

PKK'nın haberleşmeyi, enformasyonu bulunduğu kuzey Irak'taki bölgeden yaptığını belirten Erdoğan, bunun engellenmesi gerektiğini söyledi. Erdoğan ayrıca, PKK'nın ''örtülü siyaset'' yaptığını söyledi ve Irak hükümetinin müdahale etmemesi durumunda suça iştirak etmiş olacağını ifade etti.

ERMENİ MESELESİ

Bazı çevrelerin, Türk-Amerikan ilişkilerini zedeleme çabası çerçevesinde 1915 olaylarına yönelik asılsız iddiaları içeren karar tasarıları bulunduğuna işaret eden Erdoğan, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde 10 Ekim'de alınan kararın Türkiye'yi derinden üzdüğünü söyledi. Erdoğan, bu iddiaların tarihi ve hukuki temelde kanıtlanamadığını belirtti ve şöyle dedi: ''Tarihi olayların yargılanması parlamentolara düşmez. Ermeni iddiaları bugüne kadar ne tarihi ne hukuki temelde kanıtlanabilmiştir. Tarihi olayları belgeleriyle inceleyip en iyi değerlendirecek olan tarihçilerdir. Aksi takdirde, uluslararası ilişkiler sisteminde içinden çıkılmaz bir hal alır. İlişkileri zedelemesine ve stratejik ortaklığa zarar vermesine müsaade etmemeliyiz.''

Erdoğan, 2005 yılında Ermenistan lideri Robert Koçaryan'a ortak tarih komisyonu oluşturulması, arşivlerin açılması için mektupla bir çağrıda bulunduğunu ve halen cevap alamadığını söyledi. Başbakan Erdoğan, ''Biz arşivlerimizi açtık. Sadece sivil değil, TSK da arşivlerini açmış durumda. Ermenistan'ın da varsa arşivi, ki var diyor, o da açsın. Üçüncü ülkeler de açsın. Bu çalışmaların sonunda, iddiaların dayanağı varsa, tarihimizle hesaplaşacaksak, biz tarihimizle hesaplaşırız. Acaba Ermenistan kendi tarihiyle hesaplaşabilecek mi?'' diye konuştu.

Koçaryan'a mektubu yanıtsız kalınca, ''Burada bir rant mı var acaba?'' sorusunun akla geldiğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti: ''Tabii ki, Ermeni diyasporası burada kuru bir rant peşinde. Başka ülkelerin de (Niçin bize geliyorsunuz? Bunun bizimle ne alakası var? Taraf olan iki ülkedir) demesi lazım. Taraf olmayanların bu işte devreye girmesinin nedenini anlamak mümkün değil. Ermenistan'ın asılsız iddialarını ve olumsuz tavrını sürdürmesi, bu ülkeyle ilişkilerin normalleşmesini engellemektedir. Ermeni diyasporanının çabalarına müsamaha gösterilmemesini temenni ediyoruz.''

ABD'nin bu konuda ''sağduyulu'' yaklaşımını takdir ettiğini belirten Erdoğan, özellikle Başkan Bush ve ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'a teşekkür etti. Erdoğan, ayrıca ABD'nin, stratejik ortağı Türkiye ile ilişkilerinin ''Sadece bugüne ve yarına ait olmadığını'' belirterek, sorumlu devlet adamlığı çerçevesinde, geleceğin düşünülmesi gerektiğini ifade etti.

''KAPIYI AÇAMAYIZ'

Ermeni tasarısının gündemden tamamen kaldırılacağına inandığını belirten Erdoğan, ''Türk halkını rencide edici tasarının, ilişkileri zehirleyecek şekilde Temsilciler Meclisi Genel Kurul gündemine alınmasının engellenmesinde, ABD'li dostlarımızın gayretlerine inanıyorum. Bu konunun, ilişkilerin geleceğine ipotek vurmamasını temenni ediyorum. İlişkileri, bu gibi unsurlara karşı korumak, gelecek kuşaklara karşı sorumluluğumuzdur'' dedi. ABD'de, sayıları 300-400 bini bulan Türk asıllı vatandaşların yaşadığını belirten Erdoğan, bu tür bir tasarının onları da üzdüğünü unutmamak gerektiğini kaydetti.

Bir Ermeni katılımcının, ''Koçaryan size yanıt verdi'' yönündeki sözleri üzerine, Koçaryan'ın, tarih komisyonu oluşturulması yönündeki mektubuna cevap vermediği gibi, ''sınır kapısını aç'' çağrısı yaptığını söyledi.

Erdoğan, ''Onların tek derdi var, bu kapıyı açalım. Biz, bu kapıyı açamayız'' dedi. Ermenistan'a hava koridorunun açılması gibi kendisinden gelen jestlerin bulunduğuna işaret eden Erdoğan, Türkiye'deki Ermeni vatandaşların bir sıkıntısı olmadığını da anlattı.

Erdoğan, Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan'ın bir konuşma yapmak üzere ABD'ye geldiğini ancak Ermeni diyasporası tarafından engellendiğini de hatırlattı. Erdoğan, şunları söyledi: ''Benim ülkemde, Ermenistan'dan kaçıp İstanbul'a gelip bizde pasaportsuz yaşayan Ermeniler var. Niye kaçıyorlar, niye Türkiye'ye geliyorlar? Türkiye'de Akdamar adası var. Hazine parasıyla restore ettirdik. Bir barış mesajı olarak. Ama bunu anlamaktan uzaklar, ne yapayım. İlla (kapı) diyorlar. Biz de (Hava koridorunu açtık, önce bunu halledin, adım atın. Yukarı Karabağ'da işgalcisiniz. Bunu kaldırın) diyoruz. Ama kaldırmıyorlar. Biz; adil olmak zorundayız. Açamayız.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Türk-Amerikan ilişkilerinde halihazırda pek çok pozitif unsur var'' dedi.

Erdoğan, geçen yıl kabul edilen ''ortak vizyon ve diyalog'' belgesinin de bunun somut bir göstergesi olduğunu, Arap-İsrail ihtilafından, İran'ın nükleer programına, Orta Asya konuları ve enerji güvenliğine kadar pek çok alanda işbirliğinin öngörüldüğüne işaret etti. 10 milyar dolar civarındaki ticaret hacminin daha da ileri götürülmesinin hedeflendiğini belirten Erdoğan, ortak vizyon belgesinin, ''stratejiik ilişkileri daha da ileriye götürmek için bir referans belgesi'' olduğunu söyledi.

Türkiye'nin dış politika hedeflerinin temel taşlarından birinin AB'ye üyelik olduğunu belirten ve bu meselede ABD'nin katkısına teşekkür eden Erdoğan, Türkiye'nin gerekli reformları yapmaya devam edeceğini kaydetti.

Türkiye'nin önce gümrük birliğine alındığını, diğer ülkelerin ise önce üyelik, sonra gümrük birliğine alındığını belirten Erdoğan, ''Tabii bu üzüyor. Oyun başlamış devam ediyor, bakıyoruz bir kural daha getiriliyor. 90 dakikanın içinde pat penaltıya yeni bir kural getirip koyuyorsun. Olmaz. Uluslararası münasebetlerde ciddiyetten uzak bir durum sergileniyor. Fakat biz kararlıyız. Hükümet olarak aldığımız bütün kararların arkasındayız. Bundan sonra da aynı kararlılıkla devam edeceğiz'' diye konuştu.

Türkiye'yi de içine alacak bir AB'nin güçleneceğini belirten Erdoğan, Türkiye'nin, yakın dost ve müttefiklerinin işbirliği ve desteğine ihtiyacı bulunduğunu ifade etti. Erdoğan, Türkiye'nin bu desteği en çok 50 yılı aşkın süredir müttefik olduğu stratejik ortağı ABD'den beklediğini ifade etti. Başbakan'ın CSIS'teki konuşmasının ardından, kuruluşun Başkanı John Hamre, Erdoğan'a bir ''barış çubuğu'' hediye etti.

Başbakan da Hamre'ye, gümüş bir plaket sundu. Bu arada, Başbakan Erdoğan'ın CSIS'teki toplantısını izlemek üzere CSIS merkezine gelen ABD'nin eski Savunma Bakan Yardımcısı, eski Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz'in güvenlik gerekçesiyle salona alınmadığı öğrenildi.

CSIS, daha önce katımcılara gönderdiği bir notta Başbakan Erdoğan'dan sonra binaya gelen hiç kimsenin içeri alınmayacağını bildirmişti. Wolfowitz'in bu çerçevede salona alınmadığı öğrenildi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious